Açık Mod
Koyu Mod
page-title

 ŞANLIURFA KÜLTÜRÜNDE MİSAFİRPERVERLİK VE HAYIRSEVERLİK


GİRİŞ

Şanlıurfa bir peygamberler şehridir ve pek çok peygambere ait mekanlar şehrin hafızasında önemli bir yer edinmiştir. Peygamberlerin atası kabul edilen Hz. İbrahim, Urfa şehri ile adeta özdeşleşmiştir. Urfa’nın taşından toprağına kadar hemen her şeyde Hz. İbrahim makamı ve kutsallığı söz konusudur. Meşhur çiğköftenin ve güzel sesin kaynağında bile Hz. İbrahim efsaneleri vardır (Kurtoğlu, 2008, s. 9). Öteden beri şehirde çok yaygın şekilde erkek çocuklara İbrahim ya da İbrahim Halil, kız çocuklara Aynzeliha isminin verilmesi Hz. İbrahim’e duyulan derin bağlılığın en açık toplumsal tezahürlerinden biridir. Ondan birer hatıra kaldığına inanılan Balıklı Göl ve Hz. İbrahim Makamı günümüzde olduğu gibi önceki tarihi devirlerde de şehir insanı tarafından saygı duyulan ve büyük bir titizlikle korunan dini mekanlar arasındadır. Urfa’da sadece Hz. İbrahim’in yaşadığı mekanlar değil aynı zamanda onun din anlayışında büyük bir yeri bulunan tevhid akidesi, insanlığa bir miras olarak bıraktığı infak ve cömertlik gibi faziletler de canlı bir şekilde yaşatılmaktadır. Kuran-ı Kerim’de birçok fazileti zikredilen Hz. İbrahim’in aynı zamanda hiç tanımadığı misafirlere ikramda bulunduğu ve onları en güzel şekilde ağırladığı övülerek anlatılır (Zariyat, 51/24-30) Misafir ağırlama geleneğinin öncüsü kabul edilen Hz. İbrahim “ebü’d-dîfân” (Misafirlerin Babası) olarak anılır (Çağrıcı, 2020, s. 171).

HZ. İBRAHİM’İN MİSAFİRPERVERLİĞİ

Hz. İbrahim ile özdeşleşip Urfa şehir kültüründe önemli bir yer edinen kavramlardan biri hiç şüphesiz “Halil İbrahim Sofrası”dır. Misafirsiz sofraya oturmayan ve kimse olmadığında misafir aramaya çıktığı söylenen Hz. İbrahim’in bu özelliğinden dolayı Halil İbrahim Sofrası deyimi yaygınlaşmıştır. Kültürümüzde cömert insanların açtıkları ve her gelenin kabul edildiği sofralara Halil İbrahim Sofrası denilmiştir (Kurtoğlu, 2008, s. 20). Bereketi sembolize eden bu kavram aynı zamanda sofra kültürünü ve misafir ağırlamayı temsil etmekte, cömertliğe ve misafirperverliğe yapılan bir vurgu olmaktadır. Halil İbrahim Sofrası geleneğinin en güzel şekilde yaşatıldığı yerlerden biri Urfa olmuştur. Zira burada misafirperverlik anlayışının temelini Hz. İbrahim kıssaları ve İslam dininin emirleri teşkil etmiştir. Bu sebeple toplumun her kesiminde misafire ve misafirperverliğe özel bir kıymet atfedilmektedir. Asırlardan beri devam eden bu durum Urfa’yı hayırseverlik ve misafirperverlik gibi faziletler bakımından hatırı sayılı şehirlerinden biri haline de getirmiştir.

Urfa halk kültüründe Hz. İbrahim ile özdeşleşmiş misafirlik gelenekleri mevcuttur. Bunlardan biri haşlanmış et ve ekmek karışımından yapılan ve peygamber yemeği olarak sunulan “tirit”tir. Hz. İbrahim’in misafirlerine tirit ikram ettiğine dair yaygın inanç bu yemeğin bir misafir yemeği olarak yaygınlaşmasını da beraberinde getirmiştir. Yöredeki bazı sünnet törenlerinde yakın zamana kadar misafirlere ana yemek olarak tirit ikramı yapılırdı. Bilhassa Ramazan Bayramı günlerinde bayram namazından sonra bayramlaşmaya gelen misafirlere tirit ikram edilir, yemek ziyafetinde günün anlamına uygun olarak küskünler de barıştırılırdı (Yıldız, 2000, s. 76). Benzer şekilde şehre yağmur yağmayan zamanlarda insanlar fakir fukaraya ikram ile hayır hasenatı arttırırlardı. Bunun için yaygın yapılan hayırlardan biri Hz. İbrahim makamında fakir fukaraya tirit ziyafeti vermekti (Urfalı, 2018, s. 21).

