ŞANLIURFA HALK EDEBİYATINDA ATASÖZLERİ
ANONİM HALK EDEBİYATI
Belirli bir yörede, değişik zamanlarda, değişik olaylar karşısında halkın bakış açısını, zevkini, izlenimlerini yansıtan; toplumdaki biri veya birilerinin söz dokusu üzerine kurulmuş edebi ürünlerin meydana getirdiği edebiyat olan anonim halk edebiyatı, Urfa’da edebiyatın en canlı tarafıdır. Maniler, hoyratlar, türküler, bilmeceler, deyimler, atasözleri, dualar (alkışlar), beddualar (kargışlar), çocuk oyun sözleri, tekerlemeler zengin ve çeşitli bir görünümdedir.
Bu zengin ürünler Urfa’nın sosyal paylaşım noktalarında yöre insanının kadın olsun erkek olsun keskin bakışını, zekâsını, hiciv ve eleştiri gücünü, hazır cevaplığını göstermesi bakımından ilginçtir. Erkeklerin dağ yatılarında, sıra gecelerinde, kahvelerde; kadınların gündüz ve gece gezmelerinde, pikniklerinde, boş gecelerinde, imece halinde yapılan şehriye kesme günlerinde, kabul günlerinde üretilir, paylaşılır, gülünür, ağlanır ama mutlaka yaşatılarak nesilden nesile aktarılır. Bu etkinliği meydana getiren insanların geçmiş zamanın şartları içinde okuma yazma bilmeyen insanlar olduğunu da akıldan uzak tutmamak gerekir sanırım. Buna canlı bir örnek verelim:
Bir grup arkadaş kışın başından baharın başlamasına kadar haftanın belli bir günü her hafta bir evde olmak üzere sıra gezmektedir. Bu sıralarda çiğ köfte, tatlı veya çiğ köfte meyve ikram edilir. Sıra arkadaşlarından biri hasta olduğunu mazeret göstererek sıraya gelmemiştir. Artık bahar gelmek üzeredir. Bunu çiğ köfte gelmeden önce serilen sofraya bırakılan çiğ köfte ile yenen yeşilliklerden anlıyoruz. Şöyle ki sofrada hem baharın bir yeşilliği olan “su yarpızı” vardır hem de kışın bir sebzesi olan lahana (Urfa’da nahana) vardır. Sıradakilerden biri lahanayı göstererek “Nahana mı?” diye sorar. Bir başkası ona “Yarpız mı, nahana mı?” sorusunu ekler. Üçüncü kişi hiç düşünmeden “Ḫeste ḫeberi geldi, esseḥ mi mahana mı? ” diyerek hem maniyi tamamlar, hem de gelmeyen arkadaşları için not düşmüş olur.
Çalışmamızda yazılı ve sözlü kaynaklardan derlenen Urfa anonim halk edebiyatının türlerinden atasözleri örneklerine yer verilmiştir.
Sözcüklerin doğru okunabilmesini sağlamak amacıyla, bir tür transkripsiyon alfabesi diyeceğimiz özellikler ayrı harfler olarak değerlendirilmiştir.
a) “Ayn” sesinin yerine “ ‘ “ (‘eziz),
b) Normal “e” sesi dışındaki kapalı “e” sesi yerine ”é” (kéf),
c) “ka” sesinin yerine “ḳ” (ḳelip),
d) Hırıltılı “h” yerine “ḫ” (ḫızan),
e) Genizden gelen “h” yerine “ḥ” kullanılmıştır (ḥürt).
ŞANLIURFA ATASÖZLERİ
Atasözleri bilindiği gibi yüzyılların kabul süzgecinden geçmiş içinde gizli veya açık mutlaka bir öğüt veren, izlenmesi gereken bir yol gösteren; zaman zaman “Gelin kürsi getirmiş, gendi çıḫmış otırmış.” genel geçerliliği bulunan, zaman zaman da “Bağın daşlısı, arvadın yaşlısı.” Örneğinde olduğu gibi özel durumlar için geçerli olan, doğruluğu zamanlar içinden geçerek kanıtlanmış sözlerdir. Bu özellikleri bakımından Urfa atasözleri az sözle çok şey anlatması bakımından; taşıdığı seci ve aliterasyon gibi ses zenginliği bakımından, mecaz, istiare, kinaye, telmih, mecaz-ı mürsel, tecahül-i arif gibi söz sanatları bakımından adeta bir hazine niteliğindedir.
Bu atasözlerinde tespitlerin, öğütlerin tam yerine oturabilmesi ve her seviyeden insana hitap edebilmesi için argo söylemlerden de kaçınılmamıştır. Bu atasözlerinin bir başka özelliği de bazen kurallı bir cümle olarak söylenmeleri, bazen de söz güzelliğini ve secileri sağlamak için devrik cümle olarak söylenmeleridir. Bu özelliklerin toplamını veya bir kısmını aşağıdaki örneklerde bulabiliriz.
Sadece Urfa’ya özgü atasözleri değil Urfa’da sıkça kullanılan atasözlerine de yer verilmiştir. Atasözlerinin açıklamaları karşılarına yazılmıştır. Daha fazla örnek için “Urfaca Urfalıca” kitabına başvurulabilir.
Ac acdan evlenmiş, çılpaḫ çılpaḫ yavruları olmış: Maddi durumu iyi olmayan çiftler evlendiklerinde hem çocuklarını zor şartlar altında büyütürler hem de çocuklar mahrumiyetler içinde büyür.
Ac aman bilmez, uşaḫ zaman: Ne aç insan ne de çocuk yok demeye ve bekletmeye gelemez.
Ac olan yir daşı, zannéder kemminli kéşkek aşı: Aç olan kişi önüne ne konsa yer, yemek kötü de olsa onu lezzetli olarak algılar.
Ac it fırını yıḫar: Aç insan karnını doyurmak için her yola başvurur.
Acı işletme, toḫı tepretme: Bir insan bir işi yapmaya niyetli değilse onun açlığı veya tokluğu bahane etmesi doğaldır, boşuna zorlama, onu tedirgin etme. Ona iş buyurmaktansa o işi ya kendin yap ya başı yumuşak birine yaptır.
Acı ḳavunı sem çalmaz: Bir olaydan yeteri kadar zarar gören kişi aynı olayın tekrarlanması halinde göreceği başka bir zarar yoktur. Ona gelecek zarar zaten gelmiştir.
Acın amanı yoḫtır, çocığın zamanı yoḫtır: ne aç insan ne de çocuksa yok demekten ve bekletilmekten hoşlanmaz.
Acın ḳarnı doyar, gözi doymaz: aç insan aç gözlü olur ve çok şey ister ama ne kadar istese de ancak midesinin alabildiği kadar yemek yiyebilir.
Acın üstine doḳḳız yorğan örtmişler gene yatamamış: Aç insanın şartları ne olursa olsun uyuması olanaksızdır. O, uykuya, konfora, rahata değil; yemeğe muhtaçtır.
Açıḫ sırfa buyrın istemez: Sofra açılmışsa orada bulunanları sofraya çağırmak gerekmez, herkesin o sofrada hakkı vardır; alınganlık yapmak yersizdir.
Adam adamdır, olmazsa da pulı; éşşek éşşektir olmazsa da çulı: Çulsuz eşeğe nasıl yine eşek diyorsak parasız insan da insandır. Para insanı adam yapmaz, değiştirmez.
Adam var, adamın şéytanı; adam var, adamın reḥmanı: Kötü arkadaş insanı yoldan çıkarır, iyi arkadaş arkadaşının rehberi, koruyucusu olur.
Adamı ğem yıḫar: İnsan üzüle üzüle yıpranır ve yıkılır.
Adamın çektığı dili belasıdır: İnsanın en büyük düşmanı dilidir. Yerinde ve zamanında söylemediğimiz her söz başımıza hesapta olmayan belalar açar.
Adamın sölemezinden, suyın aḫmazından ḳorḫ: Uzun süre akmayan su birden patlayabilir, uzun süre düşünerek sususan bir kişinin konuşmasından da kork; her an taşı gediğine koyabilir.
Ağ gün ağardır, ḳara gün ḳaraldır: Mutlu insan kolay kolay çökmez; mutsuz ve sıkıntılı insan çabuk çöker.
Ağa borç éder, azap ḫerç éder: Ağa parası olmasa bile ağalığına leke getirmemek için borç para bulmak zorundadır ama o parayı harcayan erkek hizmetçi bunun farkında değildir.
Ağaç ne ḳeder uzansa başı göge yétişmez: Bir insan konum olarak ne kadar yükselirse yükselsin, buna mağrur olmamalıdır; unutmayalım ki yükseğin de yükseği vardır.
Ağalıḫ vérmaḫnan olır: Gerçek ağa, durumu elvermese de cömert olmak ve sofrasını, odasını her zaman açık tutmak zorundadır.
Ağaca baḫan géçinin dama çıḫan oğlağı olır: Genetik özellikler anadan, babadan çocuğa artarak geçer.
Ağaca dayanma ḳurır, insana dayanma ölir: Allah’a dayan, dünya ve nimetleri geçicidir.
Ağacı ḳurt yir, adamı dert yir: Bir kurtçuk ağacın gövdesini içten içe nasıl yerse insanı da dertler yıpratır.
Ağırlıḫ altın ḳala, ḫefiflıḫ başa bela: İnsan ağırbaşlı olmalıdır, hafif meşrep olanlar mutlaka başlarına birtakım belalar açarlar.
Ağır ol batman dögesen: Ağırbaşlı olmak gerekir, hafifmeşrep kişiler herkes tarafından dedikoduya maruz bırakılarak kirletilir.
Ağız yidığını, arḫa géydığını arar: İnsan alışkanlıklarıyla yaşar.
Ağlarsa anam ağlar, ḳeyrisi yalan ağlar: Senin için ağladığını sandığın insanlara aldanma, senin için yüreği yanarak gerçekten ağlayan anandır.
Ağlıyanın malı gülene ḫér étmez: Bir insanın malını gasp ederek onu ağlatırsan o maldan hayır görmezsin.
‘Aḳıllı müşavere edene ḳeder deli oğlını everir: Düşünmek danışmak iyidir ama girişimlerimizde gecikmelere neden olabilir.
‘Aḳıllının saḳḳızı bi çéynem, delinin saḳḳızı bi lappan: Akıllı insan, düşünür ve az konuşur; aklını kullanmayan insan ise çok konuşur.
Alıcı ḳuşın ‘ümri az olır: Kavgacı insanların ömrü kısa olur.
Alıcı umıcıdır: Alıcı bir malı ucuza almak ister.
‘Alimnen daş daşı, cahilnen yime aşı: İnsan aynı ortamda bulunmak zorunda olduğu insanlar seçemez fakat ne konuştuğunu, ne yaptığını bilen insanlarla eziyet çekmeyi; ne konuştuğunu ve ne yaptığını bilmeyen insanlarla bir nimeti paylaşmaya tercih etmelidir.
Allah dağına göre ḳarını vérir: Allah, adildir; kötü niyetlinin yoluna kötülük, iyi niyetlinin yoluna iyilik getirir. Herkese hak ettiğini verdiği gibi herkese taşıyabildiği kadar yük ve sorumluluk yükler.
Allah dorğıdan birabardır: Allah iyi niyetlileri sever ve her zaman onların yanındadır, onları korur ve kollar.
Allah ḥeḳḳıyı ḥeḳ éde, ḥeḳḳıyı pâk éde: Allah, adildir. Haklının hakkını tertemiz bir biçimde iade eder. Sen, sana yapılanın iş intikamını almaya kalkışma, Allah, seni temize çıkarır.
Allah iki ḳulaḫ vermiş, bi ağız; iki dinne bi söle: Az konuş, çokça dinle.
Allah ḳulının götirebilecağı ḳeder verir: Allah, kimseye taşıyamayacağı sorumluluğu yüklemez.
Allah vérmiş iki ḳulaḫ; birinden tut, birinden bıraḫ: Az konuş, çokça dinle. İşine geleni yap.
Allah’tan ḳorḫmıyandan ḳorḫ: Yarını ve Allah’ın azabını düşünmeyen, Allah’tan korkmayandan her türlü kötülük gelebileceğinden ondan korkulmalıdır.
Allah var, ğem yoḫ: Allah adildir, rızkı boldur, darda kalana, kendisinden isteyene yaklaşana yardım edeceğine şüphe olmadığına sıkıntılarımız, ihtiyaçlarımız için gam çekmemiz doğru olmaz.
Allah’ın vérgisine ḳerar olmaz: Allah’ın kime ne kadar cömertlik göstereceği belli olmaz.
Alma eksigin ahını, gögden éndirir şahını: Kadının ahını alma, onun intikamını Allah çok elim bir biçimde alır.
Altın yére düşmaḫnan pul olmaz: Değerli kişiler hangi durumda olurlarsa olsunlar, değerlerinden birşey kaybetmezler.
Altıniy poz, ḳafayı pozma: Huzurunu bozan şeylerin üstesinden gelebilecek çare paraysa o parayı harcamaktan çekinme.
Ana analıḫ olırsa baba da babalıḫ olır: İnsan öz anasını kaybettiğinde onun yerini kimse tutamaz. Üvey ana yüzünden baba da babalığını tam anlamıyla yapamaz.
Ana beḫti ḳızadır: Bahtı açık ananın bahtı açık kızı olur. Bu bir genetik şanstır. Kız alırken anasının yaşadığı hayata bakın.
Anası gözde olanın uşağı dizde olır: Çocuğa verilen kıymet, annesine duyulan sevgiden kaynaklanır.
Anası olmıyanın babası evi yoḫtır: Evlenip yuvadan ayrılan evin çocukları anaları ölünce baba evinin yolunu üvey annenin kötü muameleleri yüzünden unuturlar.
‘Ar éden, kâr étmez: Utanan, mesleğinin şartlarını yerine getirmeyen kişiler o meslekten ekmek paralarını çıkaramazlar.
Arğımıyan başa çapıt sarılmaz: Olmayan derdin çaresi aranmaz. Bir dert varsa o derde çare aranır.
‘Arlı ‘arından ḳorḫiy, ‘arsız déyi benden ḳorḫiy: Şerefine değer veren kişi, şerefsiz bir insanla mücadeleye girdiğinde şerefinden çok şey kaybedeceğini bildiğinden böyle bir mücadeleye girmez ama şerefsiz olan insansa o kişinin korktuğunu zanneder.
Arpa samanından, kömir dumanından belli olır: Samanlı arpa para etmez, kötü kömür kolay yanmaz. İnsan eserinden, bıraktığı izden belli olur.
‘Arsız erimez, çayır çürimez: Vurdumduymaz kişiler olaylardan etkilenmez. Hiçbir şey onları üzmez. Stres denen şeyi bilmediklerinden de bünye olarak çöküntüye uğramazlar.
Arvadı er zaptétmez, ‘ar zaptéder: Kadının namusu erkek baskısıyla, korumasıyla, esirgemesiyle sağlanmaz. Kadın kendi namusunu korur, korumakla yükümlüdür.
Arvatnan herifin torpağı bi yérden alınmazsa idara olmaz: Evlilikte mutluluk şansa bağlıdır ama kadın ve erkek huy bakımından birbirine benzemiyorsa, taviz ve hoşgörü karşılıklı değilse onların mutluluğu asla mümkün olamaz.
