ŞANLIURFA SU KAYNAKLARINDA GELENEKSEL BALIKÇILIK
SU ÜRÜNLERİNİN ÖNEMİ VE ŞANLIURFA SU KAYNAKLARI
İklim değişikliği ve çevresel bozulmayla mücadele eden insanlığın, 9 milyarı aşması beklenen dünya nüfusunun gıda ihtiyacını karşılamak için balıkçılık ve su ürünlerini en önemli gıda kaynağı olarak kullanacağı öngörülmektedir.
Türkiye’de yapılan baraj ve HES’ler, enerji üretiminin yanı sıra insanların su ihtiyacını karşılamakta, taşkınları önlemekte ve zirai alanlara sulama suyu sağlamaktadır. Ancak Güneydoğu gibi az yağışlı bölgelerin yanı sıra, önlem alınmadığında diğer bölgelerin de susuzluk sorunu yaşayabileceği öngörülmekte ve bu durum sağlık açısından ciddi tehditler oluşturabilmektedir. Akarsuların zarar görmesi, göç yollarındaki balıklar ve bu kaynaklardan faydalanan tüm canlı türlerini etkilemektedir. Su canlılarının nehirlerdeki yolculuğunda karşılaştıkları engelleri aşmalarını sağlayan balık geçitleri, balık ve diğer sucul türlerin serbest geçişini sağlamak amacıyla yapılan restorasyon çalışmalarında giderek daha önemli hale gelmektedir.
Türkiye, biyolojik çeşitlilik ve endemik tür açısından oldukça zengin bir coğrafyaya sahiptir. Ancak su ekosistemlerindeki biyolojik çeşitlilik kayıpları, yabancı türlerin girişi, aşırı balık avlanması, yasa dışı avcılık, kirlenme, habitat tahribatı ve su rejimine yapılan müdahalelerden kaynaklanmaktadır. Bu durum, balık stoklarının azalmasına, üreme başarısının düşmesine, değerli türlerin yok olmasına ve verimliliğin düşmesine yol açmaktadır. Zarar gören balık popülasyonlarının ıslahı, yeni kaynaklarda stabil popülasyonların oluşturulması, tür çeşitliliğinin artırılması ve ekolojik dengenin sağlanması için balıklandırma sıkça kullanılan bir yöntemdir.
Şanlıurfa ili sınırları içinde akan Fırat Nehri ve üzerinde bulunan baraj gölleri en önemli su kaynaklarını teşkil etmektedir. Atatürk Barajı, Birecik Barajı ve Karkamış Barajı’nın kurulması, su kaynakları yönetimi, enerji üretimi ve balıkçılık gibi birçok alanda olumlu etkiler sağlamıştır (Dörtbudak, 2023).
ŞANLIURFA’DA AKARSU VE GÖL KAYNAKLARI
Fırat Nehri
Fırat Nehri, Batı Asya ve Türkiye’nin en geniş drenaj sahasına sahip akarsuyudur ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde 3000 metre yükseltiden doğar. Nehir, Murat ve Karasu adında iki ana koldan beslenir ve en önemli kol olan Murat Nehri, Ağrı Dağı eteklerinden doğarak Karasu Nehri ile Keban Barajı yakınlarında birleşir. Fırat Nehri’nin akışı yıl içinde farklılık gösterir. Kışın daha düşük seviyede olur; ilkbaharda ise yağışlar ve kar erimeleri nedeniyle en yüksek seviyesine ulaşır. Urfa’nın en büyük nehri olan Fırat, ilin kuzeybatı ve batı sınırlarından geçerek Adıyaman ve Gaziantep illerini Urfa’dan ayırır. Urfa sınırları içerisindeki uzunluğu 270 km olan nehir üzerinde, Türkiye’nin en uzun kara köprüsü olan 700 metre uzunluğundaki Birecik Köprüsü yer alır. Fırat, bu köprüden sonra güneye doğru ilerleyerek Suriye topraklarına geçer. Nehir üzerinde Atatürk, Birecik ve Karkamış barajları bulunur. Şanlıurfa’da Fırat’a karışan akarsular arasında önemli olanlar yoktur, sadece Siverek’in güneyinden Fırat’a karışan Karaçay sayılabilir. Ayrıca, Şanlıurfa ve Viranşehir ovalarından gelen bazı akarsular, Suriye’den Fırat’a karışır ve barajlar bölgede büyük göller oluşturur.
Atatürk Baraj Gölü:
Atatürk Baraj Gölü, Adıyaman ve Şanlıurfa il sınırları içinde, Şanlıurfa ilinin kuzeybatısında yer almakta ve Bozova ilçesine 24 km, Adıyaman il merkezine 35 km uzaklıkta, Fırat Nehri üzerinde inşa edilmiştir. Göl, 180 km uzunluğa, 48,7 km³ hacme ve 817 km² yüzölçümüne sahip olup, enerji üretimi ve içme suyu temini amaçlı kullanılmaktadır.

1) Atatürk Baraj Gölü (Google map)
Birecik Baraj Gölü:
Birecik Baraj Gölü, Fırat Nehri üzerinde inşa edilmiş olup Zeugma Antik Kenti’nin bir kısmı bu baraj gölünün altında kalmıştır. Birecik Barajı, gövde hacmi 9.400.000 m³, akarsu yatağından yüksekliği 63 metre, normal su kotunda göl hacmi 1220,20 hm³ ve göl alanı 56,25 km²’dir. Baraj, 92.700 hektarlık alana sulama hizmeti sağlarken, 672 MW güç kapasitesiyle yıllık 2.518 GWh elektrik üretmektedir.

2) Birecik Baraj Gölü (Google map)
Karkamış Baraj Gölü:
Karkamış Barajı, Fırat Nehri üzerinde inşa edilmiş olup gövde hacmi 2.100.000 m³, akarsu yatağından yüksekliği 29 metre, normal su kotunda göl hacmi 157 hm³ ve göl alanı 28,40 km²’dir. Suriye sınırına 4,5 km mesafede yer alır. Beton ağırlık ve toprak dolgu tipinde inşa edilen bu baraj, Türkiye’de “nehir santrali” olarak gerçekleştirilen ilk hidroelektrik santrali olma özelliğini taşımaktadır. Baraj gölünün sağ ve sol sahil koruma setleri yapılarak işletme kotu 336 metreden 340 metreye çıkarılmış ve bu sayede Karkamış Baraj Gölü altında kalan meskenler ile 433 hektarlık tarım arazisinin korunması amaçlanmıştır.