EVLİYA ÇELEBİ’DE URFA MİSAFİRPERVERLİĞİ

17. yüzyılda Urfa’yı ziyaret eden meşhur Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi’nin şehre dair gözlemlerinde dikkat çeken hususlardan biri misafirperverlik kültürü hakkında ifade ettikleridir. Urfa’da halkın gerçek manada garipleri ve kimsesizleri gözettiğini belirtirken şehir sakinlerinin son derece yabancı dostu ve gönül alıcı kimseler olduğunu aktarır. Şehirdeki misafirperverlik ve cömertliği, “şeb u ruz misafirsiz ta‘am yemezler” şeklinde aktarır. Bir başka ifadeyle insanların günün her öğününde sofrasında misafir eksik etmediğini anlatır. Bu abartılı ifade esasında insanların Hz. İbrahim gibi misafir ağırlamaktan mutlu olduklarını ve misafirsiz sofraya oturmadıklarına yapılan bir vurgudur. Şehrin yaşam tarzında misafirperverlik olgusuna yapılan bu vurgunun devamında ise Cenabı Hakkın bu şehir halkına “İbrahim Halil bereketi” verdiğini belirtir. Şehirdeki tekkelerin şehre gelen yabancı misafirlere açık tutulduğunu, gariplere açık olan sofralarının da gayet latif olduğunu ifade eder (Evliya Çelebi, 1999, s. 92). Dolayısıyla Urfa’da misafire ikramda bulunmak ile rızkın bereketlenmesi arasında sıkı bir bağ bulunduğuna da inanılır.

19. YÜZYIL KAYNAKLARINA GÖRE URFA’DA MİSAFİRPERVERLİK

Urfa’nın misafirperverlik ile anılan bir şehir olduğunu sadece Evliya Çelebi belirtmez. Aynı şekilde 19. yüzyıl kaynakları açık bir şekilde Urfa insanının en belirgin vasıflarından birisinin misafirperverlik yani konukseverliği olduğunu ortaya koyar. Şehirde 1911’den 1950 yılına kadar müftülük yapan Miftahizâde Hasan (Açanal) Efendi, Urfa’nın sosyal hayatı hakkında uzun uzadıya izahatta bulunurken Urfalıların misafirperverlik ile bilinen insanlar olduğuna vurgu yapar. Şehir sakinlerinin konukseverlik, garipnüvazlık yani gariplere sahip çıkmak, fukaraya şefkatle davranmak ve ihtiyaç sahiplerine yardımda bulunmak gibi ulvi hasletlere sahip olduğunu ve aslında bu hasletlerin şehrin de öne çıkan vasıflarından olduğunu belirtir (Açanal, 1997, s. 129). Aynı dönemlerde Urfa’ya uğrayan İngiliz gezgin E.B. Saoane de bir gece misafir kaldığı köydeki konukseverliği uzun uzadıya anlatırken insanların çok az şeyi olmalarına rağmen sahip olduklarının en iyilerini ikram ederek kadim konukseverlik anlayışlarını gösterdiklerini ve bu samimi insanlara bu şekilde yük olduğu için utandığını belirtir (Güler, 2010, s. 92-93).

Osmanlı döneminde Urfa’da misafirperverlik sadece Türk, Kürt ve Araplardan oluşan Müslüman sakinler arasında değil şehrin gayrimüslim insanları olan Ermeniler arasında da kıymet atfedilen bir değerdi. Nitekim şehrin batısında yer alan Hıdır İlyas Manastırı’nın hemen aşağısında şehre dışarıdan gelen misafirlere tahsis edilmiş bir Ermeni misafirhanesi mevcuttu. 19. yüzyılın ikinci yarısında burada hem misafirlere yemek verilmekte hem de yolcuların çeşitli ihtiyaçları karşılanmaktaydı (Taş, 2019, s. 258). 1790 yılında Urfa’ya gelen Fransız gezgin Olivier’in, bu misafirhanede konakladığını aktarması (Maden, 2001, s. 14) yapının uzun yıllar hizmet verdiğine işaret etmektedir. Dolayısıyla Urfa’da misafirperverlik, Hz. İbrahim’e inanan ve onun gölgesinde yaşayan tüm insanların ortak geleneklerindendi.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE URFA’DA MİSAFİRPERVERLİK

Cumhuriyetin ilk yıllarında TBMM adına Urfa’nın Sıhhî İçtimaî ve Coğrafi durumu hakkında bir eser kaleme alan Doktor Şefik Arif’in üzerinde durduğu hususlardan biri şehrin misafirperverlik anlayışıdır. Urfa’da şehirliler ile kırsalda yaşayan aşiretlerin misafirlik gelenekleri bakımından birbirine benzediğini ifade eden Şefik Arif, misafire hürmet, ağırlama ve ikramın her iki sınıfta geçerli olan ve rağbet gösterilen bir gelenek olarak devam ettiğini belirtir. Çok fakir kimselerin dahi misafirlerini ağırlama ve onlara ikramda bulunmak için büyük fedakarlıklara katlandığına işaret eder. Doğum, sünnet, düğün ve taziyeler için ayrı ayrı merasimler bulunduğunu aktarır (Şefik Arif, 1925, s. 25). 1960’lardan sonra uzun yıllar Urfa’da kalarak kazı çalışmaları yürüten Alman Arkeoloji Enstitüsünden Harald Hauptman, en az şehrin tarihi yapıları kadar kültüründen ve misafirperverliğinden etkilenen isimlerden biridir. Urfa’da gördüğü tarihi eserlerin kendisini şaşırttığını; fakat şehirde karşılaştığı hüsnükabul ve misafirperverliğin, duygusal olarak bu tarihi abidelerin zenginliğinden daha fazla etkilediğini ifade eder (Öcal, 1997, s. 18).

