Açık Mod
Koyu Mod
page-title

ŞANLIURFA HALK OYUNLARI


GİRİŞ

Halk kültürünün önemli dallarından biri olan halk oyunları, toplumun duygu ve coşkusunu yansıttığı gibi, bireyleri birbirine kaynaştıran, dostluğu, kardeşliği pekiştiren bir unsurdur. Halk oyunları insanlık tarihi kadar eski olup ilkel dönemlerden günümüze kadar süregelmiştir.

“Oyunu, müzik temposuna uyularak yapılan ve estetik değer taşıyan vücut hareketleri olarak tarif edebiliriz. Fakat halk oyunlarındaki müziğe uygun olarak yapılan ritmik hareketlerin birçoğu manasız boş şeyler değildir. Bazen tabiat olgularını, günlük yaşamdaki işleri, tabiat afetlerini, kadın-erkek arasındaki kıskançlık ilişkilerini taklit eden oyunlara halk oyunlarında rastlanır. (Akbıyık, 1989, s. 14).

Halk oyunu hareket ve müzik olmak üzere iki ayrı ögeden oluşmuş bir bütündür. Düzgün ve birbirine benzeyen ritmik hareketlerin uyumlu bir biçimde ortaya konulmasından oluşan oyun, nadiren müzik eşliği olmaksızın belli bir ritme bağlı olarak da meydana gelebilir. Hareket bütün olarak temelini ayaktan başlatmak üzere vücut ve kollara kadar uzanır. Vücut bölümlerinin uyumlu hareketleri kadar, grubun uyumlu hareketleri de estetiği yaratır. Hatta bazen bir bakış bir duruş bile estetik bir ifadedir. Müziğin ritmine uyarak oynayan kişi veya kişiler vecde haline gelerek çoğu zaman coşkuyla kendinden geçer.

1) ŞURKAV Halk Oyunları Ekibi-2011 (Fotoğraf: Sabri Kürkçüoğlu)

Halk oyunları yaşatılmaya çalışılırken, aslından uzak olan değişmelere, bozulmalara ve yozlaşmalara uğradığı görülmektedir. Kültürümüzü geçmişten geleceğe taşırken önemli bir bölümünü oluşturan halk oyunlarımıza hak ettiği ilgi ve özen gösterilmeli ve doğru şekliyle aktarılıp yaşatılmalıdır. Çünkü halk oyunları, zengin kültürel mirasımızın yapı taşlarından biridir.

Anadolu’da yaşayanlar dil, din, tarih, yerleşik alan ve ekonomik ilişkiler bakımından çeşitli kültürlere bağlıydılar. Türkler Orta Asya’dan getirdikleri kültür birikimlerini, Selçuklular ve Osmanlılarla sürdürerek yücelttiler. Bu yüceltme sonucunda ortaya çıkan paha biçilmez halk oyunlarımız gelenekler içinde yaşayarak günümüze kadar gelmiştir” (Üzümcü, 2016, s.13).

I – ŞANLIURFA HALK OYUNLARI

Şanlıurfa’da oynanan oyunların tümüne halay denir. Halay Orta Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizde toplu, düz çizgi halinde ve yarım daire formunda kol kola, el ele oynanan oyunlardır. Beş kişiden az oyuncuyla oynandığı zaman karakteri bozulan bir oyun tarzıdır. Dizinin başında “halay başı”, sonundaki “pöçik” ya da “pörçik” adını alır. Baş ve sonda oynayan her iki oyuncunun da elinde birer mendil bulunur. (Üzümcü, 2016, s. 32).

Şanlıurfa’da Türkmenler, Araplar ve Kürtler birlikte yaşamaktadır. Türkmen ve Kürt kültüründe oynanan oyunların birçoğu davul-zurna ile Arap kültüründe ise def ile kavalla ve rıbab (rebab) ile oynanmaktadır. Ancak günümüzde def-kaval ve rıbab çalan müzisyen yok denilecek kadar az olduğundan, Araplar da davul-zurna ile oynamaktadır. Bunun yanı sıra Türkmen kadınların oynadıkları oyunlarda (çiftetelli), ince saz dediğimiz keman, cumbuş, def, rebab, darbuka kullanılmaktadır.