3) Karkamış Baraj Gölü (Google map)
SU KAYNAKLARINDAKİ BALIK POTANSİYELİ
Şanlıurfa su ve toprak kaynakları bakımından Türkiye’nin en yüksek potansiyeline sahip illerin başında gelmektedir.
Baraj Göllerindeki Balık Popülasyonları
Yapılan araştırmalarda, Fırat Nehri ve üzerinde kurulan baraj göllerinde 8 familyaya ait yaklaşık 28 tür ve alttür yaşamaktadır (Mustafa Kuru, 1978; Ekingen ve Sarıeyyüpoğlu, 1981; Ramazan Bozkurt, 1994). Bu balık türlerinin bir kısmı önemli derecede ekonomik değere sahip olup, bölge balıkçıları tarafından pazarlanmaktadır. Belirlenebilen en önemli balık türleri şunlardır: Arabibarbus grypus, Acanthobrama marmid, Aspius vorax, Luciobarbus mystaceus, Barbus xanthopterus, Capoeta umbla, Capoeta trutta, Carasobarbus luteus, Alburnus sellal, Chondrostoma regium, Cyprinus carpio, Leuciscus cephalus orientalis, Leuciscus lepidus, Mastacembelus mastacembellus ve Planiza abu.

4) Halfeti’de balıkçı esnafı (Fotoğraf: S.Sabri Kürkçüoğlu)
Atatürk Baraj Gölü’nde su tutulmaya başlandığı yıllardan itibaren su ürünleri avcılığı bölgede bir sektör haline gelmeye başladığı görülmektedir. Atatürk Baraj Gölü’nde 1997 yılı itibarı ile popülasyona hâkim türlerin sırasıyla C. trutta (Heckel, 1843), C. luteus (Heckel, 1843), C. carpio (Linnaeus, 1758), Silurus triostegus (Heckel, 1843), Silurus glanis (Linnaeus, 1758), A. grypus (Heckel, 1843), M. mastacembelus (Banks&Solander, 1974), C. umbla ve L. mystaceus (Pallas, 1814) olduğu bildirilmektedir (Şevik ve Hartavi, 1997).
Atatürk Baraj Gölü’ne kıyı bulunan Şanlıurfa’nın Bozova ilçesinde avlanan balıkların genellikle 28-40 mm (inci kefali), 60-90 mm (karaca, kara kuyruk), 90- 140 mm (sazan, yayın ve şabut) göz genişliğine sahip monofilament/multiflament sade uzatma ağlarıyla avlandıkları ve en fazla yakalanan türlerin sırasıyla A. sellal, C. trutta, C. luteus, C. carpio, C. regium, S. triostegus, A. grypus ve L. mystaceus olduğu tespit edilmiştir (Duman ve Çelik, 2001).
BALIKÇILIK UYGULAMALARI
İlk çağlardan itibaren insanların farklı farklı yöntemlerle de olsa balık avladıkları ve değerli besin maddesi olarak balığa önem verdikleri bilinmektedir.
Avlanma Teknikleri
Kazı alanlarından çıkan kabuklu deniz canlıları, balık kılçıkları ve mağara resimlerine yansıyan çizimler deniz ürünlerinin hayatta kalmak için her dönemde önemli olduğunu göstermiş.
Arada binlerce yıl da olsa şimdiki olta iğnelerine benzeyen av malzemeleri yapılmış kemikten veya tahtadan yapılan bu iğnelerin bazılarında yakalanan balık geri çıkmasın diye şimdi kullandığımız iğne damaklarına benzer damakların bile olduğu görülmüştür.

5) İlkel avlanma araçları

6) İlk çağlarda zıpkınla avlama (Dijital Görsel: Mustafa Akgül)
İlk balıkçılar yaptıkları bu iğnelere bağladıkları hayvan kılı ve bitkilerden yaptıkları ipler ile şu an bizlerin avlanmaya çalıştığımız gibi balık avlamaya çalışıyorlardı. Daha fazla balık yakalama isteği oluşan insanlar kamış ve ağaç dallarından yapılan balık kafesleri ile balık avlanmaktaydı. Günümüzde gelişmemiş birçok Afrika ülkesinde bu ilkel yöntem ile balık avlanmaya devam ediliyor.
Balığı sürekli taze olarak hazır bulundurma fikri ile başlayan kültür balıkçılığı M.Ö. birçok uygarlık tarafından düzenli olarak yapılmıştır. Eski Roma İmparatorluğu döneminde tatlı su havuzlarında kefal ve sazan yetiştirildiği ve bu yetiştiriciliğin Orta Çağ’ın sonlarına kadar devam ettiği bilinmektedir. Hatta işi biraz daha ilerleten Çinliler M.Ö. 3000 yıllarında yaptıkları havuzlara tuzlu su doldurarak bu havuzlarda kefal üretiyorlardı.
BALIKÇILIKTA YEREL DENEYİMLER
Balıkçılık, Şanlıurfa bölgesinde özellikle Fırat Nehri’nin geçtiği yerleşim yerlerinde hobi ve geçim kaynağı olarak gerçekleştirilen bir uğraştı. Süreç içinde Fırat Nehri üzerine yapılan barajlar ve bu barajların göllerinde meydana gelen su ve balık faunasındaki değişimler balıkçılığın daha profesyonel bir uğraş haline gelmesini sağlamıştır. Çünkü nehirden göle dönüşüm beraberinde birçok doğal balığın yok olmasına sebep olmuş ve daha soğuk bir su beraberinde alabalık yetiştiriciliğini daha verimli ve zorunlu bir hale getirmiştir.

7) Orta çağda olta ve sepet avcılığı
Bölge balıkçılarıyla sahada yapılan görüşmelerde süreç içinde ilkel araçlardan fiberglas botlara uzanan ve bilinçli avlanmanın daha yaygın hale geldiği gözlemlenmiştir.
Bölgede balıkçılık bireysel ve kooperatif üzerinden gerçekleştirilmektedir. Bireysel olarak sürdürülmekte olanlar sadece hobi düzeyinde etkili olmaktadır. Kooperatif üzerinden yapılan çalışmalar ticari anlamda ciddi kazanımlar sağlayarak gerçekleştirilen ihracat sayesinde hem istihdamı hem de gelir kaynak profilini olumlu etkilemektedir.
Bölgede balıkçılık yapan eski nesil balıkçı Müslüm ERGİN, genç nesil balıkçı Mehmet DURMAZOĞLU ve Şanlıurfa Tarım Orman İl Müdürlüğü, Balıkçılık ve Su Ürünleri Şube Müdürü Hakan AKGÜN ile söyleşi yaparak avcılık esaslı balıkçılığa dair bilgiler edinilmiştir.
Eski nesil balıkçılardan Müslüm ERGİN ile yapılan söyleşide daha çok Atatürk Barajı öncesi ve sonrasında bölge balıkçılığı ve süreç içindeki balıkçılık faaliyetleri hakkında bilgiler edinilmiştir.

