ŞANLIURFA’DA KİRVELİK SÜNNET VE EVLİLİK (DÜĞÜN) GELENEKLERİ
GİRİŞ
Şanlıurfa’da, sosyal hayat geleneksel bir yapıya sahiptir. Gösterişten ziyade samimiyete ve sadeliğe önem veren Şanlıurfalıların sosyal hayatlarında, başka yerlerde görülmeyen gelenek ve adetlere rastlanır. Geleneksel toplum yapısı içerisinde aile ve arkadaş ilişkileri Şanlıurfa’da çok önemli özelliklere sahiptir. Geleneksel yapı içerisinde yer alan bazı adetlerde, şehir merkezi ile kırsal kesim arasında ise küçük farklılıklara rastlanır.
Şanlıurfa’da arkadaş ilişkileri içerisinde yer alan en önemli adetler; sıra geceleri, oda geleneği, sahaniye, harefene, kahvehaneler, bağ-bahçe gezme, dağa ve yatıya gitme geleneğidir.
Aile ilişkilerinde en önemli gelenekler ise kirvelik, sünnet ve evlenme (düğün) adetleridir. Şanlıurfa geleneksel evlenme adetleri içerisinde; kıza bakılması, teşekküre gitme (sakal öpümü), nişan ve nikâh, kına gecesi ve asbap gecesi, erkek ve kadın düğünü, duvak günü ve duvak gecesi yemeği, gelin cuması, gelin hamamı gibi adetler sahada yapılan araştırma, gözlem, görüşmeler ve ayrıca yazılı kaynaklardan faydalanılarak bu çalışma oluşturulmuştur.
I- ŞANLIURFA’DA KİRVELİK GELENEĞİ
Türk toplumunda kirvelik önemli bir konuma sahiptir. Şanlıurfa’da ise kirvelik geleneğine çok daha başka anlamlar yüklenip derin bağlar oluşturulur. Şanlıurfa’da kirve, “küvre” şeklinde de kullanılır.
“Kirvelik müessesesi aile ve akrabalık bağlarının kuvvetlenmesi, sosyal ve ekonomik canlılığın artması açısından pek çok görevi ifa etmektedir” (Özgültekin vd, 1997, s. 133).
Şanlıurfa’da kirve, yörede sevilen ve tanınan, dürüst, mert ve saygın aile mensuplarından seçilir. Kirvenin ekonomik durumunun denk olması veya daha iyi olması gerekir. Kirve seçilirken politik kimlik ve zenginlik ön planda olmamalı, gönül bağı ve karakter uygunluğu göz önüne alınmalıdır. Kirvelikle, iki aile arasında önceden var olan bağlantı pekişir, ailelerin sosyal yakınlığı artar. Kirve, kirvesi olduğu ailenin her türlü sorununu paylaşır.
Oğlunu sünnet ettirecek ya da evlendirecek ailenin kirvesi yoksa, aile reisi ailenin kirveliğini yapacak yakın akraba olmayan, kirvelik vasıtasıyla dost olmak istediği uygun birisini bularak o kişiye kirvelik önerir. Kirvelik önerilen kişi bu teklifi şeref saydığından genellikle bu görevi kabul eder. Çünkü kirvelik, bir onur ve itibar meselesi olup yakın akrabalık sayılır. Kirvelik, ailelere kuşaklar boyunca sürecek bir yakınlık kazandırır.
“Kirve olan kimse kan bağı olmasa dahi, sünnet çocuğuna amca, dayı gibi kan bağı olan akrabalarından daha yakın seçilmiş akraba durumuna gelir. Sadece çocuğun değil, tüm ailenin birinci derecede sözü dinlenir, hatırı sayılır akrabası olur” (Köksal, 1991, s. 498).
Ailenin önceden kirvesi var ise yeni bir kirve belirlenmez. Kirve, ailenin sürekli kirvesidir. Kirve ile kirve olunan aile arasında çok sıkı yakınlık ve ilişkiler kurulur. Kirvelikte iki aile arasındaki ilişki, kan bağı kadar yoğun, güçlü ve kalıcıdır. İki aile artık birbiriyle en yakın akraba sayılır. Aile bireyleri kirveye isim kullanmadan “kirve” veya “kirvem” diye hitap ederler.
“Kirve olarak belirlenen kişi ile kirvesi olduğu aile kendi aralarında kız alıp vermezler. Evdeki mahremiyet boyutunu tamamıyla kaldırırlar. Kirve ve kirve çocukları birbirlerinin evlerine rahatlıkla girip çıkarlar. Nasıl olsa kirve çocuklarına töre kurallarına göre nikâh düşmez ve evlenemezler görüşü oldukça yaygındır” (Çelik, 2009, s. 48). Kirvelik geleneğinde değişime uğramadan günümüze kadar devam eden en önemli adet evlilik yasağıdır.
“Kirvenin saygınlığı ve otoritesi tartışılmaz. Kirvelik, babadan oğula geçer ve arada çok önemli bir problem çıkmaz ise, kirvelik bağı kopmadan devam eder. Beş-on kuşak ötelerden gelen kirvelikler vardır. Kirvenin oğlu olmaz ise, kendisinden sonra kirvelik de sonlanmış olur” (Kürkçüoğlu, 2002, s. 215).
