Açık Mod
Koyu Mod
page-title

ŞANLIURFA TASAVVUF MÛSİKÎSİNDE ÇİFTELER (İlâhiler)


GİRİŞ

Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Şanlıurfa, geleneksel yapısı, mistik atmosferi ve kültürel yapısıyla şairlere, müzisyenlere, sanatçılara geçmişten günümüze hep ilham veren müstesna bir şehirdir. Uygarlığın doğduğu ve dünyaya yayıldığı bölgenin merkezinde yer alan Şanlıurfa kültür ve sanatın da doğduğu geliştiği ve dünyaya yayıldığı bir şehirdir. Arkeolojik kazılarda ilk çağlardan günümüze mûsikî ile ilgili bulgulara hep rastlanmıştır. Şanlıurfa’nın tarihi “İpek Yolu” üzerinde ve yolların kesiştiği bir kavşakta yer alması; çeşitli dinlerin, kültürlerin ve medeniyetlerin uğrak yeri olması bu bölgede mûsikînin de gelişmesine sebep olmuştur.

Şanlıurfa’da tasavvuf müziği içinde yer alan “çifte” (ilahi) denilen tür Urfa türküleri formuna yakın olup Şanlıurfa mûsikî meclislerinde yüzyıllardan beri icra edilen bir formdur. Sözleri divan edebiyatı ve halk edebiyatı şiir türlerinden alınmış olan bu mûsikîyi icra edenlerin çoğu hafız, müezzin, mevlithan ve gazelhanlardır. Şanlıurfa’daki geleneksel müzik kültürü içerisindeki dini mûsikî kültürü, halk müziğinin makamsal yapısını ve zenginliğini de oluşturmuştur. Şanlıurfa sıra gezmelerinde icra edilen fasıllarda çifteler (ilahiler) de okunmaktadır.

Şanlıurfa’da dini mûsikî ve özellikle çifteler genellikle ritim sazı olan yöresel bir vurmalı çalgı olan def eşliğinde seslendirilir. Çifte güftelerinin makama bağlı okunmasında ritim öne çıkmaktadır.

Şanlıurfa’da mûsikî, her zaman büyük ilgi ve değer görmüştür. Yöre halkının ve idarecilerinin müziğe olumlu bakışı da Şanlıurfa’da mûsikînin gelişmesinde etkili olmuştur. Okuyucular ve sazendeler toplumda daima hürmet ve takdir görmüşlerdir.

1) Kazancı Bedih ve arkadaşları Mevlid-İlahi Grubu-1995 (Fotoğraf: S. Sabri Kürkçüoğlu)

Şanlıurfa’da özellikle hafız, hoca, aydın tarikat ehli kişiler öteden beri yörenin meşhur okuyucularıdır. Yakın tarihimizde; Kıde Hafız, Hamit Hafız, Halil Hafız, Ahmet Uzungöl, Tenekeci Mahmut, Dede Osman, Şükrü Hafız, Hacı Nuri Hafız, Şevki Hafız (Altıngöz) ve Mahmut Hafız (Akagün) gibi hanendeler Klasik Türk Müziği’ni iyi derecede icra ederken, bu müziği çiftelerle ve türkülerle de harmanlamışlardır.

I. ŞANLIURFA’DA DİNİ MÛSİKÎ

Urfa’da geçmişte esnaf arasındaki ahilik geleneği ile sıra gecesi geleneğinde, mûsikî, şiir ve edebiyatın hep tasavvufi çizgiyi takip ettiği görülmüştür. Urfa’nın derin hoşgörüsü de tasavvuf kültüründen kaynaklanmaktadır.

“Tüm mevlevihane’lerde mûsikî faaliyetleri olduğu gibi Urfa Mevlevîhânesi’nde de 200 yıl boyunca mûsikî faaliyetleri olmuştur. 1740-1925 yılları arasında yaklaşık 200 yıl faaliyetini sürdüren Urfa Mevlevîhânesi’nde icrâ edilen “Mevlevî Mûsikîsi”nin Urfa mûsikî kültürüne önemli etkisi olmuştur. Mevlevîlik, Urfa’da birçok mûsikîşinâs ve tasavvuf müziği okuyucusu (hânende) yetişmesine vesile olmuştur. Şanlıurfa Mevlevîhânesi, ney, kûdüm, tanbur ve rebab üstatlarının yetişmesinde de etkili olmuştur” (Kürkçüoğlu, 2024, s. 44).