8) Müslüm ERGİN ile söyleşi
Müslüm Ergin, Şanlıurfa’nın Bozova ilçesinde ikamet eden ve uzun yıllar balıkçılıkla uğraşan bir balıkçıdır. Balıkçılık, onun için sadece ailesinden miras kalan bir meslek değil, aynı zamanda kişisel bir tutku ve yaşam umudu olmuştur. Balık avına olan ilgisi nedeniyle bu alanda yoğunlaşmış ve ilk yıllarda, Atatürk Barajı’nın yapılmasından önce Fırat Nehri üzerinde, traktör ve kamyon lastiklerini üç tanesini birleştirerek yaptığı sal ile yaklaşık 200 metre uzunluğunda ağlar kullanarak balık avcılığı yapmıştır. Bu ağlar suyun yüzeyine doğru yerleştirilmiştir. Yerel halk arasında bu sal türüne “kelek” denilmektedir. Su üstü ağları ise ustalar tarafından yapılmakta olup, balıkçılar bu ağları kullanarak Fırat Nehri boyunca avcılık yapmaktadırlar. Balıkçılar, bazen 40-50 kilometre uzaklığa kadar giderek ağlarını farklı noktalarda, genellikle gölü dört veya üç noktada kesecek şekilde yerleştirirler. Balıkların geçebileceği noktaları ise iyi bilmektedirler. Su kabağının içi kuruyup çürüdükten sonra su yüzeyinde kaldığı için duba görevi görmesi için salın yapımında kullanılmaktadır. Son olarak, salın ucuna ip bağlanarak, ağın su üstünde hareket etmesi sağlanır. Bu yöntemler, yerel balıkçılık kültürünün önemli bir parçası olup, Fırat Nehri’nde sürdürülen geleneksel avcılığın örneklerinden biridir (K.K.1).

9) Halfeti Fırat kıyısında balıkçılar / 1999 (Fotoğraf: S. Sabri Kürkçüoğlu)
Fırat Nehri’nde geleneksel balıkçılık uygulamaları, bölgenin ekosistemine ve yerel balıkçılık kültürüne önemli katkılarda bulunmuştur. Ancak bu süreç, teknolojik gelişmelerin ve çevresel değişimlerin de etkisiyle zamanla değişmiştir. Eski dönemlerde, balıkçılar “fanyalı ağ” adı verilen üç perdeli ağlarla balık avlarlardı. Büyük balıklar bu ağlara takıldığında, balıkçıların ağı kaldırmaları oldukça zor olduğundan, yanlarında büyük sopalar taşırlardı. Bu sopalar, balığın etkisiz hale getirilerek taşınmasında kullanılırdı (K.K.1).
1980’li yıllarda Fırat Nehri üzerinde Atatürk Barajı’nın yapımına başlanması, suyun akışının durmasıyla nehirde göllenme meydana gelmiş ve balıkçılar, sal kullanarak avlanmaya başlamışlardır. Ancak göl büyüdükçe salın yetersiz kalmasıyla, ahşaptan tekneler yapılmış; fakat bu tekneler de sıcak havalarda kuruyarak kullanılamaz hale gelmiştir. Ahşap teknelerin verimsizliği, balıkçıları metal teknelere yöneltmiştir. Metal tekneler, zamanla suyla temas ettikçe paslanıp çürümeye başladığı için uzun ömürlü olmamıştır. Sonuç olarak, devletin teşvikleriyle balıkçılar kooperatifleşmiş ve daha dayanıklı olan fiberglas teknelere geçiş yapmışlardır. Fiberglas tekneler, suya karşı daha dirençli ve hafif olduklarından, balıkçılar tarafından kolayca onarılabilmektedir. Fiberglas tekneler, diğer materyallerin aksine, elyaf ve polyester kullanılarak suda tamir edilebilirken metal teknelerin onarımı için daha fazla ekipman gerekmektedir (K.K.1).
Balıkçılar, aynı zamanda ağların boyutlarıyla ilgili bilinçlenme sürecinden geçmiştir. Başlangıçta küçük gözlü ağlar kullanarak küçük balıkları da avlayan balıkçılar, bu durumun gelecekteki balık popülasyonunu tehlikeye attığını fark etmişlerdir. Küçük balıkların avlanması, bu balıkların büyümesine ve üremesine olanak tanımadığı için ekosistemin sürdürülebilirliğini olumsuz etkilemiştir. Gerekli eğitim ve uyarılar sonucunda küçük gözlü ağlar kullanımı bırakılmış ve daha büyük ağlar tercih edilmiştir. Bu şekilde, balıkçılar hem kendi geleceklerini hem de ekosistemin dengesini koruma yoluna gitmişlerdir (K.K.1).
Formun AltıFırat Nehri’nin doğal akarsu ortamından göl haline dönüştüğü süreç, balıkçılık faaliyetleri üzerinde önemli ekolojik ve ekonomik etkiler yaratmıştır.
Akarsu döneminde Fırat Nehri’ne özgü yerel balık türleri mevcuttu. Bunların arasında en dikkat çeken türlerden biri, büyük boyutlara ulaşabilen “şabut” balığı ve yerel halkın “ferha” ismini verdiği, 150-200 kiloya kadar büyüyebilen bir balık türüydü. Akarsu koşullarında balıkların hareketlerini tahmin etmek daha kolaydı. Örneğin, sabahın erken saatlerinde veya ikinci sabah Fırat Nehri’nin göllenmeye başladığı alanlarda, büyük balıkların küçük balıkları kovalaması gibi davranışsal göstergelerden hareketle balıkların konumu ve varlığı tespit edilebiliyordu. Bu yöntemler, akarsu balıkçılığında belirgin bir avantaj sağlıyordu. Ancak Fırat Nehri’nin gölleşmesi ile balıkların doğal davranışları ve yer değiştirme alışkanlıkları değişti. Gölün genişlemesi, büyük balıkların nerede bulunduğunu tahmin etmeyi zorlaştırdı. Eskiden belirgin bir şekilde gözlemlenebilen balık hareketleri, göl ekosisteminde belirsiz hale geldi. Bu durum, balıkçılar için zorluklar oluşturmuş ve geçmişteki akarsu avcılığının daha kontrollü ve öngörülebilir yapısı özlemle anılmaya başlanmıştır (K.K.1).
Göl ortamına geçişle birlikte balık türlerinde de değişiklikler gözlenmiştir. Akarsuda yerel balık türleri baskınken, göl ekosistemine farklı balık türleri eklenmiştir. Özellikle “aynalı sazan” türü, Fırat Nehri’ne sonradan getirilen ve gölde hızla çoğalan bir balık türüdür. Ancak bu süreçte balıkçılar, ekosisteme zarar veren istilacı bir tür olan “İsrail sazanı” ile karşı karşıya kalmışlardır. İsrail sazanı, hem yerel balık popülasyonuna zarar vermekte hem de balıkçılık faaliyetlerini olumsuz etkilemektedir. Balıkçılar bu türden ciddi şekilde şikayetçi olup İsrail sazanına karşı önlemler alınmasını talep etmektedirler (K.K.1).
Fırat Nehri’nde balıkçılık faaliyetleri, çevresel değişimlerle ve teknolojik gelişmelerle paralel olarak şekillenirken başlangıçtaki bilinçsiz avlanma tekniklerinin kooperatifleşme ve bilinçlenme süreçleriyle yerini sürdürülebilir uygulamalara bırakmıştır. Akarsu ekosisteminden göl ekosistemine dönüşüm balık türleri ve balıkçılık yöntemlerinde köklü değişikliklere yol açmış, yerel balık türlerinin azalması ve istilacı türlerin çoğalması ekosistemin dengesini bozarken balıkçılar geçmişteki tahmin edilebilir ve bereketli akarsu ortamını özlemle anmaktadırlar.
Genç nesil balıkçılardan Mehmet DURMAZOĞLU ile yaptığımız söyleşide Atatürk Barajı gölünde kooperatif balıkçılığı ve faaliyetleri hakkında bilgiler edinilmiştir.

