Açık Mod
Koyu Mod
page-title

ŞANLIURFA HALK EDEBİYATINDA DEYİMLER

Birden fazla sözcüğün kısmen veya tamamen mecaz anlama kayması ile oluşan deyimler içinde herhangi bir öğüt öğesi taşımaz. Mastar biçiminde, ya tamlama ya söz öbeği biçiminde veya cümle biçiminde kurulmuştur. Deyimler mecazlar, teşbihler, istiareler, telmihler, mecaz-ı mürseller yardımıyla bir kişiyi, bir mekânı, bir olayı onu görmeyenlerin gözünde canlandırarak zekâ oyunlarıyla adeta görsel bir şölen sunarak renkli bir anlatım sunar; bazen düşündürerek, bazen de hafif gülümseterek anlatımı canlı ve dinlenilir hale getirir. Deyimler de atasözleri gibi yüzyılların süzgecinden geçmiş, halk kitleleri tarafından beğeni toplayarak kabul görmüştür. Deyimler dikkatli bir gözlem sonucu ortaya çıkmıştır. Deyimler Urfa’da en cahil kişiden, en bilge kişiye kadar rahatlıkla kullanılmaktadır.

Bu bölümde, Urfa’ya özgü deyimlerin yanı sıra Urfa’da sıkça kullanılan deyimler, yazılı ve sözlü kaynaklardan derlenmiş ve bir kısmı burada sunulmuştur. Daha fazla örnek için Urfaca Urfalıca kitabına bakılabilir.

Abu Delep: Cömert, sofrası açık kişiler için.

Abuzambaḳ oḫımaḫ: Yalan yanlış bir şeyler söylemek, boş sözlerle oyalamak, kandırmak anlamlarında.

Aç göziyin çayırını biye baḫ: Kendine gel, ne yaptığına, ne konuştuğuna dikkat et, uyarılarımı ciddiye al; yoksa sana vereceğim ders veya ceza senin hesap ettiklerinin çok ötesinde olur, anlamında.

Aç ḳarnına acı saḳḳız: Aç karnına olan kişilere karın doyurmayan ve iştah kapatan şeyler sunulduğunda veya ağız tadını kaçıran sözler duyulduğunda söylenir.

Acından öldi, niye yimedi, var mıdı yimedi: Parası ve yiyeceği olmadığı için acından ölen kişilere niye yemedi demek kadar saçma bir söz veya suçlama olamaz anlamında.

Adam yimiye, içmiye, üzine baḫa: Birinin güzelliğini övmek veya birinin çirkinliğiyle alay etmek için.

Adam senden has yiye, o da kar yağdığı gün: Patavatsız konuşan veya sevimsiz olan kişilerle alay etmek için kullanılır.

Adam yimiye içmiye üziye baḫa: Patavatsız konuşan veya sevimsiz olan kişilerle alay etmek için kullanılır.

Adını ḳoymaḫ: Fiyatlandırmak, bedelini söylemek.

Ağ ḳazanı ḳoyıp ḳara ḳazanı mı éndirdiy: Bizim için şimdiye kadar hangi işimizi yaptın, bizim için ne zaman yoruldun ki bizden bir şeyler isteme hakkını kendinde buluyorsun anlamında.

Ağa kelle yimiş: Karnını doyurduktan sonra yan gelip uzanmış, etrafa kayıtsız ve boş gözlerle bakan kişiler için.

Ağaca çıḫsam pabıcım (postalım) yérde ḳalmaz: Bu dünyada esirgeyecek malım, param, çocuğum karım olmadığı için kimseye minnet edecek bir durumum yok anlamında.

Ağcıl çarşaf, ḳeri arvat: Çok eskilerde kalmış bayat meseleler, olaylar ve meseleleri, olayları açmaya, yeniden gündeme getirmeye çalışan kişiler için.

Ağına bozına bölemaḫ: Birinin ağzının payını vererek, hakaret ederek perişan etmek.

Ağır armağan: Etrafında hiçbir ağırlığı, özelliği olmayan angaryası ve nazı bitmeyen misafirler için.

Ağır bezirgen: Beklendiği yere geç kaldığı halde sallana sallana gelen kişiler için.

Ağır boydan, ağır soydan: Beklendiği yere geç kaldığı halde bunu umursamayarak sallana sallana gelen kişiler için.

Ağır endam: Beklendiği yere geç kaldığı halde sallana sallana gelen kişiler için.

Ağızda dil, gel bını bil: İçimden ne geçiyor bil bakalım anlamında konuşan kişiler için.

Ağza dad, ḳarna şivan vérmaḫ: Sofraya gelen lezzeti muhteşem fakat az olan yemeğin uyandırdığı haz yanında duyulan doyumsuzluğu dile getirmek.

Ağzı açıḫ ayran delisi: Her işe girmeye, her söze karışmaya tez canlı davranan kişiler için.

Ağzı dolısı: Öfke nedeniyle ağzına geleni veya inandığını bildiği gibi söyleyen kişilerin sözleri için.

Ağzı zifir: Küfürbaz. Müstehcen sözler söylemeye alışmış kişiler için.

Ağzımı yandıran bayrım aş olsa, ḳafamı ḳıran bayrım daş olsa: Başına gelenleri yakınarak şanssızlığını dile getiren kişiler kullanır.

Ağzına dad degmiş: Önceden çıkar sağladığı bir yerden yeniden bir çıkar umanlar için.

Ağzından düşmez: Gece gündüz beraber olan ve birbirinden hiç ayrılmayan kişiler için ana kuş-yavru kuş istiaresi yapılarak kullanıldığı gibi, aynı şeyi tekrarlayıp duran kişilerin sözleri için de kullanılır.

Ağzını bi batman pambıḫ ḳapatmaz: Ne kadar suçlu olursa olsun onu susturmak mümkün değildir anlamında.

Ağzını şirin étmaḫ: Tatlı yedirmek anlamına geldiği gibi tasarlanan şeyin gerçekleşmesi halinde yapacak olan kişiye güzel şeyler vaat etmek anlamına da gelir.

Aha bırama geldi: Sabrının taştığını belirtmek için.

‘Akıl véren çoh, para véren yoh: Herkes akıllı olduğunu sanarak akıl veriyor, oysa bizim paraya ihtiyacımız var ama para vermek ya akıllarına gelmiyor ya da hesaplarına gelmiyor.

‘Aḳıllı üzine ḥesret ḳaldıḫ, deli ḳoyacaḫ yér ḳalmadı: Etrafında akıllıca hareket etmediğini ileri süren ve şanssızlığından yakınan kişiler tarafından söylenir.

‘Aḳliy başıya döşır: Saçma sapan düşünmeyi bırak, mantıklı ol anlamında.

Al Allah ḳuliyı, zaptéyle deliyi: Bir defa öfkelendi mi onun önünde durmak mümkün değildir anlamına geldiği gibi sevdiği yemeği sofrada görünce sevinçten çılgına dönen ve yemeğe saldıran kişilerin durumunu da anlatır.

Ala bi ḳaya, néreyi istersey orayı daya: Patavatsız birinin söylediği söz üzerine söylenir.

Alan razı, satan razı; ortada siye noliy: Alışverişte iki tarafın memnuniyeti olduğu halde dışarıdan birinin alışverişi bozmaya çalışması durumunda söylenir.

Al vér étmemaḫ: Dostluğu, samimiyeti veya alışverişi kesmek veya bunlara hiç girmemek anlamında.

Alacağım ḳuşta olsın, o ḳuş da havada olsın: Benim alacağım birinde olsun da alacağımı bir biçimde almayı beceririm anlamında.

Alçacıḫ divar: Alçak gönüllü olduğundan kimseyi kırmadığından herkesin yüklendiği, iş buyurduğu kişi anlamında.

Alçaḫ dağları ben yarattım déyi: Kendini beğenmiş kişiler için.

Allah ḳediym éde: Hayırlı bir işin devamını dilemek için.

Allah’ın zabanısı: Acımasız kişiler için.

Alt yanı kiraz baḫçası: Çok yalan söyleyen, görüntüsünden başka bir özelliği olmayan, serveti olmadığı halde kendini zengin gösteren kişiler için.

Altı dolmam béş gelsin, dolı seḥenim boş gelsin: Ben ona iyilik yapayım, ikramda bulunayım; o, bu iyilik ve ikramların altında kalsın da yeter ki dili uzun olmasın, ben de minnet altında kalmayayım anlamında.

Altı ḳab üsti çardaḫ: Mahiyetinin ne olduğu anlaşılmayan olaylar, yıllarca sürdüğü halde bir türlü sonuç alınamayan uğraşlar, sonunda ne olacağı bilinemeyen sorunlar hakkında söylendiği gibi göz boyayarak satılan hileli, defolu mallar için de söylenir.

Altın iken tuc oldım, séçilmez pirinç oldım: Bir itibarım vardı, birilerinin yüzünden o itibardan oldum anlamında.

Altiy daş, üstiy tokkaç mı: Çok mu zor durumdasın sanki anlamında karşısındakinin sıkıntılarını küçümsemek, azımsamak için.

Anamın aşı, tandırın başı: Yetişkin kişilerin sıkıntılı zamanlarında sıkıntılarından kurtulup çocukluklarına dönme özlemini ifade etmek için.

Anam mısan, babam mısan?: Bana ne karışıyorsun anlamında.

Anası mıyam, babası mıyam?: Beni ne ilgilendirir veya onlarla niye uğraşmak zorunda kalayım ki anlamında.

Apır sapır gétmaḫ: Saçma sapan konuşmak anlamında.

Ara köriye almaḫ: Bir köşeye sıkıştırmak, çaresiz düşürmek anlamında.

Ardıya ‘Ebdılla Çavuş’ı mı gönderdıḫ?: Seni biz mi buraya çağırdık sanki, sen kendin geldin anlamında.

Arḫa ayağından ḳulağını ḳaşiy: Köpek gibi sağı, solu rahatsız eden; konuşmaları ve davranışlarıyla kırıcı olan, insana yakışmayacak davranışlar içinde bulunan kişiler için.

‘Arı satmış, nammısı dellala vérmiş: Utanma duygusu tükenmiş kişiler için.

‘Arlı ‘arından ḳorḫiy, ‘arsız déyi benden ḳorḫiy: Kendinden utanan, kişiliğinin aşınmasından korkan insanlar, kişiliksiz ve utanmaz insanlarla kavga etmekten kaçınır. Bu nedenle, neden bu kavgayı veya mücadeleyi yapmadıklarını soran kişilere verilen onurlu bir cevaptır.

Arsıza démişler, cehenneme gider misen; ne ḳeder para veriysiz, démiş: İşin ciddiyetine, zorluğuna, imkânsızlığına bakmadan işe sadece kazanç gözüyle bakan kişiler için.

Arpa buğda biç de gör: Şimdiye kadar yaşamın zorluklarını çekmemişsin, hele çoluğun çocuğun ekmek parasını kazanmaya başla o zaman dünyanın kaç köşe, kaç bucak olduğunu anlarsın.

Arpa çarpa girmaḫ (gétmaḫ): Etrafındaki insanların hassasiyetine önem vermeden, onların kırılacaklarını düşünmeden ileri geri konuşmak.

Arpiy samanı gendi yi, ḳarşındaḫkini éşşek zannédiy: Kendi aptallığının farkında olmayarak, o özelliğini unutarak başkalarını aptal yerine koyan kişiler için.

Asluhu fasluhu: Kişinin soyunun sopunun önemli olduğunu ve soyuna çekeceğini anlatır.

Aş bişti, ḳaşşıḫ tikildi: Yapılması gereken her şeyi yaparak yorulan insanlara nispet yaparcasına son anda ortaya çıkan kişilerin durumunu anlatmak için.

Aşşağı ḳapıya: Benden beklediklerini asla alamazsın, başka insanlara git anlamında.

At suratlı: Gülmeyi beceremeyen, yüzü gülmeyen kişiler için.

Ataş mı düşti: Paniğe kapılanlar için.

Atı sattiy, ‘üşiriy mi ḳaldı: Haksız olduğu halde hak iddia edenler için.

Atıya éşşek mi dédıḫ, deveye kürriş mi dédıḫ?: Sana karşı en ufak bir kusurumuz mu oldu, seni kızdıracak bir sözmü söyledik sanki anlamında.

Avcumı mı ḳoḫlamışam: Ben nereden bilebilirdim böyle olacağını anlamında.

Ay girmi doḳḳız me’eş ottız: Aylık gelir endişesine düşmeyen, aylıkları garanti olan memurların rahatlığını anlatmak için.

Ayağı ḳarnında: Sinsi ve tehlikeli kişi anlamında (akrep).

Ayağı yanmış it: Avare avare dolaşan kişiler için.

Ayağıma kéçe bağladım: Bana bir zarar verme ihtimalin yok, istediğin kadar saldırabilir, istediğini yapabilirsin anlamında. (eskiden yaya olarak yola çıkanlar yolda köpekler paçalarını kapmasın diye ayaklarının dizden aşağı bölüme keçe bağlarlarmış.)

Ayağıma yér édim, gör baḫ siye ne édim: İyi ve cana yakın davranışlarla bir yerde konumunu garanti ettikten sonra gerçek yüzünü gösteren ve elinden gelen her fenalığı yapmaya başlayan kötü niyetli kişiler için.

Ayağımı çinime mi atım: Sıkışık olarak oturanların arasına oturabilmek için kendine yer açmak isteyenlere söylenir.

Ayağında gétmaḫ: İşin istediği biçimde, kıvamda devam ettiğini anlatmak amacıyla kullanıldığı gibi herhangi bir nedenle kötü şöhret kazanmış kişilerle oturup kalkmak, arkadaş olmak anlamında da kullanılır.

Ayağını kesmaḫ: Devamlı olarak gittiği bir yere gitmemek, gitmekten vazgeçmek.

Ayaḫ pélvanı: Sürekli ayak başında durarak iş yapar gibi görünen, iş yapmayan kişiler için.

Ayaza ḳalmaḫ: Yaptığı iş veya ortaklık sonucu bir çıkar sağlayamayarak hayal kırıklığına uğramak.

Ayın günın ḳarası, ḳarannıḫ gécenın çırası: Güzel bir kızı betimlemek için kullanıldığı gibi çirkin bir kızın çirkinliğiyle alay etmek için de kullanılır.

Ayran içtıḫ, ayrı düştıḫ: Uzun zamandır görmediğimiz, ayrı düştüğümüz kişilere sitem etmek için kullanılır.

Az yi, bi hizmeker tut: Bütün işlerini, angaryalarını bana ve başkalarına yaptıracağına kendine bir hizmetçi bul anlamında.

Babasını tanımasaḫ dér ki kimin oğlıyam: Kendini ağıra satan, olduğundan farklı gösteren, toplumdan bu yollarla takdir toplamaya çalışan kişiler için.

Babay da déyi oğlım var: Bir işe yaramayan, bir lafı doğru dürüst anlamayan, bir işin altından kalkamayan kişilerle alay etmek, onları kötülemek için söylenir.

Babayın malı mı: Malını israf eden kişilere malını israf etmemesi gerektiğini söyleyen kişilere müsrif kişinin verdiği cevap olarak kullanıldığı gibi başkasının emanet malını hor kullananlara yapılan uyarı karşısında hor kullanan kişinin cevabı veya savunması olarak da kullanılır.

Babayın oğlı mı: Sakın acıma, ona gereken dersi, gereken cezayı ver anlamında.