Çocuk büyüdüğünde evlenmesinde babası kadar kirvesinin de söz hakkı olur. “Söz konusu evlenme ise yine uygun hediyelerle kirve haberdar edilir. Düğün, süpha, hamam yemeği ve diğer törenlerin sorumluluklarını kirve üstlenir. Kirve ‘erkek düğünü’nde damadın elbisesini giydirir ve yanı başında bulunur. Süpha (düğün yemeği) ziyafetinde damat ile beraber tahtta oturur. Düğünde aşçıya, davulcuya, berbere, kahveciye ve gereken yerlere damat ile birlikte bol bahşiş verir. Damadın gerdeğe konulmasında hazır bulunan kirve, düğünden birkaç gün sonra ise uygun bir hediye ile ailece evli çifti ziyarete gider” (Kürkçüoğlu, 2002, s. 215).
“Genel anlamda kirve, yalnızca ekonomik boyutlarla sınırlı bir kabulün parçası değil, beraberinde hukuki ve sosyal yaptırımları yüklenen kişi anlamı taşımaktadır. Sünnet olan çocuğa ailesi açısından kendi birincil akrabalarından daha yakın hale gelen kirve, ömür boyu sürecek yeni bir sosyal ilişki biçiminin tarafını oluşturabilmektedir” (Kolukırık, Saraç, 2010, s. 217).
Günümüzde şehirlerin büyümesi ve ailelerin başka şehirlere dağılmasıyla oluşan sosyal yapı değişimiyle kirvelik geleneği de azalmaktadır. Aileleri yakınlaştıran, bireylerin dostça, kardeşçe iyi ilişkiler içinde yaşamalarına vesile olan “Kirvelik Geleneği”nin zayıflaması üzücüdür. Kırsal kesimde ve ilçelerde devam eden bu gelenek şehirlerde azalmıştır. Günümüzde daha çok sünnet düğünlerinde bu gelenek devam etmektedir. Araştırmacılara düşen, kirvelik ile aileler arasında yeni ve güçlü bağlar kuran bu yardımlaşma ve dayanışma geleneğinin önemli hususlarıyla tespit edilmesi ve bilinmesini sağlamaktır.

II- ŞANLIURFA’DA SÜNNET GELENEĞİ
Sünnet öncesi kirveye ve hanımına uygun hediyeler gönderilir ve hayırlı işten haberdar edilir. Bu hediyeler çocukların sünnetine işarettir. “Kirve görevini layıkıyla yapmaya çalışır. Çocuğun sünnet elbiselerini kirve yaptırır. Sünnet hazırlıklarında birtakım masrafları da üstlenir. Sünnet düğününden bir gün önce sünnet olacak çocuk at, atlı araba, otomobil, binek hayvanı gibi vasıtalardan biriyle gezdirilir. Çocuk gezdirilirken kirve de yanında bulunur. Şanlıurfa’da genellikle “Dergâh” denilen, Mevlid-i Halilullah Camii’ne götürülen çocuğun buradaki kutsal olduğuna inanılan suyla yüzü yıkanır ve bu sudan içirilir” (Kürkçüoğlu, 2002, s. 215).
Sünnet yapılacak günün (genelde pazar günü) sabahı erken saatlerde misafirler toplanırlar. Kirve, sünnet esnasında çocuğu kucağına alarak sıkı tutar ve onun rahat bir şekilde sünnet olmasına yardımcı olur. Eskiden sünnet anında uyuşturucu iğne yapılmadığından, sünnet olacak çocuk acıyı duymasın diye sürekli ağzına şeker ve lokum konurdu. Sünnet bitiminde çocuk, hazırlanan yatağına yatırılır.
Sünnet düğününde gelecek olan misafirlere verilmek üzere birkaç gün önceden yemekler hazırlanır. Sünnet düğününün belli başlı yemeği yörede “tirit” denilen yemektir. Misafirler yemeğe gruplar halinde alınır. Yemekten sonra ise acı kahve ve çay ikram edilir.
Sünnet yapıldıktan sonraki gece ise hediyeler ve tatlılarla birlikte sünnet olan çocuğu hanımıyla birlikte ziyaret eder. Bu gecede ev sahibi ziyafet sofrasıyla ikramda bulunur, ayrıca kirveye hediyeler verilir.

III- ŞANLIURFA’DA EVLENME GELENEKLERİ
Şanlıurfa’da eskiden görücü usulü ile evlenme yaygın bir gelenekti. Günümüzde çiftler genelde birbirlerini görerek, tanışarak ve anlaşarak evlenmeye karar vermektedirler. Şehir halkında kısmen de olsa yaşayan “geleneksel evlenme adetleri” kendine has özellikler taşır. Bu adetler aşağıda sırasıyla anlatılmaktadır.
KIZA BAKILMASI VE İSTENMESİ
Evlilik yaşına giren genç erkek, evlenme isteğini anne ve babasına söyleyemez. Bu durumu, yakın arkadaşları veya başka biriyle anne ve babasına bildirir. Durumu öğrenen anne oğluna kız aramaya başlar. Oğlanın annesi, öğrendiği kızları yakın komşularından soruşturur. “Davul dengi dengine çalar.” atasözünden hareketle genellikle evlenecek tarafların mali ve sosyal durumlarının aynı olmasına dikkat edilir.