Şanlıurfa halk oyunlarında halkımızın üzüntüsünü, yasını, kıskançlığını, neşesini, kuvvetini, yiğitliğini, mertliğini, yakarış ve yalvarışını anlatan figürler ve motifler görmek mümkündür. Oyunlarımızın bir kısmı yaşanmış olaylardan alınmış, bir kısmı ise oynanan yeni figürlere isim verilerek, halk arasında benimsenmiş, kabul görmüş ve günümüze kadar gelmiştir. Şanlıurfa merkezinde günümüzde oynanan oyunların birçoğu halen köy meydanlarında, harman yerlerinde ve düğünlerde oynanan oyunlardır.

ŞANLIURFA MERKEZ VE İLÇELERİNDE TESBİT EDİLEN VE GÜNÜMÜZDE OYNANAN OYUNLAR

1- Urfalıyam Ezelden

2- Gemi (Sal)

3- Gazale

4- Grani (Ağırlama)

5- Hasandağı

6- Düz

7- Cezayir

8- Çeçen Kızı

9- Tek Ayak (Derik)

10- Üçayak (Merkez)

11- İki Ayak (Diniğ)

12- Üç Ayak (Viranşehir İlçesi)

13- Beş Ayak

14- Gelberi

15- Dellocan

16- Rışko

17- Şevko

18- Karaçi

19- Terge (Türk-i, Terge)

20- Keriboz (Suruç İlçesi)

21-Terge (Harran İlçesi)

22- Keriboz (Hilvan İlçesi)

23-Kımıl

24- Çeçeno

25- Abravi (Lorke)

26- Soseh

27- Zava (Damat)

28- Şujun

29- Urfa Seylanisi

30- Suruç Seylanisi

31- Teşi

32- Dik

33- Keçike

34- Gülhameda

35- Mim

36- Çepik

37- Koçeri

38- Temirağa

39-Kommetki (Kızkuluki)

40- Nure

41- Dinge

42- Serejeri

43- Geftuno

44- Fasıl (Kılıç Kalkan -Dörtlü Değnek

NOT: Bu oyunların dışında sadece ismi bilinen fakat nasıl oynandığı bilinmeyen çok eski oyunlar da bulunmaktadır. Araştırılmayan daha birçok oyunumuz bulunmaktadır.

BAZI OYUNLARIN AÇIKLAMALARI

1- KIMIL OYUNU: Kımıl, Urfa yöresinde “Süne” adı verilen bir haşeredir. Buğdaylar başak bağladığı sırada tanelere dadanır. 10-11 mm uzunluğunda, tıknaz gövdeli bir böcektir. Kışı yüksek yerlerde, yaylalarda, yaprakların ve bitki kırıntılarının altında geçirir. İlkbaharda ovalara iner; yumurtalarını iki sıra halinde yaprakların alt yüzüne bırakır. Yumurtadan çıkan böcekler sütlü taneleri emerek beslenir. Kımılın bu yörenin topraklarını başlangıç tarihi belli olmayan bir zaman içerisinde istila ettiğini yaşlı kişilerden öğreniyoruz. Süne, kelimenin tam anlamıyla büyük bir felaket olarak toplumun günlük yaşamında yer almaktadır. Tüm karşı koymalara rağmen bu parazit hayvan ortadan kaldırılamamaktadır. Ekinler boy attığı zaman, başaklar süt halinde iken kımıl tarlaya girer, başağa doğru tırmanır ve başaktaki sütleri emdikten sonra başka bir başağa geçer. Kımıl mücadelesinde ilaçla başa çıkılamayınca bu haşereleri toplama yoluna başvurulur. Toplanan kımıl kilo ile zirai mücadele kurumlarına satılır. Kımıl toplayanların ellerinde genellikle kalbur, bellerinde iş önlüğü veya torbalar bulunur. Toplayıcılar kalburla buğday saplarına vurarak buğday başakları üzerindeki kımılların kalbura dökülmesini sağlarlar. Kalburda biriken kımıllar, önlüklere daha sonra torbalara aktarılır, böylece her köylü günde birkaç kiloya varan kımıl toplamış olur. Kımıl, zamanla köylerimizde bu hayat mücadelesini dramatize eden bir halk oyunu olmuştur. Yay ve daire şeklinde sıralanan, çok sayıda erkek ve kadın tarafından köy meydanında oynanmaktadır. Bu oyun oynanırken davul ve zurna eşliğinde türkü de söylenir. Yalnız erkek, yalnız kız ve kız-erkek oynanabilir.