Babayız geldi: Bayram yerlerinde salıncakta sallanan kişilerin verdiği para karşılığı olarak salınma hakkının bittiğinin ilanıdır. Salıncak sahibi tarafından söylenir.

Babıl hava: Havadar ve esinti alan yer anlamında.

Bağ damı kimin: Serin olan ve rüzgâr alan yerler için kullanıldığı gibi derme çatma yapılar için de kullanılır.

Bağdat ḫaraba: Karnım acıktı veya herkesin karnı acıktı anlamlarında.

Bağmançı éşşegi-bağmançı iti: Başka zamanlarda hatırlanmayan ancak yapılacak bir iş olduğunda hatırlanan kişiler için. (Yazın bağa çıkan aileler mutlaka bir eşek tedarik eder. Bağ zamanı bitince de o eşeği besleme masrafından kurtulmak için başlarından savmanın her yolunu dener.)

Bal pıçağı, vala (ipek) maḳası: Zor durumlara gelemeyen, mukavemete karşı koyamayan ancak kolay işlerin altından kalkabilen, nazik yetiştirilmiş kişiler için.

Balğam atmaḫ: Bir alışverişte alış verişi bozan sözler söylemek.

Bamya kimin açıḫta ḳaldı: Uyumsuzluğu nedeniyle toplumdan soyutlanarak yalnızlaşan kişiler için.

Barmağiy bağla, çıh zuvağa: Halkın her çeşit dedikoduyu üretebilme yeteneğini anlatmak için.

Barudı beglıḫ: Çar çur edilen para, eşya, mal için.

Bastıḫ çapıdı kimin yayıliy: Sere serpe veya yan gelerek oturmayı alışkanlık edinen kişiler için.

Baş ḳaḫıncı: Yaptığı iyiliği başa kalkanların yaptığı münasebetsizlik anlamında.

Başa çıḫmaḫ: Bir girişimin başarıyla sonuçlanması anlamında.

Başı ḳabaḫ, yanayaḫ: Yalın, yoksul kişiler için kullanıldığı gibi üstüne vazife olmayan her işe karışan kişiler için de kullanılır.

Başım gözim sedeḳesi: Başına musallat olan bir kişiyi yanından uzaklaştırmak adına birtakım zararları göze alanlar tarafından kullanılır.

Başıma ne kül ḳoyım: Çaresiz insanların çaresizliğini anlatmak için kullanılır.

Başından éndirmaḫ: Gribe yakalanmak.

Başını beklemaḫ: İşlenen bir suça gözcülük ederek ortak olmak gibi bir anlamının yanı sıra bir ağır hastanın hizmetini görmek için hazırda beklemek anlamını da içerir.

Başiy sél, ayağiy göl: Özgürsün ve istediğin yere gidebilirsin anlamında bir azarlama sözü.

Başḳaha étmaḫ: Yaptığı iyiliği sürekli iyilik yaptığı kişinin yüzüne söylemek.

Batman dögmah: Ağırbaşlı davranmak anlamına geldiği gibi kendini ağıra satmak anlamını da içerir.

Batmanı ḳaça: Ne değeri var ki anlamında küçümseme sözüdür.

Bayraḫ açmaḫ: İsyan etmek, isyana yeltenmek.

Bazlamaç kimin açtı: Bir işin iç yüzünü ayrıntılı olarak anlatanlar için.

Becis adam: Şerrinden kaçınılan kişiler için.

Beden daşı kimin söz: Yerinde ve zamanında söylendiği için kimsenin itirazına yol açmayan, muhatabı cevapsız ve çaresiz düşüren söz.

Bedenim sıḥḥette, canım cennette olsın: Sıkıntıya hiç gelememek anlamında.

Beḥrı tevir: Tanınmayacak ve görülmemiş ve duyulmamış kişiler ve konuşmalar için.

Beḥrı ‘umman: Çok derin, çok ihatalı, çok zengin bilgi sahibi olanlar için.

Beḫtılı başına: Ne mutlu ona anlamında.

Beḫtiye nammısiya düştım: Bu iş olursa senden olur, bu işin altından ancak sen kalkabilirsin anlamında.

Bela nérden gelir; ölımın kôrından: Belanın ne zaman ve nereden geleceği belli olmaz, hazırlıklı ol anlamında.

Belayı berzek: Defedilmesi çok zor belalı kişiler için.

Béle dü’eye béle amin: Söylenen sözle, yapılan işle uyuşan karşılık anlamında.

Ben çekerem aḫıra, gendi gider naḫıra: Bir türlü yola getirilemeyen kişiler için.

Ben déyem seḳḳelim yaniy; o déyi dur cığaramı yandırım: Yaşadığı, tanık olduğu her olaya kendi çıkarı açısından yaklaşmayı alışkanlık edinmiş kişiler için.

Berdan berdan: Başıbozuk, düzensiz anlamında.

Berden berd olmaḫ: Düzeni her açıdan bozulmak, dağılacak, yıkılacak hale gelmek.

Beşereti bağlanmaḫ: Basireti bağlanmak; yanlışı doğruyu birbirinden ayıramaz, ne cevap vereceğini, ne yapacağını bilemez hale gelmek.

Béyḥut düşmaḫ: Aşırı yorgun ve halsiz düşmek.

Béyne béynallah: Kimsenin duymadığı, bilmediği işlerin Allah’la kul arasında olduğunu anlatmak için.

Bı başa bı tıraş çoḫ bile: Bir kişiye yapılan muamelenin o kişinin kişiliğine uygun düştüğünü anlatmak için.

Bı biye, bı da kôr bacıma: Payına düşene razı olmayarak bazı bahaneler veya nedenler söyleyerek daha fazlasını koparmaya çalışan kişilerin durumunu anlatmak için.

Bı da huvası: Bu da cabası, fazlası, bu da benden ikram anlamlarında.

Bı ‘ekıldan iki bayramı bir édersen: Birinin aklıyla alay etmek için.

Bı ḳeder daha ḳalmadı ya: Fazla merak etme, işin sonuna geldik anlamında teselli sözü.

Bı ḳeder ḳaldı: Suçlu olduğu, haksızlığı meydana çıktığı için bir köşeye sıkışıp ezilip büzülenler için.

Bı kôra helbet bi gün bi ölı daha düşer: Bu sefer bana yapacağını yaptın, kabul ediyorum ama elbet bir gün bana bir işin düşer anlamında.

Bı oğlan oḫımaz: Başarıyla sonuçlanmasından ümit kesilen işler için.

Bıldır bi dam yandı, bı yıl ḳoḫısı çıḫtı: Eskiden meydana gelmiş ama yeni duyulmuş veya kasıtlı olarak gündeme getirilmiş bir olay için.

Bıralıḫ ḳala dibi degil: Bir yerde sürekli oturan ama bunun karşılığını vermeyen kişiler için.

Bıralıḫ ḳeḥve sekkisi degil: Bir yerde sürekli oturan kişileri bundan alıkoymak için.

Bırnı ḳaf dağından su içiy: Kibirli kişiler için.

Bıtırlıḫ ‘elemeti: Hiçbir mantıklı nedeni yok. Olsa olsa nedeni azmışlık, kudurmuşluk, deliliktir anlamında.

Bıyığının ucını gördı: Bıyıkları terlemeye başladığı zamanlarda kabadayılığa özenen ve kabadayılık yapan kişiler için.

Bi adam lazım siye he démağa: Çok konuşan ve sabrı taşıran sorular soran kişilere.

Bi batman et: Kızı istenirken kızının özelliklerini veya varlığını öğrenmek isteyenlere ananın, babanın: ”Kızım kız değil, bir et kütlesi; ister alın, ister almayın”anlamına gelen cevapları.

Bi çénem saḳḳız olmaḫ: Toplumun her kesimine dedikodu konusu olmak anlamında.

Bi daşta iki kuş vurdı: Bir çıkarı gözetirken hem o çıkara kavuşan hem de tesadüfen ikinci bir çıkarı elde eden kişiler için.

Bi dudağı yérde, bi dudağı gögde: Kalın dudaklı, korkunç görüntülü kişiler için.

Bi ekmekten aç, bi ekmekten toḫ: Gözü yükseklerde olmayan, kıt kanaat geçinen kişiler için.

Bi eme yaramadı: Yapılanlar, verilenler, söylenenler bir işe yaramadı anlamadı.

Bi ḫırḫana: Bulunduğu ortama yük olan kalabalığı ifade ettiği gibi bakmakla yükümlü olduğu aile reisine ağır gelen kalabalık aile anlamına da gelir.

Bi inne (çuvaldız) boyı var, türlı türlı ḫuyı var: Cüssesi ufak olduğu halde her taşın altından çıkan kişiler için.

Bi ḳaşşıḫ suda boğmaḫ: Eline geçecek ilk ve en küçük bir fırsatta yapacağı kötülüklere kendini hazırlamış olmak.

Bi ḳırtiknen, bi kirliknen: Kıt kanaat yaşayan kişiler için.

Bi ḳulpına asılmaḫ: İşin bir ucunu tutarak yardım ederek kazanç sağlamak anlamında.

Bi külek süddi, tökildi: Bir kazadır oldu, yapılacak şey yok anlamında.

Bi mıḫı eksik: Sağlıklı düşünemeyen, saçma sapan sözler sarf eden, saçma sapan hareketler yapan kişiler için.

Bi parça ekmek olmaḫ: Ortalıktan kaybolmak anlamında.

Bi pıçaḫta çıḫatmaḫ: Terim olarak kasapların hayvan derilerini yüzerken deriyi hasarsız olarak çıkarmalarıdır. Deyim olarak da bir işi çok kısa sürede başarıyla tamamlamak anlamındadır.

Bi taḫtada: Peşin ödeme, bir defada anlamında.

Bi tike et üçın bi ökiz keser: Muradına ulaşmak için her fedakârlığı göze alır anlamında.

Bi üni yérde, bi üni gögde: Canının ağrısından sürekli bağıran kişiler için.

Bi yanı fırın, bi yanı curın: Ateşler içinde yanarken bir yandan da tiril tiril titreyen kişiler için kullanıldığı gibi çok yemek yiyen ve çok su içen kişiler için de kullanılır.

Bi yımırta yidirdi, dürte dürte öldırdi: Küçük bir ikramda bulundu ama bize ettiği eziyetten dolayı canımızdan bezdik anlamında.

Biye dert olacağına, söliyım siye dert olsın: Ben söyleyeyim kime dert olursa olsun, yeter artık anlamında.

Biye göre her yér téşt: Benim için yer önemli değil anlamında.

Biye misen démedı: Hiç etkilenmedi anlamında kullanıldığı gibi üç beş kişinin yiyeceği yemeği yediği halde hiç de rahatsız olmadı anlamında da kullanılır.

Biz eksilttıḫ, Allah arttırsın, sırfiy ḳuran ḳaldırsın: Yemek yapmak, sofra donatmak, sofra artıklarını kaldırmak sizden, yemek yemek bizden anlamında bir sofra sonu tekerlemesidir.

Biz ḳeyitsiz ḳaldığımız géce ḳonşının éşşegi ḳuyrıḫsız bi suppa doğırır: Biz her an merak edeceğimiz, acaba diyeceğimiz, oturup düşüneceğimiz bir dert bulmayı ne yapıp yapıp beceririz anlamında.

Bizden feriğ gel: Bizden uzak dur, bizden vazgeç, bize sıvaşma anlamlarında.

Bize geldi mı ḥef ḥef, ḫaḫa geldi mı pışo pışo: Bize gücü yettiği için bize hakaret ediyor ve bizi kapıyor, oysa yabancılardan çekindiği için onlara hep iyi muamele ediyor anlamında.

Bizim atımızın başı yumşaḫ: Siz inatçılık etmeye devam edin, biz her söze uyar, her sözü dinleriz anlamında.

Bizim éşşeğimiz ḳancıḫ: Bizim yüzümüzden bir kavga çıkmasın, biz suçlu olmadığımız halde suçu biz üzerimize alırız anlamında.

Bizim mıḫımız ḫaḫın divarında olsın: Biz başkalarına borçlu olacağımıza başkaları bize borçlu olsun anlamında kullanıldığı gibi amiyane olarak bir aileye kız vermek yerine o aileden kız almayı yeğlemek anlamında da kullanılır.

Bizim tavığımız bi yımırta doğırır, sesimiz yéddi meḥliy tutar, ḫaḫın atı bi küḥelan doğırır, sesleri sedaları çıḥmaz: Kendi ailesinin en küçük sevincini bile herkesle paylaştığı için gizli bir işlerinin olamayacağını, oysa başkalarının sevinçlerini paylaşmak gibi bir özelliklerinin olmadığını ifade eder.

Bizim yağ, bizim tulığa: Kârımız bizde kalsın, başkası bizden yararlanmaya kalkmasın, malımıza ve varlığımıza kimse sahip çıkmasın gibi anlamlarının yanında amiyane olarak akraba evlilikleri için de kullanılır

Bor söktıriy: Hükmünü yürüten, sözünü dinleten, zorla iş yaptırabilen kişiler için.

Boş atıp dolı tutmaḫ: Gerçeği öğrenmek için ortaya bir yalan söylemek.

Boş gezene ‘eḳıl örgediy: Boş gezen kişileri nitelemek için.

Boş seḥenımı mı doldırdiy: Bana şimdiye kadar ne iyiliğin dokundu anlamında.

Boy démaḫ: Bir işin kârını, zararını düşünmeden ani bir kararla o işe girmek.

Boyaḫana mıdı batırıp çıḫadaḫ: Bu işler aceleye gelmez, sabırlı ol, biraz beklemen gerekiyor anlamında.

Böke mı kesıldiy: Yaptığı kötülükleri pervasızca tekrarlayanlara söylenir.

Böyik ḳapiya mı de’vetlisen: Kayınpeder seni yemeğe mi çağırdı anlamında.

Buldı bekmez küpını, itirmese éyyi: Aradığı ortama kavuşmuş ve bu ortamın nimetlerinden yararlanıyor anlamında.

Bulmış, buniy: Aradığı, varmak istediği düzeye geldiği halde bunu etrafına sezdirmemek için yakınıp duran kişiler için söylendiği gibi bu durumda şımarıklık eden, hoşa gitmeyen davranışlarda bulunan kişiler için de kullanılır.

Buynız tikmaḫ: Namus konusunda duyarsız davranmak.

Cabda ḳalmaḫ: Birilerini incitmemek için tarafsız görünmek, bir kenarda durmak.

Can şénigi: Çocuklarını evlendirmiş ve evde yalnız kalmış erkek için hanımı, hanımı için erkek, can yoldaşı.

Canına ataş düşmaḫ: Bir beddua sonucu yaptığı haksızlığın bedelini ödeme noktasında en sevdiği kişi veya kişileri kaybederek yanmak veya ateşle sınav vermek anlamında kullanıldığı gibi ağır bir hastalığa yakalanmak anlamında da kullanılır.

Canına ‘edı olmaḫ: Bir işi yaptırmaya zorlamak için ancak düşmanın yapabileceği kötülüklere başvurmak.

Canından bulmaḫ: Bedence bir belaya uğrayarak ölmek veya vücutça ağır hasara uğramak.

Cartiy çekmaḫ: Çok feci ve ibretlik bir biçimde ölmek.

Cazı ḳerısı: Çok yaman yaşlı kadınlar için kullanıldığı gibi küçük kız çocuklarını sevmek ve onlara iltifat etmek için de kullanılır.