10) Mehmet DURMAZOĞLU ile söyleşi
Kooperatif balıkçısı Mehmet Durmazoğlu’nun sektöre giriş hikayesi, kişisel tercihler ve ekonomik koşulların birleşimi olarak öne çıkmaktadır. Aslen pide ve lahmacun ustası olan Durmazoğlu, balıkçılık sektörüne yaklaşık 20 yıl önce geçiş yapmıştır. Bu geçiş, daha önceki mesleğinde yeterince verim alamadığı için gerçekleşmiştir. Balıkçılık, kendisine daha tatmin edici ve verimli bir uğraş olarak görünmüş ve bu nedenle bu alanda kariyer yapmayı tercih etmiştir. Balıkçılığın fiziksel ve çevresel zorluklarına rağmen keyif verdiği görülmekte; soğuk hava ve olumsuz şartlar, balıkçılığın cazibesini ve verdiği tatmini gölgelememektedir. Bu bağlamda balıkçılığın hem ekonomik hem de kişisel tatminle şekillendiği söylenebilir. Sektördeki gelişimi desteklemek amacıyla diğer balıkçıların da katılımıyla gerçekleştirilen kooperatifleşmeyle balıkçılık faaliyetleri daha organize bir yapıya dönüştürülmüştür. Kooperatifleşme, küçük balıkçıların iş birliği yaparak sektörde daha sağlam bir yer edinmelerine ve ekonomik olarak daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşmalarına olanak tanımaktadır. Durmazoğlu’nun deneyimleri, balıkçılıkta bireysel başarıdan çok kolektif çalışmanın ve dayanışmanın önemine vurgu yapmaktadır (K.K.2).
Balıkçılık faaliyetleri, özellikle baraj gölü ve su kanallarının etkisiyle önemli çevresel değişikliklere maruz kalmıştır. 20 yıllık dönemdeki su durumu ile günümüzdeki su durumu arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır. Özellikle Devlet Su İşleri’nin (DSİ) su kanalları inşa etmesi, balıkçıları olumsuz yönde etkilemiştir. Göldeki balıkların bu kanallara gitmesi ve telef olması nedeniyle balıkçılık faaliyetlerinin büyük oranda zarar gördüğü belirtilmektedir (K.K.2).
Balıkçıların avlandığı alan, baraj gölü üzerindedir. Baraj gölündeki su seviyesi mevsimsel olarak değişkenlik göstermektedir. Yaz aylarında su seviyesi düşerken kışa doğru su seviyesi yükselir. Ancak son 10 yılda bu su hareketliliğinin daha belirsiz hale geldiği, su seviyelerinin önceki yıllardaki gibi düzenli iniş çıkışlar göstermediği gözlenmiştir. Bu yıl ise yağışların fazla olmaması nedeniyle su seviyesi çok fazla düşmemiştir, bu durum baraj gölünün dolmasına ve su seviyesinin yükselmesine neden olarak balıkçılar için potansiyel fayda sağlayabilmektedir. Baraj kapağının durumu ve yağış miktarı, su seviyesindeki değişiklikleri belirleyen başlıca faktörlerdir. Baraj kapakları; su seviyesini dengelemek amacıyla yönetilmekte, yağış miktarına göre kapaklar açılıp kapanmaktadır. Ancak bu süreç balıkçılar için her zaman olumlu sonuçlar doğurmamaktadır. Fazla su bırakıldığında ağlarının yere yapıştığı ve bunun balıkçılık faaliyetlerine zarar verdiği dile getirilmektedir. Baraj kapağının kontrolü, balıkçılık faaliyetlerinin verimliliğini doğrudan etkileyen önemli bir faktördür (K.K.2).
Son yıllarda göl balıkçılığındaki büyük balıkların, özellikle “turna” balıklarının, keşfi ve yakalanma süreçlerinde profesyonelleşme görülmektedir. Geçmişte varlığı bilinse de sadece bazı balıkçılar tarafından yakalanabilen bu devasa büyüklükteki “turna” balıkları, modern balıkçılar tarafından da keşfedilmiş ve avlanmaya başlanmıştır. “Turna” balıkları, boyutlarıyla dikkat çekmektedir. 87-90 kilogram aralığında balıklar yakalanmıştır. Ancak bu balıkların çok daha büyük olabileceği, hatta 200 kilogramın üzerinde olabileceği düşünülmektedir. Bu balıklar, baraj gölünde büyüyüp beslenmekte ve büyük derinliklerde yaşamaktadır (KK2). Turna balıklarını yakalamak için kullanılan yöntemler oldukça özeldir. Bazı balıkçılar, ağ çekme yöntemiyle avlanmaktadırlar. Bu yöntem, büyük balıkların yakalanmasında oldukça etkili olmakla birlikte, özel ağlar gerektirmektedir. Bu ağlar, pahalı olup kullanımı ve yönetimi zahmetlidir. Özellikle ağın göz genişliği 160-200 milimetre aralığında olmalı ve avlanılan derinlik en az 18-20 metre civarında olmalıdır. Bu şartlar sağlanmadığında, büyük turna balıklarını yakalamak mümkün olmamaktadır (K.K.2).
Son yıllarda balıkçılığın daha profesyonel hale gelmesiyle birlikte büyük balık türlerinin keşfi ve avlanma yöntemlerinin geliştiğini göstermektedir. Balıkçılar hem kullanılan ağ teknolojisi hem de derinlik gibi teknik gereksinimlerle büyük balıkları hedeflemekte ve başarılı sonuçlar elde etmektedirler (K.K.2).
Balıkçılıkta kullanılan yöntemler zamanla gelişim göstermiş ve modern teknolojilerle daha verimli hale gelmiştir. Eskiden kalma bir meslek olan balıkçılıkta eskiden kullanılan ağlar ve yöntemler günümüzdekilerle kıyaslandığında çok daha basit ve sınırlıydı.
Eski dönemde kullanılan 400 metrelik, iki parça ağlar, o dönemin akarsu balıkçılığı için yeterli ve oldukça verimliydi. Ancak o zamanın koşullarında balıkçılık daha az profesyoneldi ve baraj gölünün bugünkü gibi kanallarla bölünmemiş olması balıkların daha bol olmasını sağlıyordu. Günümüzde balıkçılık daha karmaşık hale gelmiş ve balıklar bile zamanla bu duruma uyum sağlamıştır. Eskiden kullanılan iki parça ağlar yerine şimdi 12 parçalı ağlar kullanılmakta; ancak balıkların avlanma tekniklerine karşı daha bilinçli hale geldiği gözlenmektedir. Özellikle baraj gölü çevresindeki balıklar, suyun belirli derinliklerinde hareket eder ve ses gibi dış uyaranlardan etkilenerek daha dikkatli davranırlar. Bu nedenle balıkçıların daha derinlikli ağlar kullanmaları ve bazen motor seslerinden dolayı balıkların pusup kıpırdamaması gibi durumlarla karşılaşmaları, balıkçılığı daha zorlu hale getirmiştir (K.K.2).
Bu noktada teknolojinin rolü de önemli hale gelmiştir. Su altı kameraları ve sonar cihazları gibi modern araçlar, balıkçıların balıkların yerini ve büyüklüğünü daha kolay tespit etmelerine yardımcı olmaktadır. Özellikle sonar cihazları, belli bir ağırlığın üzerindeki balıkları gösterirken küçük balıkları filtreleyebilmektedir. Bu sayede, balıkçılar avlarını daha verimli bir şekilde planlayabilmektedir (K.K.2).
Balıkçılar, süreç içerisinde edindikleri tecrübelerle birlikte hava koşullarının avlanma üzerindeki etkisini de gözlemlemişlerdir. Fırtınalı, dalgalı ve yağmurlu havalar, balık avı için daha avantajlı görülmektedir. Çünkü bu tür havalarda suyun hareketliliği balıkları şaşırtmakta ve ağları fark etmelerini zorlaştırmaktadır. Buna karşın, sakin ve rüzgârsız havalarda balık avlamak daha zor hale gelmektedir. Bu nedenle balıkçılar genellikle dalgalı ve fırtınalı günleri tercih etmekte, böylece verimliliklerini arttırmaktadırlar (K.K.2).