2) Urfa Mevlevîhânesi’nde Mevlevi Şeyhi, Semâzenler ve Dervişler / Fotoğraf: Frère Raphaël [de Ninive]-1904

Mevlevîlik, Urfa’nın kültürel yapısına günümüze kadar tesir ederek etkisini özellikle şehrin “Mûsikî Geleneği”nde devam ettirmiştir. Urfa’da mûsikî meclislerinde “makam seyri” ile icra edilen “Mûsikî Ahenkleri”nde (fasıllarında) “Mevlevî Mûsikisi”nden çifte (ilahi) ve gazel örnekleri geçmişten günümüze icra edilmektedir.

“Mevlânâ felsefesi, mistik bir rûha sahip olan Şanlıurfalıları kendine çekmiş; Urfa Mevlevîhânesi, saz, ses ve semânın yer aldığı bir “mûsikî meşkhânesi” olmuştur. Şanlıurfalı Mevlevîler, asırlar boyunca Mevlevî mûsikîsinin ilâhî nağmelerini en asil seslerle örmüşler ve en esrarlı duygularla üflemişlerdir. Mevlevîhâne, Şanlıurfa mûsikîsi esaslarının zamanla gelişmesini ve İstanbullu Mevlevî üstatlarının elinde olgunlaşan mûsikî edebiyatının Şanlıurfa’ya ulaşmasını sağlamıştır” (Özbek, 2006, s. 28).

3) Şanlıurfa Yeni Mevlevihane’de, Mevlâna’nın 751. Vuslat Yıl Dönümü anısına düzenlenen Vakti Muhabbet Şeb-i Arûs etkinliğinde Dini Mûsikî İcra Heyeti / 2023 / (Fotoğraf: Mustafa Akgül)

Mevlevîhâne kapatıldıktan sonra “Sıra Geceleri”nde bir araya gelen müzisyen derviş ve hafızlar ile Urfalı müzisyenler Mevlevihane’de icra edilen mûsikînin ezgilerini ve sözlerini, halk mûsikîsi ile birlikte klâsik bir üslupla ilahi, türkü, gazel ve hoyratlarla uzun yıllar icra edip günümüze kadar ulaşmasını sağlamışlardır.

Şanlıurfa’da yaklaşık 200 yıl boyunca ilgi görüp halk tarafından benimsenen Mevlevîlik, Urfa’da mûsikînin niteliğinin artmasına, hânende ve sâzendenin yetişmesine vesile olmuştur. Mevlevilik sayesinde Şanlıurfa’da ilahi formundaki eserlerin sayısı artmış, ney ve kudüm gibi enstrümanlar öğrenilmiş ve bu kültür günümüze ulaşmıştır.

Şanlıurfa’da Câmi Mûsikîsi ve Tekke Mûsikîsi’nin dâhil olduğu orijinal bir Dînî Mûsikî’nin mevcut olduğunu söyleyebiliriz. İstanbul ve Anadolu’nun diğer bölgelerinden farklı nitelikleri olan Şanlıurfa Dînî Mûsikîsi, geçmişte olduğu gibi günümüzde de yaygın olarak icra edilmektedir. Şanlıurfa’da Dînî Mûsikî, genel olarak bazı ibadetler etrafında şekillenen Câmi Mûsikîsi’nden; doğum, sünnet, evlilik ve cenaze törenlerinde icrâ edilen mevlid, ilâhî, hoyrat ve gazel gibi Tekke Mûsikîsi formlarına kadar geniş bir alanı kapsamaktadır. Bunların dışında mübarek gün ve gecelerin kutlanması çerçevesinde, Dergâh zikri, sohbet ortamları ve tasavvuf çevrelerinde de Şanlıurfa Dînî Mûsikîsi’nin çeşitli formlarının icrâsı yapılmaktadır” (Akpınar, 2011, s. 53).