SAKIP EFENDİ MİSAFİRHANESİ

Urfa’da misafirperverlik konusunda sahip olunan kültürel anlayışı en güzel şekilde yansıtan kayıtlardan biri Sakıp Efendi’nin Osmanlı döneminden günümüze ulaşmış olan vakfiyesidir. Şehrin önde gelen hayır sahiplerinden biri olan Sakıp Efendi, 19. yüzyıl ortalarında Akarbaşı mevkiinde yaptırdığı külliyenin içinde bir medrese, bir Kadiri tekkesi, bir imaret, bir sıbyan mektebinin yanı sıra yolcu ve misafirler için bir misafirhane de yaptırmıştır. Her vakıf kurucusu gibi inşa ettirdiği yapılar için birçok gayrimenkul mülkler de vakfetmiş ve bunlardan elde edilen gelirlerin ne şekilde harcanması gerektiğini detaylı şekilde belirlemiştir. Külliyenin diğer yapıları için belirlediği şartlar bir yana misafirhane için kayıt altına alınanlar oldukça dikkat çekicidir.

Misafirhaneye kendi evinden 15 kat yatak getiren Sakıp Efendi, gelen misafirlerin herhangi bir ücret ödemeden vakfın imaretinden yemek yemelerini bir şart olarak belirlemiştir. Misafirhane için belirlediği diğer şartlar arasında dışardan gelen misafirlerin yaz mevsiminde bir ay, kış mevsiminde hava yağışlı ise üç ay, hasta ise iyileşinceye kadar misafirhanede kalmalarına müsaade edilmesi vardır. Görevlilere kış mevsiminde, özellikle yağışlı günlerde, misafirhane odaları dolu olsa bile misafir olarak gelen yolcu ya da fukaranın hiçbir şekilde geri gönderilmemesini özellikle tembihlemiştir. Dergâha misafir olarak gelen ve ihtiyaç sahibi olan alimlere, yolculara, yoldan gelip üstü başı yırtık olan ya da ayağında ayakkabısı bulunmayan fakirlere; derecelerine göre entari, gömlek, don ve ayakkabı gibi üst baş satın alınmasını istemiş ve bunun için vakıf gelirinden hususi bir kaynak ayırmıştır (VGMA, d. 2151, s. 28-29). Bu şartlar hiç şüphesiz hem Osmanlı insanının hayırseverlik anlayışını hem de Urfa’da misafirperverlik anlayışının ulaştığı boyutu göstermesi bakımından kayda değerdir.

HAC YOLCULARININ URFA’DA AĞIRLANMASI

Karayoluyla hacca gidilen eski dönemlerde, Kuzeydoğu Anadolu ile Orta Asya Müslümanlarının bir kısmı Urfa üzerinden hacca gitmekteydi. Nitekim Osmanlı döneminde Urfa’daki bazı tekke veya medreselerde vefat eden; ancak varisi olmayan kimselerin, şehirde misafir bulunan hac yolcuları oldukları terekelerinde yazılıdır. Aynı şekilde Anadolu’daki birçok şehirden kutsal topraklara gitmek için yola çıkanlar, yol güzergahındaki “peygamberler şehrine” de uğrayıp burada Hz. İbrahim ile Hz. Eyüp makamlarını ziyaret ettikten sonra yollarına devam ederlerdi (Taş, 2019, s. 249). Diğer yandan İslam tarihi boyunca Allah’ın evini ziyaret eden ya da bu niyetle yola çıkan hacılara hizmet etmek, onların ihtiyaçlarını karşılamak büyük bir ibadet kabul edilmiştir. Osmanlı döneminde bu maksatla surre alayları ve hac kervanları düzenlemenin yanı sıra hacıların yol güzergahında yer alan Şam, Kudüs gibi bazı şehir ve kasabalarda onların yeme, içme ve barınmaları için hanım sultanlar veya devlet adamları tarafından vakıf sistemi içinde büyük külliyeler inşa edilmiştir (Singer, 2004, s. 45).

Urfa’da şehri ziyarete gelen hacı adaylarının ihtiyaçlarını temin için müstakil bir külliye inşa edilmemiştir. Zira hacılar yol kenarlarında boş arsalarda konaklamak durumunda kalmasınlar diye halk tarafından evlerde ağırlanmış ve ihtiyaçları gönüllü olarak karşılanmıştır. Bu sebeple halkın misafirperverlik ve hayırseverlik anlayışını yansıtan geleneklerden biri her yıl şehri ziyarete gelen hacı kafilelerinin ağırlanmasında ortaya çıkardı. Bu günlerde Dergâh’ın çevresi hacıları taşıyan otobüslerle dolup taşardı. Zengin fakir demeden hemen herkes şehre dışardan gelen otobüsler dolusu hacı adayını evinde misafir etmek için adeta birbiriyle yarışır, onlara imkanları nispetinde ikramda bulunmayı büyük bir hayır ve şeref sayardı. Osmanlı döneminden beri devam eden ve geçmişi asırlar öncesine dayanan bu gelenek, son yıllardaki uçak yolculukları ile birlikte tarihe karıştı. Evinde hacı adayı ağırlayacak kişi, otobüslerin şehre geldiğini haber aldığında Dergâh’ın önüne gider ve buradaki ziyaretçilerden beşer onar kişi alarak evine dönerdi. O gece evde konaklayan misafirler en güzel şekilde ağırlanır, özenle hazırlanan lezzetli yemekler ikram edildikten sonra rahat uyumaları için misafir odalarında yataklar serilirdi. Ertesi sabah hayır dualarla otobüslerine kadar uğurlanan misafirler yolculuklarına kaldıkları yerden devam ederdi.