Ceftten çıḫmış ḳabığını beğenmiy: Kibarlık taslayan, yapmacık hareketler sergileyen, mensup olduğu aileden utandığı ve aileyi beğenmediği için o aileden olduğunu gizleyen, anasını, babasını, kardeşlerini, akrabalarını her konuda eleştiren kişiler için.

Ceftten nar ḳabığı yi: Önüne konan yemeği beğenmeyen kişilere söylenir.

Ceḥenneme zümera: Cehennemin en derin yerine kadar yolun var, nereye gidersen git anlamında.

Cemaziyel eveline vuḳuf olmaḫ: Soyunu, ailesini, öz geçmişini bilmek.

Cenger basmaḫ: Haksızlığı ortaya çıkınca bağırıp çağırarak haklı çıkmaya çalışmak.

Cengine düşmaḫ: Bir şeyi elde etmek için vazgeçilmez bir mücadeleye girmek.

Cerme çekmaḫ: Ceza çekmek, bedel ödemek anlamlarında.

Cerp çekmaḫ: Hakaret ederek, söverek meydan okumak.

Céyran kırpımında: Vadesi gelmeyecek, ödenme niyeti taşımayan borçların ödenme vaktini bildirmek için. (Çünkü ceylan kırpılmaz)

Cıfıt meḥlesi: Kötü niyetli, her olayı kötüye yorumlayan insanlar için.

Cırrıḳ atmaḫ: Kaybedeceğini anlayınca oyun bozanlık etmek, oyundan veya yaptığı ortaklıktan vazgeçmek.

Cıvıḫ atmaḫ: Üstüne düşmeyen sözler söylemek, verdiği sözden caymak, oyunbozanlık etmek gibi değişik anlamlar içerir.

Cincıḫlı ḥemama çevirmaḫ: Topluluk halinde bağırıp çağırarak konuşup ortamı oturulamaz hale getirmek.

Cing

nada gümış masat bulınmış: Yaptığı bir iyiliği yaşamı boyunca anlatıp duran kişiler için

Cinibit kimin adam: Yerinde duramayan, her işi yapmaya hazır bekleyen, her işe burnunu sokan kişiler için.

Cins tavuğın yımırtası: Kendine özgü fakat yadırgatıcı davranışlarda bulunan veya konuşan kişiler için.

Coğap étmaḫ: Red cevabını vermek.

Cücigı gevşemaḫ: Yapılan bir cazip teklifle kuru inadından vazgeçerek söyleneni yapmaya razı olmak.

Cüm ḳarnında bi noḫta: Bu işin içinde bilinmeyen bir nokta, bir hile var anlamına geldiği gibi konuştuğunda dinleyenlerin kalbine bir şüphe düşürme anlamını da içerir.

Çağala, bağala, herkez evine dağıla: Bir tür paydos veya oyun bitti duyurusu.

Çamıra bastı, çalıya bastı: Baştan savma iş yapan kişiler için.

Çanaḫ yalamaḫ: Birine kötü işlerinde yardımcı olarak onun yediklerinin artıklarıyla geçinmek.

Çanğala çalınmaḫ: Bir isteğinin yerine gelmesi için çok ısrarcı olmak, şirretlik etmek anlamında.

Çapıdı çekmaḫ: Öfkelenerek ağzını bozmak, sövmeye başlamak, çıkacak bir kavgayı göze almak.

Çapıdiya çuliya, ‘aşıklıḫ seniy ne ḥaliya: Yattığı yer ve giydiği giysiler bakımından perişan olduğu halde büyük hayaller kuran kişiler için.

Çapıt başta, çarpana ayaḫta: Kıyafetini pek fazla dikkate almadan her fırsatta aklına gelen her adresi ziyaret ederek vaktini sokaklarda geçiren, çok gezen kadınlar için.

Çarığı çekmaḫ: Uzun bir aradan sonra mecbur kaldığı için her şeyi göze alarak bir işe girişmek.

Çarpana sıfatlı: Çirkin bir yüzü betimlemek için.

Çarşı gelini: Kadınsa ev işini sevmeyen, erkekse ekmek parası peşinde olmayan kişilerin giyim kuşamlarına ve gezmeye verdikleri önemi anlatmak için.

Çarşıda yi, ḫanda yat, ev de seniy gel de gét: Keyfince yaşayan ve evine arada sırada uğrayan özellikle bekâr erkekler için.

Çatal on béş: Bir oyun terimi olup bir vuruşta iki hedefi devirmek anlamındadır. Deyim olarak da toplumda konuşurken o toplumu oluşturan kişileri dikkate almadan konuşarak yaptığı gafla bir veya birden fazla kişinin öfkelenmesine neden olmak anlamında kullanılır.

Çavuştan terfi: Kendi kendini ve üzerindeki yetkileri abartarak anlatan bir kişinin rütbesi, görevi sorulduğunda işin aslını bilenlerin söylediği alay amaçlı söz.

Çeçiy vér, ḳucıma gel: Yetişkin biri olduğu halde yaşını saklayan, çocukça hareketler, şakalar yapan veya çocuk gibi konuşan, işten kaçmak için çocukça bahaneler üreten kişiler için.

Çek çındır: Vücudunda yağ bulunmayan, kaslı ve çevik olan kişiler için.

Çelbessuḳ: Sokak köpeği anlamında olup amaçsızca sokaklarda dolaşan avare kişiler için kullanılır.

Çelpesenk olmaḫ: Şaşırarak bir işin içinden çıkamamak anlamında.

Çem basmaḫ: Bıkkınlık verecek veya duyulduğunda belaya sebep olacak bir konuyu kapatmak.

Çemberden çıḫmaḫ: Toplumsal çizgi veya sınırları aşarak aşırı veya yanlış davranışlar içine girmek, hoşa gitmeyen sözler söylemek.

Çepéreş olmaḫ: Eli, ayağı birbirine dolaşmak.

Çetele vérmemaḫ: Fırsat tanımamak.

Çevir ḳaz yanmasın: Bu konuyu kapat, duyan olursa birilerini kızdırırız, başımız belaya girer anlamında.

Çıḫarı ḳapının maldanı: Uzak akraba anlamında kullanıldığı gibi kendisini ilgilendirmeyen konularla ilgilenmek hevesini gösteren kişiler için.

Çıḫarki meḥle: Varoş, şehrin merkezinde değil kenarında yer alan mahalle veya mahalleler anlamında.

Çıḫmaz ayın son érbe’esi: Hiç gelmeyecek bir vadede anlamında.

Çırnaḫ çekmaḫ: Şirretlik etmek anlamında.

Çızzıḫ çekmaḫ: Bir alışverişe, bir ilişkiye son vermek, nokta koymak anlamında.

Çızzıḫtan çıḫmaḫ: Azarak kuralları çiğnemek anlamında.

Çigli bişiklı: Yarı pişmiş, yarı pişmemiş yemek anlamında.

Çinime ḳar yağiy: Üşüyorum, galiba hastalanacağım anlamında.

Çinimin eti: Kişiye zarar verdiği halde kişinin vazgeçemeyeceği kişi anlamında.

Çiriş kimim yapışmaḫ: Bir iş için birine musallat olup onun peşini bırakmamak.

Çirkin sen bırda dur, ben bi gözzel bulana ḳeder: Yapacağı bir seçimde “nolur, nolmaz” ihtiyatını elden bırakmayarak istediği sonuca ulaşamaması durumunda birilerini veya bir şeyleri yedekte bırakan kişilerin durumunu anlatmak için.

Çirpisi seyrek: Korkak, ürkek anlamlarında.

Çizviz ‘ebdıl’eziz: Uydurma, baştan savma iş yapanların çıkardıkları ürün için.

Çoḫtan çoḫ, azdan az: Bir kriz sırasında zengin kişiler çok para kaybeder, parası az olanlar daha az kayba uğrar.

Çömçeden at suvariy: Yaptığı işte yeterince sermaye, yeterince eleman ve yeterli araç kullanmayan kişiler için.

Çulına otırmaḫ: Birinin misafiri olmak veya birine sığınmak anlamlarında.

Çulını sudan çıḫatmaḫ: Düştüğü veya bulunduğu kötü durumdan kurtularak para tutmak, zengin olmak, kimseye ihtiyacı kalmamak anlamında.

Çürik yımırtadan sağlam: Güvenilmez kişiler için.

Çür adlı: Toplumda kötü özellikleri nedeniyle kötü şöhret kazanmış kişiler anlamında.

Dadandiy datlı zaḫmiya: Kan alacak damarı, çıkar sağlayacak yeri buldun, sakın kaybetme anlamındaki alay içerikli söz.

Dadımlıḫ mı doyımlıḫ mı: Sofraya gelen çok lezzetli ama az olan yemekler için.

Dadını getirmaḫ: Yediği yemeğin, yaptığı sohbetin, işin zevkini çıkarmak anlamında.

Dağ kimin durıp duz kimin erımaḫ: Bütün gösterişine ve nüfuzuna rağmen olaylar karşısında eli kolu bağlı kalarak bir şey yapamaz duruma gelmek ve kahırlanmak anlamında.

Daha çapıtlar sarmamış: Eşi, benzeri dünyaya henüz gelmemiş yaman kişiler için.

Dam damliy, uşaḫ ağliy, borç ḳapıya gelmiş: İnsanın yaşayabileceği en kötü durumlar için.

Dam direği, çadır merteği: Çok uzun boylu kişiler için.

Dama divara dırmaniy: Evlenme çağı geldiği halde evlendirilmeyen delikanlıların durumunu anlatmak için.

Damıya çıḫmaḫ: İşi bitik hale gelmek anlamında.

Damar damara bindi: Ayak, kol, omuz ve bel tutulmalarını anlatmak için.

Darın yétişmaḫ: Son anda ve güç şartlarda ulaşmak.

Daş döniy, şirik aḫiy: Şimdilik nasıl olsa gelirleri iyi, harcama yapıp harcamanın keyfini çıkarıyorlar anlamında.

Daş attiy, ḳoliy mı yorıldı: Sen bu işe ne emek verdin, bu iş için ne kadar yoruldun ki anlamında.

Daş, ḳayıya rastgeldi: Yaman bir kişinin daha yaman bir kişiyle karşılaşmasını anlatır.

Daşçı éşşegi: Sürekli kara kara düşünen, hiç konuşmayan, yorgun görünen ağır hareket eden kişiler için.

Daşı ḳoynında: Dost göründüğü halde her an düşmanlık etmeye hazır anlamına geldiği gibi kötü niyetini gizleyen kişi anlamında da kullanılır.

Daşlar bağlı, itler seyyip: Memlekette her türlü olumsuzluk yaşanırken, kötü insanlar hükümlerini yürütüp etrafa kötülük saçarken tedbir alması, suçluları yakalayıp cezalandırması gereken yetkililer, görevliler ortalıkta yok anlamında.

Daşları bağlamışlar itleri açmışlar: Memlekette her türlü olumsuzluk yaşanırken, kötü insanlar hükümlerini yürütüp etrafa kötülük saçarken tedbir alması, suçluları yakalayıp cezalandırması gereken yetkililer, görevliler ortalıkta yok anlamında.

Daştan atla, ḳurıya bas: Bir evin bakımsızlıktan harap hale geldiğini anlatmak için.

Datlı zaḫma: Çoktandır umulan, beklenen ve varlıklı bir kişinin vereceği büyük ziyafet.

Daz dayzamın oğlı: Hiçbir akrabalık bağım yok anlamında.

Debbus vurmaḫ: Dervişlerin çalınan def ve icra edilen müziğin etkisiyle trans halindeyken vücutlarının çeşitli yerlerini şişlemeleri anlamında.

Deccal mét: Ölüm saçan, acımasız, zalim anlamında.

Degil kürsiye ve’ez, ‘erışe çıḫsa adam olmaz: Adam olacağına, insanî değerleri yükleneceğine inanılmayan kişiler için.

Degirmenin üst daşı duriy, alt daşı çaba çabıya düşmüş: Bir işin olması, bir kötülüğün ortaya çıkması halinde zarar görecek olanlar yerine çıkacak sonuçlardan en az etkilenecek veya hiç etkilenmeyecek birinin çırpınarak olay veya olayları engellemeye çalışıp didinmesi durumunu anlatmak için.

Deh düşmaḫ: Farkına varmak, o anda algılamak anlamında.

Deleme kimin dönmaḫ: Durmadan, dinlenmeden bir işi veya işleri bitirmek için çırpınanlar için kullanıldığı gibi bir darbe etkisiyle devrilen kişiler için de kullanılır.

Deli deliye uydı, deli kengere uydı: Birbirini baştan çıkaran aklı başında olmayan insanlar için.

Delı déyende damarına yayıliy: Yaptığı çılgınlıklara son verme uyarıları aldığı halde bir türlü bu çılgınlıklara son vermeyen kişiler için.

Deli ’Eli’nin son faslı, ne çalan belli ne söliyen: Kimin emir verdiği, kimin emir aldığı, kimin ne yaptığı, kimin ne söylediği anlaşılmayan, her kafadan bir sesin çıktığı karışık ortamlar için.

Deli ola dermen yiye: Zaten öfkeli olan birinin bir etki sonucu daha da öfkelenmesini, çılgına dönmesini anlatır.

Delik böyik, yamalıḫ küçik: Masrafı çok, geliri az olan aileler için kullanıldığı gibi borcu ödenemeyecek kadar çok işletmeler ve kişiler için de kullanılır.

Dellalı éyyi çığıriy: Piyasada hep iyiliğinden söz edilen şanslı insanlar için

Dellalın devesi itinmiş: Başkasının devesini bulmak için sabahtan akşama sokak sokak gezip bağıran biri kendi devesi kaybolduğunda acaba ne yapar anlamındaki bu deyim panik içinde sağa sola saldırarak bağırıp çağıran kişiler için kullanılır.

Demir leblebi: Kolay lokma olmayan kişiler için.

Dengizde ḳum onda para: Çok zengin kişiler için.

Densiz deve; girmez eve; kes başını girsin eve: Ortalıkta avare avare dolaşırken yaptığı hareketler, söylediği sözler nedeniyle küçük düşen, ailesini küçük düşüren kişiler için.

Densiz deve ḳuyrığı, ḥop démeden sallaniy: Aceleci, maymun iştahlı, duyduğu şeye duyar duymaz iştahlanan, zamanından çok önce harekete geçen kişiler için.

Derdi dümigi: Bütün meramı, temel amacı anlamında.

Derdiy çelen ne ḳerir ne ḳocalır: Hep kapris yapan, nazlanan, istekleri bitmeyen kişilere söylenen bu söz, bu gibi kişilere katlanan insanların bu kahırdan ötürü fazla yayamayacaklarını, genç yaşta öleceklerini anlatır.

Deredeki mılla, tezze bismilla: Karnı doyduğu halde aç gözlülüğünden yemeğe yeniden başlamış gibi bir şeyler atıştırmaya çalışanlar için.

Deryayı ‘ümman: Derin bilgisi olan kişiler için.

Destesi bi mangıra: Piyasada çok olduğu için fazla alıcı bulamayarak değersiz duruma düşen eşyalar için kullanıldığı gibi elindeki malı çok değerli ve çok pahalı gösteren kişileri yalancı duruma düşürmek için de kullanılır.

D

şt étmaḫ: Alt üst etmek anlamında.