A) CAMİ MÛSİKÎSİ

Dinî mûsikînin bir bölümünü “Câmi Mûsikîsi” oluşturmaktadır. Bu mûsikî, câmide ibadetler esnasında ortaya çıkan, insan sesine dayanan bir mûsikîdir. Enstrüman kullanılmayan câmi mûsikîsi, tamamıyla sözel bir türdür. Ezgi açısından Geleneksel Türk Mûsikîsi’nin özelliklerini göstermektedir. Daha çok namaz etrafında şekillenmekte ve namazın cemaatle edâsı sırasında imam ve müezzinin ses mûsikîsine dayalı icralarından oluşmaktadır. Cami mûsikîsi; Faraclık, Salâ, Terâvih Salâvâtı, Salat-ı Kemâliye, Tekbir ve Salâvât, Hatim Zikri başlıklarıyla incelenebilir.

B) TASAVVUF MÛSİKÎSİ (TEKKE MÛSİKÎSİ)

Çeşitli tarikat toplantılarında ve tekkelerde zikir esnasında icrâ edilen mûsikîye Tekke/ Tasavvuf Mûsikîsi denir” (Kaplan, 1991, s. 14). Tekke Mûsikîsi’nin rûhu ve konusu, tasavvufun ruhu ve konusudur. Tekke Mûsikîsi, tasavvufî bir lirizmi ihtiva etmektedir. Bununla beraber her tasavvufî kurumun mûsikîsinde kendine mahsus bazı hususiyetler, birtakım incelikler vardır” (Özcan, 1982, s. 31). Tasavvuf Mûsikîsi Urfa’da Çifte (İlahi), Şugul, Deyiş, Gazel, Dergâh Camii Zikri gibi başlıklarla incelenebilir.

4) Dergah Tasavvuf grubundan TRT Derlemeleri yapılırken-2019

II. ŞANLIURFA TASAVVUF MÛSİKÎSİNDE ÇİFTELER (İlâhiler)

“İlâhî, Arapça’da “Allah’a ait” mânâsına gelen bir kelimedir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise “İlahi: Tanrı ile ilgili olan, Tanrı’ya özgü olan; tanrısal, rahmani” anlamıyla ifade edilmektedir.

“Türk Edebiyatı’nda nazım türleri belirginleşmeden önce dinî muhteva taşıyan her türlü şiire ilâhi denirken daha sonra tasavvufî temaları işleyen ve Türk din mûsikisinin makam ve usulleriyle bestelenerek dinî toplantılarda okunan şiirlere ilâhi adı verilmiştir. Özellikle şiirde tür ve şekillerin müstakil isim ve vasıflar kazanmasından önce ilâhi kelimesiyle hemen her türlü dinî şiir kastedilmiş; tevhid, naat, münâcât, devriyye gibi türlerle kaside, gazel, tuyuğ, rubâî, kıta vb. nazım şekilleri Türk klasik edebiyatının aslî unsurları haline gelince kelimenin anlamı daralıp, besteli dinî şiir formu olarak daha özel bir tür halinde mûsikiyle özdeşleşmiştir. Dinî muhtevalı manzum ve yarı manzum sözler mûsikinin etkileyici gücü ve bunları icra eden kişilerin müzisyen hüviyetleriyle dinî merasimlerde daha tesirli olmuş, böylece ilâhi kavramı mûsikiden ayrı düşünülmemiştir” (DİA, 2000, s. 64).

Bu eserler Şanlıurfa’da genel olarak “çifte” ismi verilen ilâhîye bazen “beyit” ve minarede okunana ise “tenzile” denmektedir” (Akpınar, 2011, s. 80). Şanlıurfa mûsikî kültüründe ilahiler dini mûsikînin önemli bir formudur. Şanlıurfa’da “çifte” adıyla anılan bu tür, mevlid ve tasavvuf mûsikîsi fasıllarında toplu seslendirildiğinden “çifte” adını almıştır. Mehmet Özbek, Urfalı okuyucu Culha Mahmut Hafız’ın da bu şekilde bir tanımı ifade ettiğini belirtmektedir. Bu fasıllarda ritimsiz uzun hava tarzındaki solo hoyrat ve gazel icralarına da “tek” denmiştir. Mevlid meclisleri ve sıra gezmelerinde genelde gazel ve hoyratlar bir çifteye bağlanarak aynı makamda icra edilir.