Esasında hak yolcularını evde misafir etme geleneğinin belki de en ilginç taraflarından biri hacı adayı ağırlanan evlerde sevinç varken diğer bazı evlerde hüzün olmasıydı. Biraz geç kaldığından evine götürecek misafir bulamayanlar, çoğu zaman göz yaşları içinde eve misafirsiz dönmenin hüznünü yaşardı. Bazen bu kimselerin ağlamaklı halini görenlerin eve götürmekte oldukları misafirlerinden birkaçını onlarla paylaştıkları da vakidir. Ulaşım imkânlarının değişmesiyle ortadan kalkan bu geleneğe dair yaygın anlatılar halkın, Allah’ın evine giden misafirleri ne denli samimi duygularla ağırladıklarının da birer hatırasıdır.

1) Karaçizmeliler evi / 1990 (Fotoğraf: A.Cihat Kürkçüoğlu)

BİR KERVANIN HİKAYESİ

En zor şartlarda dahi yolcuları ağırlama, karınlarını doyurma ve ihtiyaçları için seferber olmak hiç şüphesiz büyük bir erdem ve hayırseverliktir. Kürkçüoğlu’nun aktardığı aşağıdaki hadise Urfa’da yolda kalmışlara gösterilen misafirperverliğin boyutunu daha iyi anlamak bakımından burada zikredilmeye değerdir. 1911 yılı kış mevsiminde şehre çok fazla kar yağdığından her taraf kapanmıştı. İran’dan Halep’e değerli İran halıları taşıyan bir ticaret kervanı şehre Bey Kapısı’ndan girer ancak şehirdeki yoğun tipi sebebiyle açık dükkân dahi bulamaz. Konaklayabilecekleri bir han arayan kervanbaşı Mevlevihane yakınında Karaçizmelilere ait evin selamlık kapısı önüne geldiklerinde selamlığın büyük kapısını han kapısı zannederek çalar. Ev sahibi Hacı Fazlı Ağa kapıyı açınca kervandakiler sorgusuz sualsiz develeri ve katırları ile kapıdan içeri girmekle kalmaz hancı zannettiği ev sahibinden de kendisi ve hayvanları için yer hazırlamasını ister. Çetin kış gününde konağını han zannederek avlusuna gelen bu misafire yer açan Fazlı Ağa, misafirine hiçbir şey hissettirmeden kendisinin ve hayvanlarının her bir ihtiyacını eksiksiz şekilde karşılamaya çalışır. Yaklaşık on beş gün sonunda karların erimesi ve yolların açılması üzerine yola çıkmaya hazırlanan kervanbaşı, Fazlı Ağa’ya han ücretini ödemek ister. Fazlı Ağa ise burasının han olmadığını belirtir ve tüm ısrarlara rağmen misafir kabul ettiği bu kervandan hiçbir ücret almaz. Eşsiz bir misafirperverliğin Fazlı Ağa ve kervan sahibi arasında oluşturduğu dostluk, birkaç kuşağı kapsayacak şekilde uzun yıllar devam eder (Kürkçüoğlu, 2005, s. 12).

2) Karaçizmeliler evi / 2023 (Fotoğraf: Mustafa Akgül)

URFA’DA TANRI MİSAFİRİNE HÜRMET

Urfa’da misafir odasının baş tarafına oturtulan misafir aynı zamanda baş tacı edilir. İnsanlar sahip oldukları imkanları misafirlerin hizmetine sunmaktan geri durmaz ve bunun için herhangi bir karşılık ya da mükafat beklemez. Bir başka ifadeyle konukseverlik inancın ve cömertlik anlayışının bir gereği olarak yapılır. Esasında misafiri hürmetle karşılayan ev sahibinin Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak ve konuklarına cömertliğini sergilemekten başka bir gayesi de yoktur. Zaten misafirlikte önemli olan hiç tanımadığı, belki bir daha karşılaşmayacağı kimseleri “tanrı misafiri” kabul edip karşılığını sadece Allah’tan umarak onlara ikramda bulunabilmektir. Dolayısıyla misafirperverlik ile iman arasında güçlü bir bağ mevcuttur.