Su kanalları kontrol altına alınır ve balıkların doğal yaşam alanlarından uzaklaşmaları engellenirse balıkçılık daha verimli bir hale gelebilir. Özellikle yasak sezonda yapılan kaçak avlanmaların önlenmesi ve bilinçli balıkçılığın yaygınlaşması, balıkçılığın sürdürülebilirliği için önemli adımlardır. Kaçak avlanmaların takip edildiği ve gerekli durumlarda yetkililere şikâyet edilmesiyle bilinçsiz avlanmanın uzun vadede balıkçılık sektörüne zarar vermesinin önüne geçilmeye çalışılmaktadır (K.K.2).
Balıkçılık sektörünün profesyonelleşmesiyle bölgede dışarıdan gelen kaçak balıkçılar ve yasa dışı yöntemler yerel balıkçılar tarafından takip edilip engellenmektedir. Özellikle yumurtlama döneminde yapılan yasak avlanmaların önlenmesi, yerel balıkçılar için büyük önem taşımaktadır. Bu yönde verilen mücadelenin sektörü daha sürdürülebilir hale getirdiği belirtilmektedir (K.K.2).
Gelecekte balıkçılığın devam edeceği ve genç nesillerin de bu mesleği devralacağı öngörülmektedir. Yıllar içinde balıkçıların sektörde hem tecrübe kazanarak hem de alanlarını genişleterek kendi ihracatını yapar hale gelmesi balıkçılığın yalnızca bir geçim kaynağı değil, aynı zamanda bir aile mirası olduğunu ve gelecek nesillere aktarılabileceğini de göstermektedir.
Yerel balıkçılar balıkçılığın geleceği için umutlu olup sektörü daha da ileriye taşımak için çaba sarf etmeye devam edeceklerini belirtiyor. Eğer doğru yöntemlerle ve bilinçli şekilde sürdürülürse, balıkçılık sadece ekonomik açıdan değil, aynı zamanda ekosistem açısından da önemli katkılar sağlayacaktır.
BALIK YETİŞTİRME ÇALIŞMALARI
Dünya su ürünleri üretimi 2017 yılında 172,7 milyon ton olarak gerçekleşmiş; bu üretimin 92,5 milyon tonu (%53,6) avcılıktan, 80,1 milyon tonu (%46,4) yetiştiricilikten elde edilmiştir.
2017 yılı avcılık üretiminin 80,6 milyon tonu denizden, 11,9 milyon tonu iç sulardan elde edilirken, yetiştiricilik üretiminin 30,6 milyon tonu denizden, 49,5 milyon tonu iç sulardan sağlanmıştır.
Türkiye’de su ürünleri üretimi 2018 yılında 628.631 ton olarak gerçekleşmiş, üretimin %35,3’ünü deniz balıkları, %9,9’unu diğer deniz ürünleri, %4,8’ini iç su ürünleri ve %50’sini yetiştiricilik ürünleri oluşturmuştur.
Avcılıkla yapılan üretim 314.094 ton olurken, yetiştiricilik üretimi ise 314.537 ton olarak gerçekleşmiştir.
İklim değişikliği, çevresel faktörlerin değişmesi, doğal yaşam alanlarında insanların oluşturduğu tahribat, nüfus artışı, aşırı ve bilinçsiz avcılık gibi pek çok faktör, doğal balık stoklarını olumsuz etkileyebilmektedir.
Bu durum karşısında bazı tedbirler alınmaya çalışılsa da avcılık yoluyla yapılan üretimin daha fazla artmayacağı, üretim artışının ancak kültür balıkçılığıyla sağlanabileceği sektördeki paydaşlar tarafından da benimsenmiştir.
Sürdürülebilir Balıkçılık Çalışmaları
Baraj gölünde doğal ortamda gerçekleştirilen sürdürülebilir balıkçılık için gerçekleştirilen balıklandırma çalışmaları ve belirlenen bölgelerde gerçekleştirilen alabalık üretimi şeklinde gerçekleşmektedir.
Sürdürülebilir Balıkçılık ve Yönetim Çabaları:
Atatürk Baraj Gölü’nün su ürünleri açısından büyük bir potansiyele sahip olması, alanın bu açıdan değerlendirilmesi gereğini ortaya çıkarmıştır. Buradan hareketle 1993 yılında çalışmalara başlanmış, ilk etapta toprakları su altında kalan köylerin su ürünlerinden faydalanmasını sağlamak amacıyla gölün mevcut durumu ile istihsale açılması planlanmıştır. Atatürk Baraj Gölü’nün Adıyaman, Diyarbakır, Şanlıurfa illeri ve bu illere bağlı 10 ilçenin sınırları dâhilinde olması ve büyük bir alana yayılmasından ötürü çeşitli avlak sahalarına ayrılması gereği ortaya çıkmıştır. Bu sebeple avlanabilir stok çalışması ile istihsal sahalarının bölünmesi, kooperatifleşme ve istimlâk durumu hakkında çalışmalar yapılmıştır. Bugün yöre halkının bu potansiyelin önemini kavramasıyla kooperatifleşme gibi çalışmaların beklenilenden daha da hızlı geliştiği gözlenmektedir.
Türkiye’nin su ürünleri üretiminde 161 dünya ülkesi arasında 30’uncu, Avrupa ülkeleri arasında 5’inci ve Akdeniz ülkeleri arasında ise 2’nci sırada yer alması, ülkemizin bu alanda konumuyla uyumlu olmayan bir durumda olduğunu göstermektedir (Dursun Avşar, 1998).
Bu durumun birçok nedeninin olmasının yanı sıra mevcut balık stokları ile ilgili doğru verilere olan ihtiyaç en önemlilerinden biri olarak geçerliliğini korumaktadır. Nitekim bir canlının insan eli altında yetiştirilmesi; yani tarımı veya doğadaki miktarının arttırılması, ondan en üst düzeyde yararlanılabilmesi için o canlının biyolojisinin çok iyi bilinmesi gerekir. Aksi halde yapılacak planlamaların, verilecek uğraşıların çok iyi sonuç vermeleri beklenemez (M. Salih Çelikkale, 1991). GAP Bölgesi’nde tabii yetiştiricilikte Türkiye baraj gölleri ortalamasına göre (37 kg/hektar) 8.157 ton, GAP Bölgesi’nde mevcut baraj gölleri (Tahtaköprü ve Devegeçidi) ortalamasına göre (54.5 kg/hektar) 12.015 ton, dünya minimum ortalamalarına göre ise 12.781 ton balık üretimi yapılabilir. Bu değerler, Türkiye iç su ürünleri üretiminin yaklaşık ¼’üne eşdeğerdir (Boşgelmez vd., 1997). Balıklandırma çalışmaları çerçevesinde, Atatürk Baraj Gölü’ne DSİ tarafından aynalı sazan yavrusu atılmıştır. Ayrıca balıklandırma çalışmalarına her yıl devam edilmektedir. Çalışma alanının seçilmesinde Atatürk Barajı’nın kurulmasıyla birlikte Fırat Nehri ekosisteminde yaşayan balık türlerinin biyo-ekolojilerinde meydana gelecek muhtemel değişimlerin gözlenmesi amacı etkili olmuştur.
Şanlıurfa Tarım Orman İl Müdürlüğü, Balıkçılık ve Su Ürünleri Şube Müdürü Hakan AKGÜN ile yaptığımız söyleşide Balıkçılık ve Su Ürünleri Şube Müdürlüğüne bağlı tesisler ve bölgesel balıkçılık faaliyetleri hakkında bilgiler edinilmiştir.
Şanlıurfa Tarım Orman İl Müdürlüğü Balık Üretim Tesisi 1996 yılında Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından inşa edilmiş; ancak 2020 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı’na devredilmiştir. Bu tesisin Orta Doğu’daki en büyük ikinci balık üretim tesisi olduğunu vurgulayan Akgün, ileriye dönük çalışmalar ve hedeflerinin su ürünleri sektöründe daha ciddi bir rol oynayacağını belirtti (K.K.3).
Tesis, özellikle “sazan türleri” ve Fırat Nehri’ne özgü endemik türlerden biri olan “şabut” balığının üretimine odaklanıyor. Her yıl belirlenen hedef doğrultusunda yavru balık üretimi gerçekleştiriliyor. Son dört yılda yaklaşık 100 milyon adet yavru balık üretilmiş. Bu yılki hedef ise 25 milyon yavru balık, bunun 15 milyonu sazan, 10 milyonu ise şabut balığı olarak planlanmış. Bu üretimlerin amacı, baraj göllerindeki balık popülasyonunu artırarak stok takviyesi yapmak ve burada avcılık yapan balıkçıların sosyoekonomik durumlarını güçlendirmektir (K.K.3).