Kımıl Türküsü: (K.K.1)

Urfalılar hep ağlar

Ekinine bel bağlar

Şu kımıl yürek dağlar

Havar kımıl, lo kımıl

Ekinimizi kavurdu

Gökyüzüne savurdu

İslam değil, gavurdu

Havar kımıl, lo kımıl

Ekinimizi ekmişiz

Boşuna beklemişiz

Kımıldan çok çekmişiz

Havar kımıl, lo kımıl.

2- GRANİ (Ağırlama): Bu oyuna ağırlama da denir. Adından da anlaşıldığı gibi ağır hareketlerle oynanan bir oyunumuzdur. Merkez ve ilçeler dahil her bölgede oynanış şeklinde ve müzikte farklılıklar (varyantlar) görülmektedir. Yalnız erkek veya kız-erkek oynanabilir.

3- DÜZ: Basit fakat çok ritmik hareketlerden oluşan bir oyunumuzdur. Eskiden şire yaparken üzümleri büyük tekneler içinde ayakla ezerlermiş. Buradaki ayak hareketlerinden esinlenerek bu oyunun çıktığı söylenmektedir. Bu oyunda oyuncuların omuzlarını oynatmaları çok önemlidir. Düz oyununda ağırlık ekip başındadır. Ekip başı zaman zaman ortaya çıkar ve doğaçlama figürlerini sergiler. Köyde kurulan halaylarda genellikle düz oyunu oynanır. Merkezde ve tüm ilçelerimizde oynanmaktadır. Yalnız erkek, yalnız kız veya kız-erkek oynanabilir.

4- TEK AYAK (Derik): Yöremizde sevilerek oynanan oyunlardan biridir. Oyun ismini sol ayağın öne tek vurulmasından almıştır. Yalnız erkek, yalnız kız veya kız-erkek oynanabilir. Diğer bir ismi ise “Derik”tir.

Derik isminde güzel bir kız için yakılan türküden çıktığı yaşlılar tarafından söylenmektedir. Derik çok güzel oynayan, oynarken kuş kadar hafif, çekirge kadar çevik olan güzel bir kızdır. Derik’in oyunlarına herkes hayran kalır ve düğünlerde Derik aranır. Derik bir düğüne gitmediği zaman düğün sahibi üzülür ve şu türküyü söyler:

Derik gilde bir kuş var

Kanadında gümüş var

Toya Derik gelmedi

Elbet bunda bir iş var.

5- İKİ AYAK (Diniğ): Sol ayak iki defa öne vurulduğu için bu oyuna iki ayak denir. Çok ritmik ve göze hoş gelen figürler içerir. Aslında bu oyunumuz, Derik oyununun bilinip oynanmasından sonra ayak figürü eklenerek sonradan düzenlenen bir oyunumuzdur. Yalnız erkek veya kız-erkek oynanabilir.

6- TERGE (Türk-i/Tergi): Bu oyuna yöremizde Türk-i Beraza da denilmektedir. Terge oyununun Suruç Ovası’nda halen yaşamakta olan Alaeddin Keykubat’ın torunları olan Alaeddin Aşiretinden çıktığı söylenmektedir. Bu oyun göçebe Türkmen aşiretlerine ait olduğu için, Türk-i Tergi denilmektedir. Aynı zamanda Harran ve Akçakale ilçelerimizde yaşayan Arap kökenli vatandaşlarımızın da değişik bir varyantla oynadıkları görülmektedir. Zengin kültürümüzün birçok özelliğini taşıyan bu oyun kardeşliği ve sevgiyi simgeler. Oyun içerisinde seylani figürleri de bulunmaktadır. Yalnız erkek, yalnız kız ve kız-erkek oynanabilir.