Çoğu ilahinin ezgileri ve sözleri anonimdir. Sazdan ziyade sese ve yöresel ağza dayalı ilahi icrasında coşkulu ritim önemli olup yöresel “def” denilen büyük bendir kullanılmaktadır. Bu mûsikî de güfteler (söz) ön plandadır. Aynı güftenin değişik ezgilerin üzerinde kullanıldığı da görülmektedir.

Güftelerin önemli bir kısmı Yunus Emre, Ahmed Kuddûsî, Niyâzî Mısrî, Şemseddin Sivâsî, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Eşrefzâde Rûmî ve Aziz Mahmud Hüdâyî gibi tarikat önderi ve mutasavvıf şairlere aittir. Sözleri Urfalı şairlere ait olan çiftelerin yanı sıra kadın şairlere ait güfteler de mevcuttur. Urfa yöresine ait ilahilerde çoğunlukla halk müziğinin ezgi motifleri görülmektedir. Güftelerin bir kısmı farklı makamlarda okunabilmekte, bazı çifteler de aynı melodi ve usulle Türkçe, Kürtçe ve Arapça okunabilmektedir” (Çakmak, 2023, s. 1871).

Dini mûsikî, klasik mûsikî ve halk mûsikîsinin iç içe geçtiği “Sıra Geceleri”nde makam seyrine uyularak çifteler de seslendirilir. Tarikatların meclislerinde ise dini mûsikî içerikli bir repertuvar ve çiftelerden en etkileyici nitelikte olanlar seçilerek meşk icra edilir. Dini mûsikî meclislerinde kişilerin çoğu çiftelere birkaç def eşliğinde eşlik ederler, sözlerin ve ritmin gücüyle ruhen ve beden ile yüksek heyecan duyarak kendinden geçerler.

Çiftelerin günümüze aktarılmasında önemli kaynak kişiler olarak; Hacı Nuri Hafız, Saatçi Yusuf Özer, Ahmet Uzungöl, Eskici Dede Osman Aydın, Hafız Halil Uzungöl, Şıh İbrahim Karataş, Tenekeci Mahmut Güzelgöz, Şevki Hafız Altıngöz ve Akif Baybostancı bilinen isimlerdir. Günümüzde ise Celal Çiriş, M. Ziya Demirbaş, Bekir Çiçek, Hafız Mustafa Yeşildağ, Abdülkadir Baybostancı gibi isimleri sayabiliriz.

ÇİFTELERİN EZGİ YAPISI

“Şanlıurfa’da çifte ezgilerini incelediğimizde dikkatimizi çeken özellik, çiftelerin usulleridir. Çok yoğun olarak 10/8’lik usul kullanılmış ve eksik ölçü çok yaygındır. Özellikle curcuna 2+3+2+3 ve aksak semai 3+2+2+3 olarak ölçülen ezgilerin ritminin son +3’ünden şana girilir. Sofyan 4/4’lük ve sengin semai 6/4’lük usulde çiftelerde sıklıkla kullanılmıştır. Yine makamsal olarak çifteleri incelediğimizde Uşşak, Hicaz, Hüseyni, Muhayyer, Hicazkâr, Saba, Rast, Segâh, Mahur, Karcığar, Gerdaniye vb. gibi çok çeşitli makam ve dizilerin kullanıldığını görürüz” (Altıngöz, 2011, s. 27).

Çifteler usul açısından incelendiğinde çok zengin bir usul ve velveleleri görülür. Mevlidlerde okunan çiftelerde ritim saz dışında sazlar kullanılmadığından coşkuyu arttırıcı usul velveleleri büyük önem kazanmıştır.