“Oğlan tarafı kızı görmek için yanına yakınlarını da alarak, daha önceden tespit edilen ve gelinlik çağına gelmiş kızları olan, tanıdık veya tanımadık kimselerin evine tavsiye üzerine gider. Kızı görüp yürüyüşü, konuşması ve becerikliliği konusunda fikir sahibi olur ve ailesinin durumunu gözden geçirir. Kız beğenilir ise annesine, kızın nişanlı olup olmadığı sorulur. Nişanlısı olmadığını öğrenen oğlanın annesi, kızı beğenmiş ise bu kez oğlunun huyunu, tahsilini, işini anlatmaya başlar. Oğlan tarafını dinleyen kızın annesi ise karşı tarafa kimlerden olduklarını ve nerede oturduklarını sorar. Oğlanın annesi bu sorulara cevap verir. Kız annesinden müsbet cevap alınmış ise oğlan tarafı birkaç gün sonra tekrar geleceklerini söyleyerek kız evinden ayrılır.” (Ergin, 2007, s. 24).
“Bu arada her iki taraf birbirleri hakkında araştırma yapar. Dostlardan, yakın komşularından kız ve ailesi daha detaylı sorulur. Bu konuda fikri alınan kimseler, genç kızın ailesini tanıyor ve beğeniyorlarsa tavsiye ederler. Eğer kızın ailesini beğenmiyorlarsa, pek tanımadıklarını, fikirleri olmadığını söylerler.” (Kürkçüoğlu, 2002, s. 216).
Birkaç gün sonra beğenilen kız istenmeye gidildiğinde, kız tarafı kızlarını vermek istemiyor ise kızlarının küçük olduğu, okula devam ettiği veya daha büyük kızlarının evlenmediği gibi mazeretler öne sürerek kızı veremeyeceklerini belirtirler.
“Eğer oğlan tarafı isteme olayını gerçekleştirmek için kız evine geldiğinde, kız evince iyi karşılanırsa oğlanın annesi veya aile büyüğü bundan cesaret alarak ‘Allah’ın emri, Peygamber’in kavli ile kızınızı oğlumuza istemeye geldik’ der. Kızın annesi ise ‘hele babasına bir soralım’ der.” (Ergin, 2007, s. 25).
Her iki tarafın müsbet yaklaşımları olursa, oğlan tarafının erkekleri hanımlarıyla birlikte bir akşam kızı babasından istemek üzere ayrıca giderler. Kızın babası “Allah her iki tarafa da hayırlı ve uğurlu etsin.” derse, kabul görülmüş sayılır.
“Eğer her iki taraf çocuklarını birbirleriyle evlendirmeye karar verip anlaşırlarsa, kız tarafından erkek tarafına ‘kesim kâğıdı’ denilen bir mektup ‘indekçi’ (mektubu götüren işçi kadın) ile gönderilir. Mektubu getiren kadına oğlan evi bahşiş verir. Bu kâğıtta kız evinin oğlan tarafından istediği başlık parası, hal’et (kızın büyük abisine ve dayısına alınacak hediyeler), giyecek, ev eşyası ve hışır (takılar-mücevherler) yazılıdır. Oğlan evi, bu şartları olduğu gibi kabul ediyorsa, kâğıdın alt tarafına ‘hepsi kabul’ diye yazar ve mektup bu kez ‘oğlan evi’nin tanıdığı bir indekçiyle ‘kız evi’ne geri gönderilir. Eğer yazılanların tümü kabul edilmeyip, bazıları kabul edilmiş ise, aynı kâğıdın altına bunlar belirtilerek bir gün sonra kız evine gönderir.” (Kürkçüoğlu, 2002, s. 216). Kız evinden gelen kesim kâğıdı oğlan evi tarafından kabul edilirse evlilik yolunda ilk adım atılmış olur.
“Başlık parası” günümüzde bazı aileler tarafından istenmektedir. Gerek merkezde ve gerekse kırsal kesimde maddi durumu çok iyi olan aileler ise başlık parasını istemezler.
KİRVENİN EVLİLİKTEN HABERDAR EDİLMESİ
Kız isteme sürecinde kirvenin de görüşü alınır. Kız istenmeye gidilirken kirve haberdar edilir. Evlenme süreci başlarken ayrıca kirveye uygun hediyeler gönderilerek hayırlı işle ilgili mesaj iletilmiş olur. Düğün, süpha, hamam yemeği ve diğer törenlerin sorumluluklarını kirve üstlenir.
KIZ EVİNE TEŞEKKÜRE GİTME (SAKAL ÖPÜMÜ)
“İki taraf anlaştıktan sonra oğlan evi, ailenin büyükleriyle birlikte, kızın verilmesinden dolayı teşekkür mahiyetinde kız evine bir akşam ziyarete giderler. Bu ziyarete kirve de eşiyle birlikte katılır. Buna eskiden ‘sakal öpümü’, günümüzde ise ‘teşekküre gitme’ denilmektedir. Oğlan evi bu ziyarete giderken veya daha sonra, ‘kesim mektubu’nda kararlaştırılanların tümünü veya bir kısmını yanlarına alıp kızın babasına veya velisine verirler.” (Kürkçüoğlu, 2016, s. 18).
Teşekküre gidilen gecede her iki tarafın kadın ve erkekleri ayrı odalarda ağırlanırlar. Birbirleriyle tanışma imkânı bulurlar. Gelen misafirlere çay, kahve, çiğköfte, meyve ve kadayıf ikram edilir. Bu arada nişan günü belirlenir ve yapılacak hazırlıklar konuşulur.