Deviy ḫendekten mı atlattiy: Çok önemli bir iş mi yaptın, işimize çok mu yaradın anlamında bir küçümseme sözü.

De’va daraba: Kavga, gürültü anlamında.

Deve bi pula, pul olmazsa ne yapım: Bende para olmadıktan sonra malın ucuzluğu benim için pek de önemli değil anlamında.

Deve devenin yérine çökmez mi?: Yetkili ve hoyrat birinin görevinden herhangi bir şekilde ayrılması sonucu onun yerine gelen kişinin de aynı hoyrat davranışlar içinde olduğunu belirtmek için.

Deve südiği kimin géri géri gidiy: Doğal olarak ileriye gitmesi gerekirken gerileyen, kazanılması gereken paralar varken zarar eden işler; giderek başarılı olması gerekirken sürekli başarısızlığı artan öğrenciler için.

Devede ḳulaḫ: Çok önemsiz oranda veya miktarda anlamında.

Deveden düşmış ḥopḥoptan ḳalmiy: Yoksul duruma düştüğü, oturduğu makamdan olduğu halde bunun farkına varmamış gibi davranan, eski debdebesini yürütmeye çalışan, nüfuzunu da kaybettiğinin farkında olmayan kişiler için.

Devesi (éşşegi) düze çıḫtı: İşini düzeltti, para kazanmaya başladı anlamında.

Deviy ḳulağından aḫsatmaḫ: Küçük bir ayrıntı yüzünden işlerin yürümesini aksatmak anlamında.

Dezgâh ḳurmaḫ: Bir işin bitirilmesi için ayak başı teşkilatlandırma yapmak, grup kurmak, işini yürütmek için planlar yapmak, işyeri açmak gibi birbirine yakın ve uzak anlamlar içerir.

Dırnaḫtan atma: Ele avuca sığmaz, ne zaman ne yapacağı belli olmayan kişiler için.

Dibi tuttı: İşin berbat hale geldiğini, bitse bile bir işe yaramayacağını belirtmek için.

Dibine döğme mi düştü?: Ateşin azlığından veya malzemenin kötülüğünden dolayı bir türlü pişirilip sofraya getirilemeyen yemekler için.

Dibine yandırmaḫ: Başarıyla bitirilecek bir işi biraz daha uzun bir zamana aydığı için başarısızlıkla bitirmek anlamında kullanıldığı gibi alışverişlerde akıl almaz ölçüde çok aşağı veya çok yukarı fiyatlar okumak anlamında da kullanılır.

Dibine yétmaḫ: Bir olayı, o olayın nedenini, o olayda adı geçen kişileri bütün ayrıntılarıyla öğrenme isteği taşımak.

Dibini bulmaḫ: Bir işin erişilebilecek en son noktasına ulaşmak anlamında.

Dil ustası, iş ḫestesi: İş yapmak, iş bitirmek yerine konuşmayı tercih eden kişiler için.

Dili bi ḳerış çıḫarda: Yaptığı kötülüğün keyfini yaşayan kişiler için kullanıldığı gibi aşırı yorgunluğu ve susamışlığı da ifade eder.

Dili bi ḳeriş: Kendinde söz söyleme, etrafının düştüğü durumla alay etme, etrafını azarlama hakkı olduğunu sanan kişiler için.

Dilim durmiy, dirliğim olmiy: Etrafıma iyiliğin yolunu gösterdiğim, yanlışları söylediğim, yapılması gerekenleri anlattığım halde, kimse beni beğenmiyor, takdir etmiyor, ciddiye almıyor, hatta söylediklerimden rahatsız oluyor anlamında.

Diline kira istemaḫ: Konuşmakta nazlanmak veya biriyle konuşması gereken şeyleri konuşmamak anlamında.

Dilini dişlemaḫ: Hayret etmek, şaşırmak anlamında.

Diniye mı zerar: Bu işi yapmak veya yapmaktan vazgeçmek sana ne zarar verir, yapsan imanından mı olursun, canından mı olursun anlamında.

Dolı seḥeniy boş mı geldi: Yaptığın hangi iyiliğin altında kaldım anlamında.

Dongız topı: Çok şiddetli darbe anlamında.

Dorğı sölese dinine zerar: Yalancılığı alışkanlık haline getirmiş kişiler için.

Dost ariyken düşman ḳoltığımızdan çıḫtı: Sürpriz durumlarda sürpriz kişiler tarafından gelen bir kötülük durumunda.

Dosta ḫebere, ḫestiye ilaca: Ağırkanlı insanlar için kullanılır. Onlarla alay etmek için:”Ne kadar tez canlısın insan seni dosta bir acil haber ulaştırmak için ya da can vermek üzere olan bir hastaya ilaç getirmek için kullansın” anlamındadır.

Dostlıḫnan düşman canı aliy: Dost gibi görünerek karşısındakine düşman gibi davranıp eziyet eden kişiler için.

Döl canım: Tuhaf hareketler yapan, tuhaf konuşan insanlar için.

Dört ayağı haviya ḳaḫmaḫ: Bir hayvan gibi ölmek.

Dört ayağı üstıne düşmaḫ: Bir beladan şans eseri kurtulmak, girdiği işlerden şansıyla kazançlı çıkmak.

Dövlet kôrı: Kendisine verilen hediye veya bağışların değerinden habersizmiş gibi davranarak kıymetini bilmeyen kişiler için.

Duman olmaḫ: Mahvolmak, bitik duruma gelmek anlamında.

Dur ben çatliyım, soyra sen patla: Önce ben derdimi söyleyeyim, sonra sen de söylersin anlamında.

Duzı ḳoḫtı artıḫ: İşi bitti, tutulacak tarafı kalmadı anlamında.

Duzsız ekmeksiz: Kendisine yapılan iyiliği çabuk unutan nankör kişiler için

Duzsız ḥevla kimin dağılmaḫ: Kuvvetten düşmek, mecali tükenmek.

Dügın evinde seḥenini tanımaḫ: En olmaz yerde, en olmaz zamanda kendi malını sahiplenme gülünçlüğüne düşmek.

Dükené Bekô, dü ḳelıp sabın: Sermayesi kıt, satacak malı fazla olmayan dükkânlar veya iş yapar gibi görünen insanlar için.

Dünyiya ḳazzıḫ mı çaḫmışsan: Kimsenin ölümüne sevinme, her ölümden bir ibret al, sen de bir gün öleceksin anlamında.

Düşḳonaḫ olmaḫ: Bir anlamı beklemekten usanmak olan bu deyimin bir anlamı da varlıklı bir eve uzun süre misafir olarak o evden geçinmeye çalışmaktır.

Düştığı yérden bi avuç torpaḫtan ḳaḫtı: Kötü duruma düştükten sonra kendi imkânlarıyla ayağa kalkmayı başarabilen kişiler için.

Ebe saḫlamba mı oyniyıḫ: Oyun oynamıyoruz, bu işin şaka kaldıran tarafı yok, ciddi ve dikkatli ol anlamında.

Ebemin dédığı: Benden önce konuşanın görüşüne ve dediklerine aynen katılıyorum anlamında.

Efin tefın olmaḫ: Mahvolmak, altı üstüne gelmek.

Egri ḫıttı: Bir tarafına eğilerek yürüyen kişiler için.

Egri ḫıttılar içinde ḳılavız ḫıttı ariy: Kötüsünün içinden iyilerini bulmaya çalışmak anlamına geldiği gibi aradığı şeyi veya kişiyi yanlış yerde aramak anlamında da kullanılır.

Eḫırvenı gezdirdıḫ, şıḫa ḫociya yazdırdıḫ, daha béter azdırdıḫ: Çare bulalım derken daha beter bir duruma getirilen kişiler veya işler için.

Elfas parçalamaḫ: Söylenmesi ve anlaşılması zor sözler söyleyerek muhataplarının kafalarını karıştırmaya çalışmak akıl karıştırmak, edebiyat yapmak anlamında

Egri melleḥ, kôr şelleḥ: Tipi ve yaptığı iş, söylediği söz beğenilmeyen, bakışları özürlü kişiler için.

Eḫberin Düzlığı kimin: Geniş ve havadar damlar için kullanıldığı gibi dar ve havasız yerleri tanımlarken alay etmek için de kullanılır.

Eḫırven suyı kimin: Kanalizasyon suyu kadar kirli anlamında olup tadı ve rengi beğenilmeyen çaylar için kullanılır.

Ekmegi dizinde: Vefa duygusu taşımayan kişiler için.

Ekmegi ḳırılmaḫ: İşleri ters gittiği için geçim zorluğu çekmek anlamında.

Ekmegimizde duz yoḫ: İyiliğimizi gören, ekmeğimizi insanlar bizi ya unutuyor ya da bize nankörlük ediyor anlamında.

Ekmegini ḳırmaḫ: Birinin sofrasına oturmak anlamına geldiği gibi birinden bir defalığına iyilik görmek anlamında da kullanılır.

Ekmegiy sacda mı yaniy: Ne acelen var, hemen gitmekte neden bu kadar ısrarcısın anlamında.

Ekmeg atlı, ben yayan: Ekmek parası kazanmak oldukça zor, ben de o parayı zor kazandım anlamında.

El altılıḫ étmaḫ: Birine yaptığı işte çömezlik etmek, o işe bağlı ayak işlerini yapmak, haber getirip götürmek.

Elce değilsen, ḳolca değilsen: Neyin eksik, istersen yaparsın, kimseye hesap vermek zorunda da değilsin, istesen yapabilirsin, yapabilirdin anlamında.

Ele, ele; kepeğine ḳat: Boşuna yorulmak ve gereksiz işleri sürekli tekrarlamak anlamında.

Elenip elenip gelmaḫ: Avare avare uzun süre dolaşıp sürekli olarak kaldığı yere dönmek, gidecek başka yeri olmadığından dönmeye mecbur olmak anlamında.

Eli artımlı: Tutumlu kişiler, özellikle kadınlar için.

Eli üzınde, dirseği dizinde: Büyük üzüntü ve merak içinde çaresizce düşüncelere dalanlar için.

Eline dağ basmaḫ: Dediğim doğru değilse ben bu eli yakarım, canımı acıtmaya hazırım anlamında.

Elini yéddi ḳat yaḫamaḫ: Bir işten veya bir kişiden vazgeçmek anlamında.

Eli işte, gözı oynaşta: Yaptığı işe kendini veremeyen, etrafıyla ilgilenen, bunu da huy edinen kişiler için.

Elime mendili vériy, nağaraçıya dur déyi: Beni bir iş yapmaya teşvik ediyor gibi görünse de iş yapma imkânlarını ortadan kaldırıyor, adeta ya kuyumu kazıyor ya da benimle alay edip beni gülünç durumlara düşürüyor.

Elini yére vérmaḫ: Yaşlanarak, hastalanarak ya da yoksul duruma düşerek bakıma, yardıma muhtaç hale gelmek anlamında.

Elinin altında kéşiri var: Mutlaka sakladığı bir sır, şimdilik gizleyip de sonra yapmak istediği bir oyun var, böyle göründüğüne bakma anlamında.

Eliyip eliyıp kepeğine ḳattı: Yaptığı işten bir ekmek parası çıkaramadığı için ne yapacağını şaşıran kişiler tarafından söylenir.

Eliyizın artığı: Yediği yemeğin adını, lezzetini anlatırken kimsenin nefsi çekmesin diye önceden söylenen söz.

Elli sekiz ‘eyar: Eline, beline, diline güvenilmez kişiler için.

Enginarın narından, oğlım bilmedi derdimden: Oğlunun kendi istekleri doğrultusunda hareket etmemesi nedeniyle oğulları için kullandıkları sitem sözü.

Epriyıp çürımış: Bozulup çürüyerek kullanışsız hale gelen eşyalar ile iş yapabilme yeteneğini kaybeden kişiler için.

Erenk perenk étmaḫ: Darmadağın etmek.

Eşkimişiy mı var: Geçmişte onunla veya benimle halledemediğin bir problem veya beslediğin gizli bir düşmanlığın mı var.

Et déye segirtti, balcan başı çıḫtı: Çok ve güzel şeyler umarken umduğunu bulamadı anlamında.

Eteği bélinde: Evin her türlü işini yapan veya yapmaya hazır hamarat ev kadını anlamında.

Eteğini sirkelamaḫ: Bir işin kârından, zararından vazgeçerek o işi bırakmak anlamında.

Etli lotlı: Eti, kuyruğu, malzemesi bol ve yerinde olan lezzetli yemek anlamında.

Ev bize, ḥeyat uşaḫlara ḳaldı: Çok kalabalık ailelerde zaman zaman gerçekleşen tenhalaşmalarda evde kalanlar tarafından söylenir.

Ev ev mı oynıyıḫ: Burada ciddi bir iş yapıyoruz, evcilik oyunu oynamıyoruz anlamında.

Evi çininde: Evsiz barksız kişiler için.

Evime et geldi, dizime teḳet geldi: Yoksulluğu yüzünden et yüzü görmeyen ailelerin eve et girmesi halinde yaptıkları sevinç gösterisi.

Evlı evine, kövlı kövıne, evi olmiyan beden dibine: Herkesin zamanı geldiğinde sığınacak, konaklayacak bir yeri vardır ve şimdi oralara gitme zamanıdır, herkes gitmesi gereken yere gitsin, burada kimse kalmasın anlamında.

Ezim ezim ezıliy, süzım süzım süzıliy: Nazlanıp bir köşeye büzüşen, naza çeken kişi anlamına geldiği gibi gerçek yüzünü veya niyetini gizlemeye çalışarak masum, ilgisiz görünmeye çalışan kişiler için de kullanılır.

‘Ebétaran mı var: Herkese cazip gelen bir özelliği mi var anlamında.

‘Eciyan taḫımı: Çevreye zarar veren çocuk çetesi anlamında.

‘Eḳıl dédığiy pırçikli değil: Bir insanda akıl yoksa ona ne kadar akıl verirsen ver, ne yaparsan yap, boşunadır, akıl havuç değil anlamında.

‘Eḳıldan fıkara: Düşünme yeteneklerinden yoksun anlamında.

‘Eḳıllar dağılanda ges mı yaḫiydiy: Niye hep yanlış düşünüyorsun, yanlış kullanıyorsun, kafan çalışmıyor anlamındadır.

‘Eḳıllı üzıne hesret kaldıḫ, deli ḳoyacaḫ yér ḳalmadı: Çevresindeki kişilerin sağlıklı düşünemediğini, akıl hastası olduğunu ileri süren ve bu durumdan sürekli yakınan kişiler tarafından kullanılır.

‘Eḳlımızda ḳalacağına ḳarnımızda ḳalsın: Daha sonra yenmesi gereken bir yiyeceğin bir an önce önüne gelmesini isteyen kişiler tarafından söylenir.

‘Ellebesi ḳaḫmaḫ: Ani bir psikolojik dürtüyle inat, intikam, garez duygularının harekete geçmesiyle tepki vermek anlamında.

‘Elem elinde, ḳelem elinde:Bütün yetkileri elinde bulunduran ve kimseye hesap vermeyi düşünmeyen kişiler için.

‘Emel olmaz: Güven vermeyen kişiler için.

‘Erap bazar: Herhangi bir pazarlığa meydan verilmeden yapılan alışveriş anlamına geldiği gibi alınacak malı veya eşyayı görmeden yapılan alışveriş anlamına da gelir.