III. ŞANLIURFA’DA OKUNAN ÇİFTE (İLAHİ) SÖZLERİ (Akpınar, 2011)

Makam: Hicâz

Usûl: Sofyan

Güfte: Yunus Emre

BEN BİR YAKUB İDİM

Ben bir Yakub idim kendi hâlimde

Mevla’mın kelamı vardı dilimde

Yusuf’u kaybettim Kenân elinde

Ağlar Yakub ağlar Yusuf’um deyü

Gitti de gelmedi vah yavrum deyü

Yusuf’um hocada okumaz oldu

Onun bülbül dili şakımaz oldu

Alnındaki nûra bakılmaz oldu

Ağlar Yakub ağlar Yusuf’um deyü

Gitti de gelmedi vah yavrum deyü

Bir bezirgân gelir üç aylık yoldan

Yusuf’u çıkardı kırk arşın kuydan

Hak emriyle oldu Mısır’a sultân

Ağlar Yakub ağlar Yusuf’um deyü

Gitti de gelmedi vah yavrum deyü

Cem olup geldiler Kenân’ın kurdu

Biz yemedik deyü içtiler andı

Yakub’un feryâdı arşa dayandı

Ağlar Yakub ağlar Yusuf’um deyü

Gitti de gelmedi vah yavrum deyü

***

Makam: Acemâşirân

Usûl: Sofyan

Güfte: Anonim

DÜNYA KİMSEYE KALMAZ

Dünya kimseye kalmaz

Bir misafir hânedir

Ârifler ona kanmaz

Bilir ki efsanedir

Ne ekersen biçersin

Döktüğünü içersin

Bir gelirsin geçersin

Anla bak dünya nedir

İnsanlıktan sen çıkma

Dost kazanmaktan bıkma

Gönül yap aman yıkma

Gerisi bahanedir

İyilik yapmaktır kârın

Kalır ancak ol varın

Öleceksin sen yarın

Ki ol bir keşânedir

***

Makam: Hicâz

Usûl: Sofyan

Güfte: Anonim

NE GAM YERSİN

Ne gam yersin be hey âsi günahkâr

Dilde Hak kelamı Kur’ân’ımız var

Mahveder isyanı tövbe istiğfar

Biz ehli tevhidiz imanımız var

Kalbimiz mücellâ gümüşten pâktır

Allah’ımız birdir şüphemiz yoktur

Biz Muhammediyiz dinimiz haktır

Firdevs-i A’lâ’da seyranımız var

Sancağı elinde ashab yanında

Gâhî sırat gâhî mizan önünde

Yarın kıyâmette mahşer yerinde

Şefaat kânımız sultanımız var

***

Makam: Hüseynî

Usûl: Sofyan

Güfte: Ahmed Kuddûsî

MEST-U HAYRANIM

Mest-u hayranım, zâr-ı giryânım

Her dem lisanım, Hû demek ister

Gözümden yaşlar akmaya başlar

Cümle kurt kuşlar, Hû demek ister

Gece ol kâim, gündüz ol sâim

Ehl-i Hak dâim, Hû demek ister

İrfân isteyen, ihsân isteyen,

Cânân isteyen, Hû demek ister

İns, cin melekler; yerler, felekler

Suda semekler, Hû demek ister

Hû ism-i a’zâm, Hû Hû de hocam

Kuddûsî her dem, Hû demek ister

***

Makam: Hüseynî

Usûl: Sofyan

Güfte: Cemâlî

MEVLÂM DER Kİ DOĞRUCA GEL

Mevlâm der ki doğruca gel

Kulum bana fevrice gel

Eğri gelen ermez bana

Doğruluk et yolluca gel

Kalk seherde yükün bağla

Niyaz eyle çok çok ağla

Haddin üzre inci çağla

Hûb yoluna saçuca gel

Kalk zikreyle lahza durma

Benden özgesini görme

Acı tatlı asla sorma

Her işime râzıca gel

Tut ihlâsı ey Cemâli

Verem sana ey kemâli

Teşvir bana her hayali

Taharet et arıca gel

***

Makam: Uşşâk

Usûl: Düyek

Güfte: Yunus Emre

ARAYI ARAYI BULSAM İZİNİ

Arayı arayı bulsam izini

İzinin tozuna sürsem yüzümü

Hak nasip eylese görsem yüzünü

Yâ Muhammed cânım arzular seni

Bir mübarek sefer olsa da gitsem

Kâ’be yollarında tozlara batsam

Hûb cemâlin bir kez düşte seyretsem

Yâ Muhammed cânım arzular seni

Zerrece kalmadı kalbimde hile

Sıdk ile girmişem ben bu hak yola

Ebu Bekir, Ömer, Osman’da bile

Yâ Muhammed cânım arzular seni

Ali ile Hasan, Hüseyin anda

Sevdası gönülde muhabbet cânda

Yarın mahşer günü Hak divânında

Yâ Muhammed cânım arzular seni

Yunus medheyledi seni dillerde

Dillerde dillerde hem gönüllerde

Ağlayı ağlayı gurbet ellerde

Yâ Muhammed cânım arzular seni

***

Makam: Hicâz Hümâyûn

Usûl: Curcuna

Güfte: Ahmed Kuddûsî

ARZÛHAL İÇİN SULTANA GELDİM

Arzuhâl için sultâna geldim

Sâilem lütfun ihsâna geldim

Kanlı yaş ile arzuhâl yazdım

Ol şehinşâha sunmaya geldim

Derd-i firâka dermân ararım

Ben ol tabîbe dermâna geldim

Cân kulağıyla hüsnünü duydum

Şem-i cemâle pervâne geldim

Bildim ki varlık perdedir Hakk’a

Ref’ edip anı cânâna geldim

Sırr-ı semâyı duyunca rûhum

Bî-karar olup dönmeye geldim

IV. URFA’DAN ÇİFTE (İLAHİ) NOTALARI

(Akpınar, 2011)

 

 