NİŞAN VE KİRVENİN GÖREVİ
“Nişan töreni, eski adetlere göre kız ve erkek birbirini görmeden kız evinde yapılırdı. Kız evine, oğlan evinin yakın kadınları giderek şerbet hazırlarlar, gelin adayı nişan elbisesini giyer ve misafirlere ‘hoş geldiniz’ diyerek oturur. Kirvenin hanımı kızı tebrik ederek yüzüğü takar, zılgıt çalınarak nişan kutlanır, misafirlere yiyecek ve içecekler ikram edilir. Oğlanın yüzüğü ise aynı anda kız evinden yaşlı bir hanım tarafından bir sürahi şerbet ile oğlanın bulunduğu eve götürülür ve damat adayına kirve tarafından yüzük takılıp şerbet içirilir. Böylece kız ve oğlanın nişan yüzükleri ayrı mekânlarda takılırdı” (Kürkçüoğlu, 2002, s. 218).
“Günümüzde bu adet bırakılmış olup, nişan her iki taraf yakınlarının davet edildiği evde veya düğün salonunda yapılan müzikli eğlencenin sonunda yapılmaktadır. Nişan yapılacak mekânda nişan kıyafeti giymiş gelin adayının yanına, damat adayı, arkadaşları ve yakınları tarafından getirilir. Nişan yapılan mekânda kirve hazır bulunur. Günümüzde kirve, kurdele ile bağlanmış iki yüzüğü, damat ve gelin adaylarına takar, böylece gençler nişanlanmış olurlar. (Kürkçüoğlu, 2016, s. 18).
“Nişandan sonra Kurban Bayramı gelmiş ise nişanlı genç bayram günü nişanlısına hediye olarak boynuzu kırmızı eşarpla süslenmiş ve kırmızı kurdeleyle altın bir bilezik takılı bir koç gönderir. Buna ‘Gelin Kuzusu’ denir.” (Ergin, 2007, s. 29).
DİNİ VE RESMİ NİKÂH
“Urfa’da eskiden hoca nikâhı (dini nikâh) kız evinde ve genellikle pazar günü yapılırdı. Kızın sözlü tayin ettiği erkek vekiliyle, oğlanın erkek vekili yani kız ve erkeğin temsilcileri hocanın karşısında otururlar ve hoca önce kızın vekiline sonra da oğlanın vekiline sorular sorar. Kız ve oğlanın vekilleri topluluğun duyabileceği bir sesle ayrı, ayrı ‘Vekâletim hesabıyla aldım, helalliğe kabul ettim.’ diyerek dini esaslara göre nikâh akdi tamamlanmış olur. Hoca ise şahitlerin tasdikinden sonra İslam dininin gerektirdiği kurallara göre dualar okur. Topluluk ise her duanın sonunda ‘Âmin’ diyerek yapılan duaları tasdik eder” (Ergin, 2007, s. 40).
Nikâh sonunda oğlan evinin gönderdiği şerbet, mırra (acı kahve) ve pasta ikram edilir. Gelen misafirler ayrılırken kız ve oğlanın yakınlarına hayırlı olsun dileklerinde bulunarak ayrılırlar. Resmi nikâh ise belediyede yapılırdı.
Günümüzde dini nikâh, davetlilerin katılımıyla, damat ve gelin adayı veya vekillerinin hazır bulunduğu nikâh salonunda yapılmaktadır. Resmi nikâh ise Belediye Nikâh Salonu’nda yapılmaktadır. Misafirlere her iki nikâh töreninde de önce mırra (acı kahve) sonra çikolata veya şeker ikram edilir. Misafirler dağılırken, damat ve gelin adayını tebrik edip, hayırlı ve uğurlu olması temennisinde bulunurlar. Son zamanlarda her iki nikâhın da Belediye Nikâh Salonu’nda yapıldığı görülmektedir. Nikâhta kirve eşiyle birlikte mutlaka bulunur.
KIZ EVİNDEN DAMAT EVİNE ÖRTÜ GÖTÜRME (ÇEYİZ GÖTÜRME)
Gelin adayının evinde bulunan çeyizlerin (eşyaların) damat adayının evine getirilmesine “örtü götürme” denir. Bu iş için düğünden 3-5 gün önce damadın ailesi yakın akraba ve dostlarını evlerine davet eder. Evde kısa bir eğlenceden sonra at arabalarıyla veya kamyonet ile topluca kız evine gidilir. Eşyaları almaya gelen oğlan evinin gençleri gelin evinin önünde veya avlusunda davul zurna eşliğinde oynarlar. Kız evinden kimse bu eğlenceye katılıp oynamaz. Bu sırada eşyalar arabalara yüklenir ve damadın evine dönülür. Ev yakın ise yürüyerek dönülür, uzak ise konvoya eşlik eden diğer arabalarla dönülür. Eve getirilen eşyaları dizmek için gelinin akrabaları ile çok yakın dostları da oğlan evine ayrıca gelirler ve eşyaları dizip yemeklerini yedikten sonra evlerine dönerler. Örtü götürme (eşya) adedi günümüzde azalmış olsa da zaman zaman görülmektedir.