11) Hakan AKGÜN ile söyleşi
Tesis, 1340 dekarlık bir alan üzerinde kurulmuş olup 22 balık havuzuna sahip. Havuzların büyüklükleri 800 metrekare ile 9 dönüm arasında değişiyor. Ayrıca tesis, sazan ve şabut balıklarının anaçlarının sağım işlemleri yapılarak yumurtadan yavru balıklara kadar olan süreçlerin gözlemlendiği bir inkübasyon ünitesine sahiptir. Yavru balıklar uygun büyüklüğe geldikten sonra Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından uygun görülen illere dağıtılarak iç su kaynaklarının balıklandırılması sağlanıyor (K.K.3).
Bu çalışmalar, balık popülasyonlarını arttırarak doğal dengeyi koruma ve balıkçılık sektörüne katkıda bulunma amacını taşıyor.
Şanlıurfa Tarım Orman İl Müdürlüğü, Balıkçılık ve Su Ürünleri Şube Müdürlüğü tarafından çevre balıkçılığına yönelik destekler kapsamında Su Ürünleri kooperatifleri ve balıkçılar için eğitimler düzenlenmiş, bu kapsamda kooperatifler paneli gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nün balıklandırma çalışmalarıyla Şanlıurfa’daki göl, gölet ve baraj göllerinde avcılık yapan balıkçıların altyapıları güçlendirilmiş. GAP İdaresi Başkanlığı’nın desteğiyle Bozova’da 16 balıkçıya fiberglas tekneler ve motorlar hibe edilerek balıkçılık sektörünün altyapısına katkı sağlanmıştır (K.K.3).
Barajların enerji amaçlı yapıldığını ve bu barajların çevresinde yaşayan halkın göç etmesini engellemek adına balıkçılığın alternatif bir iş kolu olarak ön plana çıktığı görülmektedir. 1996 yılında tesisin kurulmasından önce bölgede birkaç balıkçının olduğu ancak şu anda 60 adet ruhsatlı tekne sahibi balıkçının bulunduğu ve 5 adet Su Ürünleri Kooperatifi’nin oluştuğu belirlenmiştir. Bu kooperatiflerin her birinde 20-25 üye bulunuyor. Son 20 yılda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ve İl Müdürlüğü’nün desteğiyle Şanlıurfa’daki balıkçılık sektörünün önemli bir ilerleme kaydettiği görülmektedir (K.K.3).
Şanlıurfa ilinde balıkçılığın sadece mevcut tesislerle sınırlı olmadığı, kültür balıkçılığı bağlamında da ciddi bir gelişme yaşandığı gözlenmektedir. 2002 yılında 25 ton ile başlayan alabalık üretimi, 2024 yılına gelindiğinde 10 bin tonluk bir üretime ulaşmış durumdadır. Bu üretim özellikle Birecik Karkamış Baraj Gölü, Atatürk Baraj Gölü’nün Bozova mevkii ve Siverek ilçesinde gerçekleştiriliyor. Üretimle yaklaşık 200 kişiye istihdam sağlanıyor. Aynı zamanda yurt dışına alabalık ihracatı yapılabilecek düzeyde bir işleme tesisi kurulmuş ve bu ihracat numarasıyla yurt dışına balık gönderimi sağlanmıştır. 10 bin tonluk üretim, ülke ekonomisine yılda yaklaşık 50 milyon dolarlık bir katkı sunuyor. Bu işletmelerin şu anda %70 kapasiteyle çalıştığı ve 2025 yılı itibarıyla 6 yeni işletmenin faaliyete başlamasıyla birlikte 13 bin tonluk bir üretim hedeflendiği belirtilmektedir. Ayrıca, Şanlıurfa’da ilerleyen dönemlerde, sazan ve şabut balıklarının üretiminin yanı sıra Mersin balığı üretimi ve havyarıyla bilinen bu balığın çoğaltılmasıyla ilgili planların olduğu ve hastalıktan ari bir balık kuluçkahanesinin kurulmasıyla su ürünleri sektörüne daha fazla katkı sağlanacağı ifade edilmektedir (K.K.3).
ALABALIK ÜRETİM ÇALIŞMALARI
Esas hedefi sulama ve enerji olan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ile yeni su rezervuarları aktif olarak kullanıma açılacak ve sulama ve enerji üretimiyle büyük bir arazi potansiyeline sahip olan bölgede tarımsal üretimin artışıyla ortaya çıkan kaynakları su ürünleri açısından değerlendirmek gibi bir olanak doğmuş olacaktır (Atay 1993). GAP kapsamındaki rezervuarlarla ve bölgedeki diğer Devlet Su İşleri (DSİ) rezervuarlarının mevcut balık varlığıyla 3.000-4.000 ton tahmin edilen yıllık balık üretiminin, gerekli su ürünleri geliştirme çalışmaları sonucu, yaklaşık 9.000-9.500 tona çıkarılması mümkündür (Şafak 1992). Bugün kafes yetiştiriciliği, araştırmacı ve ticari üreticilerin daha çok dikkatini çekmektedir. Balık tüketiminin artması, bazı doğal balık stoklarının azalması ve kârlılık, kafeste balık üretimine özel bir ilgi uyandırmıştır. Kafes yetiştiriciliği aynı zamanda, diğer amaçlar için sadece sınırlı kullanma imkânı olan su kaynaklarının değerlendirilmesi şansını da vermektedir (Emre ve Kürüm 1990).