Asḳın itin sonı uyızlıḫtır: Azgın davranışlar gösteren kişilerin sonu kötü olur.
‘Aşık etrafını kôr zannéder, dört yanını divar zanneder: Aşkın gözü kördür, sözü gereğince aşık olan kişi yaptıklarının kimse tarafından görülmediğini, duyulmadığını zanneder.
‘Aşık gezegen olır, dertli sölegen olır: Aşık olan kişi dile düşme korkusuyla derdini kimseye söyleyemez; bu nedenle ortalıkta dolanır durur. Derdi olan kişiler ise bir çare olur umuduyla derdini herkese söyler.
‘Aşıḳ sazından utanmaz: İnsan yaptığı meslekten ve kullandığı araç gereçten utanmamalıdır.
‘Aşıḳa bağdat iraḫ mı?: Zorunlu bir ihtiyaç varsa o ihtiyacı giderecek etmenlerin uzaklığına yakınlığına bakılmaz.
‘Aşḳ ağladır, dert söledir: Aşık olan kişi çaresizlik içinde ağlamayı, dertli insan da konuşup boşalmayı ve kendisine acındırmayı çıkar yol olarak görür.
Aşiy tanı, işiy tanı, gişiy tanı: Evli bir kadına yapılan üç tavsiyedir. Kazanını kimin kaynattığını bil, görevlerini yap, eşini sev ve mutlu ol.
Atın éyyisi arḫada ḳalmaz: Ne para kazanırken, ne savaşa giderken, ne iyilik ederken arkada kalan kişi makbul değildir.
Atiy ne yiyi; buldı mı bi kile, bulmadı mı bi pençe: İnsan rızkıyla yetinmeli, ne kadar bulursa o kadarıyla yetinmelidir.
Ay dédiğıy dolanır, yıl dédiğıy fırlanır bekle ki ḥefta géçe: Daha kısa bir süre olsa da taşıdığı önem bakımından insanı beklentiye sokan bir hafta bir aydan, bir yıldan daha uzun bir süre gibi görünür.
Ayağiy sıccah tut ki başiy serin olsun: Ayağına çabuk olan insan yorulmayı göze alır ve huzur bulur.
Ayda gelen doğan kimin, her gün gelen soğan kimin: Bir yere her gün gidersen zamanla daha soğuk karşılanırsın, seyrek gidersen yeni gelmiş gibi karşılanırsın.
Az éş, uz éş, boyica éş; olır ki sen düşersen: Başkalarına tuzak kurarken bile insaflı davran; kazacağın çukur derin olmasın, olur ki o çukura sen düşersin.
Az gerek ki uz ola: Az olan şeyler seçkindir, seçkin olmalıdır.
Azap der ki günim bitti, héç démez ki ‘ümrim gétti: Günler çok zor geçse de her geçen gün ömürden geçen bir gündür.
Azca nériye, çoḫçanın yanına: Büyük sermaye her zaman küçük sermayeyi yutar veya küçük olan topluluk büyük olan topluluğa katılmak zorundadır. Yoksa başkalarına kolay lokma olur gibi iki farklı anlamı vardır.
Baba döşşegi ataştır: Bir kimse evde kendini babasının yerine koyarsa ateşle oynamış olur, gibi bir anlamının yanı sıra evde baba varken onun yerine oturulması ayıptır anlamı da vardır.
Baba éder, oğlının yolına gelir: Babanın yaptığı yanlış, unutulmadığı sürece toplum içinde oğlunun yaşamını olumsuz yönde etkiler; ayrıca baba yaptığı yanlışın vebalini oğluna miras bırakır anlamının yanı sıra evladımıza yapılmasını, evladımızın başına gelmesini istemediğimiz bir kötülüğü kimseye yapmaya kalkışmamalıyız gibi bir anlamı da vardır.
Baba malı téz ḳurtılır, evlat lazım ḳazana: Hazır para kolay biter; bu yüzden baba malıyla övünülmez, iyi evlat kendi emeğiyle kazanan kişidir.
Babasına ḫéri olmıyanın kimsiye ḫéri olmaz: Bir insan en çok anasına babasına yararlı olmalıdır. Bu nedenle babasına bile hayrı olmayan insandan bir yarar beklemek yanlıştır.
Bahalıdan ucızı yoḫtır: Ucuz mal dayanıksızdır; onarımı, yenilenmesi nedeniyle bize pahalıya mal olur. Fiyatına bakmadan sağlam olanı tercih edilmelidir.
Baḫ bağa, üzim olsın; yimağa üziy olsın: Bir olanaktan gönül rahatlığıyla yararlanmak istiyorsan o olanağı hazırlayanlardan biri de sen olmalısın.
Baḫmaḫtan usta olınsadı pisikler ḳassap olırdı: Teorik bilgi ve gözlem bir işin öğrenilerek yapılmasını ve o işte ustalaşma sonucunu doğurmaz. Mutlaka teorik bilgi ve gözlem pratiğe indirgenmelidir.
Baḫtım yârım, yâr degil; terkini ḳılmaḫ ‘ar değil: Seni sevmeyenlerin yanında kalmak zorunda değilsin. Orayı terk etmekten çekinme.
Baḫtiy ki aş, hemin yanaş; baḫtiy ki iş, hemin siviş: Bir nimet, bir ikram olan bir yer varsa zaman geçirmeksizin oraya koş; bir zahmet, bir emek gereken yer varsa oradan zaman geçirmeden uzaklaş.
Bal olan yérde, sinek de çoḫ olır: Nimet olan yerde insanın çok olacağını ve bunun yadırganmaması gerektiğini hiç unutma.
Baliy, bekmeziy éyyi olsın; sinegiy Bağdat’tan gelir: Sen gerçekten iyi hizmet ver, malın iyisini satmaya çalış; böyle olursa müşteri diye bir korkun olmaz.
Barmağiy bağla çıḫ zuvağa, herkez bi şé söler: Olay bir, yorum çoktur; kalabalıklar bildiği ve bilmediği konularda yorum yapma hastasıdır.
Barudı beglıḫ olırsa atmağı ḳolay olır: Parasına güvenerek atıp tutan insanlar vardır. Ayrıca parası çok olan kişi parayı kolay ve fazla harcar gibi bir anlamı da vardır.
Baş bellisiz méydan ıssız: Büyük olaylardan sonra ortamı garip bir sessizlik kaplar.
Baş ol da soğan başı ol: Birilerinin peşinde gitmek yerine birilerine baş olmaya, birilerini peşinden sürüklemeye çalış.
Baş yastığını arar, arha géydığını. İnsan alışkanlıklarıyla yaşar ve bu tür bir yaşamdan zevk alır.
Başiy üstine olmasın, ayağıyın altına olsın; téz olsın: Önemli olan tatlı vaatler değil, işin çabuk yapılmasıdır.
Bayaz ḳoyının ḳara ḳuzısı da olır: Hayatta olmayacak hiçbir şey yoktur, sakın hayret etme gibi bir anlamının yanı sıra; çocuk huy ve davranış bakımından ana babasına benzemeyebilir gibi bir anlamı da vardır.
Bayḳuş densiz üzinden vérane bekler: Densizler o kadar kıymetsiz insanlardır ki makbul olmayan baykuş bile onlardan kaçar, densizlerin uğramadığı harabelerde yaşamayı tercih eder.
Bayram günı aşa ne, kel başa tıraşa ne: Saçı olmayana tıraş ne kadar gereksizse bayramda da herkesin evinde yemek piştiğinden, bayramda yemeğe davet kolaydır, üstelik övünülecek bir şey değildir. Önemli olan bayram dışı zamanlarda yapılan yemek davetleridir.
Beg ölir beg kimin, ‘ebdal ölır ‘ebdal kimin: Herkes nasıl yaşarsa öyle ölür anlamının yanı sıra herkesin cenaze töreni de yaşadığı hayata göre yapılır.
Beḫti açılan ḳızın üzi ay, evi seray görikir: Kısmeti açılan kızın her şeyi göze güzel görünür, satılacak malın kusuru da alıcı tarafından görülmez.
Békârın gözinnen ḳız alınmaz: Bekâr kişi eş seçiminde acele davranır ve tatlı dile, güler yüze çabuk aldanır. Bu nedenle onların gözüyle beğenilen kızları değil, doğru olanı çok araştırarak bulmak gerektir.
Bekmezi küpten al, ḳızı kökten al: Küpte kalan pekmez kolay kolay bozulmayacağı gibi soylu ve eğitime önem veren aile kızları da kolay kolay bozulmaz.
Bela nérden gelır, ölımın kôrından: Kötülüğün nereden geleceği belli olmaz.
Bélini egene daş ḳoyan çoḫ olır: İnsanlara yardım adına fedakâr davrandığın sürece senin bu özelliğini istismar eden kişiler elbette olacaktır.
Béş barmağın hanḳısını kessey arğımaz: Bütün evlatlarımız bizim için değerlidir, hangisinin canı yansa bizimde canımız yanar.
Béterin dert de gider, amma izi ḳalır: Dertler, hastalıklar sabırla yapılan bir tedaviyle giderilir ama hem o hastalığın izi hem de hastalık süresince sana yapılan muamelenin izi kalır; hastalıklarımız, gerçek dostlarımızı tanımamıza yardımcı olur.
Bi baş soğan bi ḳazanı ḳoḫıdır: Bir topluluktan kötü kokular çıkmasına neden olan bir kişi bile o toplumun adının kötü çıkmasına neden olur.
Bi buyrının iki éyvallahı vardır: Her çağrılan yere gidilmez.
Bi dirhem et bi ḳantar ‘eyip örter: Şişmanlığıyla alay edilen bir kişi tarafından söylenmiş bir teselli sözüdür. Zayıf ve hastalıklı insanları yemeğe teşvik için de söylenir.
Bi düşiş, iki örgeniş: İnsan dediğin bir kez düşer, ikinci kez düşene insan demezler.
Bi süri devenin başını bi éşşek çeker: Dünyada gözümüzün alıştığı, kanıksadığımız, düşündüğümüzde aklımıza ters gelen, oldukça tuhaf olgu ve olaylarla karşılaşırız.
Bi süriye bi ḳurt yéter: Sürü kaç hayvandan oluşursa oluşsun çobansız ve köpeksiz olduğunda onları telef etmeye bir kurt yeter. Bozguncu kişiler, başsız olan ve caydırıcı gücü olmayan toplumları kolayca bozguna uğratırlar.
Bi şeḥfi bi divar ḳurtadır: Yapı taşlarının arasına koyduğumuz küçücük, biçimsiz destek taşları nasıl bir duvarı ayakta tutuyorsa önemsiz bir ayrıntı da bir yapıyı, bir işi, bir toplumu ayakta tutar; onları küçümsememeliyiz.
Bi yimem déyenden korhacahsan, bi de sölemem déyenden: Yiyenden ve söyleyenden korkma, yeme ve söyleme özelliklerini gizlemeye çalışanlardan kork. Onlar, herkesten fazla yer, herkesten fazla konuşurlar.
Bireden yatan itten ḳaḫar: Kötü huylar insandan insana geçen, bulaşıcı hastalık hükmündedir.
Biri bilmiyen bini de bilmez: Bire sahip olmayan bine sahip olamaz, bireye saygı göstermeyenin topluma da saygısı yoktur, eline geçen biri hor gören, birin kıymetini bilmeyen kişi, bine sahip olamaz, bir olan Allah’ı bilmeyen yaratılan hiçbir şeyi bilmez gibi birkaç anlamı vardır.
Bizim sınanmış ayranımız élin yuğırdından éyyidir: Birilerine minnet edip onlardan büyük şeyler beklemektense kendi imkânlarımızla yaşamımızı sürdürmek prensibimiz olmalıdır.
Boğaz ḳırḫ boğım; ottız doḳḳız düşın, bi söle: Konuşmadan önce söyleyeceklerini ve söyleyeceklerinin dinleyenler üzerindeki etkilerini düşün de öyle konuş.
Bol bol yiyen, pel pel baḫar: Elindekileri har vurup harman savuran kişinin sonunda yapacağı şey, etrafına anlamsızca bakmasıdır.
Borcın éyyisi vérmaḫ, derdin éyyisi ölmaḫ: Borçlardan kurtulmak istiyorsan borcunu bir an önce ödemenin yolunu bulacaksın; dertsiz insan, dertsiz dünya istiyorsan; dertsiz olayım, dertsiz yaşayayım diyorsan öleceksin. Çünkü yaşayanlar arasında dertsiz olanını bulamazsın.
Borç ḳalır, dert alır: Ödenmeyen borç yerinde durur ama hastalık yerinde durmaz, ilerledikçe ilerler ve bir gün ölüme neden olur.
Boş otıracağıya beleş çalış: İşin olmadığı zaman boş oturma, hiçbir çıkar talep etmeden insanarın yardımına koş.
Bögin bayram, bi kaşşıh ayran, siye de yéter, biye de yéter: İnsanlar her günün değerini vererek yaşamalı, aza kanaat etmeli ve hoşgörülü olmalıdır.
Böginin tavuğı yarının kazından éyyidir: Hayal kurduğumuz, beklentide kaldığımız şeyler çoğunlukla elimize geçmez ve bizi mutsuz eder. Bu nedenle elimizde bulunan mütevazı imkânları kullanarak yaşamalı, bunlarla mutlu olmaya çalışmalıyız.
Böyik baş bulamazsay böyik daşa danış: Yapacağın bir işte önce büyüklerine danış.
Böyik ḳapının böyik toḫmağı olır: İnsanlar ihtiyaçlarının karşılanmasını, problemlerin çözülmesini büyük kişilerden bekler ve başları sıkıştığında onların kapılarını çalarlar.
Böyik luḫma yi, böyik söz söleme: Büyük lokma ye, o lokma boğazında kalsın ve öl ama sakın büyük konuşma. Çünkü bir gün o sözleri yutmak zorunda kalır, ölmekten beter olursun.
Budamsız bağ üzim vérmez: Bir işin meyvasını almak o işe emek vermekle mümkün olur.
Bulıt giderse Şam’a, ökizi gönder dama: Bulut tarladan uzaklaşır, yağmur yağmaz ve kuraklık olursa öküzü boşuna yormamak, tarlayı öylece bırakmak gerekir. Bir işe girmeye karar verdiğimizde imkânlar elvermiyorsa boşuna masraf yapmış ve emek vermiş oluruz.
Bülbılın çektığı dilinin mekiridir: İnsanın başına ne kötülük gelirse konuştuklarından gelir.
Can sağlığı, dünya varlığı: Ne kadar zengin, ne kadar nüfuzlu olursan ol; sağlığın yerinde olursa bunların lezzetini alabilir, keyfini sürebilirsin.
Ceḥtden çarıḫ yırtılmaz: İnsan mutlaka gittiği yolda azimle ilerlemeli, ufak tefek bahanelerle amaçlarından vazgeçmemelidir.
Cevizin bini bi pula, pul olmazsa ne yapım: Önemli olan piyasanın ucuzluğu, pahalılığı değil, cebimizdeki paranın miktarıdır.
Cins ḫorız daha yımırtadaken öter: Bazı kişilerin ileride ne kadar büyük adam olacakları çocukluklarında belli olur.