DÜĞÜN ÖNCESİ “SİNİ SÜRME”
“Damadın yakın arkadaşları veya oğlan evinin yakın akraba ve dostları, düğünden önce önemli bir ihtiyacı karşılayacak kadar katkıda bulunurlar, buna ‘sini sürme’ denir. Bu katkı düğün evinin ihtiyacı olan koyun eti, pirinç, şeker, yağ gibi gıdalar olabilir. Sini sürmek isteyen kişi bu malzemelerden bir veya birkaçını düğünden önce hediye olarak gönderir. Süpha yemeğinin yapıldığı gün ise büyük bir siniye süpha yemeğinden bolca konularak daha önce ‘sini süren’ kişinin evine gönderilir. Bu yemeği götüren kişiye sini süren tarafından bahşiş verilir.” (Kürkçüoğlu, 2002, s. 216).
DÜĞÜN GELENEKLERİ
Urfa’da eskiden, “kadın düğünü” ve “erkek düğünü” olmak üzere kendine özgü iki ayrı düğün yapılırdı. Kadın düğünü kız tarafının kadınları ile oğlan tarafının kadınlarının katılımıyla yapılır. Erkek düğünü ise sadece oğlan tarafının akraba ve tanıdıklarının katılımıyla yapılırdı.
Evlenecek çiftlerin düğününden bir hafta önce, kız ve oğlan evinde yakın dost, arkadaş ve akrabaların katılımıyla ayrı ayrı yapılan, küçük çaplı eğlencelere ise “boş gece” denilir.


Gelinin getirilmesinden önceki günün akşamı damadın arkadaşları ve akrabalarının toplandığı erkek düğününe ise “asbap gecesi” denilir. Geniş bir evde veya damadın baba evinde yapılır. Aynı gece kız evinde yapılan geceye ise “kına gecesi” denilir.
GELENEKSEL KADIN DÜĞÜNÜ
“Kadın düğününden bir hafta önce, taraflar akraba ve komşulara ‘indekçi’ (davet çağrısını sözlü ulaştıran kadın) aracılığı ile haber gönderilir, kız ve oğlan tarafının akraba ve komşuları düğüne davet edilirler. Davet çağrısını alanlar indekçiye bahşiş verirler” (K.K.1)
Kadın düğünü, geniş avlulu bir evde genellikle cumartesi veya pazar günü ve gecesi yapılır. Düğün yapıldığı gün o evde erkek bulunmaz. Düğün öğlenden sonra başlar gece geç saatlerde sona erer. Düğünde oyun havaları ve türküler eşliğinde oynanır, gelin olacak kız da oyuna kaldırılır.

“Eskiden kadın düğünlerinde âmâ çalgıcılar tercih edilirdi. Âmâ çalgıcı bulunamaz ise diğer çalgıcılar gelir ise kadınları görmemeleri için çalgıcıların oturdukları yerin önüne perde çekilerek kadınların daha rahat oynamaları sağlanırdı” (Ergin, 2007, s. 45). Düğüne gelenler mevsimine göre yiyecek ve çerez getirirler, düğün arasında bunlar yenir.
DURI HEMAMI
“Urfa evlenme geleneği ritüellerinden biri. Düğünden bir veya iki gün önce, çoğunlukla kına gecesi olacağı gün gelinin yakın akrabalarından biri masrafları üzerine alarak gelini hamama götürür. Bu hamam her zaman “Cincıhlı Hemam” olmuştur. Gelin zılgıtlar, maniler, ve tekerlemeler eşliğinde yıkanır, temizlenir. Bu merasimde damadın akrabası olan az sayıda kadın da yer alır. Hamamda çalışan kadınlara iki kalıp sabun verilir, sabunlardan biriyle gelinin başı yıkanır. Hamamın görevlilerine bahşiş verilir. Su haznesine şeker atılır. Bu merasimin amacı ‘Kızımızı size temiz ve sağlam olarak teslim ediyoruz.’ Demektir.” (Saraç, 2018, s. 337).
ASBAP GECESİ
“Kına Gecesi” ve “Asbap Gecesi”; gelin perşembe günü gidecekse çarşamba akşamı, pazar günü gidecekse cumartesi akşamı yapılır.
“Oğlan evinde oğlanın akraba ve tanıdıkları toplanır. Damat adayının yakın arkadaşları ve tanıdıklarının (erkeklerin) olduğu yerdeki eğlenceye ‘Asbab Gecesi’ denir. Gelinin bulunduğu kadınların toplandığı yerdeki eğlenceye ‘kına gecesi’ denir. İkisi de aynı gece de ayrı ayrı yerlerde ve yaklaşık aynı saatlerde başlar” (Ergin, 2007, s. 256). Asbap gecesi genelde içkisiz olur. Mahalli sazlar eşliğinde türküler ve hoyratlar okunur. Gecede davetlilere çiğköfte, kebap, bostana, cacık ve tatlı ikram edilir.
GELENEKSEL KINA GECESİ
“Kız evinde yapılan kına gecesinde ise hanımlar bir darbuka veya def eşliğinde türküler ve şarkılar söyleyerek eğlenirler. “Gece saat 22:00 civarında oğlan evinden kadın, erkek ve çocuklardan bir grup ‘kına gecesi’ yapılan eve kadınların ve çocukların söylediği maniler eşliğinde toplu halde dar sokaklarda yürüyerek giderler. Eve yaklaşınca, ‘Çakmak çakmağa geldik/Kına yakmağa geldik/Ayşe Dayze ağlama/Kıziy almağa geldiğ…’ manisi topluca söylenir. Erkekler eve girmeyip kapı önünde beklerler. Birkaç gün önceden kız evine gönderilen kına, süt ile yoğrulur. Kirvenin hanımı tarafından gelinin sağ avucunun içine bir altın konularak kına yakılır. Daha önce gelinin yüzüne örtülen kırmızı duvak açılarak gelinin kına yakılan eline bağlanır. Gelin bu arada ağlamaya başlar. Tepsilere dikilmiş olan mumlar yakılarak çocukların ellerinde gelinin başına çevrilir” (Kürkçüoğlu, 2002, s. 218). “Sesi güzel bayanlardan biri mâni okuyarak hem gelinin hem de bütün bayanları ağlatır. ‘Ağlaram gülenim yok/Gözyaşım silenim yok/Başım alıp giderem/Dur gitme diyenim yok…’ Bu manilerin arkasından misafirlerin çoğu gelinle birlikte ağlamaya başlar” (Ergin, 2007, s. 57).