Misafir ile rızkın bereketlenmesi arasındaki bağ, birçok kültürde olduğu gibi Urfa’da da yaygın halk inançlarından biridir. Nitekim misafirin on rızıkla geldiğine, bunlardan birini yiyip dokuzunu bıraktığına ve böylece evin rızkını arttırdığına inanılır. Rızkıyla gelen misafirin aynı zamanda bereketin kaynağı olduğu kabul edilir. Bilhassa kapıya gelen yabancının, tanrı misafiri görülerek içeri buyur edilmesi, aç ise doyurulması, aç değilse dahi ona mutlaka bir şeyler ikram edilmesi dini ve ahlaki bir vazife sayılır. Bir başka ifade ile misafir ağırlama aynı zamanda kutsal bir vecibe, misafire ikramda bulunmak da bir nevi hayırseverlik görülür.

Tarih boyunca kutsallık ile bir arada anılan Urfa’da dindarlık, hayatın hemen her alanı ile olduğu gibi misafirperverlikle de iç içedir. Zira halkın misafirperverlik anlayışının şekillenmesinde Hz. İbrahim kıssalarının ve dini değerlerin büyük bir etkisi vardır. Bu sebeple sofraya misafir buyur etmek ve onun için yapılan her türlü ikram evvela bir ibadet ve bir hayır olarak görülür. Bu noktada şehrin dikkat çeken geleneklerinden biri evlerde hazırlanan yemeklerin yalnız yenilmeyip bir tabak da olsa komşulara gönderilmesidir. Akşam namazlarından önce sokakta elinde içi yemek dolu tabaklarla komşulara gidip gelen çocuklara eskisi kadar sık olmasa da hala rastlamak mümkündür. Şehrin her tarafında yaygın görülen bu gelenek ramazanda iftar vakitlerinde zirveye çıkar. Nitekim cuma akşamları fırınların önlerinde oturan fakirlere hayır sahiplerinin ekmek alıp dağıtması geleneği az da olsa devam etmektedir. Benzer şekilde eskiden cuma günleri çarşı esnafı dükkânlarının önüne içi su dolu büyük kazanlar koyar, suyun içine buz kalıpları attıktan sonra sıcaktan bunalmış olan insanlara su dağıtırlardı. Çarşı pazarda soğuk su satan çocuklara, meyan şerbeti satan satıcılara parasını ödeyip sebil ettirme geleneği esnaf arasında yaygındı (Urfalı, 2018, s. 20).

AZİZ GECELERDE HAYIR YAPMA

Hayırlar için bilhassa cuma akşamları ya da kandil günlerinin tercih edilmesinde bu gecelerde yapılan ibadetlere atfedilen kıymetin yanı sıra cömertlik ile hayırseverliğin birbirinden ayrı görülmemesi de etkilidir. Urfa’da Cuma (perşembe), kandil ve ramazan gecelerine öteden beri halk arasında “aziz geceler” denilir. Aynı ifadenin bazı vakfiyelerde “leyle-i aziz” şeklinde yer bulmuş olması şehirde kullanılan bu tabirin en az birkaç asırdan beri mevcut olduğunu gösterir. 19. yüzyılda bazı imaretlerde her gün pirinç çorbası pişirilip ikram edilirken bu gecelere mahsus olarak kurban kesilir, iştirak edenlere kifayet edecek miktarda pirinç, bulgur veya “döğmeden” pilav pişirilir, hazırlanan yemekler ile diğer günlerde olduğu gibi fakir fukaraya ikram edilirdi (VGMA, d. 2151, s. 28-29). Bir başka ifadeyle asırlardan beri aziz gecelerde fakir fukaraya ikramda bulunmak en fazla kıymet atfedilen hayırlardandır.

3) Buluntu Hoca Evi’nin misafir odası (Fotoğraf: Mustafa Akgül)

MİSAFİR AĞIRLAMANIN GELENEKSEL URFA EV MİMARİSİNE YANSIMASI

Misafir ağırlama kültürü, Urfa’nın ev mimarisinde kendini hissettiren önemli bir olgudur. Evlerin biçimlenmesinde iklim koşulları, ailenin büyüklüğü ve mahremiyet olgusu ile beraber misafir kabul etme geleneği de etkilidir. Anadolu’nun pek çok yerinde olduğu gibi burada da evlerin misafir ağırlanan büyük odaları için halk arasında “misafir odası” tabiri kullanılır. Evin büyüklüğüne veya oda sayısına bakılmaksızın yapılan bu nitelendirme evin söz konusu kısmının misafirlere göre düzenlemesinden kaynaklanır. Misafirlerin ağırlanmasına tahsis edilen ve çoğu zaman kapıları misafir geldiğinde açılan bu odalar, her an misafir gelebilme ihtimali sebebiyle daima kullanıma hazır bir şekilde temiz tutulur.

Urfa’da misafire verilen kıymet ve değer onun eve gelişi ile kendini göstermeye başlar. Bu nedenle misafir samimi bir şekilde kapıda karşılanır ve uğurlaması da yine kapıda gerçekleşir. Ev sahibinin dış kapıya kadar misafire eşlik etmesi ona verilen değer ve saygının bir göstergesi kabul edilir. Ev sahibi misafirine hürmette kusur etmez ve onu dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korur. Bir başka ifadeyle eve gelen misafir ev sahibinin himayesine girmiş demektir. Ona yapılan saygısızlık ev sahibine yapılmış kabul edilir. Tok dahi olsa ikram edilen şeylerin misafir tarafından reddedilmesi hoş karşılanmaz.