Comarttan mıḳrızın malı bir gider, mıḳrızınki bi adım ögde gider: Cimri kişi, ne kadar cimri olursa olsun bazı masraflara kaçınılmaz olarak katlanmak zorunda kalır. Bu yüzden gideri, cömert insanın giderini aşar.
Cücigin sonını güzin sayallar: Bir işin kârını, zararı başlangıçta veya iş sürerken anlaşılmaz; kayıp ve kazanç ancak iş bitince hesaplayabiliriz.
Çalıda gül bitmez, cahile söz yetmez: Cahil insanlardan anlayış beklemek, bunun için onlarla konuşmak boşunadır.
Çarşı iti av yapmaz: Serbestliğe, kendini düşünmeye alışmış kişiler alışkanlıklarını değiştirip disiplin altına girmez, onlardan bir görev veya iyi bir sonuç beklemek yanlıştır.
Çarşı iti ev beklemez: Gezip dolaşmaya alışan kişiyi bir yerde sabitleyip ona bazı şeyleri emanet etmek, güvenmek yanlıştır.
Çarşı iti süri beklemez: Gezip dolaşmaya alışan kişiyi bir yerde sabitleyip ona bazı şeyleri emanet etmek, güvenmek yanlıştır.
Çerçi ‘ölbesindekini satar: Konu ne olursa olsun, karşındaki insanı konuşturmaya kalkarsan; o insan konuşmasında konuyla ilgisi olmasa bile kendi birikimlerini yansıtır, bildiğini okur.
Çinine vurmışlar, démiş aḫ belim: Toplumda en çok eziyet edilenler, zulüm gören kişiler sahibi, koruyanı, arka çıkanı olmayan kişilerdir.
Çobanın göyni istese tekkeden yağ çıḫadır: Gönüllü yapılan işlerde ummadığımız, hesaba katmadığımız yararlı sonuçlara ulaşırız.
Çocığın yidığı ḥelal, géydığı ḥeram: Çocuğun yediği şeyler onun beslenmesini ve gelişmesini sağlayacağı için ondan yiyeceği şeyleri esirgememek gerekir. Çocuk hem giydiği şeylerin temizliğine dikkat edemeyeceğinden giysiler çabuk kirlenir hem de büyüdüğü için giysiler çabuk küçülür. Bu yüzden çocuğa alınan giysiye fazla yatırım yapmak yanlıştır.
Çoḫ ağız bir oldı mı bi ağız héç olır: Söylediğin söz ne kadar doğru olursa olsun kötü niyetli olan, ağız birliği eden kişiler senin söylediklerini boşa çıkarırlar/ çıkarabilirler.
Çoḫ azın başını yir: Büyük sermaye küçük sermayeyi yutar gibi bir anlamının yanı sıra arkası kuvvetli biri kimsesiz birini kolayca alt eder gibi ikinci bir anlamı da vardır.
Çoḫ söz yalansız, çoḫ mal ḥeramsız olmaz: Çok konuşan kişilerin sözleri genelde yalanlar barındırır; bu yüzden böyle kişilerin sözlerine itibar etme, sen de az ve öz konuş. İnsan yaşamı da el emeği, alın teriyle çok mal edinecek kadar uzun değildir. Bu açıdan da bir insanın fazla mal edinmesi onun harama yöneldiğinin göstergesidir.
Çoḫ söleme ‘arsız édersen, ac ḳoma ḫırḫız édersen: Çocuğu eğitirken fazla konuşmak, onu sık sık azarlamak çocuğun kişiliksiz biri olmasına neden olur. Çocuğu ceza olsun diye aç bırakmak da onun hırsız olmasına neden olur. Eğitimde ölçülü olmak tek şarttır.
Çömçeden at suvarılmaz: Bir işi yapmak ve o işi başarılı yapmak için seçilen alet ve araç önemlidir.
Çürik ipnen ḳuya énilmez: Gerekli tedbirleri almadan, alınan tedbirleri gözden geçirmeden bir işe girişmek tehlikelidir.
Çütin egrilığı ökizin ḳartlığındandır: Başarılı bir iş çıkarmak isteyen kişi doğru kişilerle, doğru araçlarla çalışmalıdır.
Dadanandan ḳudırana çara yoḫtır: Bir nimetin tadına varıp onu terk edemeyenler kudurmuş gibi aynı nimetten yararlanmayı sürdürmek isterler.
Dağ daşsız olmaz, ḳız ḳardaşsız: Erkek kardeşi olmayan kız, korumasız kalır.
Daldan düşen ḥaldan aynar: Bir insanın çektiği sıkıntıyı ve acıyı ancak o sıkıntıyı, o acıyı daha önce çekenler bilir.
Damaḫ dişten ögde olır: Her işin, her olayın, her kişinin bir önceliği vardır. Bu duruma saygı göstermek gerekir.
Dar günin ‘ümrı ḳıssadır: Koşullar ve ortam müsait değil diye üzülme, felaket günleri çabuk geçer ve kısa zamanda unutulur.
Dar yérde yimek yiyecağıya, géniş yérde dayaḫ yı: Bir iş yapılırken ortam ve mekân önemlidir. Dar yerde ve zamanda yapılacak ikram bile makbule geçmez. Geniş yerlerde dayak yemekde kaçma şansı bulunduğundan, dar yerdeki ikrama tercih edilir.
Darı unundan paklava olmaz, incir dalından ohlavı olmaz: Bir işin başarıyla ve yorulmadan yapılması ve işten randıman alınması için uygun malzeme seçimi önemlidir.
Daş altında olmasın, dağ ardında olsın: Sevdiğimiz insanların ölüm acılarına katlanmak yerine uzakta olmalarına razı olmalıyız.
Daşa toḫım ekilmez: Sonuç alınamayacak, fayda sağlanamayacak işler peşinde koşmak boş bir çabadır.
Datlı datlı yimağın acı acı ḳusmağı olır: Yediğin yemeğin, harcadığın paranın kaynağının ne olduğunu ve ileride neye mal olacağını düşün.
Datsız aşa duz nétsin, ‘eḳılsız başa söz netsin: Bazı şeylerin çaresi yoktur; tatsız aşın tek eksiği tuz değildir, akılsız başın tek eksiği nasihat değildir. Çünkü nasihatı anlayıp uygulayacak mekanizma yoksa insanda, nasihat da boştur.
Dayza ana yarısıdır: Teyze, ananın olmadığı yerlerde ve zamanlarda, özellikle annenin ölmesi durumunda vekili sayılır. Annenin görevlerini yapar, yeğeninin sırlarını paylaşır ve o sırları saklar.
Degirmen iki daştan, müḥübbet iki baştan.Tek taşla un öğütmek mümkün olmadığı gibi, sevgi de tek taraflı olmaz.
Deli ağlamaz, divana gülmez: Dünya delinin umurunda değildir, her şeye güler geçer; divane için ise dünya zindandır. Dünyanın zenginlikleri, mutlulukları, güzellikleri onlara vız gelir, dünya, divane için bir eziyettir, hiçbir şey onları mutlu etmez.
Deli ‘erlanmaz, seḥebi ‘erlanır: Deli, yaptığı şeyden utanç duymaz, sahibini utandırır, anlamında olup bazen akılsız ve sorumsuz davranan insanlara bir aile baskısı olarak söylenen bir sözdür.
Deli düginden, çocıḫ oyından ‘ecizmez: Deli; çalgı sesi, insan gürültüsü arasında yapacağı her hareket düğün sahibi tarafından hoş görüleceği veya görmezlikten gelineceği için keyfince oynar ve bundan bıkmaz. Hiçbir çocuğun da oyundan bıktığı görülmemiştir. Bu söz dünyayı bir eğlence olarak gören ve yaşamı gırgıra alan kişiler için söylenmiştir.
Deli dügin evine gétmiş, bıra bizim evden ḫoş démiş: Düğün evinde deli, keyfince eğlenme imkânı bulduğu için düğünden ayrılmak; sıkıldığı ortama, evine dönmek istemez.
Deli géçinin deli oğlağı olır: İnsanların huy ve davranışları kısmen genetiktir, kısmen aileden aldığı eğitimden kaynaklanır.
Deli ola dermen yiye: Öfkeli bir insanın damarına basar, onu en kızdığı yerden, en hassas olduğu konulardan avlamaya kalkarsanız onun daha öfkeli bir hale gelmesine neden olursunuz. Normalde sinirli olan bir adamın öfkelenmesi ne kendisinin ne başkasının yararına olur.
Delidir malıdır, ne yapsa yéridir: Bazı kişiler kendi imkânlarını kendilerine özgü bir biçimde kullandık larında onları yadırgamamalıyız.
Delikli boncıḫ yérde ḳalmaz: Yetenekleri ve özellikleri olan insanlar nasıl olsa bir gün değerlendirilir.
Delinen gétme yola, başıya getirir bela: Delinin nerede ne yapacağı, ne söyleyeceği belli olmadığı için ona yolda refakat eden kişiye zararı olur. Bu söz yola çıkmak istemediği birini yanında götürmek hevesinde olmayan kişiler tarafından kullanılır.
Delinin malı gözinin öginde gerek: Delinin eşyası kendi gözünde çok değerli olduğu için onları gözünün önünden ayırmaz. Bu söz, tedbiri seven, bulunduğu yerden ayrılırken eşyasını unutma tehlikesini yaşamak istemeyen kişiler tarafından kullanılır.
Delinin saḳḳızı batmandan: Delinin ne derdi biter ne sözü. Her zaman bazı sözleri tekrarlayıp durur. Bir sözü evirip çevirip tekrarlayan kişiler için kullanılır.
Dellal ola éşşegi itine, ḳeyme ola oğlını evere: Tellal, başkasının kaybolan eşeğinin bulunması için saatlerce bağıra bağıra geziyorsa kendi eşeği kaybolduğunda acaba ne yapar. Natıra (keyme) başkasının düğününe adam toplamak için akşama kadar kapı kapı gezerse kendi oğlunun düğününde acaba ne yapar. Bu söz bir işi meslek edinen kişinin o işi kendisi için daha da gönülden yapacağını anlatır.
Demir tavından, adam savından: Demirin halis olduğu, kalitesi ateşte yumuşadığı ve dövülmeye hazır olduğu zaman anlaşılır. İnsanın da değeri konuştuğunda ortaya çıkar.
Demir tavına gelir, kömir biter; insan tavına gelir ‘ümır biter: Bu dünyada olaylar, insanın istediği gibi meydana gelmez. Bir iş tam kıvamına geldiğinde bir olumsuzluk meydana gelir ve iş aksar, hatta yarıda kalır. İnsan da dünya ateşinde acılarla olgunlaşıp tecrübe sahibi olduğunda bir gün hem de beklenmedik bir zamanda ölüverir.
Densiz deve, girmez eve: Evin yolunu bilmeyen, eve uğramayan kişiler densiz deve hükmündedir.
Derdiy varsa sölen, borciy yoḫsa evlen: Derdin varsa söyle, paylaş, derdin azalır; borcun yoksa evlen, masraflar artar, borçlu olmanın acısını tadarsın.
Dertli başa yuḫı, yuḫısız başa yastıḫ ne lazım: Dertli kişi uyuyamaz, uyuyamayan kişiye de yastığın gereği yoktur.
Dertlisey ağla, ‘aşıḳsay söle: Derdi olan ağlar, aşık olan konuşur.
Dertsiz baş, mezerde gerek: İnsan yaşadıkça dert çekmeğe mahkûmdur. Çünkü her türlü sıkıntı insanlar içindir ve bu sıkıntılar ilahi bir sınavdır.
Deve çömçeden suvarılmaz: Bir işi yapmak, bir ihtiyacı karşılamak için uygun araç veya alet kullanmak gerekir.
Deve devenin yérine çökmez mi: Bir ortamı terk eden kaba saba bir adamın yerini başka kaba saba bir adamın almasına şaşırmamalı.
Devenin derisi éşşege yük olır: Ticaret kervanlarında çölde can çekişen deveyi keser ve devenin etini yerler. Yüzdükleri deve derisini de kervanın önünde giden eşeğe yüklerler. Toplumlarda da bir nimetten faydalanan kişilerle o ninimetin zorluğuna katlanan kişiler farklıdır.
Devesi olan ḳapısını böyik açar: Yaşadığın mekân ve o mekânın koşulları yaptığın işe uygun olmalıdır.
Deviye “énişi mi seviysen, lokışı mı?” démişler, “düz yola noldı?” démiş: Deve için yokuş da zordur, iniş de zordur. Düz yolda yürümeye razıdır. Bazı insanlar da kolaylaştıran değil, zorlaştırandır. Kendilerine bir çözüm yolu sorulduğunda mutlaka zor ve dolambaçlı yolları tavsiye ederler.
De’vetsiz gelen döşşeksiz otırır: Bir yere çağrılmamışsan gitme. Mekân sahibinin senin geleceğinden habersiz olması hem seni rahatsız eder hem onu utandırır.
Dil dédiğiy malamat çömçesidir: Bir insanı ancak konuştuğu sözler rezil eder.
Dilden dügimlenen, dişten açılmaz: İnsanlar senin dilinden emin olsun. Sözlerinle kırdığın insanın gönlünü ne yaparsan yap yeniden yapamazsın.
Dilençi küser, nesibini keser: İnsan rica edeceği, bir şeyler isteyeceği yere, kişiye küserse kendi kendine zarar verir.
Dilençinin namı alçaḫ, geliratı üskektir: Dilenci, dilenmekten utanmadığı için kovulduğu yere, istenmediği yere yeniden gitmekten çekinmediği için adı kötüye çıksa da utanmadığı için geliri yüksektir.
Dilim, dilim; çinime géydirdi kilim: İnsan konuştuklarının esiridir. Düşünmeden konuşursak bu konuşmadan olumsuz yönde etkilenenlerin hışmına uğrayarak çok kötü durumlara düşer.
Diliy yorma, eliy yor: Dilini yorarak bir işin yapılmasını başkasından istemek yerine, o işi sen yap ki minnet altına girmeyesin.
Din ayrı, kén ayrı: İnancınla intikam duygularını birbirine karıştırma. Hiçbir zaman vicdanı elden bırakma.
Direk dibinden çürir: İnsan dış etkilerden değil aile içi gelen zararlar nedeniyle dert sahibi olur, yaşlanır.
Doğdı ḳuyrıḫ, ḳalmadı ḳorıḫ: Kuyruk doğunca korukların hepsi üzüm olur. Kuyruk, küçük bir takım yıldızdır. Temmuz sonunda doğar. Urfa’da yaz başından beri sıcak geçen geceler sona erer ve geceler de serinler.
Dorğı divar yıḫılmaz, egri ḳaçar ḳurtılmaz: Doğru insanlar hangi şartlar altında olursa olsun ayakta kalmayı başarırlar. Ölseler bile adları dimdik ayaktadır. Doğru olmayan insanlarsa gerçekler anlaşılınca er geç yıkılmaya mahkûmdur. İnsanların, senin söylediklerinden incinecek, zarar görecek kişilerin şimşeklerini üzerine çeker, istenmeyen durumlara meydan verirsin.
Dost üzınden, düşman gözınden belli olır: Dostlar başarılarımızla güler, başarısızlıklarımızla üzülürler. Onların yüzüne bakınca hem dost olduklarını hem de sevinip üzüldüklerini anlarız. Düşmanlarımız ise başarılarımıza hoş gözle bakmadıkları gibi, başarısızlıklarımızla onların gözlerinin içi güler.