GELİNİN DAMAT EVİNE GÖTÜRÜLMESİ
“Kına gecesi yapılan eve gelini almaya gelen grup kapı önünde kınanın bitmesini beklerken, keman taksiminden sonra erkeklerden biri; ‘Kalk gidelim/Kınayı yak gidelim/Gözele doymak olmaz/Üzüne bak gidelim’ hoyratını okur.” (Ergin, 2007, s. 57).
Kınası yakılan gelin baba evinden ayrılmadan önce, büyüklerin ellerini öperek gözyaşlarıyla evdekilere ve arkadaşlarına veda ederek ayrılır. Oğlan tarafı gelinlerini alarak kız evinden ayrılırlar. Bu sırada “Urfalıyam ezelden/Gönlüm geçmez gözelden/Göynümün gözü çıksın/Sevmiyeydim ezelden” türküsü ile “Ay doğar ayazlanır/Gün doğar beyazlanır/Gelin olacak kızlar/Hem gider hem nazlanır” türküleri söylenir. Gelin, gideceği ev yakın ise yürüyerek, uzak ise ata bindirilerek götürülür.
“Damat evine gelinle birlikte birkaç yaşlı bayan da gider. Ertesi günün akşamı gelin gerdeğe girdikten sonra bu kadınlar kız evine geri dönerler” (Ergin, 2007, s. 57).

“Gelin götürme çoğunlukla kına gecesinin ertesi sabah otomobille de yapılır. Gelin arabaya bindirilir, araba eşarpla, kurdele ve çiçeklerle süslenir. Gelinin yanına yakınlarından bir kadın oturur. Arabanın önüne ise damadın kirvesi oturur. Konvoyla getirilen gelin önceden hazırlanmış olan özel bir odada karşılanır. Gelin bu oda kapısından girerken kendisine verilen bir ‘nar’ı oda kapısının üst tarafına kuvvetli bir şekilde atarak kırar. Kırılan narın tanelerinden evlenecek yaşa gelmiş genç kızlara, uğur sayıldığından ‘ağbatı siye ola’ diyerek yedirilir. Narın uğur sayılmasının nedeni ise cennet meyvesi olarak bilinmesi ve narın kırılarak yüzlerce taneye ayrılması ise gelinin çok çocuk doğurmasını, kocasının soyunu sürdürmesini dilemek anlamını taşımaktadır” (Ergin, 2007, s. 60).
Evine getirilen geline ve birlikte gelenlere kahvaltı ikram edilir. Öğlenden sonra ise “süpha evi”nde ikram edilen kuzu içi, üzlemeli pilav ve zerde geline de gönderilir. Gelin ve beraberinde gelen yaşlı bayan yakınları akşama kadar damadı beklerler. Damat getirilmeden önce gelinin yakını bayanlar evden ayrılırlar.
Günümüzde “kına gecesi”, düğün salonlarında sadece kadınlar arasında veya maile (ailece) olarak kız evi ile oğlan evinin misafirlerinin katılımıyla olmaktadır.
ERKEK DÜĞÜNÜ VE SÜPHA YEMEĞİ
Erkek düğünü genellikle çarşamba, cumartesi veya pazar günü yapılır.
“Erkek düğünü için birkaç gün önceden dost, akraba ve tanıdıklar çağrılır. Düğün geniş avlulu bir evde öğlene doğru başlar. Düğünde halay türü oyunlar ve dörtlü değnek oyunu oynanır. Kadınlar bu düğünü evin damlarından izler ve zaman zaman zılgıtla bu coşkuya heyecan katarlar. Damat bir ara tıraş edilir ve aynı gün kız evinden sini içerisinde getirilen çamaşır, ayakkabı ve elbisesini avludaki bir odada giyer. Damat avluya çıkar ve kirve damadın sinide duran ceketini giydirir. Bu arada ‘Çağırın Hakkoyu/Geydirin sakoyu/Mübarek olsun ağa küvre/Yengi de güvegi’ türküsü hep birlikte müzik eşliğinde söylenir. Sinideki şekerler ve bozuk paralar çocuklar için havaya atılır. Sonra özel olarak hazırlanmış üzeri zeytin dalları ve mumla süslenmiş ‘güvegi tahtı’nda (sedirde) damat ile kirve birlikte otururlar. Hizmet eden işçiler, berber ve çalgıcılar kirve ve damattan bahşişlerini alırlar.” (Kürkçüoğlu, 2002, s. 219).