Aşkınla bu uşşâkı şâhâneye döndürdün

Şem’i ruhuna karşı pervâneye döndürdün

Bir lahza gönül sensiz ey Leylî karâr etmez

Âhir beni Mecnûn-veş dîvâneye döndürdün

Ne savm u salâtım var ne hacc u zekâtım var

Zâhidler arasında bîgâneye döndürdün

Gör bana neler kıldın gurbet iline saldın

Hep varlığımı aldın viraneye döndürdün

La’l-i lebini bir kez sundun bize ey sâkî

Güyâ ki ayılmaz bir mestâneye döndürdün

Her kime haber sorsam sekrânımı söylerler

Bu Zâtî-yi ednâyı meyhâneye döndürdün

Ben bu dağın ağacıyam

Hem tatlıyam hem acıyam

Ben Mevlânın muhtacıyam

Gel gör beni aşk neyledi

Derde giriftâr eyledi

Beni bu dağda buldular

Kolum kanadım kırdılar

Garib olduğum bildiler

Gel gör beni aşk neyledi

Derde giriftar eyledi

Cânâ bizim esrârımız imlâlara sığmaz

Yazılsa da binde biri inşâlara sığmaz

Hasretle akar tâ geceler dîde-i aşkım

Bir katredir amma yedi deryâlara sığmaz

Bu hikmeti bilmez misin ey sofi-i saloz

Bir kalbe sığan var olan eşyâlara sığmaz

Âşıkta olan derd-i meşakkat gam-ı mihnet

Neşr olsa eğer köy ile sahrâlara sığmaz

Allah için olsun bizi dûr etme kapından

Abdi seni sevdi deyü dünyalara sığmaz

Ey dîde nedir uyku gel uyan gecelerde

Kevkeblerin et seyrini seyrân gecelerde

Bak heyet-i âlemde bu hikmetleri seyret

Bul Sâniini ol ana hayrân gecelerde

Çün gündüz olursun nice ağyar ile gâfil

Ko gafleti dildârdan uyan gecelerde

Gafletle uyumak ne revâ abd-i hakîre

Şefkatle nidâ eyle rahmân gecelerde

Cümle geceyi uyuma Kayyum’u seversen

Tâ hay olasm Hayy ile ey cân gecelerde

Âşıklar uyumaz gece sen hem uyuma kim

Gönlün gözüne görüne cânân gecelerde

Dîl beyt-i Hudâ’dır anı pâk eyle sivâdan

Kasrına nüzûl eyler o sultân gecelerde

Az ye az uyu hayrete var fâni ol anda

Bul cân-ı bekâ ol ona mihmân gecelerde

Allah için ol halka mukârin gece gündüz

Ey Hakkınihân-ı aşk oduna yan gecelerde

Ey rahmeti bol padişah

Cürmüm ile geldim sana

Ben eyledim hadsiz günah

Cürmüm ile geldim sana

Hadden tecavüz eyledim

Derya-yı zenbi boyladım

Malum sana ben neyledim

Cürmüm ile geldim sana

Senden utanmayıp heman

Ettim hata gizli ayân

Vurma yüzüme el amân

Cürmüm ile geldim sana

Adın senin Gaffâr iken

Ayb örtücü Settâr iken

Kime gidem sen var iken

Cürmüm ile geldim sana

Hiç sana kulluk etmedim

Râh-ı rızâna gitmedim

Hem buyruğunu tutmadım