‘Eşır aşına çevirmaḫ: İşleri iyice karıştırarak içinden çıkılmaz bir hale getirmek anlamında.

‘Etele ‘ütele: Ayak takımı, değersiz kişiler anlamında.

‘Eyiptır sölemağı: Edebe aykırı bir söze başlamadan önce kullanıldığı gibi yediği yemekleri saymaya, anlatmaya başlamadan önce görgüsüz olarak sayılmaması bu bahisten önce de kullanılır.

‘Eynesi açıḫ: Manzarası iyi, damdan veya pencereden bakıldığında görüşe takılacak bir engel taşımayan evler için.

Él deliye ḥesret, biz ‘eḳıllıya: Çevresindeki kişilerin sağlıklı düşünemediğini, akıl hastası olduğunu ileri süren ve sürekli olarak bu durumdan yakınan kişiler tarafından kullanılır.

Él éyisi, ev delisi: Kendi evine ve ev halkına, yakın akrabalarına bir hayrı olmayan, ev ve aile ilişkileri bozuk ama dış ilişkileri yapıcı olan, çevresine iyilik yapmasıyla tanınan kişiler için.

Élden günden çıḥarı: Yapılan davranışın, söylenen sözün, bitirilen işin genel eğilimlere uymadığını belirtmek için.

Éle balaban yağanda bize çalağan yağar: Şanssızlığından ve şanssızlığının sürekliliğinden yakınan kişiler tarafından kullanılır. (Balaban etli, iri bir av kuşu, çalağan karga anlamındadır.)

Éle luḳḳım, bize geldi mi zuḳḳım: Yararı başkasına, zararı bize anlamında.

Érkek tekke: Erkeklik taslıyan, her dediğinin, her emrinin yerine getirilmesini isteyen kişiler için.

Érmi ḥasıl: Seni gidi seni anlamında.

Éşşege ço démaḫtan yorıldı: Birinin veya birilerinin sorumluluğunu üstlenmekten, onları yönlendirmekten usandık anlamında.

Éşşege gücı yétmiy, palandan çekişiy: Kendisine kötülük yapan kişiye gücü yetmediği için hıncını gücünün yeteceğini sandığı suçu olmayan bir başkasından alan kişiler için.

Éşşegimi çalana da ḳalmaz amma ben éşşeksiz ḳaldıḫtan soyra: Bana bu kötülüğü yapan insan eninde sonunda cezasını bulur ama bu cezanın bana faydası olamaz, olan bana olur anlamında.

Éşşegimiz ḳancıḫ, yükimiz yaş: Suçsuz olduğu halde beladan kaçmak için suçlu olduğunu söylemek zorunda kalan kişiler tarafından söylenir.

Éşşek gene o éşşek, yalavuz çulını değişmiş: Kıyafetini değiştiği için toplumda yeni bir imaj kazanacağını uman kişiler için.

Éşşekten düşmış karpıza döndı: Kendi yaptığı hata nedeniyle perişan ve acınacak duruma düştü anlamında.

Éyyisi bizi bulmaz, kötısı bizden ḳalmaz: Ne kadar işe yaramaz adam varsa etrafımıza toplanmış, işe yarayan bir kişiyle karşılaşmadık, bu da bizim şanssızlığımız anlamında.

Faraşlığiy mı vériliy: Çok mu sıkışık durumdasın, nedir bu telaş anlamında.

Farşı malamat olmaḫ: Yaptığı bir iş veya söylediği bir söz nedeniyle dedikodu konusu haline gelerek rezil olmak

Farz sünneti bastırdı: Diğer konu ve problemler çok önemli olsa da bu sonuncusu öncekilerden daha önemli görünüyor anlamında.

Faşa kesmaḫ: Kontrolün elden çıkması halinde kaosa girmek anlamında.

Fayızlı para: Masraf kapısı açık olan, sürekli masraf gerektiren araç, gereç, binekler için.

Fehemı açıḫ: Zeki, ferasetli, çabuk kavrayan anlamlarında.

Feḳir ḫercı: Ancak yoksul kişilere yarayacak nitelikte anlamında.

Ferığ gelmaḫ: Vazgeçmek, ferağat etmek anlamında.

Fesini haviya atmaḫ: Ortaya çıkan veya çıkacak bir sonuçtan mutlu olmak anlamında.

Fıḳara tavuğı kimin tek tek yımırtliy: Geliri tatmin edici olmayan, kıt kanaat geçinmeye zorlayan işler için.

Fırı énmaḫ: Öfkesi geçmek anlamında.

Fırt étmaḫ: Iskalamak anlamında.

Fısboğmiya getirmaḫ: Birini zor duruma düşürerek ona istediklerini yaptırmak anlamında.

Fıstığı iç étmiş: Çok istediği hayırlı bir sonuca ulaşan ve böylece mutlu olan insanların halini anlatır.

Fıstıḫ tökmaḫ: Müzik eşliğinde oynarken müziğin ritmine uygun olarak kollarını ve omuzlarını titreterek, ince figürler göstererek oynamak.

Fırenk suyı kimin ḫére şere ḳarışmaḫ: Kendisini ilgilendirmese bile her işe müdahale etmek.

Fırenk zeḥmeti çekmaḫ: Birine çektirilen zahmet ve eziyeti dile getirmek için kullanıldığı gibi; iltihaplı, ateşlendirici bir tür çıbanın dayanılmaz ağrısını çekmek anlamında da kullanılır.

Firk étmaḫ: Bir sözü sürekli tekrarlayarak karşısındakini bıktırmak, bir işin yapılması için işi yapanları gereğinden fazla zorlamak.

Fit vérmaḫ: Fitne çıkararak kışkırtmak, arabozuculuk yapmak.

Fit yimaḫ: Birinin fitnesine alet olmak.

Fuzul duman ḳoptı: Tarafların öfkelenerek kavga aşamasına gelmelerini anlatır.

Gâvur güvegisi kimin: Şık bir biçimde ortalıkta avare avare dolaşan, ne kendisine ne başkasına yararı olan kişiler için.

Gâvurdan yana mısan, ‘Eli’den yana mısan?: Bir mücadelede , bir iddialaşmada tarafını belli etmeyen veya karşı taraftanmış gibi görünen kimselere söylenir.

Géce ḳabarı: Dudakta veya gözde meydana gelen yara ve uçuklar için.

Géce ḳuşı, gündız leşi: Yaşamını ters çevirerek geceyi uyumadan, gündüzü de uyuyarak geçiren veya geç uyuyup geç uyanan kişilere söylenir.

Géce mitilde yatar, gündüzlin çalım satar: Yoksul olduğu halde gösterişi seven kişiler için.

Géçı kimin pöçıgimiz açıḫta: Yaptığımız her hata, konuştuğumuz her söz herkesin diline düşüyor; içimizden biri bunları herkese yayıyor, bizde sır diye bir şey yok anlamında.

Géçı olsadı bi yük kığ kığlardı: Bir keçi kadar bile olamadınız, yaptığınız bir şey yok, elinizden de hiçbir şey gelmiyor anlamında.

Géçinin ḳuyrığı kimin, her şémiz açıḫta: Yaptığı her iş, işlediği bir hata, söylediği her söz duyulan kişiler tarafından söylenir.

Geldi gişi, gétti téşi: Hamaratlığı, ev ve el işlerine yatkınlığı, güleryüzlülüğü bir koca buluncaya kadar süren, bulunca tembelleşip yatan genç kızlar ve gelinler için.

Gelene ḳapım açıḫ, gidene yolım açıḫ: Kimseye gel demem, kimseye de git demem. Kimseye minnetim de yok. Herkes keyfine göre hareket etsin. Ne kimse kaldığı için benden teşekkür beklesin ne de kimse gitmesine izin verdiğim için bana kızsın.

Gelenin ev öginde, gidenin yol öginde: Kimseye gel demem, kimseye de git demem. Kimseye minetim de yok. Herkes keyfine gore hareket etsin. Ne kimse kaldığı için benden teşekkür beklesin ne de kimse gitmesine izin verdiğim için bana kızsın.

Gelin, gelin, getirin; géçın géçın otırın; ne yiyin ne götırın: Herkes gelsin, herkes buraya elini kolunu doldurup gelsin, kimse buraya getirdiklerini yemesin, buradan götürmesin, buraya gelen her şey benimdir, burada kalsın anlamında.

Gelin ḳaḫtı, kövı yıḫtı: Sakar kişilerin bir işi yapmaya kalktıklarında verdikleri zarar ve hasarı anlatmak için.

Gelin seni aşşaḫta da gördıḫ, yuḫarda da: Yaptığı işin kusurlarını, yapamadığı işin mazeretini örtmek için kendini savunan kişiler için.

Gelinimiz gözzeldi, çiçek çıḫattı daha gözzel oldı: Zaten olumsuz tavır sergileyen birinin belli bir olaydan sonra daha da kötü tavır sergilemesi durumunda.

Gelinin dili yoḫ, ḳaynananın imanı yoḫ: Yapılan her haksızlığa sessiz kalan, boyun eğen kişilere haksızlık yapan kişinin baskı ve zulmünü arttırması durumunda.

Gendi gözındaḫki mertegi görmez, ḫaḫın gözındaḫki çöpı göriy: Kendi büyük kusurlarını görmezlikten gelerek, hatta umursamayarak başkasının küçük kusurlarını diline dolamak.

Gesiy téştte mı ḳaldı: Ne acelen var, otur oturduğun yerde anlamında.

Gét babayı Şam’da gör: Başına bütün bunlar geldikten sonra git, ne yaparsan yap anlamında.

Gét bıldığiy (gördığiy) kimin neḳlét: Başına bütün bunlar geldikten sonra git, kime şikâyet edersen et anlamında.

Géttığiy ‘Entep, yidığiy bekmez: Yaptığı yolculuğu, yolculukta yediği yemekleri hiçbir özelliği olmadığı halde ballandıra ballandıra ve tekrar tekrar anlatan veya başından geçen sıradan bir olayı her ortamda, her fırsatta anlatan kişilere söylenir.

Géttığiy yoldan geliyem: Senin gitmeye çalıştığın yerlerden ben de geçtim, senin kafandan geçenleri iyi biliyorum, seni senin tahmininden daha çok biliyor, tanıyorum anlamında.

Gidim birinin evine, beni göre sevıne: Ben ancak beni sevenlerin, beni gördüğünde sevinenlerin yanına giderim, onlarla mutlu olurum; istenmediğim yere gitmem, gitmiş olsam bile orada durmam anlamında.

Girenı çıḫanı eliyizde: Bütün yetkiler sizde, hesaplar sizing kontrolünüzde anlamında.

Gizzigini batırmaḫ: Yaptığı bir ince hakaretle, üstü kapalı bir dokundurmayla karşısındakinin huzurunu kaçırmak.

Göbegi çatlamaḫ: Birine veya birilerine laf anlatmak veya bir işi bitirmek amacıyla oldukça fazla zorlanmak.

Göbegini mı kesmışem: Ben onun yaşını nereden bileyim anlamında.

Gögden bi daş düşse benden bilirsen: Beni bir defa düşman diye karşına almışsın ve bu yanılgından da vazgeçmeyerek sana gelen her kötülüğü benden biliyorsun anlamında.

Gördıler mı benem, görmediler mı ḫırḫızam: Tanıdık kişilerin evine, köyüne hırsızlığa giden kişilerin durumunu anlatmak için.

Göz degil, gön deligi zankim: Baktığı halde göremeyen kişilerle alay etmek için.

Göz étmaḫ: Kaş göz işaretiyle birilerini yönlendirmek anlamına geldiği gibi, nazarı değmek anlamında da kullanılır.

Gözı ḳuş uçıriy: Aklı bir karış havada olduğundan kendisine söylenen sözleri ve yapılan öğütleri dinlemeyen, aklı başka yerlerde olan kişiler için.

Gözı küllı: Zavallı anlamında.

Gözı yassı: Duyarsız, etrafında olup bitenlerden etkilenmeyen, zararı kendisine dokunsa bile bu zararı umursamayan kişi.

Gözıne ḳara ilan olmaḫ: Yaptığı bir hareketten, söylediği bir sözden dolayı birilerinin gözüne çirkin, korkunç görünmek.

Gözıne ḳara su énmaḫ: Gözüne katarakt gelmek.

Gözının elifi sönmış: Gözü kör olmuş, gerçekleri görmüyor anlamında.

Gözının ḳurdını ḳırmaḫ: Birinin cesaretinin tükenmesine neden olmak.

Gözının ḳuyrığından baḫiy: Gizli gizli bakmak, göz ucuyla bakmak anlamında.

Gözınnen ḳuş uçıriy: Etrafındaki kişilerle ve söylenen sözlerle ilgilenmeden başka yerlere bakarak hayaller kuran kişiler için.

Göziy bizde mı açıliy: Herkese karşı sesin çıkmıyor, sana yapılan haksızlıkları sineye çekiyorsun, herkese yardım ediyorsun; bize gelince senin onlara yaptıklarını sen bizden bekliyorsun anlamında.

Göziyı diziyi tuta: Sana yaptığımız iyiliklere karşı yaptığın nankörlük nedeniyle hayatın boyunca huzur bulmayasın anlamında.

Göziyın urğı ḳurıken: Sana bir zarar gelmeden hemen buralardan uzaklaş anlamındaki tehdit sözü.

Göziy avcuma mı düştı: Kör müydün, niye görmedin anlamındadır.

Gözzellıḫ dağıdıliyken, ben beḫt ariydım: Şanslı olduğu için çevresi tarafından kıskanılan kişinin çevresine hava atmak için kullandığı deyim.

Gözzım üstıne: Emriniz benim için değerlidir anlamında.

Gülım gülım, biye géydirir kilim: Değer verdiğim insanlar bana en büyük kötülüğü yapan insanlar oldu anlamına geldiği gibi beni tatlı sözlerle kandırarak büyük zararlara girmeme neden oldu anlamında da kullanılır.

Gümbir gümbir édiy: Kısa zamanda çok zengin olan kişiler veya müşterisi çok olan işyerleri için kullanılır.

Gün battı, gâvur yattı: Akşam olunca hemen uykusu gelen kişilere söylenir.

Gün doğdı mı ḳoḫısı çıḫar: Günü gelir her şey açığa çıkar anlamında.

Gün görmemış babadan, ögit almamış anadan: Babasının yaşattığı hayatta yüzü gülmemiş, mutlu olamamış; anasından da güler yüzle bir söz işitmemiş kişiler için söylenir.

Gün görmemış anadan, ögit almamış danadan: Anasından herhangi bir iyi davranış öğrenmemiş, hocasından hiç öğüt almamış kişiler için söylenir.

Gün görmez padşahı: Dört duvar arkasında yaşayan, gezip eğlenmesine izin verilmeyen, baskılar altında yaşayan kişiler için kullanıldığı gibi kendisinden daha mutsuz biri yoktur anlamında da kullanılır.

Gün yérine bun yidirmaḫ: Beraber yaşadığı insanları sürekli sıkıntıya sokmak.

Günü günınden: Eskiden beri anlamındadır.

Ha siye éyyılıḫ étmaḫ, ha suya ḳazzıḫ çaḫmaḫ: Senin yanında iyiliğe geçecek hiçbir şey düşünemiyorum, çünkü nasıl olsa hepsini inkâr edeceksin, unutacaksın anlamında.