Urfa evlerinde misafir odaları aynı zamanda evin “baş odası”dır. Modern tarzdaki mobilya ve diğer hazır döşemeler yaygınlaşmadan önce bu odalar, yer döşeği ve sap yastıklarla döşeli idi. Sap yastıkların üzerinde, çeyiz olarak işlenen kaneviçe süslemeli bembeyaz yastık örtüleri yer alırdı. Yerde, tüm odayı kaplayan bir adet orta halının yanı sıra rahatsızlığından dolayı yerde oturamayanlar için bir kerevit de bulunurdu. Ayrıca her evde misafirlere dağıtılmak üzere, buğday saplarının yan yana özenle birleştirilip renkli ipliklerle dekoratif biçimde dikildiği, çevresi ince bez pileli, ağaç saplı yelpazeler olurdu. Misafir odalarının duvarları süslemeli, ağaç kaplamalı, kapı ve taka kepenkleri zengin ahşap süslemeli idi. Oymalı kemerciklerden yapılan ve göz göz tabir edilen ahşap raflarda dekor olarak, fincan takımları, çini çanak türünde cam ve porselen eşyalar sergilenirdi. (Kürkçüoğlu, 2005, s. 12-15).

KÖYLERDE MİSAFİR ODALARI

Yakın zamana kadar Urfa’nın birçok köyünde sadece köy ağası, muhtarı ya da ileri gelenlerine ait misafir odaları vardı. Hali vakti yerinde olan kimseler ister köyden ister köy dışından olsun yakınlarını, dostlarını ve misafirlerini bu odalarda ağırlardı. Köyden gelip geçen yolcuların soluklanması, yemek vakti ise yemeklerinin ikram edilmesi, şayet geceye rastlamışsa yataklarının serilerek yatmalarının sağlanırdı. Evlerin avlusunda yer alan odalar hane halkının yaşadığı bölümlerden tamamen bağımsız idi. Esasında Anadolu’nun bazı bölgelerinde bu şekildeki köy odaları daha önce Osmanlı zamanında vakıf sisteminin bir parçası olarak hayır sahipleri tarafından kurulmuştur. Urfa köylerinde bulunan misafir odaları benzer bir işlev görmekle birlikte resmi bir vakıf hüviyetine sahip değildir. Zira bunlara dair tespit edilen herhangi bir vakfiye yahut vakıf kaydı bulunmamaktadır. Bu sebeple söz konusu odalar halk arasında “köy odası” şeklinde değil “falanca ağanın/kişinin odası” şeklinde isimlendirilmiştir. Odalarda gelen giden misafire hizmet eden birkaç kişi bulunurdu ve ikram edilen her türlü yiyecek ve içecek oda sahibi olan hayır sever tarafından karşılanırdı. Hala bazı köylerde varlığını devam ettiren bu odalar, hem köylülerin bir araya gelip sohbet ettiği hem de köye dışarıdan gelen misafirlerin ağırlandığı mekanlar olarak işlev görmektedir. Aynı zamanda köye dışarıdan gelen yolcular veya yabancı misafirler çoğunlukla burada kaldığından köylüler de misafirleri bu odalarda ziyaret ederdi.

4) Şanlıurfa’da bir köy odası (Şanlıurfa Dergisi Arşivi)

Özellikle binek hayvanları veya yaya olarak yolculuk yapılan dönemlerde akşam vakti gideceği yere ulaşamayanlar, yol güzergahında en yakın köye varır ve yolcuyu ağırlayabilecek bir oda sahibine misafir olurlardı. Yolcular geceyi burada dinlenerek geçirdikten sonra ertesi gün yollarına devam ederlerdi. Hane sahibinin misafirle aynı odada uyuması ona verilen kıymetin bir göstergesi sayılırdı ve bazı köylerde bu gelenek hala devam etmektedir. Bu odalarda misafirler için tüm gün kahve kaynar, aç olanlar için sofra kurulurdu. Yolcular bazen çevre köylerden gelen bazen de uzak yerlerden gelen yabancılar olurdu. Zor günde tanımadığı kişiye hanesini açan oda sahibi ile misafirleri arasında oluşan dostluk uzun yıllar karşılıklı ziyaretlerle pekişmiş olurdu. Ulaşım araçlarının yaygınlaşmasından sonra köylerde misafir sayısı artış göstermekle beraber gece kalanların sayısı oldukça azalmıştır. Son yıllarda neredeyse tüm köy evlerinde, şehirdekilere benzer misafir odaları yapıldığı gibi dışarıdan gelen yabancı misafirler için eski tarzda evlerden bağımsız oda yapma geleneği de artarak devam etmektedir. Hususi tarzdaki misafir odaları hem daha geniş yapılmakta hem de misafirin rahat edeceği şekilde düzenlenmektedir. Bilhassa odaların bir köşesine veya yanına misafirin kullanımına tahsis edilen özel lavabo ve duş yeri yapılması eğilimi giderek artmaktadır.