Dostlıḫ dağca, ḥissap ḳılca: En yakın dostun da olsa hesabını kuruşu kuruşuna ona verebilmelisin. Bu söz “Dostluk başka, alışveriş başka” atasözünün teyididir.
Dügin ağardır, ḳara gün ḳarardır: Neşeli ve iyi niyetli insan kolay kolay yaşlanmaz. Dertli ve karamsar insansa çabuk yaşlanır gibi bir anlamının yanı sıra insanı genç tutan veya yaşlandıran en önemli etmen yaşanan ortamdır, ortamda bulunan kişilerin, ortamı oluşturan koşullarının da önemi vardır gibi ikinci bir anlamı da vardır.
Dügin iki gişiye, nolmış deli ḳonşıya: Düğün yuva kuran iki kişinin sevinçli zamanlarıdır. Ama nedense düğünde dost, akraba ve komşular daha fazla oynar. Başkası evlenirken havaya giren, heyecan duyan ilgisiz kişiler için kullanılır.
Dünya ölimli, gün aḫşamlı: Her şeyi bir sonu vardır. Gün biter, akşam gelir; yaşam biter, ölüm gelir.
Düşenin dostı olmaz, ceḥt éyle düşmamağa: Acınacak duruma düşenlerin acıyanı olmaz, bu yüzden böyle bir duruma düşmemeye çalış.
Ecel gelmişse baş arğısı mahanadır: İnsanoğlunun faniliği tartışılmaz, ölüm muhakkaktır; ama bu gerçek görmezden gelinerek her ölüm için bir bahane bulunur.
Eḥmaḳın parası biter, ḫaḥın malı bitmez: Alışverişe ne kadar para ayırırsan ayır, hiçbir zaman bu bütçe yeterli olmaz. Hem eksikler hem de piyasaya arz edilen mal bitmez, bittikçe yeniden üretilir.
Eḥmaḳların elinden deliler şeheri terk étmiş: Düşüncesiz olan veya düşünmeden hareket eden insanlar hem kendilerini hem çevrelerini zor durumda bıraktıklarından deliler bile onlardan uzak durmaya çalışırlar.
Ekmegi ekmekçiye vér, bi ekmek de ziyada vér: Bir iş yaptıracaksan maliyeti yüksek de olsa o işi o işin ustasına yaptır.
Ekmegi yalavuz yiyen sırfasını gendi ḳaldırır: Yemeğini kimseyle paylaşmaya yanaşmayan kişiler o yemeğin hazırlanması ve sofrada kalan artık ve bulaşıkların toplanması gibi zahmetlere tek başına katlanmak zorunda kalır.
Ekmegin böyigi ḫamırın çoğından olır: Büyük projeler için büyük sermaye gerekir.
El vérir, üz utanır: Senden beklenenin daha azını verirsen utanman gerekir gibi bir an lamının yanı sıra elinden ekmek yediğino insana kötülük edersen nankörlük etmiş olursun, insan biraz utanmalı gibi bir anlamı da vardır.
Eli dar olanın dili ḳıssa olır: Bir toplumda parası olan sahip olduğu imkânlara güvenerek çok konuşur ama parası olmayanlar belirli bir konuda kendine düşecek payı ödemekten yoksun olduğundan korkusundan konuşmaz.
En nevmü ḫeyrün minel laḳlaḳ: Uyku boş laflarla dolu bir sohbetten daha hayırlıdır. Bu söz, sabah ezanında okunan “Namaz uykudan hayırlıdır” ifadesinden ”Evet, namaz uykudan hayırlıdır ama uyku da boş laftan hayırlıdır” çıkarımı yapılarak uydurulmuştur.
Eskisi olmıyanın yéngisi olmaz: Yeni giysileri var diye eski giysilerini kullanmayanlar bilsinler ki sürekli kullanılan yeni giysiler de bir gün eskir.
Et giren yére dert girmez: Bir insan iyi besleniyorsa, her yemeği hazmedebiliyorsa o insan hastalanmaz. Bu söz nefsine hakim olamayan ve eti çok seven kişlerce söylenmiş ve günümüze kadar getirilmiştir
Et koharsa duz lazım, duz koharsa ne lazım: Her olumsuzluğun bir çaresi vardır gibi görünse de çaresi bulunamayacak olumsuzluklar da vardır.
Ev seḥebi mısafırın ḳuzısıdır: Ev sahibi misafirperverlik adına misafirine kuzu gibi davranmak, onu memnun etmek zorundadır.
Eve lazım olan camıya bile ḥeram: Bir kişiye, bir aileye hayati derecede gerekli olan bir şeyin başka bir yere, başka bir kişiye verilmesi; bunun da başka biri tarafından istenmesi yanlıştır.
Evi ev éden arvat, yurdı şén éden dövlet: Bir evi yaşanabilir bir ortam haline getiren o evin hanımıdır. Bir vatanı huzur içinde idare edecek olan da devlettir.
Evini icara véren elini yére vérir: Kiracıyla uğraşmak zordur. Kiranın zamanında alınamaması veya hiç alınamaması, kiracının kalabalık bir aile olması ve evi hor kullananarak yıpratması, uygunsuz kişileri misafir etmesi gibi sorunlar mal sahibinin başını ağrıtır.
Eviy yıḫ, üziy ağart: Bütün imkânlarını kullan, gerekirse doğacak zararlara da katlan ki insanların yüzüne bakabilesin gibi bir anlamının yanı sıra misafire ikramda gerekirse imkânlarını zorla ama misafire mahcup olma.
Evel te’am, soyra kelam: Önce yemeğini ye, sonra konuş. Sofrada aşırı olmamak koşuluyla konuşmanın bir sakıncası olmamakla beraber, bu söz ataerkil, kalabalık aileler için daha bir geçerlidir. Sofrada aynı kaptan yemek yendiği için yemeğin bitmesi konuşanların aç kalması söz konusudur.
Evlat ataşı çetin bi intiḥamdır: Evladı ölen kişinin yüreğine dayanılmaz bir ateş düşer, bu Allah’ın insanı çektiği zor bir sınavdır. Bu sınavı bu bilinç ve sabırla geçiren kişi kurtuluşa erer.
Evlat ‘eziz, terbiye daha ‘eziz: Evlat önemlidir ama hayırlı evlat daha önemli olduğu için ona terbiye vermek daha önemlidir.
Eviy éniş olacaḫ, ḫulḫiy géniş olacaḫ: İnsanın iş yapabilme erki, sabrı, neşesi yerinde olmalı, evinin yolu da zor çıkılabilir olmamalı ki hiçbir zorluk yaşamadan insan hayattan zevk alabilsin.
‘Ebdal düginden, uşah oyından ‘ecizmez: Aynı konu üzerinde, aynı şakalar içinde kalan ve bunlardan zevk alan kişiler için söylenmiştir.
‘Ebdessiz adama namaz dayanmaz: Bir işin zahmetine katlanmayanlar, gereken şartları yerine getirmek durumunda olmayanlar için o işi yapmak kolaydır ama o kişiler sonuca katlanmak zorundadır.
‘Ekıl adama en böyik sermiyedir: Sermayeyi akıl idare eder. En büyük sermayeleri, en büyük kuruluşları eriten şey, akılsızlıktır.
‘Ekıllar mezzada çıhmış, herkez ‘eklını almış: İnsan öyle bir yaratıktır ki aklından asla şüpheye düşmez.
‘Eḳıllı düşünene ḳeder deli oğlını everir: Hayırlı bir girişimde iyi niyetle başlamak, ince eleyip sık dokumamak gerekir; bazı fırsatlar bu nedenle kaçabilir.
‘Eḳıllı ḳatar ḳatar yir, ‘eḳılsız satar satar yir: Akıllı insan tutumlu olur, malına mal katar; sonunu düşünmeyen insan elindekileri satarak yaşamaya çalışır ve sonunda malsız kalabilir.
‘Emmim, dayım; hepsinden aldım payım: Birinci derecede olsa bile akrabalarımdan gereken zararı gördüm; insan, başı dara düştüğünde akrabalarına bile güvenmemelidir.
‘Éşḳıyanın düşkini, bayaz géyer ḳış güni: Yaşadığı güzel günlerden sonra kötü günler yaşamaya başlayan kişiler giyimleriyle bile çevreye gülünç olurlar.
‘Eyreti ata binen téz éner: Kullandığın araç, oturduğun yer, kullandığın sermaye emanetse o emanetin senden ne zaman alınacağı hiç belli olmaz. Onları kendi malınmış gibi kullanma gafletinde bulunma.
Éden bulır, ingildiyen ölir: Zalimler zulümlerinin karşılığını bulur ve acınacak duruma düşerek kötü bir sonla karşı karşıya kalır.
Él ağzından şorba içilmez: Birileri istiyor diye bir girişimde bulunmak, bir işe kalkışmak doğru değildir, karın doyurmaz.
Él ne yidi démez, ne géydi dér: Yediğin şey nasıl olsa karnındadır, görünmez. Bu nedenle kimse yediklerin hakkında konuşamaz ama giydiklerin herkesin gözü önünde dir. Giyim kuşamına önem ver.
Éldeki yara divar deligi: Başkalarının acıları bizim için duvardaki oyuk gibi yok hükmündedir. Acıyı ancak çeken bilir.
Éle sermiye lazım: Birileri sürekli olarak dedikodu edecek kişi ve konu arayarak, onları dedikodu yaparak eğleniyor, birbirimizle uğraşarak onlara dedikodu konusu olmayalım.
Él yumrığını yimiyen gendi yumrığını degirmen daşı zannéder: Her insan kendini çevresinin en güçlüsü, en akıllısı sayar. İnsan kendi aklının gerçek kapasitesini, yumruğunun gücünü başkalarıyla girdiği olumlu veya olumsuz ilişkiler sonunda anlar.
Élin daşı uzağa gider: Elin dedikodusu bitmez üstelik bu dedikodular hesap edilemeyecek kadar yayılır ve hesap edilemeyecek kadar uzun süre etkisini gösterir.
Élin vefası olmaz, zéhérin şifası olmaz: Yabancılarda sadakat, fedakârlık, dostluk gibi duygular aramak, zehirde şifa aramak kadar saçmadır.
Éşşege cilve yap démişler, kahmış fiske atmış: Bazı kişiler nazlanayım, cilve yapayım, biraz eğleneyim derken bunun ölçüsünü bir türlü ayarlayamaz ve kırıcı olur.
Éşşege ḳuyrığı yük degil: Kişi yapmak zorunda olduğu görevler nedeniyle yakınmamalı ve kimseye minnet etmemelidir. İnsan yapmak zorunda olduğu iş nedeniyle sızlanmamalıdır.
Éşşegi çamıra düşenin seḥebinden ḫérlisi yoḫtır: Kötü duruma düşen, başına bir felaket gelen kişinin problemini ancak ona sahip çıkanlar çözebilir.
Éşşegi metḥétme, gendini at sanır: Değersiz insanlara değerinden fazla değer verirsen o kişiye özgüven kazandırır ve o kişi kendini bir şeyler saymaya başlayarak saçma sapan işler yapıp haddini aşar ve seni pişman eder.
Éşşegiy peḥkem bağla, ḳonşiy ḫırḫız çıḫatma: Bir olay olmadan önce o olayın olmaması için her türlü tedbiri al ki sonradan suçlu arama gayretini göstermene gerek kalmasın. Bu sayede hem boşuna yorulmamış olursun hem de dostlarından, komşularından şüphelenmek gibi onların vebalini alacak, onları kıracak durumlara düşmezsin.
Éşşek zeḥferandan ne aynar: Bazı kişiler ellerinde bulınan değerin kıymetini anlamaz ve o nimeti değerlendiremez.
Éyyi adama kanlı ol, köti adama borçlı olma: Kendini bilmeyen, insanî değerlerden nasibini almamış insanlara borçlu olmaktan uzak dur, kendi kendini taşıyabilen kişilerle kanlı bıçaklı düşman olmayı tercih et.
Éyyi nam altın kemerden evladır: Servet hem erimeye, bölünmeye mahkûmdur hem de birileri tarafından çalınmaya hazırdır, bu yüzden; geçicidir. Toplumda iyi izler bırakarak şöhrete ulaşanların adları yaşayacağından iyi bir isim olmak, servet sahibi olmaya tercih edilir.
Éyyilıḫ étme, eviye yétme: İyilik ettiğin kişiden kısa zamanda bir kötülük gelme olasılığı vardır. Çünkü iyilik ettiğin kişi minnet borcunu ödemek yerine sana bir kötülük yaparak seni küstürür ve aklınca minnet borcunu ödemekten kurtulur. Bazı insanlara yapılan iyilik onları yoldan çıkarır anlamı da vardır.
Éyyilığa éyyilıḫ her gişinin kârı, kötilığa éyyilıḫ er gişinin kârı: Sana yapılan iyiliğe iyilikle karşılık vermek herkesin yapabileceği, yapılan kötülüğe iyilikle karşılık vermek ve kötülük yapanı utandırmak olgun insanların yapabileceği bir iştir.
Éyyilıḫ iki baştandır: Bir toplumda iki kişi arasındaki iyilik karşılıklı değilse, iyilik havada kalır ve iyiliğin değeri olmaz.
Éyyi mal yérde ḳalacağına köti ḳarın yırtılsın: Çok yemek yiyen insanların oburluklarına mazeret olarak uydurdukları bir sözdür.
Feḳir géyse nérden buldiy, zengin géyse ḫérli olsın: Varlıklı insanların güzel ve yeni giysileri hep iyi dileklerle karşılandığı halde yoksulun giydikleri acabalar biçiminde tepki bulur.
Gâvur ekmegi yiyen gâvur ḳılıcını çeker: Bugün birinden para alan, yardım gören kişi yarın o kişiden emir almaya başlar. Aldığı emirle de yaptıkları, içinde doğup büyüdüğü toplumun değer yargılarına ters düşer, toplum düşmanı bir insan oluverir.
Géçi geberse de ḳuyrığını éndirmez: Bazı kişiler vardır ki ne kadar baskı altında olurlarsa olsunlar inatçılıklarından asla taviz vermezler, bildiklerini okurlar.
Géçidi deliye yuḫladıllar: Bir tehlike anında akıllıveya kurnaz kişiler öne atılmaz, tehlikeyi göze almaz, geride dururlar. Tehlikeli işleri genelde deli cesareti gösteren kişilere yüklerler.
Gelin atta, nesibi ḥeḳta: Bir kişinin kaderinde nelerin olduğunu kimse bilemez.
Gelin bildığını işler, ḳaynana dilini dişler: Kaynana ne derse desin, gelin eninde sonunda yapacağını yapar ve kaynana susmak zorunda kalır. Bu yüzden kaynanaların fazla müdahaleci olmaması gerekir.
Gençlıḫ uçar bi ḳuştır, gétti mi ele géçmez: Gençlik çok kısa sürer ve biz onu bir gün elimizden kaçırıveririz.
Gençlıḫ uçar bi ḳuştır, iḫtiyarlıḫ bi naçar iştir: Gençlik çok kısa sürer ve elden çabuk gider, yaşlılık ise çaresizlik çağıdır.