Ha üziy ha üzım: Yüz yüze geldik işte, hakkımda ne düşünüyorsan, beni neden dolayı suçluyor, suçlu görüyorsan bunları hiç çekinmeden yüzüme söyle anlamında.

Haho çağırmaḫ: Bir acı veya eziyet altında çaresiz kalarak çok yüksek sesle imdat istemek.

Haho eliyden: Senden çektiklerim yeter anlamında.

Havané cavané meḥlede suḫra savané: Kendi ihtiyaçlarını, ailesinin ihtiyaçlarını göz ardı ederek sağda solda onun bunun işini yaparak bir uğraş içinde olduğunu göstermeye çalışan kişiler için.

Havas güves: Büyük bir hevesle anlamında.

He he, yoḫ yoḫ: Fazla içli dışlı olunması durumunda zararlı olacak kişilerle küsmeden mesafeli olma durumu.

He hüm étmaḫ: Samimiyeti keserek sorulan sorulara zorunlu olarak evet veya hayır gibi kısa cevaplar vermek anlamında.

Hele baḫ çıḫarda yağmır yağiy mı: Çocukların olduğu bir ortamda çocuğun duymaması gereken bir olayı anlatmak için çocukların ortamdan uzaklaşmasını sağlamak amacıyla bir bahane üretmek için onlara yöneltilen bir emirdir.

Hele gét baḫ, Ḥerreḥman’da su var mı: Çocukların olduğu bir ortamda çocuğun duymaması gereken bir olayı anlatmak için çocukların ortamdan uzaklaşmasını sağlamak için bir bahane üretmek için onlara yöneltilen bir emirdir.

Hem teḥelli hem teselli: Etrafı eğlendireceğim, herkesin karnını doyuracağım görüntüsünü vererek kendisi eğlenen, kendi kendini doyuran kişiler için.

Her babıgidin kârı degil: Bunu benim diyen kimse başaramaz, gerçekten zor bir iş anlamında.

Her dağdan bi kesek: Konuşmasını toparlayamayan, konuşmasında birbiriyle ilgisi olmayan şeylerden söz eden, konuyu dağıtan insanların konuşmaları için.

Her kafadan bi ses: Herkes konuşuyor, kimse kimseyi dinlemiyor anlamında.

Herde hörde: Sıradan, adı anılmaya değmez anlamında.

Her şéde şansımız ḳaradır, ḳarpızda bayaz: Şansımız asla bize yar olmuyor, her durum ve şartta olumsuzluklar bizi buluyor anlamında.

Her şémız élden günden çıḫarı: Yaptiğimiz hiçbir iş başkasının yaptığı işe benzemiyor anlamında bir yakınma sözüdür.

Heybeli çaliy, torbalı vuriy: Gelen, giden mutlaka bizden bir şeyler götürüyor, hep zarardayız; hiç kâr ettiğimiz yok anlamında.

Hoppacıya ḳaldırmaḫ: Provoke etmek, kışkırtarak insanları kavgalı hale getirmek.

Ḥebıl aḫtarmaḫ: Hayal kurmak anlamında.

Ḥec Medne’nin inegi: Yaşlanmış ve yatmaktan başka bir şey yapmayan, etrafına bön bön bakan kişiler için.

Ḥec Memış, héç bi şé görmemış: Görgüsüz kişiler için.

Ḥedemli ḥeşemli: Tadını çıkarmak için her ayrıntısıyla birlikte hazırlık yapnak anlamında.

Ḥeft ‘akıl: Çabuk etki altında kalan, kararsız, durmadan fikir değiştiren kişiler için.

Ḥeḥḥaltı şaḳḳıltı: Büyük neşe ve kahkaha ortamları için.

Ḥeket sölemaḫ: Birilerini aldatmak veya oyalamak için yalan söylemek, ilginç senaryolar çizmek.

Ḥemam parasını yitirmaḫ: Uğursuz olduğuna inandığı kişiyle karşılaşan kişiler tarafından söylenir.

Ḥemam paray olsın: Bizi zaten yeterince zarara uğrattın, o da fazladan kârın olsun anlamında.

Ḥemamçıdan külḫançı: Birbirlerinin çıkarına dokunmayan, dokunmayacak olan birbirine şahit olmaya hazır kişiler için.

Ḥemamın ḫazna ögi: Çok sıcak, bunaltan, terleten ortamlar için.

Ḥemé Şazé’yin odası: Gireni çıkanı belli olmayan mekânlar için.

Ḥemudın ucı egildi mı: Bir bahane bulabildin mi anlamında.

Ḥeram olsın, ḳat ḳat ḳatran olsın: Kazandığından, yediğinden bir hayır görmesin, zehirlensin anlamında.

Ḥerama ḥille ḳarıştıriy: Aklına gelen her türlü oyunu , hileyi yaparak kazanmaya çalışan kişiler için.

Ḥerbe zerbe gelmaḫ: Sıkıntılı durumlara katlanabilmek.

Ḥerraḥmanı yağ, ‘Enzılḫiyı bal étti: İyimser bir tablo çizip herkese ümit aşıladı anlamında.

Ḥesıtlığı tutmaḫ: Kıskançlık damarı kabarmak anlamında.

Ḥespe tökesen: Bütün bedenin yara bere içinde kalsın anlamında.

Ḥespır çiçeği kimin, ḳoḫliyanın bırnı düşer: Görüntüsüyle iyi izlenim bıraktığı halde, tanıdıkça çirkin özellikleri ortaya çıkan kişiler için.

Ḥessır altı ‘eḳrabı: Gizli ve tehlikeli düşmanlar için.

Ḥessır altı étmaḫ: Saklamak, unutturmaya çalışmak anlamında.

Ḥessır çürıtmaḫ: Misafirliğe gittiği yerden bir türlü kalkmak bilmeyen kişiler için.

Ḥesso cello: Sıradan, adının anılması gereksiz kişiler için.

Ḥessır çürıden: Misafirliğe gittiği evden bir türlü kalkmayı bilmeyen kişiler için.

Ḥeşşe ceme’etten: Bir toplulukta konuşurken yaptığı suçlamaların, ayıplamaların, hakaretlerin o toplumla ilgili olmadığını, sözlerin meclisin dışındaki kişilere yönelik olduğunu bildirmek için söylenir.

Ḥeşşe kemaliydan: Biriyle konuşurken hakaret veya amiyanelik taşıyan bir söz veya örnek sunmadan önce “bu sözü senin dışındaki herkes için söylüyorum, sadece sen muafsın.” anlamında olup karşısındakini tenzih etme sözü.

Ḥéştir kimin: İri yarı bir deve gibi anlamına gelen bu deyim çok iri cüsseli kişiler için kullanılır.

Ḥevuttan yimaḫ: Para kazanmak yerine daha önce kazanılmış parayı, babadan kalma veya önceden kazanılmış malları tüketerek geçimini sürdürmek.

Ḥéylığa düşmaḫ: Trans durumuna geçerek bağırmak.

Ḥeyif saḫlamaḫ: İntikam duygusu beslemek.

Ḥez köşesi: Memnuniyet verici bir durum anlamında.

Ḥezıra ḥennik: Hazıra konan, işin zahmetine gelemeyen kişiler için.

Ḥüméle, her gün ḥalımız béle: Değişen bir şey yok, bizim kim olduğumuzu, yaptığımız işlerin ne olduğunu herkes biliyor anlamında.

Ḥürt étmah: Verdiği sözden vazgeçmek ve borcunu ödemekten caymak gibi iki ayrı anlamı vardır.

Ḥüsnı ḫulḫına yatırmaḫ: Bir çaresini bularak işi tatlıya bağlamak.

Ḫaḫa tamaşa gerek: Éle keyif lazım, él isterki bir olay olsun kendisi de seyretsin, onlara bu keyfi yaşatmamak lazım anlamında.

Ḫaḫın yalançısı: Kendi bilgisinde olmadığı halde başkasının söylediği biçimde bir olayı anlatan kişiler için.

Ḫam yapmaḫ: Birine karşı hatalı davranmak.

Ḫamırımızda fetirimız yoḫ: Niyetimizde bir bozukluk, yaptıklarımızda bir hata yok anlamında.

Ḫampara yuvalamaḫ: Münasebetsiz münasebetsiz konuşmak.

Ḫan görmemış ḫanadan, iz’anı yoḫ anadan: Aile terbiyesi almamış görgüsüz kişiler için.

Ḫanay ḫart ḫart éde: Evin yeşermesin, mutluluk görmesin anlamında.

Ḫanéyin mağarası: Girip çıkanı belli olmayan mekânlar için kullanılır.

Ḫapan ḳalmaḫ: Bayılacak kadar acıkmak, günlerce ağzına bir şey koymamak.

Ḫaraba ilanı: Çok tehlikeli ve sinsi kişiler için.

Ḫarbılım sarratım mı var: Ben kimseyi hesaba almam, doğru bildiğimi her yerde söylerim anlamında.

Ḫarmanına yél degmış: Şansı iyi giden kişiler için.

Ḫassası temiz: Sütü temiz, mayası sağlam, iyi terbiye almış, kendisinden bir kötülük çıkmamış, terbiyesi bozulmamış kişiler için.

Ḫatın étti, ḫér ola; ḫalayıḫ étti kôr ola: Aynı hatayı yapan, aynı suçu işleyen kişilere verilecek tepki kişiden kişiye değişir. Konumu iyi olanlara verilecek tepki hoşgörüyken, konumu nisbeten altta olanlara verilecek tepki en azından azardır.

Ḫatınım selam étti: Bir eve misafirliğe gittiği halde o evde üç beş dakika oturmakla yetinerek kalkmaya davranan kadınların durumunu anlatmak için.

Ḫatınlar ḫatını, ‘éynım reşat altını: Erkeğin eşinin gönlünü almak için veya bir işini yaptırmak için kullandığı bir iltifat biçimi.

Ḫeberçi Ḫecce: Dedikodu yapan, haber yayan kadınlar için.

Ḫello’yın ḫençeri var: Desinler anlamında.

Ḫençerli Heco: Kavgacı kadınlar için.

Ḫér éttiy, başa çıḫat: Bir iyilik ettin bari sonunu getir anlamında.

Ḫériy ḳapıda ḳala: Senden gelecek hiçbir iyiliği kabul etmiyorum anlamında.

Ḫérli neḥfili: Hayırlısıyla anlamında.

Ḫerran kéşan: Bir hatanın neden yapıldığını veya bir işin neden yapılmadığını anlatmak için bahane üreten kişileri sözleri için.

Ḫérsiz ḫetep ağacı: İnsanlara hiçbir yararı olmayan kişiler için.

Ḫéti kesilmaḫ: Çok korkmak.

Ḫetır almaḫ: Yakını ölen bir kişinin acısına ortak olmak ve onu teselli etmek için ziyarete gitmek.

Ḫezvel ataşı kimin: Çabuk öfkelenen ama öfkesi çabuk geçen kişileri anlatmak için.

Ḫıra tavuḫ, her gün férik: Bir türlü büyümeyen, hep çocuk kalan kişileri anlatmak için.

Ḫırp kesen: Etkisini çabuk gösteren ilaçlar için.

Ḫış olmaḫ: Perişan hale gelmek.

Ḫont étmaḫ: Tenezzül etmek. Bu deyim her zaman cümlede olumsuz olarak kullanılır.

Ḫorḫor Begin oğlı: Mirasyedi anlamında.

Ḫulḫı géniş: Çabuk kızmayan, sabırla yaptığı işi sürdüren, bıkkınlık göstermeyen kişiler için.

Ḫulḫım sevdam yoḫ: Bu işi yapmaya ne halim var ne gönlüm var, sıkıntıya gelemem anlamında.

Ḫulḫını dar étmaḫ: Sinirlenerek iş yapma hevesini kaybetmek.

Ḫurp yimaḫ: Sarsıcı bir darbeye maruz kalmak.

Ḫülya pilavı bişiriy: Kendi kendine hayal kuran, aklı ve imkânları yeterli olmadığı halde büyük projeler peşinde koşan kişiler için.

Icığını cıcığını çıḫatmaḫ: Soruşturarak bir olayın en ince ayrıntılarını ortaya çıkarmak anlamında.

Iḫbalı kôr: Şanssız anlamında.

İç étmaḫ: Bir işten veya bir kişiden sağladığı çıkarı kimseye hissettirmeden uhdesine geçirmek.

İçı ḳara, üzı ḳara: Yüzünün karası içine vurmuş, hem niyeti hem kendisi çirkin kişiler için.

İçine zéhér gire. Olmaz olsun anlamında.

İki ayaḫlı géçi oynadiy: İnsanları istediği gibi yönlendiren, kendi çıkarları doğrultusunda kullanan kişiler için.

İki bacağı arasında iş bitırmaḫ: Kimseye duyurmadan, hissettirmeden bir işi bitirmek anlamında.

İki çini yanına düşmaḫ: Büyük şaşkınlığa veya hayal kırıklığına uğramak.

İki diş éndirmaḫ: Dediklerinden bir nebze de olsa ödün vermek.

İki el, bi boğaz: Boğazı doyurmak çalışmaya bağlı anlamında.

İki elinin ḳarasını üzıne sürttı: Başkasını rezil edeyim derken, kendi kendini küçük duruma düşüren kişiler için.

İki géçili ağa: Fazla varlıklı olmadığı halde varlıklı insanlar gibi yayılıp oturan, onlar gibi konuşan ve davranan kişiler için.

İki ḥebbe: Biraz anlamında hem miktar hem zaman anlamındaki ölçü deyimidir.

İki öksıznen bi mağarada mı ḳaldiy: O kadar çok mu sıkıntı içindesin sanki, bu kadar yakınacak ne var anlamında.

İki sille bi teppik, ḳurban olsın bı kéfe: Bu eğlenceyi sürdürmek, böyle güzel bir ortamda biraz daha kalabilmek için her cezaya razıyım anlamında.

İki yapraḫ étmediler: Kendi halimize ve keyfimize bizi bırakmayarak mutlu, mesut ve müreffeh yaşamamıza engel oldular anlamında.

İki yorğan bi döşşek, ne ḫoş oynar bı éşşek: Oynamayı bilmediği halde oyuna kalkan kişilerle alay etmek için.

İlan at üstine: Yılan üstüne gelse de umursayıp yerinden kımıldamaz anlamına gelen bu deyim tembel insanları nitelemek için kullanılır.

İlan kimin; ezilir, büzılır, deligine: O, işini bilir; ne yapar, eder bu işten de nasıl olsa kendini sıyırmayı bilir anlamında.

İlan kimin sağıldı: Ortam ve koşullar işine gelmediği için birdenbire sessizce ortadan kayboldu anlamında.

İlanım seni soḫar: Yediğinde içtiğinde benim de göz hakkım var, bu nedenle yediğin, içtiğin şeyler sana zarar verir, göz hakkımı ver anlamında.

İlk beḫtim altın taḫtım, son beḫtım suya aḫtım: İlk evliliğini özlemle yad eden fakat ikinci evliliğinden yakınan kişiler tarafından söylenir.

‘İlligini çıḫatmaḫ: Canını burnundan çıkarmak, ölecek derecede zorlamak.

İmana gelmaḫ: İnsaf ve merhamet duyguları uyanmak anlamında.

İmanını gevretmaḫ: Zorlamak anlamında.

İnce yimeni, incitme beni, çıḫtım çardağa, éndirtme beni: Hem tembel hem çıtkırıldım olan kişilerle alay etmek için.