Cürmüm ile geldim sana

İsyanda Kuddûsî şedid

Kullukta bir battal pelid

Der kesmeyip senden ümit

Cürmüm ile geldim sana

Hoca efendi dinle bu pendi

Ömrün tükendi rıhlet yakındır

Yok ölüm sandın nefse aldandın

Câha güvendin rıhlet yakındır

Bu cihân fânî mahdut zamanı

Bil böyle anı rıhlet yakmdır

Çok cefâ kıldın ettiğin buldun

Bil imdi noldun rıhlet yakmdır

Etmedin ikrâr eyledin inkâr

Eyle istiğfar rıhlet yakındır

Koyuben hayrı işledin şerri

Eyle sen seyri rıhlet yakındır

Kuddûsî’yi Hak bil etti muntak

Hazır ol mutlak rıhlet yakındır

Mecnûn isen ey dîl sana Leylâ mı bulunmaz

Bu goncaya bir bülbül-i şeydâ mı bulunmaz

Sun şerbet-i lâl-ı lebin ağyâra vefâsız

Sâkî mi bulunmaz bana sahba mı bulunmaz

Arzetmiyorum âleme âlâm-ı derûnum

Yoksa bana bir mahrem-i sevda mı bulunmaz

Bir sen misin âlemde tabîb illet-i aşka

Teşhis-i dîle başka etibbâ mı bulunmaz

Al aşkım ver gönlümü Allah için olsun

Dîl vermek için dilber-i rânâ mı bulunmaz

Mesud edecek kimse seni yoksa Nezihe

Meşgul edecek bir sürü hülya mı bulunmaz

Rahmeyle bu dîl hasta vü nâçâre İlâhî

Zahm-ı dilime senden olur çâre İlâhî

Bakma yüzümün karasına rûz-i cezâda

Bağışla beni Ahmed-i muhtâra İlâhî

Nefsin hevâsıyla beni sen derbeder etme

Aşkından eser ver bu dîlzâra İlâhî

Al benliğimi kayd-ı sivâdan beni kurtar

Tâ vâsıl olam ru’yet-i dîdâra İlâhî

Leylâ kulunu âteş-i aşkınla kebab et

Dûzahta koyup yakma anı nâre İlâhî

KAYNAKÇA

Akpınar, Hüseyin. (2011). Şanlıurfa’da Dînî Mûsikî, Yayınevi, Ankara.

Altıngöz, Halil. (2011). “Urfa Müziği Hakkında” ŞURKAV Şanlıurfa Kültür Sanat Tarih Turizm Dergisi” sayı: 10, Şanlıurfa.

Çakmak, Songül. (2023). “Türk Tasavvuf Mûsikîsinde Ritmin Ritüele Dönüşümü Şanlıurfa Çifteleri”, Motif Akademi Halkbilimi Dergisi, Cilt: 16, sayı: 44, ss: 1859-1879)

DİA. (2000). “İlahi” maddesi, 22. Cilt. ss. 64-68) 

Kaplan, Zekai. (1991). Dinî Müzik Dersleri, İstanbul.

Kürkçüoğlu, S. Sabri. (2024). Şanlıurfa’da Mevlevilik ve Mevlevihane, Semih Ofset, Ankara.

Özbek, Mehmet. (2006). “Şanlıurfa’da Halk Müziği”, GAP Gezgini Dergisi, Sayı: 2, Şanlıurfa.

Özcan, Nuri. (1982). XVIII. Asırda Osmanlılarda Dinî Mûsikî, (Doktora Tezi), Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1982.

Uzun, Mustafa İsmet, (2000), “İlahi” maddesi, DİA, 22. Cilt, s. 64-68

Sitede Ara