“Düğün devam ederken evin diğer bir tarafında ise davetliler için ‘süpha yemeği’ olarak etli pilav, kaburga, kuzu içi ve üzlemeli pilav ile tatlı olarak da zerde hazırlanır. En az 300-500 kişi için hazırlanan süpha yemeği, damadın elbisesini giymesinden sonra başlayıp akşama kadar devam eder. Evin kapısı bu süre içerisinde açık tutularak tanıdık, tanımadık herkesin gelip yemek yemesi sağlanır. Misafirlerin tamamı yedikten sonra, damat da arkadaşlarıyla birlikte bu yemekten yer. Akşam vakti damat, arkadaşları ve yakınları tarafından alınarak, gelinin getirildiği kendi evine götürülür. Evin önünde hoca tarafından dua okunduktan sonra damat büyüklerinin ellerini öperek eve girer ve zifaf odasına geçer.” (Kürkçüoğlu, 2016, s. 21).


GÜNÜMÜZDE DÜĞÜN
Günümüzde düğünler salonlarda yapılmaktadır. Kadın düğünleri kına gecesinden bir gece sonra düğün salonlarında yapılmaktadır. Gecenin sonuna doğru erkek düğününden bayan düğününün yapıldığı salona damat ve yakınları gelirler. Damadın gelinle birkaç dakika karşılıklı oynamasından sonra gelinle damat kol kola girerek zılgıtlar eşliğinde salondan çıkarlar. Gelinle damat süslenmiş taksiye binerler, arkasından diğer taksiler onu izleyerek küçük bir şehir turu yapıldıktan sonra gelinle damat dualarla evlerine bırakılır.
GÜVEGİ HAMAMI
“Güvegi hamamı geleneğinde, damat evlendiği gecenin sabahı erkenden samimi olduğu arkadaşları tarafından evden alınarak Osmanlı döneminden kalan, gece ve sabahtan öğlene kadar erkeklere, öğleden sonra ise bayanlara hizmet veren Veli Beg, Şaban, Cincıklı, Vezir, Serçe, Sultan ve Eski Arasa hamamlarından birine götürülür. Yıkandıktan sonra damadın arkadaşlarından biri misafirleri kahvaltıya davet eder. Kahvaltıdan sonra damat tekrar evine bırakılır.” (Uslusoy, 2009, s. 57).
Damadın erkek arkadaşları hamam içinde, “Kız demedim, dul demedim eğlendim/Rakı içtim, şarap içtim sallandım/En sonunda bir kötüye aldandım. Ağzım yandı artık benden sevda pas/Zira dünya eski hamam eski tas…” türküsünü ve başka türküleri söyleyerek eğlenirler.
“Damat yıkandıktan sonra hamamda kendisi için özel olarak hazırlanmış, süslenmiş tahtta oturur. Tahtın başına yine zeytin dalından süslenmiş ve bu dallara bağlanmış mumlar yakılır. Damat süslenmiş olan tahtta oturarak hamama davet edilen misafirlerin tebriklerini kabul eder.” (Ergin, 2002, s. 288). Kirve ve damat hamamda çalışanlara bahşişler dağıtır.
Erkeklerin “güvegi (damat) hamamı” ve “bayram hamamı” gibi, akraba ve arkadaş grupları ile hamama toplu gittikleri günler vardır. Bu gelenekler günümüzde kısmen yaşamaktadır.
ÇEYİZ GÜNÜ
Düğünün ertesi gününe “çeyiz günü” denilir.
“Arkadaşları tarafından ‘Güvegi Hamamı’ndan sonra tekrar eve bırakılan damat, baba ve annesinin ellerini öper, daha sonra ise gelin, kocası başta olmak üzere kayınbabasına, kaynanasına, kayınbiraderine ve görümcesine getirdiği hediyeleri verir. Bunlar gömlek, kol saati, elbiselik kumaş, kravat ve benzeri hediyelerdir. Buna ‘Çeyiz Günü’ denilir” (Ergin, 2007, s. 68). Çeyiz günü misafirliğe gelen olmaz. Gelin ve damat çeyiz günü baş başa dinlenir.
9) Geleneksel Urfa Evi’nde erkek düğünü
DUVAK GÜNÜ VE DUVAK GECESİ YEMEĞİ
“Evliliğin ikinci günü olan ‘Duvak Günü’nde gelinin annesi dışında yakınları ve tanıdıkları o gün gelin evine gelirler. Gelin, gelinliğini giyip yüzüne duvağını kapatarak misafirlerin yanına oturur. Oğlan evinden gelen misafirlerin 8-10 yaşlarındaki bir erkek çocuğu, gelinin kırmızı duvağını kaçırır ve duvağı damada götürerek damattan bahşişini ister ve alır gelir. Duvak kaçırma, zılgıt çalınarak kutlanır. Duvak günü gelenlere yemekler ikram edilir. Duvak gününe gelinin annesinden başka bütün akraba ve tanıdıklar katılır. Kahve ve çayla ikram edilir, akşama kadar devam eder. Duvak gününe gelen yakın akrabalar geline çeşitli hediyeler getirirler” (K.K.1)
Duvak gününün akşamı gelinin annesi, kızını ve damadını “duvak gecesi yemeği”ne çağırır. Birinci derece yakınların da çağırıldığı, kız evinde yapılan bu yemekte mevsimine göre yemekler yapılır. Çiğköfte, kadayıf ve meyveler ikram edilir. (K.K.1)
GELİN CUMASI (CUMA EVİ)
Evliliği izleyen ilk cuma günü sabahleyin gelinin saçı yapılır ve süslenir, gelinliği giydirilir. Her iki tarafın bayan akraba ve yakınları hem gelini yakından görmek hem de hediye vermek (altın takmak) üzere “cuma evi”ne gelirler. Gelin, bir koltuğa oturur. Misafirlere mevsimine göre çay veya şerbet ikram edilir. Bu adet arka arkaya üç cuma gününde aynen tekrar edilir.” (K.K.1) Bu gelenek günümüzde de yaşamaktadır.