7- URFALIYAM EZELDEN: Ritmik ayak hareketleri üzerine kurulu bir oyundur. Urfalıyam Ezelden türküsünün müziği ile oynanır. Ellerde mendil, ayak figürüne uygun olarak sağa ve sola kollar sallanır. Baş ise hafifçe sağa sola çevrilir. Yalnız erkek, yalnız kız ve kız-erkek oynanabilir.

8- ABRAVİ (Lorke): Bu oyunumuz Arap kökenli olup, bölgenin tamamında oynanmaktadır. Çok ritmik ayak ve omuz figürleri içerir. İlçelerimizde varyantlarını görmek mümkündür. Yalnız erkek, yalnız kız veya kız-erkek oynanabilir.

9- SOSEH: Kaval veya davul-zurna eşliğinde oynanır. Bu oyunumuzda da bolca ayak figürü bulunmaktadır. Yiğitlik ve sertlik içeren bir oyunumuzdur. Arap kökenli olup Akçakale ve Harran ilçelerimizde daha sık rastlanmaktadır. Yalnız erkek ve kız-erkek oynayabilir.

10- GEMİ (Sal): Fırat kenarında bulunan Bozova-Hilvan ilçelerimiz ve oraya yakın köylerde oynanmıştır. Sal ile nehri geçme, yük nakli ve bu işleri yaparken meydana gelen kazaları anlatır. Üzüntü ve sevinci ifade eden mizansen figürleri vardır. Yalnız erkek veya kız-erkek oynanır.

11- GAZALE: Gazal ceylan demektir. Elinde kovasıyla süt sağmaya giden bir köylü kızı, yakın bir köyden gelen davul sesine göre ritmik hareketler yaparak sekmeye başlar ve oyunun adı kızın ceylan gibi sekmesinden dolayı gazale ismini alır. Yalnız kız veya kız-erkek oynanabilir.

12- CEZAYİR: Erkek oyunudur. Bu oyunda yiğitlik, sertlik, asker ve savaş figürleri hakimdir. Bu oyun tüfek kullanarak da oynanmaktadır. Yalnız erkek oynar.

13- ÇEÇEN KIZI: Bu oyun, düz oyununun figürleri ile aynı olmakla beraber, ezgi farklı, ritim daha hızlı çalınmaktadır. Düzde olduğu gibi bu oyunun da güzel yanı ekip başının kendi figürlerini ortada göstermesidir. Yalnız erkek, yalnız kız veya kız-erkek oynanabilir.

14- ÜÇ AYAK: İki ayakta olduğu gibi öne iki değil de, üç defa vurularak oynanan ve sonradan derlenmiş bir oyunumuzdur. İsmini ayak vuruşlarından almıştır. Yalnız erkek, yalnız kız veya kız-erkek oynanabilir.

15- BEŞ AYAK: Bu oyunumuz da yine Derik oyunundan esinlenerek, ayak vuruşları arttırılarak derlenmiş bir oyunumuzdur. İsmini ayak vuruşlarından almıştır. Yalnız erkek, yalnız kız veya kız-erkek oynanabilir.

16- DİK: Abravi oyununun varyantıdır. Oyuncular dik durarak, iki ve dördüncü sayılarda dizlerini kırarak oynarlar. Genelde Akçakale, Harran ve merkezde oynandığı görülmektedir. Yalnız erkekler oynar.

17- ZAVA (Damat): Çok eski düğün törenlerinde damat karşılarken oynanan ve türküsü olan bir oyunumuzdur. Yalnız erkek, yalnız kız veya kız-erkek oynar.