Gendi gözindaḫki mertegi görmez, elin gözindaḫki çöpi görir: Kendisindeki büyük kusurları görmeyerek ya da görmezlikten gelerek başkasının küçük kusurlarını diline dolayan kişiler nasıl bir gülünç duruma düştüklerinin farkında olmazlar.
Gezen ḳurt aç ḳalmaz: Rızık ayağa gelmez, insanoğlu rızkının peşinde koşmalıdır.
Gezmaḫnan adam olınsadı, itler adam olırdı: Oturup bir işin bir ucundan tutmak gerekir. Boş gezerek hiçbir şey elde edilemez.
Gön yuḫa yérden delinir: Her eşyanın bir zayıf tarafı, her insanın bir zaafı, her toplumun zayıf bir halkası vardır gibi anlamlarının yanı sıra bir ekonomik krizden önce yoksullar olumsuz etkilenir gibi bir anlamı da vardır.
Göyilsiz ava giden it ne avlar: Bir iş gönülden yapılmazsa o işin başarılma şansı yoktur.
Göz gördığından ḳorḫar: Ne kadar anlatırsan anlat tehlikeyi görmeyen, riski yaşamayan kişiye tehlikenin boyutlarını anlatamazsın.
Göz görmedi mi karın doydım démez: Bir insanın karnını doyurmadan önce gözünü doyurmalıyız.
Göze yassaḫ yoḫtır: Göze görme diyemediğimizden görülmesinden çekindiğimiz şeyleri kimsenin görmediği yerde ve zamanda yapmalıyız.
Gözzelin ḥüsni kimin ḫulḫı da gözzel gerek: Güzel, hem görüntü hem huy bakımından güzel olmalıdır.
Gümen étme varlığa, düşersen darlığa: Varlık ve varsıllık güvenilecek şeyler değildir; servetin bir gün, bir nedenle, bir şekilde erir ve sen yoksullaşırsın.
Gün var, ayı bésler; ay var, güni béslemez: Bazen bir günlük kazanç bir ailenin bir aylık masrafını karşılar, bazen de bir aylık kazanç bir ailenin bir günlük geçimini sağlayamaz. Rızkın ne kadar ve ne zaman geleceği belli olmaz.
Gündiz çıra yandıran géce ḳarannıḫta ḳalır: Elindeki imkânları gerekmediği zamanlarda harcayanlar, harcama zamanı geldiğinde o imkândan mahrum kalırlar.
Ğafıla kelam nafile kelam: Bir kişi kendisinden ve yaşadığı toplumdan uzaksa ona laf anlatmaya kalkışmak gereksizdir.
Ḫaḫa kéf lazım: Birileri sürekli olarak dedikodu edecek kişi ve konu arayarak eğleniyor, birbirimizle uğraşarak onlara dedikodu konusu olmayalım.
Ḫaraba ḫana yolçı urğamaz: Bir mekânın rağbet görmesi, uğrak yeri olması için o mekânın bakımlı olması gerekir.
Ḫatın étti ḫér ola, ḫalayıḫ étti kôr ola: Toplumdan topluma değişmekle beraber bazı toplumlarda bir kabahate gösterilen tepki kabahati işleyen kişiye göre değişir. Kabahati kişinin konumu onun suçlu görülmemesine hatta hoş görülmesine neden olabilir.
Ḫatın gerek ki beg doğıra: Soyunun sağlıklı olarak sürmesini isteyen kişi evliliğini mutlaka görmüş, geçirmiş bir ailenin kızıyla yapmalıdır.
Ḫatının derdi çekilir, ḫalayığın derdi çekilmez: Bir yerde amir durumda olan birinin bir işi bitirme konusunda yaptığı aksilikler, sonunda bu işi bitirecek kişi olması bakımından hoşgörüyle karşılanabilir. Fakat o amire bağlı olan ve yetkisi olmayan kişilerin gösterdiği aksiliklere tahammül edilemez.
Ḫayın ḫövflidir: Kötü niyetli kişi bu niyeti yüzünden herkesi kötü görür ve herkesten korkar.
Ḫér düşin ḳonşıya, ḫér gelsin başıya: Başkaları hakkında iyi düşünen insanın armağanı iyi şeylerdir.
Ḫér éttiy, başa çıḫat: Hayırlı bir işe başlamışsan onu yarım bırakma, tamamla. İnsanlardan senden bir beklenti içine girmişse bu beklentiyi karşılıksız bırakma.
Ḫér iste ḳonşıya, ḫér gelsin başıya: Başkaları hakkında iyi düşünen insanın armağanı iyi şeylerdir.
Ḫérli evlat malı nétsin, ḫérsiz evlat malı nétsin: Hayırlı evlat çalışarak kazanır ve babadan kalan mala ihtiyaç duymaz. Hayırsız evlat babadan kalma malı kısa zamanda tüketeceğinden onun için de baba malının bir anlamı yoktur.
Ḫeste ol benim üçün, ben ölim seniy üçün: Benim için küçük bir iyilik yap ki ben de sana günü geldiğinde daha büyük bir iyilik yapma hevesi duyabileyim.
Ḫorızı çoḫ olanın sebbeḥi geç olır: Bir işin yapılmasını herkes birbirinden bekliyorsa yapılması gereken işin bitmesi gecikir.
Ḫuy canın altındadır: Huy, genetik olduğu kadar uzun yıllar süren bir aile eğitimi sonucu oluşan alışkanlıktır. Bu alışkanlık kolay kolay bırakılamaz. Yaşam boyu devam eder.
Ḫuylı ḫuyını tergese ya ‘ar olır ya ‘ibret: Kötü bir huyu terk etmek olanaksızdır. Kötü huylu kişi bu huya alıştığından huyu terk etmek ona utanç vesilesi olur, gülünç duruma düşeceğini sanır
Ḥed sirke küpine zerar: Sirke ne kadar keskin olsa kendi küpüne zarar verir. Öfkelerine yenilen insanlar da kendilerine ve yakın çevrelerine zarar verirler.
Ḥeḳḳın sillesinin sedası yoḫ, vurırsa devası yoḫ: Gücüne, konumuna servetine güvenme; ezdiğin insanların bedduaları bir tutarsa Allah sana öyle bir tokat vurur ki neye uğradığını şaşırır, bir daha da doğrulamazsın.
Ḥeḳtan gelen ḥeḳtır, bını bilmiyen eḥmaḳtır: Allah’tan gelen hayır da olsa şer de olsa isyan etmeden bunu kabul etmek zorundayız. Bunu bilmeyip inkâr etmek ahmaklıktır.
Ḥelalzada barıştırır, ḥeramzada ḳarıştırır: Temiz kişilikli insan kavgadan yana olamaz. Kavgadan yana olanlar temiz kişilikli olamaz.
Ḥemamda şarkı sölemaḫ, ḳulbette yalan sölemaḫ ḳolaydır: Her işin kolay yapıldığı bir ortam vardır. Ses hamamın kubbesinde yankı kazanarak güzelleşir. Gurbette söylenen yalanın da aksini ispat ve iddia etmek de mümkün olmadığından gurbette söylenen yalan açığa çıkmaz.
Ḥerefene ev yıḫmaz: Toplu halde yenen yemeklerde yemek için yapılan masraf yiyenler tarafından paylaşılarak ödenirse yemek masrafı kimse için yıkım olmaz.
Ḥérs geldi mi iman taḳadan ḳaçar: Dinde öfkenin yeri yoktur. Öfkeli bir insan öfkeli olduğunu fark ettiği an kendini bir kez olsun gözden geçirmelidir.
Ḥessiriye otıran düşmaniy olsa çirtigiy vurma: Misafir kim olursa olsun, bulunduğu mekânda dokunulmazlığı vardır.
Ḥille ḥilliy buldırır: Hile yapan kişi mutlaka bunun karşılığını kötü biçimde alır.
Ḥuḳḳa her yérde kırḫ dirhem: İki kere iki dört eder gibi bazı gerçekler hiçbir yerde değişmez; okka kırk dirhemdir, kırk dirhem de bir okkadır.
Her gördığiy sekkelliyi babay zannétme: Dış görünüş seni aldatmasın. İnsanlar yüzden başka, içten başka olabilir. Herkes baban gibi senin iyiliğini düşünmez.
Her ot gendi kökinde biter: Herkes doğduğu ve birlikte yaşadığı aileden sorumludur ve o ailenin özelliklerini taşır. Bir insanın ne olduğunu anlamak istiyorsan onun köküne bak.
Her şe incelıḫtan, adam kısmı ḳabalıḫtan ḳırılır: İnce ve nazik olan nesneler çabuk kırılır. İnsan nesne değildir ve kaba söz ve davranışlar insanı kırar.
Her şéyin yéngisi, dostın eskisi: Yeni eşya, yeni giysi, taze yiyecek makbuldür ama dost eski ve sınanmış olmalıdır.
Herif ökiz derdinde, arvat saḳḳız derdinde: Bazı kadınlar, kocaları büyük sıkıntılarla boğuşurken çok küçük istekler yüzünden kocalarının huzurunu kaçırır.
Herkez gendi ‘ölbesindaḫkini satar: Bir kimse konu ne olursa olsun konuştuğu zaman kendi kişiliğini, kültürünü, yaşam anlayışını yansıtır.
Héy densiz, sen olırsay bensiz, ben de olıram sensiz: Say beni, sayayım seni; benden vazgeçersen ben de senden vazgeçerim gibi anlamları vardır.
İgit düştığı yérden ḳaḫar: Mert insanlar yenilgiyi kabullenemez. Bu yüzden kötü duruma düşse bile hatalarından ve zaaflarından ders alarak düştüğü yerden bir şekilde kalkmayı ve yolunda yürümeyi başarır.
İki deliye bi ‘eḳıllı usıl ḳor: Her iki kişi arasında kavga doğaldır. Bu kavga akıllı bir kişi tarafından adil ölçülerde çözülmelidir.
İki göyil bir oldı mı zibillıḫ seray olır: Sevginin olduğu yerde mekânsal koşullar pek de önemli değildir.
İki kelle bi kazanda kaynamaz: Bir ortamda iki başlılık varsa o ortamdan sağlıklı bir karar çıkmaz, o ortamda sağlıklı bir iş yapılmaz.
İki timar, bi yime bedeldir: Tımar hayvan için çok faydalıdır. İki kez tımar edilen hayvan bir öğün yem yemiş gibidir.
İkram dağca ḥissap ḳılca: İkram Allah içindir. Misafirine istediğin kadar ikram et. Ama aynı insanla hesaplaştığında kimsenin en ufak bir hakkı kimseye geçmesin.
İlanın sevmedığı ot bırnının dibinde biter: Sevmediğimiz insanlar bizi huzursuz etmek için etrafımızda dönüp dururlar gibi bir anlamının yanı sıra insan neyle, kimle karşılaşmak istemezse o insanla daha çok karşılaşır gibi bir anlamı da vardır.
‘İnat da bi mırazdır: İnat bir işe yaramaz ama inat da yeri geldi mi söz gelimi bir kötülüğü engelledi mi o da bir murattır.
İnniy sen siye batır, çuvaldızı başḳasına: Başkasına yaptığın yanlışın acısının derecesini öğrenmek istiyorsan o yanlışın sana yapıldığını farz edeceksin.
İsmarlama ḥec ḳabıl olmaz: Bazı ihtiyaçlarınızı, görevlerinizi istemekle, sağa sola başvurmakla, rüyasını görmekle yerine getiremezsiniz. O işi bizzat sizin uğraşarak yapmanız gerekir.
İşine ḫor baḫan boynına torba taḫar: İşini sevmeyen kişi işinde başarılı olamaz ve dilenecek duruma gelir.
İt iti ḳaparsa yolçıya yarar: Bir iş yaparken iş yapanlara, bir yola giderken yola çıkanlara engel ve tehlike oluşturan kişiler birbirine düşerse kârlı çıkan, iş yapan veya yola çıkanlardır.
İt ḳuyrıḫsız, insan buyrıḫsız olmaz: Dünyada emir almayan insan yoktur.
İt ürir, kervan yérir; yél ḳayadan ne aparır: İş yapan kişilere engel olmaya çalışan, söyledikleri sözlerle işi tavsatmaya çalışanlar, azimli insanların azmi karşısında bir şey yapamazlar ve işin bitmesine engel olamazlar. Üstelik azimli insanlara sürülmeye çalışılan lekeler de bu kişilere bir zarar veremez.
İt yatağında gemik aranmaz: Bir şeyin olması mutlak olan yerde “Acaba var mıdır?” diye sorulması yanlıştır. İt yatağında kemikten bol ne vardır?
İti ḳırpsay it tazı olmaz: Fiziksel değişiklikler insanın kişisel özelliklerini değiştirmeye yeterli değildir.
İti olmıyan köv ḳurda teslim: Caydırıcı gücü, savunması olmayan insanlar ve yerler kötü niyetli kişilere teslim olmaya mahkûmdur.
İti vurmazlar, seḥebinin ḫetri üçün: Hata yapan, terbiyesizlik eden, suç işleyen birine ceza verilmesi gerekirken onun saygın yakınlarının hatırı gözetilerek o kişi affedilir. Yeter ki o kişi kötü alışkanlıklarından, verdikleri zarardan vazgeçebilsin.
İtin ete merḥemeti olmaz: Her insanın bir zaafı vardır, zaafıyla karşı karşıya gelen insan kendi yapısına, kişiliğine uygun olan davranışı gösterir.
İtin ḳuyrığı ḳelibe girmez: Bazı insanlar aldıkları terbiye nedeniyle ve yapı olarak kural tanımaz, kendilerine sınırsız özgürlük tanır, aklına eseni yapar. Ne yaparsak yapalım onlara kural ve sınır koyamayız.
İtnen çuvala girilmez: Kişi bir mücadeleye girdiği kişinin gücüne, cüssesine bakarak girmemeli, toplumsal konumu pek de iyi olmayan insanlarla girişilecek mücadele kazanılsa da kendi adının da lekeleneceği unutulmamalı.
Ḳaḫacağiy yére otırma: Bir mecliste kendine uygun olan bir yer seç. Baş köşeye oturmaya kalkarsan oraya oturması gerekenler geldiğinde oradan kalkmak zorunda kalır ve küçük duruma düşersin.
Ḳalaylı paḳḳır cenger tutmaz (cengerlenmez): Asil, sütü temiz, aile eğitimi esaslı insanlar kolay kolay bozulmaz.
Ḳalçası ḳırığa ziyarat ne yapsın: Her derdin bir çaresinin ve bu çareyi bulacak kişisinin farklı olduğunu unutma gibi bir anlamının yanı sıra uslanmayan insanın çaresi yatır veya dua değil, ölümdür gibi bir anlamı da vardır.
Ḳalınt incelene çig incenin canı çıḫar: Bir kriz döneminde zenginler de para kaybeder amma yoksul kişiler bu kriz altında ezilerek ekmek parasına muhtaç olurlar.
Ḳan ḳusana altın silepçe tutılmaz: Kan kusacak kadar ölüme yakın bir hastaya altın leğen tutsan bile hastanın gözünde o leğenin bir değeri yoktur, bu ikram onun için ilaç da değildir; çünkü o can pazarındadır, dünyalık peşinde değildir.