URFA’DA MİSAFİR AĞIRLAMA VE İKRAM GELENEĞİ

Urfa evlerinde misafire verilen kıymeti göstermenin yollarından biri onlar için emek verilen zahmetli yemekler pişirmektir. Evlerde özenle hazırlanarak sofralara konulan Borani, Lıklıkı köfte ve kebap çeşitleri bunların önde gelenidir (Şen, 2021, s. 262). Yemeğin yanında yine evlerde hazırlanan kadayıf, katmer veya şıllık, misafire ikram edilen başlıca tatlılar arasındadır. Fakat şehir kimliğinin değişimine paralel olarak bunların yerini yavaş yavaş daha az zahmetle hazırlanan ve fırınlarda pişirilen lahmacun veya et ağırlıklı tepsi yemekleri ile dışarıdan getirilen tatlılar almaya başladı. Misafirlikle ilgili dikkat çeken hususlardan biri de sonbaharda evin kışlık hazırlıkları yapılırken gelen gidenin de unutulmamasıdır. Damlarda hazırlanan isot veya biber ile domates salçalarının miktarı sadece ev halkına göre değil gelecek misafirler de düşünülerek belirlenir. Kuru üzümün yanı sıra üzüm suyunun kaynatılması ve bir müddet güneşte bekletilmesi ile elde edilen bastık (pestil) ve kesme, misafire ikram edilen yöresel tatlı türü çerezlerdendir. Eskiden kış gelmeden hazırlanan ve misafire ikram edilmek üzere kavanozlarda saklanan kavun ve karpuz çekirdekleri, menengiç, kendir tohumu ve buğdayın tuzlanarak kavrulduğu kavurga (Kürkçüoğlu, 2005, s. 12) neredeyse tamamen unutulmuştur. Günümüzde yaygınlaşan hazır çerezlerin yanı sıra bölgede ekimi gittikçe artan Antep fıstığı misafire ikram edilen başlıca çerez halindedir.

Misafir ağırlama Urfa’da toplumsal statüyü belirleyen olgulardan biridir. Halk arasında kullanılan “misafire karşı yüzü ağartmak” tabiri bu düşüncenin bir ifadesidir. Bu sebeple dışarıdan gelen konukları güler yüzle karşılama, içtenlikle hizmet etme, onlara zengin sofralarda yiyecek ve içecekler sunma, konaklamaları için rahat edecekleri yerlerde ağırlama, toplum içinde bir övünç ve itibar vesilesidir. Nitekim Anadolu’da kullanılan “Ağalık vermekle, yiğitlik vurmakla olur” atasözü, toplumsal saygınlık için harcamada bulunmaya yani cömertliğin önemine vurgu yapar. Buna karşın imkânı olduğu halde kapıya gelen misafiri geri çevirmek, onu hor görmek veya gerektiği şekilde ağırlayamamak bir utanç sebebidir.

Şehrin günümüzdeki gibi kalabalık olmadığı dönemlerde, tanımadığı yolcuyu veya misafiri evinde ağırlamak büyük bir erdem, bu kimseleri dışarıda bırakmak ise büyük bir ayıptı. Bu nedenle Urfa’da otel ve lokantalara olan ihtiyaç diğer şehirlere göre çok daha geç dönemde ortaya çıkmıştır. Yakın zamana kadar şehirde otelcilik ve lokantacılığın ayıplanan iki meslek olarak görülmesi de bu durumun bir neticesiydi. Bir başka ifadeyle şehre dışardan gelen misafire para ile yemek yedirmek veya onu para ile yatırmak toplumun hoş görmediği bir durumdu (Kürkçüoğlu, 2005, s. 11).

SONUÇ

Günümüz kent yaşamı çoğu insanı, kalabalıklar içinde yalnızlaştırdığı gibi aynı zamanda bireyselleştirmektedir. Benmerkezci düşünce ve özel yaşam alanlarına düşkünlük, evlerin hane halkına özel birer mekân olduğu algısını giderek yaygınlaştırmaktadır. Bu algı misafir kültürünün zayıflamasına neden olduğu gibi misafiri ev dışındaki sosyal mekanlarda ağırlama eğilimini arttırmaktadır. Urfa’da da gözlemlenen bu değişim bazı eski gelenekleri yavaş yavaş ortadan kaldırmaktadır. Fakat burada güçlü bir şekilde varlığını koruyan geleneksel aile yapısı ve geniş akrabalık bağları, var olan sosyal dayanışmayı sürdürdüğü gibi misafirliğe ilişkin ananelerin devamını da sağlamaktadır. Bilhassa akrabalar arasındaki yaygın ziyaretler ve sıra gecesi gibi dost meclisleri sayesinde buradaki insanlar daha sık birbirlerine gidip gelmekte ve sofralarıyla beraber dertlerini ve sevinçlerini de paylaşmaktadır. Geniş katılımlarla yapılan sünnet, düğün, taziye ve hacı ziyareti gibi merasimler, güçlü sosyal ilişkilerin yanı sıra misafirliklerin de devamını sağlayan gelenekler olmaktadır.