18- KERİBOZ (Boz eşek): Çok yaşlı bir adam eşeği ile birlikte hurma toplamaya gider. Topladıkları hurmaları çuvallara koyar ve eşeğine yükler. Köyün yolunu tutar. Köyün çocukları da yaşlı adamı her defasında takip ederler ve çuvaldan dökülen hurmaları gizlice toplamaya başlarlar. Eşeği önden çeken yaşlı adam, hiç arkasına bakmaz. Eşek de düşen hurmalardan yemek ister. Durarak kafasını geri çevirir ve yerden hurma alıp yürümeye devam eder. Bu işlem tekrar ettikçe yaşlı adam da eşekle birlikte iki-üç adımda bir durmak zorunda kalır. Böylece boz eşek yani keriboz oyunu ortaya çıkmıştır. Yalnız erkek, yalnız kız veya kız-erkek oynanabilir.

19- TEŞİ: Teşi, yün ve pamuk eğirmeye yarayan iğdir. Teşi oyunu kadının ev işlerini sembolize eder. İp eğirme, süt sağma, hamur yoğurma gibi ev işlerini anlatır. Yalnız kızlar oynar.

20- DİNGE: Komşudaki düğünde çalınan davul sesine dayanamayan anne çocuğunu eve bırakır, düğüne gider. Daha sonra baba eve gelir ve çocuğa annesinin nereye gittiğini sorar. Çocuk da davul sesinden dolayı “dm dm a” gitti diye cevap verir. Dm dm kelimesi herkes tarafından duyulur ve annenin yapmış olduğu figürler zamanla dım dım kelimesinden “Dinge”ye döner. Günümüze kadar böyle geldiği yaşlılar tarafından söylenmektedir. Merkezde oynanan Dingede yalnız kız veya kız-erkek oynarken, Hilvan ilçemizde oynanan Dingede ise yalnız erkek veya kız-erkek oynar.

21- ÇEPİK: Daha çok Siverek ilçemizde oynanan bir oyundur. Diyarbakır’a yakın olmasından dolayı komşu ilden etkilenmiştir. Diyarbakır yöresinde oyuncuların tümü karşılıklı el çırparlar. Bizde ise halayın başından kopan iki kişi arasında el çırpılır. Bazen sadece halay başı çift mendille ortaya çıkarak figürlerini yapar. Daha sonra davula mendil vurur ve yerine geçer. Yalnız erkek, yalnız kız veya kız-erkek oynayabilir.

22- FASIL (Kılıç Kalkan- Dörtlü Değnek) Oyunu: Kılıç-Kalkan oyununun doğuşu ve değneğe dönüşü: Şanlıurfa’nın 1920 yılındaki Kurtuluş Savaşında, düşmanı topraklarımızdan atan çetelerin başarılarını kutlarken davul-zurna eşliğinde kılıç-kalkanları ile oynadıkları bilinmektedir. Daha sonraları halk arasında yaygınlaşmaya başlayan, Kılıç-Kalkan mahalli düğünlerin vazgeçilmez oyunu haline gelmiş ve her mahallede bir oyun ekibi oluşmuştur. Belli bir süreden sonra halk arasında tam anlamıyla benimsenen kılıç-kalkan oyununda, kılıcın ağzı keskin olduğundan birçok yaralanmalar olmuştur. Bu yaralanmalardan dolayı 1945’li yıllarda kılıç-kalkan oyununun mahallelerde oynanması yasaklanmış, sadece “Halk Evleri”nde oynanmıştır. Kısa bir süreden sonra kılıç-kalkanın yerini “değnek” almış, oyunun ismi “Dörtlü Değnek” olarak değiştirilmiştir.