Ḳan ḳussay, nar şerbeti içtim dé: Dile düşmek istemiyorsan kimseye sırrını söyleme, sırrını öğrenir gibi olurlarsa da inkâr et.
Ḳar evel böyik dağa yağar: Yaşlılık işaretleri önce saçın ağarmasıyla kendini gösterir, gibi bir anlamının yanı sıra bir ailenin bütün sorumluluğu, bütün problemleriyle o ailenin büyüğü muhatap olur, sorumluluk sahibi olan bu kişi gelecek tehlikeleri göğüsler gibi bir anlamı da vardır.
Ḳarḳadan gezenin bırnı pisten, éttardan gezenin bırnı misten ayrılmaz: Kötü arkadaşla gezen kişiler başlarını bela ve kötülükten kurtaramadığı gibi kötü şöhret sahibi de olurlar. İyi arkadaşlarla oturup kal kan kişiler hep iyiliklerle karşılaşacağı gibi iyi şöhret sahibi olurlar.
Ḳarnı toḫ it kölgede yatar: Bazı kişiler çevrelerine aldırmadan karınlarını doyurma ve keyif çatma peşindedir.
Ḳarniy doyıramıyacağiy yérde ac oldığiy söleme: Bir kişi bir yerde ihtiyaçlarının karşılanamayacağını biliyorsa o ihtiyacından kimseye söz etmemeli. Çünkü hem ihtiyaçları karşılanmaz hem de küçük düşer, dilenci düzeyine düşer.
Ḳarpızı yiyen ḳurtılır, ḳabığını yiyen ḳurtılmaz: Bir yerden, bir işten çıkar sağlayanlar kurnazlıklarıyla işin içinden sıyrılırlar. Ama onların artıklarından geçinenler başları hep eğri kalacağından suçlu olarak yakalanıp cezalandırılır ve suçlu olmaktan kendilerini kurtaramazlar.
Ḳarpız kesmaḫnan ürek savumaz: Kendisine kötülük yapan bir kişiyle kavga ve mücadele etmek yerine bir başkasıyla ufak hesaplar içinde kavgaya tutuşmak doğru olmadığı gibi intikam duygusunu da ortadan kaldırmaz.
Ḳaşaviy al, gir aḫıra; yarası olan ğocınır: Ortaya bir söz söylendiğinde muhatap gözetilmese bile o sözlerden alınan kişiler vardır. Çünkü o sözlerin ucu onlara dokunmuştur.
Ḳatıra babay kim, démişler; dayım attır, démiş: Bazı insanlar çevrelerinden kusurlarını, kirli geçmişlerini saklamayı alışkanlık haline getirmiştir.
Ḳavum, ḫısım çekişmiş, bına eḥmaḳ inanmış: Akraba kişiler, kavga etseler bile kısa zamanda barışırlar; onların birbirine düşman olacağını aklına getirme.
Ḳavurğadan ḳarın doymaz (çerez karın doyurmaz): Boş söz karın doyurmaz gibi bir anlamının yanı sıra neşter vurulması gereken yara pansumanla iyileşmez gibi bir anlamı da vardır.
Ḳaz, ḳaznan; daz, daznan; kel tavuḫ, kel ḫorıznan: Evlilikte, arkadaşlıkta temel esaslar denklik ve uyumdur.
Ḳazan démiş gümişem, çömçe démiş dibiyden gelmişem: Herkesin yanında kendini olduğundan farklı gösterip övmeye kalkışma, içlerinde seni yakından bilen birisi veya birileri olabilir.
Ḳazan yuvalanır, ḳapağını bulır, kôr göz çappağını bulır: Farklı ortamlardan da gelseler sabıkaları pek de temiz olmayan kişiler birbirlerini nasıl olsa bulur anlamının yanı sıra huysuz bir kadınla huysuz bir erkeğin evlenmesinde yapılan bir yakıştırmadır.
Ḳebehet (ḳebihet) sırma ‘eba olsa kimse çinine atmaz (almaz.): Şimdiye kadar ben suçluyum, suç bendedir diyen kişi çıkmamıştır.
Ḳeḥve ḳaradır amma üz ağardır: Kahve kara da olsa ev sahibinin misafire karşı yüzünü ağartır.
Kehvenin üzi karadır amma méydanı pâktır: Kahve kara da olsa ev sahibinin misafire karşı yüzünü ağartır.
Ḳelp néce, ‘elem onca: Senin iç dünyanda hangi değerler yaşıyorsa, niyetin neyse çevrene ve dünyaya o niyetle, o gözle bakarsın.
Ḳelpten ḳelbe yol gider: Sevgi karşılıklıdır, bir kişi bir başkasını seviyorsa o başkası da kendini seviyordur. Başka türlü sevgi, sevgi değil olsa olsa bu bir hoşlanmadır.
Ḳerbigit ḥalını bilse ḫoştır, yağmır yağarsa ḳıştır: Kişi kendi bütçesine göre harcama yapmalı, başkalarıyla harcamada, eğlenmede, gezmede yarışmamalı, haddini aşmamalıdır.
Kırh sene yağmır yağsa kâr étmez mermere: Dik duruşlu ve kişilikli insanları dış tehditler etkilemez.
Ḳırḫında azanı teneşir pâklar: İnsan alışkanlıklarını genç yaşta edinir, o alışkanlığın zararını görerek veya uyarılarak ileriki yaşlarda bu alışkanlıklarından vazgeçer. Oysa geçkin yaşlarda kötü alışkanlıklar edinenlerin bu alışkanlıklarını bırakmaya zamanları olmayabilir.
Ḳırnazdan comardın malı bir gider, ḳırnazınki bi adım önde gider: Cimri olanla eli açık olan arasında bir fark vardır ki o da cimrilerin paralarının eli açıklardan bir adım önde harcanacağı, cimrinin gereksiz yere cimrilik ettiğidir.
Ḳısmeti kesilmiş itin, ḳurban bayramında yuḫısı gelir: Bir insanın bir nimette hem de nimetin bol olduğu dönemde o nimette kısmeti yoksa birtakım nedenlerle o nimetten yararlanma fırsatını bulamaz.
Ḳış ḳışlığını, puşt puştlığını yapar: Herkesin kendi asaletinin, kendi karakterinin gereğini yapacağını aklından çıkarma.
Ḳış ḳış ola ki yaz da yaz ola: Kış gerçekten soğuk olursa, yaz da o oranda sıcak geçer. O yıl da çok bereketli geçer.
Ḳoçlar dağda yaylımdaken, ḳuzılar ḳazanda ḳaynar: Ecelin gence mi, yaşlıya mı geleceği pek belli olmaz. Herkes Allah’ın çizdiği çizgide, kaderini yaşar.
Ḳonşı ḳonşının bitine müḥtaç: Komşular birbirlerine her bakımdan muhtaçtır. Komşularla iyi geçinmeli, iyi geçinmenin yollarını bulmalıyız.
Ḳorḫ ondan, ḳorḫmaz Allah’tan: Allah’tan korkmayan, ilahi adalete inanmayan, vicdanı olmayan, insan sevgisi taşımayan insanlardan her türlü kötülük beklenir.
Ḳudıran başına bulır: Haddini aşıp azgınlaşan kişiler en büyük zararı kendilerine verirler.
Ḳurdı ḳuziya yoḫlatmazlar: Kurdun olup olmadığını, gelip gelmediğini kontrol etme işini kuzuya yüklersen kuzuyu kurda yem etmiş olursun.
Ḳurda boyniy niye ḳalınt démişler; gendi işimi gendim yaparam, démiş: Kendi işini kendin görürsen kimsenin minneti altına girmezsin, başın her zaman dik olur.
Ḳurtların ḫérine ḳuşlar da géçinir: Toplumda bir işi kotaranlar kotardıkları işlerden nimetlendikleri gibi toplumdaki yüzer gezer kişilerin de nimetlenmelerini de sağlarlar.
Ḳuştan ḳorhan darı ekmez, ekse de ḫérini görmez: İnsanlar, bazı risklerden korkarak bir girişim için cesaret gösteremezse hem o işi yapamaz hem de yapsa bile o korku psikolojisiyle yaptığı işten bir randıman alamaz.
Kâr, zerarın arḫadaşıdır: Bir işe girişenler o işin hem kârına hem zararına razı olmalıdır.
Kéf édenindir: Keyif ve eğlencenin tadını onu neşeyle yaşayanlar çıkarır.
Kefine cép tikmiyler: Dünyada mal veya para yığanlar ölürken yanlarında bir şeyler götüremeyeceklerini unutmasınlar.
Kekligi avcıya av éden sesidir: Çok konuşan insan, her sözünün başında veya sonunda kendini ele verir.
Kelin dırnağı olsa gendi ḳafasını ḳaşır: Kendisinde olmayan bir varlığı, bir yeteneği, bir özelliği aranan kişi; aslında kendisinde o varlık, o yetenek, o özellik olsa ancak kendine yarayacağından kendisinden başkasına sıra gelmez.
Kervan yolda düzılır: Kervanın dizildikten sonra hareket etmesi zaman kaybına yol açar, geç kalanların kervana sonradan katılması zaman kaybını önler, insanın geç kalması kervanın geç kalmasına tercih edilir. Bazı ihtiyaçlar da kervan yola çıktıktan sonra ortaya çıkar. Başka bir anlamı da tedbirli olmak her zaman doğru değildir, bazı şeyleri zamana bırakmak doğrudur biçimindedir.
Kimi aşa mühtaç, kimi işe, kimi de hem aşa hem işe: Kimi insan zevkini tatmin etmek için çalışır, kimi insan ekmek parasını çıkarmak için çalışır. Kimi insan da hem ekmek parasını çıkarır hem de zevkini tatmin eder.
Kimse acından ölmez: Herkes rızkıyla yaratılır ve kimse acından ölmez.
Kiraçının mitili çinindedir: Kiracı insanın bir yerde kalma süresi ya verdiği kiranın devamlılığına ya da ev sahibinin insafına kalmıştır.
Kôr bayḳuşın ḳısmeti ayağına gelir: Allah herkesi rızkıyla yaratır ve kimse acından ölmez.
Kôr bazara varmasın, bazar kôrsız ḳalmasın: Maldan anlamayan kişileri pazara gönderirseniz her şeyin kötüsünü alır ve paranız boşa gider. Ama maldan anlamayanlar da olmasa pazarcı kötü malları kime satar?
Kôr göz çappağını bulır: Ne yaparsan yap her şey olacağına varır.
Kôr, kôra cırt démiş: Kendi kusurunu görmeyip aynı kusuru başkasında görerek bunu diline dolayan kişiler gülünç duruma düşer.
Kôra demişler: Malın eyyisini nerden ayniysan? Fiyetinden, demiş: Malın iyisi biraz da fiyatından anlaşılır.
Kömırsız ḳış da geçer, céhézsiz ḳız da gider; yéter ki sağlıḫ olsın: Yoksulluğunu, eksiklerini dert etme, hayat bir şekilde devam ediyor, her şeyin başının sağlık olduğunu aklından çıkarma.
Kötı düşın, éyyi gelir ıḫbala: Bir işin sonucunda üzülmemek istiyorsan en kötü ihtimali düşün, sonuç iyi gelirse onu da şanslılığın olarak değerlendir.
Kötı ḳonşının yéddi meḥliye zerarı vardır: Kötü bir ailenin zararı sadece komşu veya komşularına dokunmaz.Onun zararı yedi mahalleye hatta şehre zararı olur.
Kötiyı bi dert tutmaz: Kötü zaten kötüdür, onun düşeceği her durum onun kötülüğüne bir katkı veya eksiklik getirmeyecektir anlamına geldiği gibi genel kanı olarak iyilerin öldüğü kötülerin kaldığı dünyanın iyiler için bir albenisi de yoktur anlamına da gelir.
Küçik ḳaḫar, böyige baḫar: Küçükler büyüklerin öğütlerine kulak asmak yerine hep onların davranışlarını örnek alırlar.
Küfır baḳi ḳalır, zulım baḳi ḳalmaz: Allah’ın varlığını ve gerçeklerini kabul etmeyenler elbette kıyamete kadar var olacaktır. Ama zalimin yaptıkları yanına kâr kalmayacak ve bir gün cezalarını bulacak, bu dünyaya kötü bir sonla veda edecektir.
Kül o kervanın başına, péşengi éşşek olırsa: Bir topluluk hakkında fikir sahibi olmak istiyorsan o gruba liderlik edip o grubu yönlendiren kişiyi göz önünde bulundur.
Küsersey barışacaḫ yér bıraḫ, barışırsay da küsecaḫ yér bıraḫ: Dünya tesadüflere gebedir. Bir gün yine karşı karşıya gelmek, yüz yüze bakmak ihtimali nedeniyle küstüğün insana fazla kırıcı davranma. Barış halinde olduğun kişiyle de fazla içli dışlı olup ona sırrını verme. Unutma onunla bir gün gelir aran açılabilir.
Laf, igidin ḳalasıdır: Yiğitliğin koşullarından biri de sözünde durmaktır. Yiğit kişi her zaman sözünün arkasında olmalıdır.
Laligin dilinden seḥebı aynar: Bir insanın söz ve davranışlarının altında yatan anlamı ancak o insanın ailesi anlar.
Leglegin ‘ümrı laḳlaḳtan géçer: Birçok insan ömrünü üreterek, birtakım işler yaparak, kendisine ve çevresine yararlı olmak yerine bütün yaşamlarını sadece konuşarak geçirir.
Loḫma ḳarın doyırmaz, müḥübbet arttırır: Kimse kendi evinde aç kalmaz, herkes bir biçimde karnını doyurur. Bu yüzden ikramda bulunduğun kişinin karnını doyurmuş olmazsın. Onunla aranda sevgi köprüsünü kurar, o köprü varsa da o köprüyü çok sağlamlaştırmış olursun.
Mahananın kilesi dolmaz: Bir işi yapmak veya yapmamak için, bir hatanın nasıl, neden yapıldığını anlatmak için uydurulacak bahane sayısı sonsuzdur.
Mal, malamat örter: Dünya malı geçicidir ama insanın ayıplarını örtmeye yarar. Çünkü varlıklı insanların ayıpları görmezlikten gelinir. Malı mülkü olmayan insanların yaptığı hatalar göze batar.
Mal, malikin yanında çoğalır: Mal ve para, o malı ve parayı çevirecek yetenekte olan insanların yanında para kazanır.
Mardın péndırını, nisanın yağını al: Her yiyeceğin, zahirenin ucuz ve kaliteli olduğu zamanlar vardır. Peynir martta, yağ nisanda alınır.
Mecmek; dağa, daşa ek: Mercimek iklimin uygun gittiği yıllarda bire kırk, bire elli veren bir mahsuldür. Çok kâr etmek istiyorsan sahip olduğun topraklarda bir karış boş yer bırakma, oralara mercimek ek.
Meramın elinden bi uçan ḳurtılır bi ḳaçan: Bir işi bitirmeyi, yarı yolda bırakmamayı istiyorsan işi benimsebitirmek için o yoldaki engellerle yılmadan savaş. Elde olmayan şanssızlıklar, kaçan fırsatlar seni yıldırmasın.
Mereḳ, adamı mezere götürür: Meraklı olmak, her deliğe burun sokmak insanın başını belaya sokar.