İnne tutmaḫ: Mani söyleyen kadınların yanında bir kadının söylenecek maninin sözleri üzerinden niyet tutması, bir tür fala bakması anlamında.

İp ḳaçḳını: Ölümü çoktan hak etmiş, cezasız kalmış kötü niyetli olan ve kötü davranışlar sergileyen kişiler için .

İpten saptan ḳopma: Uğursuz, hiçbir işe yaramayan kişiler için.

İsḳatıya devrola: Bu parayı yemek sana nasip olmasın, bu para senin ölümünden sonra ihtiyacı olanlara kalsın anlamında.

İşe geldi mı ḳuş, uçmağa geldi mı deve: Teklif edilen bir işi yapmamak için her durumda bir bahane üreten kişiler için.

İşe gelende ḫeste, ḳonışmağa gelende usta: İş yapmak yerine sadece konuşmayı tercih eden, bunda da başarılı olan kişiler için.

İşim iş degil, elım boş degil: Bir şeylerle uğraştığımı sanıyorum ama ortaya çıkan bir iş de yok, boş durmuyorum ama ne yaptığımı ben de bilmiyorum anlamlarında.

İştihara géçmaḫ: Nazlanmak.

İt aşı: Tadı tuzu yerinde olmayan veya kıvamında pişmemiş yemekler için.

İt ayağı: Yanlış, toplum ve yasa dışı yol anlamında.

İt azdırmaḫ: Köpeği yaşadığı ortamdan çok uzak bir yere götürerek serbest bırakmak anlamında olup bağ mevsiminden sonra köpeği bir kış boyu besleme masrafını göze alamayanlar tarafından sıkça başvurulan bir yoldur. Köpek çok uzak bir yere götürülmezse köpeğin çoğunlukla geri dönüp geldiği gözlemlenmiştir.

İt çehreli, ağa me’deli: Tipi bir şeye benzemese de önüne konan her yemeği beğenmeyen, yemek seçen kişiler için.

İt de külınçeden pay umiy: Haddini ve hakkını bilmeyerek başkalarının yaptığı işlerden, alışverişlerden bir çıkar beklemek anlamında.

İt ite, it de ḳuyrığına: İşi yapması gerekenler işi yapmak yerine başkalarına havale ettiklerinde o işin bitmemesi durumunu anlatmak için.

İt nalliyıp gezmaḫ: Amaçsızca sokaklarda dolaşmak.

İt sinegi: İşini yaptırmak, sözünü dinletmek için birine tebelleş olanlar için.

İt sinegi kimin suvaştı: İşini yaptırmak, sözünü dinletmek için birine tebelleş olanlar için.

İt tulığında yağ: Kötü olduğu kesin olduğundan denemeye bile değmez anlamında.

İt üleşı: Köpek leşi anlamında olup uykudan çok geç uyanan kişiler için kullanılır.

İti ite ḳırdırmaḫ: Yapılan bir planla kötü kişileri kötü kişilerle karşı karşıya getirmek.

İtin dırnağını daştan mı esirgiysen: Kopuk takımı her türlü bela ile karşılaşmaya müstahaktır, onu bu belalardan ayrı düşünemeyiz, varsın o belalarla cedelleşsin anlamında.

İtten ac, ilandan çılpaḫ: Bir kişinin düşebileceği en kötü durumu anlatmak için.

İtten rezil: Yaşam şartları bakımından oldukça kötü durumlara düşen kişiler için.

Ḳafa dengi: Değer yargıları aynı olan kişiler için.

Ḳafası ḥed daşına degdi: Birisi ona haddini bildirdi veya zaman ona öyle bir ders verdi ki asıl zarara uğrayanın sonunda kendisi olduğunu anladı anlamında.

Ḳafasını gözını yarmaḫ: Bir yazıyı yanlış ve eksik okumak anlamında.

Ḳafayı yorma lo: Kafana takmana, dert edinmene gerek yok, senin de benimde boyumu aşar anlamında olup Urfa kültüründe yediden yetmişe kullanılan bir düşünce biçimidir.

Ḳaladan ḫendeğe mı atladiy: Çok önemli bir iş mi başardın sanki anlamında.

Ḳalayçı şegirdi kimin: Yüzü gözü kir pas içinde olan çocuklar için.

Ḳambır üstıne zambır: Bu kadar bela yetmezmiş gibi anlamında.

Ḳamḳa kimin boğazına çaḫılmaḫ: Kuru bir yiyecek nedeniyle boğazında kalıp yutamamak.

Ḳan ağliyıp ḳara bağlamaḫ: Çok ağlayarak yas tutmak.

Ḳan ahiy, ‘elem baḫiy: Ortaya çıkıp birine veya birilerine meydan okuyanlar tarafından kullanılır.

Ḳan çıḫatmaḫ: Birinin canına kıyarak kan davası çıkmasına neden olmak.

Ḳan édip ḳapısına düşmaḫ: Birisini öldürüp güçlü birine sığınmak anlamına geldiği gibi öldürdüğü kişinin sahiplerine sığınarak onlardan af ve aman dilemek anlamında.

Ḳan ḳusana altın silepçe tutmaḫ: Derdi büyük olan, can derdine düşmüş olan kişilere dünya malından, servetinden söz ederek umut aşılamaya çalışmak anlamında.

Ḳanlı evinde ḳanlı ciğerim mı ḳaldı: Benim onlarla kavgalık bir ilişkim yok, onlar benim babamı öldürmedi, onlarla çözümlenecek bir problemim yok, intikam gibi bir derdim de yok, beni hiç ilgilendirmiyor gibi anlamlar içerir.

Ḳanlı kénli olmaḫ: Birbirinin kanını dökecek kadar düşman haline gelmek.

Ḳapı taḳa ḳırmaḫ: Herhangi bir yerden herhangi bir yolla para kopararak ihtiyaçlarını karşılamak veya yiyip içerek eğlenmek.

Ḳapılara bitmiyesen: Fazla yaşamayasın, rahat yüzü görmeyesin, hiçbir yerde barınamayasın anlamında.

Ḳara çarpana: Esmer benizli ve çok çirkin kişiler için.

Ḳara Faté’yin ḳarartması: Felaket tellallığı yapan kişilerin söyledikleri sözler için.

Ḳarakoyın malı: Cılız, yaşlı, terk edilmiş binek hayvanları için.

Ḳara mestufan: Esmer benizli ve çok çirkin kişiler için.

Ḳara, mor ola: Haram olsun anlamında.

Ḳara üzıme benk düştı: Beklediğimiz sonuç için ümit ışığı belirdi anlamında.

Kara yér yériy ola: Bu dünyada sana uygun bir yer yok, öl ve sonsuza kadar toprakta kal anlamında.

Ḳaraçı kızı saḳḳız çéyner amma o dadını getirir: Yaptığı işin, söylediği sözün, yaşadığı anın, sürdürdüğü keyfin tadını doya doya çıkaran kişiler için.

Ḳarın ḳarın degil; ḫarın: Çok fazla yemek yiyen kişiler için.

Ḳarınça dü’esi kimin: Kargacık burgacık yazılar için.

Ḳarınçanın ḳavumı çıḫtı, bi ayağı toppal çıḫtı: Toplumca hor görülmüş, ezilmiş bir kişinin suçlandığı bir olay sırasında umulmayan ve yine ezik bir kişi tarafından savunulması durumunda söylenir.

Ḳarlanguç ḥec leglegi yaldadiy: Düşünme yeteneği kıt iki insandan birinin karşısındakini kandırmaya çalışması durumunda söylenir.

Ḳarnı arğısa benden bilir: Bana o kadar düşmandır ki başına gelen veya gelecek her kötülüğü benim yaptığımı sanır anlamında.

Ḳarnım ḳazan, ağzım ozan oldı: İçimde tuta tuta içim kazan gibi kaynamaya başladı. Bu yüzden söylemek zorunda kaldım, söyleye söyleye ben bıktım ama siz yine de bana aldırmadınız anlamındadır.

Ḳarnına vurmışlar, démış aḫ bélim: Toplumda sahipsiz insanların hep ezildiğini, arkası olan kişilere kimsenin ilişemeyeceğini anlatmak için.

Ḳarşısına getırmaḫ: Kendi yaptığı iyilik veya kötülüğe günün birinde muhatap olmak.

Ḳart ḳazzıḫ: Belirli bir yaşa geldiği halde hala çocuk gibi davranan kişiler için.

Ḳassap et ḳeytinde, ḳoyın can ḳeytinde: Birilerinin yaptığı hesaplar birilerinin zararı veya hayatı üzerine kurulabilir anlamında.

Ḳassap pisigi: Bir çıkar umarak ayaklar altında dolaşan kişiler için.

Ḳaşına ḳaşına, çıḫtı ocaḫ başına: Hatalarına göz yumularak şımartılan, her şımarıklığı yapmaya gözü kesen ve kendini bir şey sanmaya başlayan kişiler için.

Ḳaşşığın sapından gözını çıḫatmaḫ: İyilik yapar gibi görünerek kötülük yapmak, zarar vermek.

Ḳaşşıḫ degiştırmaḫ: Tutumunu değişmek, taktik değiştirmek, daha önce söyledikleriyle uyuşmayan sözler söylemek.

Ḳaya, bı da siye bi paya: Gün senin günün, hadi biraz övün, sevin, gururlan anlamında.

Ḳaynanalar zabanıken gelin, gelinler zabanıken ḳaynana oldıḫ: Genç bir gelinken de, yaşlı bir kaynana iken de zulme uğradım, ezilen hep ben oldum, yüzüm gülmedi. anlamındaki bir yakınma sözüdür.

Ḳaz mı uçuriyıḫ, ḳuş mı: Söylenen sözü dinlemeyen veya söyleyenin tekrarlamasını isteyen kişilere cevap olarak söylenir.

Ḳazzığa çekmaḫ: Aşırı biçimde cezalandırmak, bir işi yaptırmak için şiddet kullanmak gibi iki ayrı anlamı vardır.

Ḳeḥet oldı ha: Göğe mi çekildi, birden ortadan kayboldu, nedense piyasadan çekildi anlamında.

Ḳehır üzınden lutfe urğamaḫ: Gördüğü kötülük, haksızlıktan sonra şansı açılmak, yükselmek, kazancı artmak anlamında.

Ḳelbi cıfıt meḥlesi: İyi niyetli olmayan, karamsar, kötümser, şüpheci kişiler için.

Ḳelbi ḥülḥüllı: İyi niyetli olmayan, karamsar, kötümser, şüpheci kişiler için.

Ḳelbine almaḫ: Bir sözünden, bir davranışından dolayı birini sevimsiz bulmak, ona düşman olmak.

Ḳelbine göre vérmaḫ: İyi niyetlilerin iyiliklerle, kötü niyetlilerin kötülüklerle karşılaşması durumunda söylenir.

Ḳelemınden ḳan damliy: Bir anlamı yazmakta üşengeç davranmak olan bu deyimin daha çok kullanıldığı anlam yazarken etkili bir dil kullanmaktır.

Kelibe ḳomaḫ: Hizaya getirmek, terbiye etmek, eğitmek, istediği duruma getirmek.

Ḳellesi bir: Çıkarları aynı noktalarda kesişiyor anlamında.

Ḳendi bent olmaḫ: İçinde bulunduğu şartlara esir düşmek, çaresiz kalmak, eli ayağı bağlanmak anlamlarında.

Ḳenere boğazı: Havadar olan ve bol rüzgâr alan yer.

Ḳerı ḳeytaz: Kötü huylarından vazgeçmeyen yaşlı kadınlar için.

Ḳerı ḳız ‘eḳlı: Evlenemediği, evde kaldığı için bunalım geçirdiğine kanaat getirilen kızın bulduğu itibar edilmeyen çözüm yolu anlamında.

Ḳerip yelleḥçisi: Hemşehrilerinden çok yabancılara değer verip şirin görünmeye çalışan kişiler için.

Ḳıl ḳedeḥ: Topaç çevirme terimi olarak kullanılmakla beraber iyi giyimli, iyi görüntü veren kişiler için de kullanılır.

Ḳına yaḫmaḫ: Başkasını acısına, felaketine sevinmek anlamında.

Ḳıncıfır ḳutısı: Çok hareketli ve şuh davranan kadınlar için.

Ḳıncıfırlıḫ étmaḫ: Bir düşüncede kalmamak, işine geldiği için fikir değiştirmekte sakınca görmemek anlamında.

Ḳıraca çekmaḫ: Kendisine verilen işi yapmamak için bahane ve mazeret üreterek yapmamaya, tavsatmaya çalışmak.

Ḳıran süpırmaḫ: Bulaşıcı ve kitle halinde ölümlere neden olan bir hastalıktan ölmek.

Ḳırandan ḳırḫ eksik: Sayısı çok mu önemli, sayılamayacak kadar çok anlamında.

Ḳırḫ deliler: Delice işler yapan, bu yüzden garipsenen arkadaş toplulukları veya akrabalık bağı taşıyan kişiler için.

Ḳırh ḳapı etbe’esi: Yaşamını sürdürmek için her kapıdan geçim sağlamayı, herkese köpeklik etmeyi yeğleyen kişiler için.

Ḳırḫ ḳazzıga çekmaḫ: Bıkmadan, usanmadan sürekli zorluk çıkarmak veya bir işi yapmak için durmadan şart ileri sürmek anlamında.

Ḳırḫ öksıznen bi mağarada mı ḳaldiy: İçinde bulunduğu sıkıntıyı abartarak anlatan kişilere söylenir.

Ḳırḫ télli: Herkesin nabzına göre şerbet veren, göze girmeyi bu yolla sağlamaya çalışan, ortama ve kişiye göre hareket etmeye çalışan, herkesi alkışlayan kişiler veya rengini belli etmeyen kişiler için.

Ḳırḫ teppik vurmış: Çoktan sınırları aşmış, azgınlıkta herkesi geçmiş kişiler için.

Ḳırḫiy çıḫtı mı: Sen de büyüdün bize laf mı yetiştiriyorsun, akıl mı veriyorsun, bize göre bebek sayılırsın veya sıran geldi mi, müddetin doldu mu anlamlarında.

Ḳırḳan éden ḫalayıḫ: Bir evde sözü ve hükmü geçmediği halde söz götürüp getirerek, dedikodu yaparak aile fertlerini birbirine düşüren, olayı kavga boyutuna kadar taşıyan kişiler için.

Ḳırréte ḳalmaḫ: Sona kalmak anlamında.

Ḳıssiy yolladım ḫamıra, uzını serdim ḥessıre: Herkesin kapasitesine göre bir iş olduğu anlamına geldiği gibi kısa boyluların uzun boylulardan daha çok işe yaradığını, becerikli olduğunu anlatmak için.

Ḳıtlıḫta başımı mı yağladiy: Bana şimdiye kadar ne iyiliğin dokundu, en zor günlerde benim için ne yaptın ki anlamında.

Ḳıtlıyamut: Ölmeyecek kadar kıt imkânlarla anlamında.

Ḳıyamat ḳazzığından ḳoptı: Büyük bir olay ve olay sonucunda büyük bir kavga çıktı anlamında.

Ḳız evinin çırası: Bir evde, bir odada lambaların veya ampullerin sönük yandığını anlatmak için kullanılan bir benzetme.

Ḳızken ḳızdırasan: Daha gençken ateşli bir hastalığa düşüp ölesin, dünyadan muradını almayasın anlamında bir beddua.