II- ŞANLIURFA GELENEKSEL HALK OYUNLARI ÇALGILARI

1-DAVUL: Kültürümüzde davulun kutsal bir yeri vardır. İlk dinsel merasimlerde savaş alanlarında, mehteranlardan köy meydanlarına kadar hayatımızın bir parçası olmuştur. Halk oyunlarımızın nabzı olarak kabul edilir. Ceviz ağacından yapılır. Kasnak, ip ve deri olmak üzere üç kısımdan meydana gelir. Tokmak ana ritmi, çubuk ise ana ritmi daha da detaylandırarak çalar. Genellikle küçük davul, orta davul, büyük davul ve koltuk davulu gibi mahalli boyları ve adları vardır. Bizim yörede büyük davul (meydan davulu) kullanılmaktadır.

2-ZURNA: Üflemeli halk çalgılarımızın başında gelen zurna, davulun ayrılmaz parçasıdır. Oyun eşlik çalgısı olan zurnanın geçmişi Orta Asya’ya dayanır. Yöremizde açık hava çalgısı olarak yaygındır. Kaba, orta ve cura olarak üç boya ayrılır. Özel bir soluk alma tekniği ile çalınır. Erik, şimşir ve zerdali ağacından yapılanları tercih edilir.

3-KAVAL: Anadolu çoban çalgısı diyebiliriz. Çoban masallarına konu olmuş ve efsaneleşmiş bir çalgıdır. Oldukça yumuşak ve etkileyici sesi vardır. Yurdun her köşesinde yaygındır. Dilli ve dilsiz olmak üzere iki türe ayrılır. Yörelerine, ebatlarına hatta ses renklerine göre mahallince değişik adlar verilir, (kırma, hortlatma, dillice, ada kavalı, çoban düdüğü vb.) Çeşitli ağaçlardan, kamıştan, kartal kanadı kemiğinden ve son yıllarda metalden yapılmaya başlanmıştır. Etimolojisi hakkında değişik görüşler vardır. Genellikle içi boş anlamına gelen “kav” kelimesinden türediği söylenir. Yöremizde genellikle Akçakale ve Harran ilçelerimizde kullanılan, bazı oyunların eşlik çalgısıdır.

4-DEF-TEF: Hemen hemen her yöremizde mevcuttur. Yaklaşık 20-50 cm çapında bir kasnak ve tek yüzüne gerilmiş ince bir deriden ibarettir. Ahşap kasnak üzerine açılan yarıklara 3-5 çift ince pirinçten yapılan ziller geçirilerek çalgının ritminin zenginleşmesi sağlanır. Bazı yörelerde sade olanları da vardır. Kadın oyunlarında ve eğlencelerinde daha çok kullanılır.

5- KEMAN, CÜMBÜŞ ve DARBUKA: Birçok yöremizde kullanılan halk müziği çalgılarımızdır. Yöremizde halen erkeklerin asbap gecelerinde ve kadınların kına gecesi ile kadın düğünlerinde kullanılan ve bazı oyunlarımıza eşlik eden çalgılardır.

 

6- REBAB (RIBAB): Mevlevilikte olduğu kadar Osmanlı döneminde de bizzat saraydaki eğlencelerde ve şehzadelerin sünnet törenlerinde çalındığı bilgisi mevcuttur. Hanımlar arasında da yüzyıllarca en sevilen müzik aletlerinin başında gelmiş, çalınmış ve dinlenilmiş bir enstrümandır. Rebabın bir diğer özelliği ise huzur veren dingin bir sese sahip olması nedeniyle müzikle terapi uygulamalarında yüzyıllar boyu kullanılmış olmasıdır. Günümüzde ise daha çok Ceylanpınar ve Viranşehir ilçemizde köy düğünlerinde ve kına gecelerinde kullanıldığı görülmektedir.

NOTALAR



KAYNAKÇA

Akbıyık, A. (1989). Her Yönüyle Şanlıurfa Halk Oyunları, ŞURHOY Yayınları, Altındağ Matbaacılık.

Üzümcü, Ş. (2005). Şanlıurfa Halk Oyunları, Urfa’nın Sesi Özdal Matbaası.

Üzümcü Ş. (2016). Urfa Halk Oyunları, Eyyübiye Belediyesi Yayınları.

Kaynak Kişiler

K.K.1: Abdullah Balak

Sitede Ara