Merḥemet maraz getirir: Merhamet en iyi ilaçtır ama herkese iyi gelmez. Bazı insanları zehirler ve zehirlenen kişi de etrafa kötülük saçar.
Mezer daşından iftiḫar olmaz: İnsan; kişiliğini, konumunu babasından, dedesinden almaz, kendisi kazanır.
Mısafırın ağzı olur, dili olmaz: Misafir olduğun evde sana ikram edilen şeylerle yetin. Gereksiz isteklerde bulunarak ev sahibini zor duruma düşürme.
Mısafırın eḥmağı ev seḥebini ağırlar: Misafirin görevi kendisine ikram edilen şeyleri yiyip içmektir. Kendine yapılan ikramı ev sahibine ikram etmeye kalkışması ya deliliktir ya da ikramları beğenmemektir.
Mısafırın rısḳı ondır; birini yir, doḳḳızı kalır: Misafir evin bereketidir. Onu doyurmak için, ona ikram etmek için aldığın yiyeceklerin büyük bir çoğunluğu ev sahibine kalır.
Bu yüzden misafirden çekinmek ve bir şey esirgemek doğru değildir. Böyle bir hareket evin bereketini kaçırır.
Mıḥemmed dini eşkere gerek: İnsanın kendini kontrol edebilmesinin yollarından biri de toplumca denetlenmesidir. Şeffaflıktan korkulmamalıdır.
Minnetli aş baş arğıdır: Ne yaparsan yap, minnet yükünün altına girme; bir gün minnetle yediğin bir lokma bile başını ağrıtabilir.
Mı’elleḳte bi daş varmış, ‘eḳlından razı olmiyanın ḳafasına düşermiş: Herkes kendi aklını beğenir. Bu durum aslında insan aklına verilen bir ilahi cezadır.
Mühübbet iki baştan: Sevgi karşılıklı olursa bir anlam kazanır.
Mürvete endeze olmaz: İyiliğin ölçüsü yoktur. İyilik yapanın kesesine veya gönlüne göre değişir.
Müşteriden ḫırḫızın ne zaman gelecağı belli olmaz: Müşteri ile hırsızın ne zaman ve nasıl geleceği ve ikisinin de neyi alıp neyi çalacağını kimse bilemez.
Nacarın ḳapısı sırımnan bağlı: Ücret karşılığı başkasının işini yaparak ekmek parası kazanan esnaf, kendi evinin işlerini ihmal etmek zorunda kalır.
Ne şeytanı gör ne ḳulhuvallahı oḫı: Öyle insanlarla oturup kalk ki kötülüklerle karşı karşıya kalıp acınacak durumlara düşmeyesin.
Oğlan dayiya, ḳız bibiye: Genetik özellikler bakımından oğlan çocuğu dayısına, kız çocuğu halasına çeker.
Oğlan ürektir, dama direktir, helbet bi gün gerektir: Oğlu olan kişi oğluna güvenerek cesaretlenir, korkmaz. Oğlu evlenir, torunları olur, kendisi ölünce kapısı kapanmaz. Oğlan çocuğu şu anda bu beklentileri karşılayamıyorsa elbet bir gün bu beklentileri karşılayacak duruma gelir.
Oğlım, ḳızım; elim, gözım; anam, bacım; taḫtam, sacım: Belli bir yaştan sonra anam ve bacım benden yardım bekler, bana angarya işlerini yaptırmaya çalışırlar. Oğlum kızım ise bana yardım eder, benim angarya işlerimi yapar.
Olan dört bağlar, olmiyan dert bağlar: Varlıklı insan alacağı eşyayı çifter çifter alır, yoksul insan ise derdiyle baş başa kalır.
Ona yan, bına yan; çuvaldaḫki una yan: Yanmayı, yakınmayı alışkanlık haline getirirsen yanacak yakınacak çok şey bulursun. Her şey bir yakınma konusu olup çıkar gibi bir anlamının yanı sıra ona, buna acıyıp çuvaldaki ununu verirsen sonunda unsuz kalırsın gibi bir anlamı da vardır.
Oyına ḳaḫanın boyını görüller: Hem bildiğimi yapayım, hem keyfime göre hareket edeyim diyorsan kimse bunları yaparken beni görmesin diyemezsin.
Ökize buynızı yük değil: İnsanın yaşam boyu taşımak, yapmak zorunda olduğu görevler, yükümlülükler vardır. Bu görev ve yükümlülüklerinden insanın yakınmaya hakkı yoktur.
Ölı bir, herkez ölısıne ağlar: Bir kişi öldüğünde orada bulunanların hepsi ağlar ama ağladıkları kişi o ölü değil, kendi ölüleridir.
Ölı bi gün, ağıt üç gün: Ölenle ölünmez. Uzun süre yas tutmak doğru değildir. Zaman her acıyı unutturan bir ilaçtır.
Ölım paradan alınsa ḳaç gişi alır: Kimse ölüm denen sonu istemez.
Ölımı gören bayılmağa razı olır: İnsan büyük bir belayla karşılaşırsa ondan kurtulmak için daha küçük bir belaya razı olur.
Ölının borcı diriden teḥsil olır (olınır): Mirasçı ölenin nasıl mirasına sahip çıkıyorsa onun borcunu ödemeye de razı olmalıdır gibi bir anlamının yanı sıra borçlu kişi borcunu ödeyemiyorsa varlıklı olan yakınlarından bu borcun ödenmesi istenebilir gibi bir anlamı da vardır.
Ölırse yér begensin, ḳalırsa él begensin: Terbiye evlattan daha önemlidir. Yaşarsa terbiyesiyle yaşasın, yoksa genç yaşta ölüp gitsin.
Ölmış éşşek nalından ḳorıḫmaz: Gereken zararı görmüş bir insan bundan sonra gelecek zararlara aldırmaz.
Paḳḳırı çıḫmış tasın ayranı içilmez: Bir insanın adı bir defa kötüye çıkmışsa onunla kimse iş yapmaz, oyun oynamaz, yola çıkmaz, ikram ettiği yemek yenmez.
Para dédığiy el kiri; itın ögine atsay it yimez: İnsan biraz düşünse bir ömür boyu peşinde koştuğu paranın sadece bir ihtiyaç bedeli olduğunu, bundan başka bir işe yaramadığını, insana saygınlık kazandırmadığını, insanın mezara bile götüremeyeğini anlar.
Parası ‘eziz olanın gendisi zelil olır: Bir kişi kişiliğinden bir şeyler kaybetmek istemiyorsa parasına kıymalı, gerektiği zaman harcama yapmaktan kaçınmamalıdır.
Parası olan yir boranı, parası olmiyan gezer dolanı dolanı: Paranın kıymeti bilinmeli, para ulu orta harcanmamalıdır. Tutumlu kişiler bir gün en güzel, en pahalı yemekleri yeme imkânı bulurken, müsrif insanlar çaresizce dolaşmaktan başka bir şey yapamazlar.
Parasız şimşit olsa kimse baḫmaz üzıne: Parasız insanlar maddi değerlere değer veren toplumlarda değer ve saygıya layık olmazlar.
Pilava tökilen yağ zay olmaz: Yerinde yapılan harcama, yerinde yapılan masraf, yerinde verilen emek asla kaybolmaz.
Pisigin terbiyesi sıçanı görene ḳeder: Bir insanı ne kadar eğitirsen eğit, onun zaaflarını gidermek ya çok zordur ya da imkânsızdır.
Rebb’ın sırrını söliyen bilmez, bilen sölemez: Allah’ın sırları hiçbir zaman açığa çıkmaz, sır olarak kalır. Çünkü onu söyleyenler bunları bilmez, sırdır. Bilenler de söylemez. Bildiği ni söyleyenlere veya bu konuda bir şeyler söyleyenlere sakın inanma.
Rehenden kıssası yoḫ, yél vurmazsa sallanmaz: Bir rüzgâr estiği zaman doğadaki en küçük otlar da dahil her şey etkilenir, bir felaket meydana geldiğinde de toplumda bu felaketten etkilenmeyen kimse kalmaz.
Sabırnan ḳorıḫ ḥevla olır: Sabır her şeyin ilacıdır. Sabredersen umulmadık durumlardan yine umulmadık iyi sonuçlar çıkar.
Saç sefadan, dırnaḫ cefadan usanır: Yaşanan hayatın keyfi insana saç kestirme fırsatını vermez. Cefa çeken insan da tırnak kesme fırsatını bulamaz.
Sayılı gün téz géçer, sayılı ḳoz téz biter: Sabırsızlıkla beklenen gün gelmez gibi görünse de çabuk gelir, tükenmez sandığımız şeyler de çabuk tükenir.
Seḥen aştan sıccaḫ degil: İşin problemli olması durumunda işten birinci derecede etkilenecek olanlar sakin dururken başkalarının panik yapması doğal değildir. Çünkü onları ilgilendiren bir durum yoktur.
Seḥer sebbeḥten evel: Her şeyin bir sırası olduğunu unutma.
Seḳḳel başa sedeḳe: Sakal insana bir saygınlık kazandırır ve sakallı kişi birçok beladan sakala gösterilen hürmet sayesinde kurtulur anlamının yanı sıra gelecek büyük bir felaketi önlemek için küçük masrafa katlanmak, fedakârlıkta bulunmak gerekir gibi bir anlamı da vardır.
Selavat getirmaḫ da ḳuvetnen: Güçsüz insanların konuşmaya hele hele selavat getirmeye cesaret edemediği toplumlarda yaşanmaz.
Sen dorğı ol, eğri bulır belasını: Sen elinden geldiği kadar dürüst ol, dürüst olmayanlar er geç bir başka olay nedeniyle de olsa cezasını bulur.
Sen éşşek oldiy mı siye palan vuran çoḫ olır: Toplumlarda bazı kişiler; alçak gönüllü, hamarat, dostu için hayatını, rahatını hiçe sayan birini gördüler mi o kişinin bu özelliklerinden yararlanmaya kalkıp onu istismar ederler.
Sen köti tut, éyyi gelirse ıḫbala: Sen her ihtimale karşı en kötü sonu düşün, iyi bir sonla karşılaşırsan sevincin iki kat artmış olur.
Sen seni rezzil édecağiya parayı rezzil ét: Parayı harcamaktan çekinerek kendini ezdirme.
Serçe ḳeder çaba çabiya düşen yoḫ; onun da yidığı üç ḥebbe toḫım: İnsan ne kadar çabalarsa çabalasın kimse kısmetinden fazlasını yiyemez.
Serçe ne ki eti budi nola: Yapılan işin başarısı o işten alınan üründür. Az ürün alınan bir işe girmek boşuna yorulmaktan başka bir işe yaramaz.
Serçiye yavrısı şahan görınır: Her ana babaya çocuğu olağanüstü özellikleriyle görünmese de onlar yavrularını öyle görmek isterler. Her insan, kendi çocuğunu en akıllı, en güçlü olarak görmek ister.
Serḫoşa degme, gendi yıḫılsın: Bazı düşkün kişilere ceza vermeye, onları dövmeye kalkışma. Zaten o gereken cezayı kendi almıştır, gereken dayağı da yemiştir. Kendini onun yüzünden yorma. Ondan, onun akraba ve arkadaşlarından gelecek tepkiden de kurtulmuş olursun.
Sermiyesız bedde’e seḥebinin: Beddua haksız yere yapılmışsa döner, dolaşır, beddua eden kişiye gelir.
Sırfada eliyı, mecliste diliyi ḳıssa tut: Sofrada fazla iştahlı olup sağa sola saldırma, bir toplulukta fazla konuşma. Birincisi yüzünden nefssiz ve görgüsüz, ikincisi yüzünden densiz olursun.
Siz birbiriyizı ağırlayın ki, él de sizi ağırlasın: Başkalarından saygı görmek istiyorsak önce bizler birbirimize saygılı olmalıyız.
Sofıdır soğan yimez, yise de ḳabığını bıraḫmaz: İnsan tatmadığı bir şeyin tadına bakıp da onu beğenirse onun tiryakisi olur.
Soğan yimiyenin ağzı koḫmaz: Üstümüze şüphe düşürecek durumlara düşmemek için o işlerle, ve o işleri yapanlarla, o işlerin yapıldığı yerlerle ilişiğimizi kesmeliyiz.
Soğanı, beḫtenizi ḥissap éden kifte yiyemez: Bazı nimetlerden yararlanmak istiyorsan para harcamayı göze alacaksın
Son sözı evel sölemezler: İnsan önce karşısındakini anlayışla, sükûnetle dinlemeli, pişman olmamak için, özür dilememek için söyleyeceği son sözü konuşmanın başında söylememelidir.
Sora sora Bağdat bulınır: Bir insan bir yere gitmeye karar verdi mi yolu ve adresi bilip bilmemesi önemli değildir. İnsan sorarak yolu öğrenebilir.
Sorma gişinin aslını, süḥbetinden bellidir: Bir kişinin kalitesi konuştuklarında gizlidir. Onun soyunu sopununu araştırmak gerekmez.
Soyradan görme, gâvurdan dönme: Sonradan görme insanlar toplumsallaşamadıkları için çirkin ve şımarık hareketleriyle hemen göze çarparlar, itici olurlar, toplumda bir yer edinemezler.
Söz igidin yıḫılmaz ḳalasıdır: Delikanlı insan duruşuyla ve sözlerinde duruşuyla delikanlıdır.
Söz var, ḫelk içinde; söz var, ḫulḫ içinde: Söz vardır, herkese söylersin; bazı sözler de vardır ki kimseye söyleyemez, kendi içinde saklarsın.
Söz var reḥmanidır, söz var şéytanidır: Bazı sözler yola getirir, bazı sözler yoldan çıkarır.
Söz var yola getirir, söz var yoldan çıḫadır: Konuşmanın içeriği ve tonu onu dinleyenler üzerinde taban tabana zıt etkiler uyandırabilir.
Söziy söle, ḳelbiyı sil: Bir sözü içinde tutarsan o söz sana dert olur; bu nedenle sen sözünü söyle o yükten kurtul. O sözleri kim yük edinirse edinsin.
Su aḫar, yatağını bulır; kôr göz çappağını bulır: Hangi planları yaparsan yap, kafanı ne kadar yorarsan yor, göreceksin ki her şey olacağına varır.
Su içene ilan bilene toḫanmaz: Su içen kişi düşmanın bile olsa ona ilişme.
Suç altın hamaylı olsa kimse boynına asmaz: Hangi şartlar altında olursa olsun kimse işlenen suçun kabahatlisi olduğunu söylemez, itiraf etmez.
Suppa da böyırse éşşek olır: Bir toplumda panik olmaması için olayı olduğundan küçük gösterip üstünü örterseniz, o olay zamanla daha tehlikeli bir boyut alır.
Suya ḳazzıḫ çaḫılmaz: Yararsız ve sonuç alınamayacak işlerle uğraşanlar boşuna yorulurlar.
Suyın yavaş aḫanından, adamın yere baḫanından ḳorḫ: Hızlı ve şiddetli akan su bile derin bir yere geldiğinde yavaş akmaya başlar. Su sakin diye suya girersen boğulursun. Senin gözünün içine bakmayıp yere bakan insandan da korkacaksın. Çünkü o adam gözündeki kini sana göstermemek, sinsi planlarını gizlemek için gözünü yere dikmiştir.