12) Porsiyonluk Alabalık
Bölgede gökkuşağı alabalığının (Oncorhynchus mykiss) kültür balıkçılığı da yapılmaktadır. 17’si Şanlıurfa’da, 11’i Gaziantep’te olmak üzere toplam 28 işletme bu bölgede su ürünleri yetiştiriciliği faaliyetinde bulunmaktadır. Havzada üretim yapan işletmelerin fiili kapasiteleri toplamı 5.805 ton/yıl, proje kapasiteleri ise toplam 16.458 ton/yıl olarak tespit edilmiştir. Havzada faaliyet gösteren işletmelerin fiili kapasite ortalaması 207.3 ton/yıl, proje kapasite ortalaması 587.7 ton/yıl olarak hesaplanmıştır. Şanlıurfa ve Gaziantep İl Gıda Tarım ve Hayvancılık müdürlüklerinin kayıtlarına göre işletmelerin kiraladıkları toplam su yüzey alanı 452.813 m2’dir. GPS (Küresel Konumlama Sistemi) aleti ile yapılan ölçümlerde ise işletmelerin toplam su yüzeyi kullanım alanı 190.000 m2 olarak bulunmuştur. Ağ kafeslerde üretim yapan işletmelerin kiraladıkları su yüzeyi alanı ortalamasının 6.785 m2 olduğu hesaplanmıştır. Burada üretilen balıklar daha çok Rusya ve Almanya’ya ihraç edilmektedir (Kuzucu ve Büyükçapar, 2018).
Karkamış Baraj Gölü su yüzeyinde “Yüzer Ağ Kafeslerde Alabalık Yetiştiriciliği” gerçekleştirilmektedir. Ağ kafesler göl suyu tabanına monte edilmemiştir. Göl alanındaki su akışı düşük olduğundan dolayı ağ kafesler ağırlıklar vasıtasıyla sabitlenmiştir.
Balık çiftliklerinde üretimindeki başarılı besiciliğin temelini günlük su sıcaklığına göre balıklara canlı ağırlıklarının yüzdesi olarak doğru oranda yemlemek oluşturur. Yemleme sıklığını ve verilen yem miktarını saptamada, balığın gelişim evresi, stok miktarı, su kalitesi, su akış hızı, yetiştirme ortamında su değişimi ve gün uzunluğu gibi birçok faktör dikkate alınabilir. Fakat balıklara günlük olarak verilecek yem miktarını saptarken iki ana ilke unutulmamalıdır. Bunlar;
1- Balıkların yem alımı su sıcaklığına bağlıdır.
2- Balıklar büyüdükçe yem gereksinimi oransal olarak düşer. Balık besiciliğinin bütün evrelerinde su sıcaklığının etkisi yadsınamaz. Çünkü su sıcaklığı en başta suyun oksijen yönünden doymuşluğunu etkilemekle birlikte, aynı zamanda balıkların metabolizma hızını da etkilemektedir (Lindhorst Emme, 1990).
Harran Üniversitesi’ndeki uzman akademisyenlerin sektör üniversite iş birliği esaslı projeleriyle saha uygulamaları yerinde incelenilerek akademik destek verme adına çalışmalar kapsamında birtakım projeler yapılmıştır.
Deneme amaçlı Harran Üniversitesi Veteriner Fakültesi Su Ürünleri ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Muhammed Yaşar DÖRTBUDAK ve Tunç Alabalık Tesisleri Yönetim Kurulu Başkanı Ömer TUNÇ, 10 tonluk Alabalık üretim denemesi yaparak süreç içinde gerçekleşen üretim ve buna bağlı problemler tespit edilerek çalışmalar planlanmıştır.