Urfa halkı tarihin eski devirlerinden beri misafirliğe özel bir önem atfettiğinden evini ve sofrasını her daim misafire açık tutmaktadır. Misafiri en güzel şekilde ağırlamayı, ona saygı ve hürmet içinde ikramda bulunmayı dini, ahlaki bir erdem olarak görmektedir. Hz. İbrahim’in nesilden nesile aktarılan cömertliği ve misafirsiz sofraya oturmadığına dair anlatılar şehirdeki hayırseverlik ve misafirperverlik kültürünün tarihsel arka planına dair önemli ipuçları vermektedir. Şehre dışarıdan gelen seyyahların ve yabancıların gözlemlerinde ortaya konulduğu gibi fakir fukarayı gözetmek, yolculara, misafirlere ikramda bulunmak asırlardan beri Urfa halkının öne çıkan bir vasfıdır. Hemen her dönemde gözlemlenebilen bu değerler, şehrin sosyo kültürel hafızasına yön veren belirleyici dinamikler arasındadır.

Kutsallıkla derin bir bağ kuran şehirde misafirperverlik dini anlayıştan bağımsız görülmediğinden hayırseverlik ile bir arada değerlendirilmektedir. Nitekim asırlar boyu şehri ziyaret eden hac yolcularını misafir etmek aynı zamanda ibadet duygusu içinde büyük bir hayır kabul edilmiştir. Diğer yandan şehrin gündelik yaşamında toplumsal statünün belirleyici unsurlarından biri misafir olgusudur. Kişinin toplumsal statüsü, misafirinin sayısı ve onlara yerli yerinde ikramda bulunmak ile eş değer görülmektedir. Bir başka ifadeyle misafire kapısını açmak, onu en güzel şekilde ağırlamak gönül zenginliği olduğu gibi şeref ve itibar vesilesidir. Gündelik yaşamda misafirliğe ilişkin uygulama ve ayrıntılar, bu geleneğin geçmişten beri şehrin hafızasında derin bir yer edindiğine ve nesilden nesile aktarılarak günümüze taşındığına işaret etmektedir. Modern kent yaşamının getirdiği yeni hayat tarzı her tarafta olduğu gibi Urfa’da da bazı eski gelenekleri yavaş yavaş ortadan kaldırmakla beraber buradaki toplum yapısı ve akrabalık bağları misafirperverliğe ilişkin eski geleneklerin diğer şehirlere göre daha güçlü şekilde yaşatılmaktadır.

KAYNAKÇA

Açanal, H. (1997). “Ondokuzuncu Yüzyıl Sonlarında Urfa’da Sosyal Hayat”, Urfa Tarihi (M.Ö. 2000-M.S. 1400), Şurkav Yayınları, Ankara. ss. 123-129.

Çağrıcı, M. (2020). Misafir. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, C. 30, s. 171-172.

Evliya Çelebi. (1999). Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Yay. Seyit Ali Kahraman- Yücel Dağlı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, C. III.

Güler, S. E. (2010). Yabancı Gezginlerin Gözüyle Urfa Bölgesi, Şanlıurfa İli Kültür Eğitim Sanat ve Araştırma Vakfı (Şurkav) Yayınları, Şanlıurfa.

Kurtoğlu, M. (2008). Urfa Efsaneleri, Şanlıurfa Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, İstanbul.

Kürkçüoğlu, A. C. (2005). “Evler ve Anılar (Kaybolan Bir Kültürün Öyküsü)”, Seyir Kültür ve Sanat Dergisi, Yıl 3, 11/12, ss. 4-29.

Maden, A. M. (2001). Olivier’ye Göre Anadolu (Birecik, Şanlıurfa, Mardin, Nusaybin), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yüksek Lisans Tezi). İstanbul.

Öcal, M. H. (1997). Özellikleri ve Güzellikleriyle Çiğköftemiz, Özlem kitabevi. Şnlıurfa.

Singer, A. (2002). Osmanlı’da Hayırseverlik: Kudüs’te Bir Haseki Sultan İmareti, Çev. Dilek Şendil, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul.

Şefik, Arif. (1925). Türkiye’nin Sıhhi ictimai Coğrafyası: Urfa Vilayeti. Kağıtçılık ve Matbaacılık Anonim Şirketi. İstanbul.

Şen, F. (2021). “Urfa’nın Mutfağı ve Yemek Yolculuğu”, Bir Ahir Zaman Babil’i Urfa, Der. Nevin Yıldız. İletişim Yayınları. İstanbul, ss. 255-272.

Taş, Y. (2019). Osmanlı Döneminde Urfa’da Sosyal Hayat (Mahkeme Kayıtlarına Göre 1850-1900), Hiper Yayın, İstanbul.

Urfalı, Bekir. (2018). Urfa’da Misafirperverlik ve Hayırseverlik, ŞURKAV Şanlıurfa Kültür Sanat ve Turizm Dergisi, Sayı 32, ss. 20-21.

Arşiv Kaynakları

Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA)

BOA, MŞH.ŞSC. (Meşihat, Şeriyye Sicili) Urfa d. 213. 117-1384.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi (VGMA)

VGMA, d. 2151, 28-29.

 

Sitede Ara