GELİN HAMAMI
“Evliliğin 15. günü perşembe veya cumartesi günü yakın dost ve akraba kadınlar, ‘gelin hamamı’na davet edilir. Şanlıurfa’daki tarihi Osmanlı hamamlarından Veli Beg, Şaban, Cincıklı, Vezir, Serçe, Sultan, Eski Arasa hamamlarından biri tercih edilir. Hamamlar gece ve sabahtan öğlene kadar erkeklere, öğleden sonra ise bayanlara hizmet verir. Gelin için hamamda zeytin dalları ve mum ile süslenmiş olan tahtın üstüne halılar, minderler serilir. Gelin, çeyiz olarak getirdiği hamam takımlarını bir bohça içerisinde yanında getirir. Gelin yıkanıp kendisi için hazırlanan tahtta oturur. Oğlan evi, hamamı o gün tamamen kapatır. Hamama başka müşteri alınmaz. Hamama çağrılan misafirlere, damat tarafından yaptırılan kebap ve tatlılar ikram edilir. Ayrıca damadın annesi tarafından evde hazırlanmış ‘hedik’ hamamda ikram edilir. Kirvenin hanımı mutlaka ‘gelin hamamı’nda bulunur. Gelin hamamında ‘Kahve Yemen’den gelir/Bülbül çimenden gelir/Yâri güzel olanlar/Her gün hamamdan gelir’ türküsü ile çeşitli türküler söylenir ve çeşitli eğlenceler yapılır. Bütün masraflar oğlan evi tarafından karşılanır. Hamamdaki ‘natır’ (eşyaları evden alıp hamama götüren bayan işçi) ve ‘kayme’ (kadın yıkayıcılar) gibi görevlilere damadın annesi bolca bahşiş verir. Gelini kutlayan misafirler, hamamdan ayrılırlar.” (K.K.1)
Gelin hamamı geleneği günümüzde nadiren yapılmaktadır.
Kadınlar “kıza bakma hamamı”, “gelin hamamı”, “doğdu hamamı”, “bayram hamamı” gibi vesilelerle toplu olarak hamama giderler. Böyle günlerde hamamda çiğköfte yapılır; mevsim meyveleri, hedik, toz şekerli dövülmüş leblebi ve çerez götürülür.
DEĞERLENDİRME
Şehir hayatının getirdiği değişim ve dönüşümler yeni kuşağı geleneksel hayattan uzaklaştırıp yeni adetler edinmeye yönlendirmektedir. Günümüzde, asırlarca devam eden geleneksel hayat tarzının güzellikleri kaybolmayıp azalmaktadır. Özellikle toplumda önemli sosyal yakınlaşma ve dayanışmalara vesile olan kirvelik ve düğün adetlerinin yaşatılması çok önemlidir. Araştırmacılara düşen görev, kaybolan ve azalan bu değerleri tespit etmek, yayınlamak ve bilinmesini sağlamaktır.
KAYNAKÇA
Çelik, M. (2009). Şanlıurfa Kültüründe Düğün ve Evlilikler, Elvan Yayınları: 15, Ankara.
Ergin, E. (2002). “Şanlıurfa Evlenme Adetleri”, Şanlıurfa Uygarlığın Doğduğu Şehir, ŞURKAV yayınları: 26, Ankara, ss. 283-288.
Ergin, E. (2007). Şanlıurfa Folklorunda Düğün, Yeni Alanya Matbaacılık, Alanya.
Kolukırık, S., Saraç, İ. H. (2010). “Farklı Dini Gruplarda Kirvelik Geleneği: Sanal Akrabalığın Dönüşümü Üzerine Bir Araştırma”, Zeitschrift für die Welt der Türken, Journal of World of Turks, ZfWT Vol: 2, No:1,
Köksal, H. (1991). “Güneydoğu İllerimizde Kirvelik Geleneği”, II. Uluslararası Karacaoğlan ve Çukurova Halk Kültürü Sempozyumu Bildirileri, Adana, s. 498.
Kürkçüoğlu, S. S. (2002). “Urfa’da Geleneksel Hayat ve Adetler”, Uygarlıklar Kapısı Urfa, Yapı Kredi Yayınları: 1732, İstanbul, ss. 211-223.
Kürkçüoğlu, S. S. (2016). “Şanlıurfa Geleneksel Aile Hayatında Kirvelik ve Evlilik”, ŞURKAV Şanlıurfa Kültür Sanat Tarih ve Turizm Dergisi, Yıl: 9, Sayı: 25, s. 16-22.
Özgültekin, R., Akman, E., Demirbağ, H. (1997). Dünden Bugüne Siverek, Marifet Matbaası, Konya.
Uslusoy, R. Ş. (2009). “Urfa’da Hamam Geleneği”, Şanlıurfa Kültür Sanat Tarih ve Turizm Dergisi, Yıl: 2, Sayı: 5, Eylül 2009, s. 56-57.
Sözlü Kaynaklar:
K.K.1: Sabiha USLUSOY, Şanlıurfa, 01.03.2016 tarihli görüşme.