13) Harran Üniversitesi Projesi Basında

14) Harran Üniversitesi Proje paydaşı Ömer TUNÇ (Tunç Alabalık)

15) Harran Üniversitesi Deneme Kafesleri
DEĞERLENDİRME
Sonuç olarak; deniz ve iç su kaynakları, biyolojik çeşitlilik açısından zengin ekosistemlere ev sahipliği yaparak sürdürülebilir bir şekilde yönetildiğinde insanlığın temel besin ihtiyaçlarını karşılayabilen önemli doğal kaynaklardır. Ancak bu kaynakların sürdürülebilirliğini sağlamak ve ekosistem dengesini korumak için bir dizi önlem alınmalıdır. Su ürünleri kaynaklarının sürdürülebilirliğini korumak adına aşırı avcılıkla mücadele ön planda olmalıdır. Bilimsel verilere dayalı avcılık kotaları belirlenmeli ve bu kotaların aşılmaması için sıkı denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır. Ayrıca avlanma sezonları ve alanları da belirlenerek doğal üreme döngülerine saygı gösterilmelidir. Su ürünleri kaynaklarını tehdit eden diğer önemli faktörler arasında çevre kirliliği ve biyoistilacılar bulunmaktadır. Endüstriyel atıkların kontrolsüz bir şekilde su kaynaklarına deşarj edilmesini önlemek, kara kaynaklı kirliliği azaltmak ve zararlı yabancı türlerin sucul ekosistemlere girişini engellemek için sıkı önlemler alınmalıdır. Sürdürülebilir su ürünleri yönetimi aynı zamanda dondurma, depolama ve dağıtım süreçlerini de kapsamalıdır. Bu süreçler, ürünlerin kalitesini korumak ve israfı en aza indirmek adına modern teknolojilerle desteklenmeli ve çevresel etkileri en aza indirecek şekilde planlanmalıdır. Bu konuda toplumsal bir yaklaşım benimsemek de önemlidir. Halkın bilinçlendirilmesi ve katılımı, sürdürülebilir su ürünleri yönetiminin başarılı olabilmesi için kritik bir faktördür. Bilimsel araştırmalara dayalı olarak hazırlanan kamu politikaları, halkın doğal kaynakların sürdürülebilirliğine katkı sağlamasına olanak tanımalıdır. Su ürünleri kaynaklarının sürdürülebilirliği, çok disiplinli bir yaklaşım gerektirir. Bilim, teknoloji, çevre politikaları ve toplumsal katılımın bir araya getirildiği bir stratejiyle bu kaynaklar gelecek nesillere sağlıklı, kaliteli ve sürdürülebilir bir şekilde aktarılabilir. Bu süreç, devletin etkin gözetimi ve denetimi altında planlamacı bir yaklaşımla hayata geçirilmelidir.
KAYNAKÇA
Atay, D. (1993). GAP ve Çevre. Türkiye Çevre Vakfı.
Avşar, D. (1998). Balıkçılık Biyolojisi ve Populasyon Dinamiği. Baki Kitap ve Yayınevi, Adana, 303 s.
Boşgelmez, A., Boşgelmez, İ. İ., Savaşçı, S., & Paslı, N. KAYNAŞ, S. (1997). Ekoloji-I. Ispartalılar Eğitim Kültür Sağlık Turizm Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, Yayın No: 6, Ankara, 805 s.
Bozkurt, R. (1994). Atatürk Baraj Gölü ve Baraj Gölüne Dökülen Derelerdeki Balıkların Sistematiği. Yüksek Lisans Tezi, Harran Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Şanlıurfa, 71 s.
Çelikkale, M. S. (1991). Balık Biyolojisi. Karadeniz Teknik Üniversitesi Sürmene Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Yüksek Okulu, Genel Yayın No: 101, Trabzon, 387 s.
Dörtbudak, M. Y. (2023). The Effects of The Dams Buılt on The Fırat Rıver in Şanlıurfa Provınce on Fısh Populatıons and Fısh Productıon. Bölüm VIII. BİDGE Yayınları, 161-180.
Duman, E. ve Çelik, AEÜ. Su Ürünleri Dergisi 18 (65-69),.
Ekingen, G. ve Sarıeyyüpoğlu, M. (1981). Keban Baraj Gölü Balıkları. Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi, 6 (1-2): 8-22.
Emre Y. ve Kürüm V. (1990). Havuz ve Kafeslerde Alabalık Yetiştiriciliği Teknikleri. Minpa Matbaacılık.
Kuru, M., (1978-79). The fresh water fish of South-Eastern Turkey-2 (Euphrates-Tigris Sisteme). Hac. Bull. Nat. Sci. Eng. 7–8, ss.105–114.
Kuzucu O., Büyükçapar H.M., 2018. Aşağı Fırat Havzasında Kafes Balıkçılığı Yapan İşletmelerin Yapısal ve Biyoteknik Analizi, KSÜ Tarım ve Doğa Dergisi 21(1):58-65
Lindhorst-Emme, W. (1990). Forellenzucht. Verlag Paul Parey. 157 s. Hamburg und Berlin.
Şafak, N. (1992). Su Ürünleri Planlaması. Bilim ve Teknik, 25, 292, 41-42.
Şevik, R. ve Hartavi, M. (1997). Atatürk Baraj Gölü’nde yaşayan Carassobarbus luteus (Heckel, 1843) Üzerine Araştırmalar-I. IX. Ulusal Su Ürünleri Sempozyumu, 17-19 Eylül Eğirdir-Isparta, ss. 50-58.
Kaynak Kişiler
K.K.1: Müslüm ERGİN, kişisel görüşme, 05.10.2024
K.K.2: Mehmet DURMAZOĞLU, kişisel görüşme, 05.10.2024
K.K.3: Hakan AKGÜN, kişisel görüşme, 08.10.2024