Sükût lisan, selamat insan: Dil rahat durursa insanın başı kolay kolay belaya girmez.
Sürıden ayrılanı kurt kapar: İnsanlar toplu halde ve dayanışma içinde yaşadığı sürece emniyettedir. Bu birliği bozan ve toplumdan ayrı düşen kişi can emniyetini kaybeder.
Şaş şaş deyecağiya kôr de: Lafını eğip büğmeden konuş, kırılacak olan varsa da kırılsın; yeter ki sözün yalan olmasın.
Şeb de bir, şeker de: Dış görünüş insanı aldatır. Şap da şeker de beyazdır ama unutulmamalıdır ki biri zehirdir.
Şeker, pariy cébden çeker: Tatlı yemek, dünya nimetlerini tatmak anlamındadır ama onu tatmak az veya çok paraya mal olur.
Şeri’etin kestığı barmaḫ acımaz: Yasaların verdiği adil cezalar bizi incitmemelidir.
Şirinnen şor, keçelnen kôr (olmaz): Birbirine uymayan, aynı sofrada bulunmaması gereken yemekler vardır anlamına geldiği gibi birbirinden farklı yapı ve karakterde olan insanların dostluk kurmaları doğru değildir.
Şişman nezzelene ḳeder, ze’ifın canı çıḫar: Şişman zayıflasın diye sofraya az yemek indirildiğinde ve sofra kurulmadığında o evdeki zayıflar açlıktan ölür. Piyasa darlığında kazançsızlıktan zengin, para kaybede kaybede yoksullaşıncaya kadar yoksullar açlıktan ölür.
Taḫta taḫtiya uymazsa mıḫ çaḥılmaz: Evli çiftler arasında bir uyum olmazsa, oluşturulmazsa o evlilik yürümez.
Tavuḫtan yat, ḫorızdan ḳaḫ: Erken yat, erken kalk ki ömrün bereketlensin.
Tavuḫ tavuḫlığınnan su içti mi başını yuḫarı ḳaldırır: Tavuğu örnek al, her nimetten sonra şükretmeyi öğren.
Tek daşnan divar olmaz: Bir toplumda birlik ve beraberlik varsa iyilikler yavaş yavaş yeşermeye başlar.
Teḳdirnen yazılan tedbirnen pozılmaz: Ne yaparsan yap Allah’ın dilediği olur.
Tembele ḳapiy ört, démişler; hindı yél eser örter, démiş: Tembel kişiler iş yapmamak, rahatlarını bozmamak için her türlü bahaneyi üretir, karşısındakini ikna için dil döker.
Tembele iş söle siye ‘ekıl verir: Tembel kişiler iş yapmamak, rahatlarını bozmamak için her türlü bahaneyi üretir.
Temeḥ varken fılléz acından ölmez: Bu dünyada aç gözlü insanlar varken kimse açlık korkusu çekmesin. Çünkü aç gözlüler nasıl olsa bir gün büyük zararlara uğrayarak açgözlülüğün cezasını çeker.
Tilki tilkiliğini aynadana çin postı bazara çıḫar: Zor duruma düşen kişi, anlayışsız kişiler, adalet duygusu taşımayanlar karşısında derdini ve suçsuzluğunu anlatıncaya kadar mezarı boylar.
Toḫın ḳarnını doyırmaḫ zordır: Karnı tok olan bir adama yemek beğendirmek zordur. O, önüne konan her yemeğe bir bahane bulur ve o yemeği yemez.
Toḫken yimek yiyen mezarını dişinnen ḳazar: Fazla yemek insan sağlığına zararlıdır.
Toydır, dügindır; bı da bi gündır: Böyle fırsatlar kolay kolay ele geçmez. Bugünün tadını çıkarmak gerekir.
Tükirecağiy üze baḫma, baḫacağiy üze tükirme: İnsanlarla iyi geçin. Onlarla bozuştuğun zaman sonraki zamanlarıdüşün. Bir gün onun yüzüne bakmaya mecbur kalacağın için haklı da olsan öfken kontrollü olsun. Öfkeni kontrol edemezsen bir daha onun yüzüne bakamayacağını aklından çıkarma.
Ulısının sözını dinnemiyen ulıya ulıya ölır: Büyük lafı dinlemeyen zarara uğrar ve köpekten de rezil olur.
Urfalının éşşegi bile maḳamdan zırlar: Urfa’da herkesin sesi güzel olduğundan güzel seslilik bir meziyet sayılmaz.
Urfalının terezisi Urfalıyı ḫefif dartar: Urfalı Urfalıya fazla değer vermez.
Ustanın çekici bin altın: Ustalık, uzun sürede emekle, meslek ahlakıyla kazanılan bir süreçtir. Bu yüzden işin gerçek ustasıyla pazarlık edilmez.
Uyız atın yanında yatan, ya ḫuyından ya suyından: Kişilik ve davranış özellikleri kişiden kişiye bulaşıcı bir özellik gösterir.
Uzaḫtan baḫtım, boyı ḫoş; elimi attım, cébı boş: Görüntü her zaman olmasa bile çoğunlukla bizi aldatır. Her yakışıklı, her güzel varlıklı değildir elbette. Özellikle genç kızlar, yakışıklı ve varlıklı biriyle evlenmek isterler ki genelde sonuç olarak hayal kırıklığı yaşarlar.
Üskek uçan alçaḫ düşer: Büyük hayaller peşinde koşan, büyük oynayan; sonunu düşünmeyen kişilerin düşüşleri çok kötü olur.
Üz vérme, üzsız édersen; ac ḳoyma, ḫırḫız édersen: Çocuğu şımartma önünü alamazsın. Ceza olsun diyerek bile onu aç bırakma. Çocuk açlığının önüne geçmek için zorunlu olarak çalar, çalmaya alışınca da hırsız olup çıkar.
Üzı etnen kesmezler: İnsan yüz yüze bakar, insanlarla yüz yüze bakamayacak duruma gelmeyelim.
Üzı gözzelden ‘ecızılır, ḫulḫı gözzelden ‘ecızılmez: İnsan, aynı güzelliğe sürekli bakarsa göz yorulur ve insan bıkar. Ama iyi huy her türlü güzelliğin üstündedir. Sadece duyumsandığı için de usanmak asla söz konusu olamaz.
Vaḫıtsız açan gülin ‘ümrı ḳıssa olır: Zamansız girişimlerde bulunanlar ile zamansız konuşanların yaptık larının ve söylediklerinin hiçbir değeri olmadığı için bunlar kalıcı da olmaz.
Vaḫıtsız öten horızın başını téz çekeller: Zamansız ve düşünmeden konuşan insanlar bir gün hayatının gafını yapar ve başını büyük bir belaya sokar.
Var evi, kerem evi; yoḫ evi, véran evi: Varlığı olan ve varlığını paylaşabilen kişinin evi muhtaçlar için bir sığınaktır. Varlığı olmayan veya varlığını, servetini harcamaya yanaşmayan ve öyle bilinen insanın evi bir harabedir, harabe evden de kimse bir şey beklemez.
Varın eli titremez: Parası olan kişi ne kendi için ne başkaları için harcarken param biter biçiminde bir düşünce, bir kaygı taşımaz.
Varını véren, ‘ar étmez: İnsan, yardıma muhtaç insanlara yardım ederken yapabileceği yardım miktarı az diye vermekten çekinmemeli.
Vérmaḫ, deli işi; alabilmaḫ ‘eḳıllı işı: Birileri senin bir zaafını bularak bu zaaftan faydalanır ve vermemen gerektiği halde birine bir şey kaptırabilirsin. Ama, o verdiğini geri almak için borçluyla kavga etmek yerine aklını kullanmak zorundasın.
Vur Allah’ın vurdığını, sev Allah’ın sevdığını: “Allah için sev, Allah için düşmanlık besle.” Hadisi’nin eş anlamlısıdır. Allah’ın emir ve yasaklarını yerine getiren insanları sev, getirmeyenlere ise verilmesi gereken cezaların verilmesine katkıda bulun.
Ya Allah’tan ḳorḫ ya ḳuldan utan: Bir insan da iki özellik vardır ki birincisi Allah korkusu, ikincisi utanma duygusudur. Yaptığın işler, davranışlar, sarf ettiğin sözler senin insan olman için bunlardan en az birine uymalıdır.
Yağ yoḫ, yımırta yoḫ; vay tava, vay tava: Evde yemek yapacak malzeme olmayınca o yemeği pişirecek tavaya da gerek kalmaz.
Yağın éyyisi tulığın ḳıllısındadır: Kötü kaliteli bir mal çoğunlukla iyi ambalaj içinde satılır. Bu yüzden dış görünüşe aldanma, iyi mal kötü ambalaj içinde olabilir.
Yağmır yağiyken ḳurbağa suvarmağa ne var: Bazı işler kolaydır ama o ölçüde de gereksizdir.
Yahudı filléz oldı mı eski defterleri yuḫlar: Bir kişi iflas ettiğinde, kötü duruma geldiğinde daha önce iyilik ettiği insanlardan, kendisine halen borcu bulunan insanlardan yardım umar.
Yalanını unıdan yalan sölemesin: Yalancılık zor iştir, söylediği yalanı unutan başka bir yerde başka bir biçimde söylerse yalancı olduğu anlaşılır.
Yara sıccaḫken sarılır: Bir problem meydana geldiğinde o probleme hemen müdahale edilmelidir. Müdahalede gecikmek daha büyük problemlere yol açabilir.
Yarım ḫoca dinden, yarım ḥekim candan éder: Danışırsan bildiğinden emin olduğun bir kişiye danış, hastaysan uzmanlığından emin olduğun bir doktora tedavi ol.
Yarının seḥebı Allah: Yarının neler getireceğini ancak Allah bilir.
Yaş girmı, ‘eḳıl degirmi: Yirmi yaş gibi tecrübesiz bir yaşta olan insanların akıllarıyla hareket edilmez.
Yaş kesen, daş kesen, baş kesen unmaz: Ağaç kesen, taş kesen, katil olan kişiler iflah olmaz.
Yavrı ḳuşın ağzı böyik olır: Yavrularımızın bizim kazandığımız parayla karın doyurduğunu ve isteklerinin de sonsuz olduğunu unutmayalım.
Yazın daş daşı, ḳışın yi aşı: Gençliğinde çalışıp para kazanan ve kazandığını tutumlulukla harcayan kişi yaşlılığımda rahat eder.
Yél esiyken ḫarmaniy savır: Ortam elverişliyken işini bitirmeye bak anlamında.
Yél ḳayadan ne aparır: İnsan dik ve sağlam durursa ona kimse bir zarar veremez gibi bir anlamının yanı sıra sağlam ve dik duran insanlar hakkında yapılan haksız dedikodular da o insanı lekelemeye yetmez.
Yétimi ḳeyiren çoḫ olır, sıḫmasını géydiren yoḫ olır: Yardımseverlik sözde olunca herkes yardımseverdir. İş icraata gelince ortada kimse kalmaz.
Yevmel yevm: Dünü, yarını bırak, bugüne bak, bugünü yaşa; anlamının yanı sıra geçmişte söylenenler geçmişte kaldı, sen bugün söylenenlere bak anlamı da vardır.
Yırtıcı ḳuşın ‘ümrı az olur: İnsan yaptıklarının bedelini ya kanun önünde ödeyerek ya da canını yaktıklarından birinin ahıyla veya silahıyla tez zamanda cezasını çeker ve ölür.
Yi yidir didar gör, yime yidirme divar gör: Çağrıldığın ziyafete git, sen de ziyafet ver ki insan yüzüne hasret kalmayasın. Yemezsen, yedirmezsen insan yüzüne hasret kalır, insan yerine duvarlarla arkadaşlık edersin.
Yidir, içir, adam gör; yidirme içirme dört divar gör: Çağrıldığın ziyafete git, sen de ziyafet ver ki insan yüzüne hasret kalmayasın. Yemezsen, yedirmezsen insan yüzüne hasret kalır, insan yerine duvarlarla arkadaşlık edersin.
Yorganım mitil olsun, sevdığım şitil olsun: Her türlü sıkıntıya katlanırım, yoksulluğa da razıyım; yeter ki beni alan erkek genç ve yakışıklı olsun.
Yuḫı dişten eveldir: Rüya, uykuda görüldüğünden rüya görmek için önce uyumak gerekir. Kuru hayaller kurmak yerine önce bir çalışma sürecine girmek gerekir.
Yuḫı, yuḫının mayasıdır: Yattıkça insanın yatası gelir gibi bir anlamının yanı sıra tembelliğin sürekliliğini anlatan bir anlamı da vardır.
Zalımın zulmına baḫma, ‘ümrinin ḳıssalığına baḫ: Zalim kişi ne kadar zalim olursa olsun, zalimlik konusunda ne kadar hünerli olursa olsun bunları dikkate alma. Zulüm uzun sürmez, çok kısa sürede zalim de belasını bulur.
Zenginin tavuğı çüt çüt doğırır: Yoksul insanın gözünde zengin her konuda şanslı yaratılmıştır.
KAYNAKÇA
Acar, Mustafa. (2009). Urfa Söz Hazinesi. Şanlıurfa.
Akbıyık, Abuzer. Kürkçüoğlu, Sabri. (1990). Folklor ve Şanlıurfa, Altındağ Matbaacılık, İzmir.
Ergin, M. Emin. (1977). Urfa Folklorunda Düğün. Harran Yayınları, Urfa.
Ergin, M. Emin. (1982). Urfa Ağzı Sözlüğü. Harran Yayınları, Urfa.
Ergin, M. Emin. (2008). A’dan Z’ye Urfa. Şanlıurfa.
HARRAN Kültür ve Forklor Dergisi, Koleksiyonları, 1979-1993.
Kürkçüoğlu, A. Cihat. Kürkçüoğlu, S. Sabri. (2017). Şanlıurfa Çarşıları Hanları ve El Sanatları. Şanlıurfa Belediyesi Yayınları, Şanlıurfa.
Kürkçüoğlu, Kemal Edip. (1945). Urfa Ağzı. 1. Baskı, TDK Yayınları, Ankara.
Kürkçüoğlu, S. Sabri. (2012). “Şanlıurfa Halk Kültüründe Ölçü Tartı ve Hesap Kavramları”, Şanlıurfa Kültür Sanat Tarih ve Turizm Dergisi, Sayı 14, Şanlıurfa.
Oymak, Mehmet. Şanlıurfa’dan Derlenen Atasözleri Deyimler. Şanlıurfa Belediyesi Kültür ve Eğitim Müdürlüğü Yayınları, Bila tarih, Şanlıurfa.
Özçelik, Sadettin. (1997). Urfa Merkez Ağzı. TDK Yayınları, Ankara.
Saraç, Adil (1987). Şanlıurfa Atasözleri ve Deyimleri Sözlüğü. Dal Yayıncılık, Şanlıurfa.
Saraç, Adil. (2002). “Şanlıurfa’da Mani ve Hoyrat Geleneği ile Atasözleri Deyimler Bilmeceler”, Şanlıurfa Uygarlığın Doğduğu Şehir, ŞURKAV Yayınları, s. 338 –343, Şanlıurfa.
ŞURKAV Şanlıurfa Kültür sanat Tarih ve Turizm Dergisi, 2009-2025 Koleksiyonları, Şanlıurfa.