Ḳoḫı çıḫatmaḫ: Cuma gecelerinde ve diğer kandil gecelerinde konu komşuya, fukaraya dağıtılmak üzere evlerde yemek yapmak. Bu gelenek apartman kültürüyle unutulur gibi olmuşsa da hala yaşatılmaktadır. Genelde içli köfte, ağzı açık, ağzı yumuk gibi ara sıcak yemekler kızartılarak sıcak sıcak dağıtılır. En yoksul aileler bile en azından “bişe” denen açılmış sade hamuru kızartarak konu komşuya dağıtır ve bu geleneğe katkı sunarlar.

Ḳoḫısı çıḫtı: Gizli tutulan bir olayın, saklanan sırrın ortaya çıkması, duyulması durumunda.

Kol yétmez, kervan gétmez: Çok uzak ve ıssız diyarlar için.

Ḳomadıyız iki yarpaḫ olaḫ: Mutlu olmamıza engel oldunuz anlamında.

Ḳonşıya ḳızmış, etini pisige yidıriy: Birilerine kızdığı için kendi rızkını bile feda ederek başkalarının önüne atmak anlamında.

Ḳulağı dolısı: Sabrı ve dayanma gücünü tüketecek ölçüde söz kalabalığı anlamında.

Ḳulağıma tezzek asaram (asıp oynaram): Olmasına inanmadığı bir işin olması, gerçekleşmesi durumunda gülünç bir duruma düşmeyi göze alarak alacağı tavrı açıklamak için söylenen bir alay sözü anlamında kullanıldığı gibi bir işin olmayacağına kendince güvence vermek anlamında da kullanılır.

Ḳulağını tut, kellesi eliye gelsin: Cılız kişilerin durumunu betimlemek için.

Ḳulaḫ asmamaḫ: Ciddiye almamak, aldırış etmemek anlamında.

Ḳulbiye ḳarşı: Kuzey rüzgârlarına kapalı olduğundan kışı sıcak olan evler için kullanıldığı gibi, dua veya beddua eden kişilerin kıbleye dönerek Allah’a yönelmelerini anlatmak için de kullanılır.

Ḳulhuvallah oḫımaḫ: Belayı kendinden uzak tutmaya çalışmak, belaya bulaşmamak için yakarılarda bulunmak anlamında.

Ḳulıncı ḳaḫmaḫ: Uzun süre eğilerek iş yapmak zorunluluğundan doğan omuz tutulması.

Ḳurada buḫçası: Parça kumaşlardan dikilip içine yine kumaş artıkları doldurulan bohçadır. Deyim olarak her konudan her sözden bölük pörçük haberdar olan, her şeyden haberdar olduğunu sanan ama hiçbir şeyden haberdar olmayan kişiler için kullanılır.

Ḳurban oldığım bekmez, olan balı begenmez: Kendinden üstün nitelikleri bulunan kişileri beğenmeyerek onlarda kusur bulmaya çalışan kompleksli kişilerle alay etmek için.

Ḳurban olım o de’viya, sebbeḥa ḳala saviya: Bir olayın çözümü geciktikçe o olayın çözülmesi zorlaşır, olayı çözmesi gerekenler de olması gereken duyarlılıklarını kaybeder anlamında.

Ḳurbanam seḳḳeliye, noliy iz getirme biye: Sakalına, saçına, yoluna kurban olurum ama ne olur bize söz getirme, bize sakın bir bela gelmesine izin ve meydan verme anlamında bir rica.

Ḳurda ḳuşa amanat: Önlem almadan geride bırakılan çoluk çocuk, akraba ve mal, servet için kullanılır.

Ḳurdı ḳuziya boğdırmaḫ: Toplumsal ve doğal dengeleri bozmak, insanları galeyana getirmek adına haksızlıklara hız ve yön vermek.

Ḳurdın boğazına ḳuyrıḫ asiy: Güvenilmez bir kişiyi emanetçi olarak seçen kişiler için.

Ḳurıca ḳurbaniy olım, aḫça keseme toḫanma: Söze gelince sana canımı bile veririm ancak cebimden beş kuruş çıkmamak şartıyla.

Ḳurkını savutmamaḫ: Kuluçkaya yatmak anlamında olan bu deyim yerinden kalkmaya üşenen kişiler ile evde oturmayı tercih edip işi gücü, eşi dostu ihmal eden kişiler için kullanılır.

Ḳursağı dar: Sır tutamayan, sözünü kendine saklayamayan, geveze kişiler için.

Ḳurt düşe siye: Yerinde duramayan, hareketli, zapt edilemeyen kişiler için kullanıldığı gibi gevezelik eden, ortamı karıştırmaya çalışan kişiler için de kullanılır.

Ḳurt ḳaynamaḫ: Yerinde duramayacak kadar hareketli olmak.

Ḳurt ḳurt, gel beni yut: Söylediği sözlerle belayı üstüne çekmek, belaya davetiye çıkarmak anlamında.

Ḳurttan ḳıyamata gétmaḫ: Sonu bilinmeyen bir serüvene atılmak.

Ḳurttan ḳıyamata ḳalasan: Ölmeyesin, kıyamete kadar yaşıyasın, başına gelmeyen şey kalmasın, kahrolarak yaşa, ölüm ara, ölüm eline geçmesin anlamında beddua.

Ḳurttan yır, ḳuzıdan şivan éder: Suçu işleyen, birilerini mağdur edenlerden biri olduğu halde bunu yapmamış gibi görünerek mağdur olanlarla beraber ağlayan iki yüzlü, çıkarcı kişiler için.

Ḳuş daşa rasgeldi: Büyük bir rastlantı eseri olarak anlamında.

Ḳuş südı, can dermeni: Sofra mükellef bir sofraydı, sofranın hiçbir eksiği yoktu anlamında.

Kuş uçmaz, kolan göçmez: Çok uzak, ıssız bir yer anlamında.

Ḳutı ḳurımaḫ: Çok korkmak anlamında.

Ḳuyrığına gelmaḫ: İşin son fakat en zahmetli, en ustalık isteyen aşamasına gelmek anlamında.

Ḳuyrığınnan oyniy: Hatalı davranışlarda bulunarak, hatalı sözler söyleyerek, takılmaması gereken kişilere takılarak dengesizleşen, köpekçe hareketler yapan kişiler için.

Ḳuyrıḫlı yalan: Gerçek olmadığı ayan beyan belli olan yalan sözler için kullanıldığı gibi süslenerek akla büründürülmeye çalışılan ustaca söylenmiş yalanlar için de kullanılır.

Ḳuzılardan ḳırpıliy: Yaşına uygun olmayan gençlerle oturup kalkan, gezen yaşlı kişiler için.

Kâğıt yapmaḫ: Muska yazmak.

Kâr ḳudırdı, sermıyeyi batırdı: Bir işten zarar eden ve batan kişinin “Niçin böyle oldu?”diye soranlara kendi kendisiyle alay eder biçimde verdiği cevap.

Kâtıbı ḥürüf: Okuması yazması zayıf kişilerle alay etmek için.

Kéf bizim kéfimız, Ḥesan Ağiya ne: Bizim mutluluğumuz, eğlencemiz başkasını ilgilendirmez anlamında.

Kéfçilıgı öldırmaḫ: Mutluluğunu aşırı bir biçimde göstererek çevresini rahatsız eden kişiler için.

Kefın ḫırḫızı: Başkalarının dar zamanlarında onların bu durumlarından yararlanmakta hiç tereddüt etmeyecek kişiler için.

Kefın param olsın: Hiç param yok veya bundan başka param yok anlamında bir tür yemin.

Kelemen, ben bı işe gelemem: İşine gelmeyen, kendisini sıkıntıya ve masrafa sokacak işlere girişmek istemeyen kişiler tarafından kullanılır.

Kelle mı oldı: Bir türlü pişip sofraya gelemeyen, gelmekte geciken yemekler için.

Kellenin kéfi geldi, ağanın kéfi geldi: Ocakta kelle pişmeye yakın hale gelince tatlı bir sabırsızlık içine girmek anlamını taşıyan bu deyim, istenen sonuca ulaşılmaya yakın olduğunu anlayan ve tatlı bir sabır ve heyecan içinde bekleyen kişiler için kullanılır.

Kem ‘eyar: Kişiliği bozuk, verdiği sözde durmayan, her an hata yapmaya müsait, güven vermeyen kişiler için kullanılmakla beraber küçük çocuklara iltifat olarak da kullanılır.

Kemenin otı göziktı: İşin gerçekleşmesi, sonuçlanması için bir ümit ışığı belirdi anlamında.

Kemmın, bekle siye su geliy: Boş ümitlerle yaşamayı, bu yüzden yapacağı işleri hep ertelemeyi alışkanlık alışkanlık haline getirenlere söylenir.

Kepek yimış: Mecali ve dengesi yeterli olmadığı için yürürken veya koşarken sık sık düşen çocuklar için.

Kepir kesmaḫ: Bir yere kestirme bir yoldan gitmek.

Kermeli ilan: Kendi kendini gizlemeyi başaran yaşlı ve tehlikeli kişiler için.

Kesim kesmaḫ: Evlenme ritüellerinden biridir. Kız tarafının, oğlan tarafına kızı vermek için isteklerini, şartlarını bildirmek amacıyla göndereceği listeyi hazırlamak.

Kesmik alavı (ataşı) kimin: Çabuk parlayan fakat çabuk geçen öfkeler için.

Kestim çıḫtım: Bir işi, bir oyunu işine gelmediği için yarıda bırakan kişiler tarafından söylenir.

Kéşir saḫlamaḫ: Bildiğini merak uyandırmak amacıyla saklamak.

Keten köynegi: Değerli olması bakımından kendi türünün lezzetli ve pahalı olan fıstık ve incir cinsi.

Kifti kireç olmaḫ: Korkudan rengi atmak, sararmak.

Kifti leḥt olmaḫ: Yorgunluktan bitkin hale gelmek.

Kim itırdi, kim bula: Ortadan kaybolan, uzun süre ortalıkta görünmeyen kişiler için.

Kirmen’de ḫalı toḫıniy amma énine mı uzınına mı: Ustalığıyla veya aldığı eğitimle değil duyduklarıyla bir iş yapmaya çalışan ve başarısız olan kişiler için.

Kôr çıḫın: Her zaman cebinde veya yanında ihtiyaten para bulundurduğu halde bunu gizlemeyi başaran kişiler için.

Kôr ḳız mısan: Elinden hiçbir iş gelmeyen veya hiçbir işe girişmeye cesaret edemeyen kişiler için kullanıldığı gibi kabiliyetsiz anlamında da kullanılır.

Kôr kôra cırt démış: Kendi kusurunu görmeyip aynı kusuru bir başkasında görünce o kusuru diline dolayıp eğlenen kişiler için.

Kôr nenem bile bilir (yapar): Verilen cevabı, yapılan işi küçümsemek için.

Kôr paḳla: Değersiz veya defolu eşya anlamında.

Kôra fehem olmaḫ: Basireti bağlanmak, heyecan veya korkudan ne yapacağını, ne söyleyeceğini şaşırarak tepkisiz kalmak.

Kôra göre şaşı: Fazla kusurlu olanlara göre kusuru daha az olan kişiler veya yapılan işler anlamında.

Kôrı gözlendıriy: Görmeyenin görmesini sağlayarak karşı tarafa fırsat kazandırmak anlamında.

Kôrın eline degenek vériy: Görmeyenin görmesini sağlayarak karşı tarafa fırsat kazandırmak ve hamle şansı vermek anlamında.

Köki suda, véren ḫüda: Bolluk ve bereket anlamında.

Kölge yérin beḫtenizi: Çabuk yorulduğu için işe dayanamayan, nazik yetiştirildiği için nazlı ve alıngan olan kişiler için.

Köstegini ḳırmaḫ: Yürümeye geç başlayan çocukları yürütmek için, yarış kazanamayan atlar için bir totem yapmak anlamında.

Köşelerde ḳalmaḫ: Arayanı, soranı olmamak, yalnız kalmak anlamında.

Kövıne göre külliği: Yetiştiği ve yaşadığı yere uygun düşen kişiler, o yöreye uygun davranışlar ve gelenekler, kendi karakterine uygun konuşan kişiler için.

Kûs kûs gétmaḫ: İstediği sonucu alamadığı için bir yerden pis pis ayrılmak anlamında olup “kûs kûs” ikilemesiyle köpek istiaresi yapılmıştır. “kuyruğuna baka baka gitmek” deyimiyle aynı anlamı taşır.

Külḫanda yatiy, padşahın ḳızını dişinde göriy: Para ve konum bakımından müsait olmadığı halde büyük hayaller kuran kişiler için.

Küller başıya: Öl de kurtul anlamında olan bu deyim çaresiz veya çok kötü bir durumda kalan, bir skandala neden olan, skandalın ortasında kalan insanlara söylenir.

Küp uçıran: Çok yaman, her türlü hileyi yapmaya, her türlü yalanı söylemeye müsait kadınlar için kullanılır.

Kütoğlı ḥevuzı kimin: Musluk suyunun damla damla veya çok az akması durumuyla alay etmek için.

Lal étmaḫ: Canını acı sözlerle acıtarak veya ağzının payını vererek karşısındakini konuşamaz hale getirmek.

Lal olmaḫ: Canının acısından veya moralinin bozulmasından konuşamaz hale gelmek.

Lec yapmaḫ: Kendi ayıbını örtmek veya başkasını zor duruma düşürmek için oyun oynamak.

Lefır lefır étmaḫ: Büyük bir iştahla beklemek, sonu gelmez bir istekle aramak.

Leḥme leḥme ḳonışiy: Sinir bozacak ölçüde ağzını eğip bükerek iri yarı laflar etmek anlamında.

Lem elif la yé: Nihayet bitti bu iş anlamında.

Lö’öp yapmaḫ: Birini kandırmak için aldatıcı söz söylemek veya yanıltıcı davranışlarda bulunmak.

Mabal atmaḫ: Vebaline bırakmak, emanetini veya sözünü esirgemesi için bir tür yemin verdirmek.

Madar bégiri kimin: Gözü kapalı olarak gün boyu veya ömür boyu belli bir amaç gütmeden aynı davranışları tekrarlamak; aynı işin, aynı yerin, aynı sözün etrafında dönüp durmak.

Mahana gezmaḫ: Bahane aramak anlamında.

Mahaniya baḫmaḫ: Bir işten caymak için bahane aramak.

Mal bulmış meğrıbı: Her şeyden yoksun bir kişinin birçok nimetin ortasında kalması durumunda o nimetlerden yararlanma, onları alıp götürme için sergileyeceği panik hali anlamında.

Mecdiyi ottızdan mı saydiy: Bu işe fazla para mı harcadın, çok mu zarar ettin sanki ; bu üzüntün ve yakınman niye anlamında. (Mecidiye: 20 kuruş )

Meçmeçe sıfatlı: Yüzü küçük insanları betimlemek için. (Meçmeçe: İlaç kaşığı )

Me’de degil ce’de: Her yemeği tadına tuzuna aldırmadan oburca atıştıran insanlar için.

Medine fıḳarası: Herhangi bir yerde ip gibi sırayla dizilmiş insanlar için.

Meḥkemede dayısı var: Birilerine güveniyor diye dilediği her şeyi yapıyor, şımarıklığı bitmiyor, herkesi kendi kaprislerine alet ediyor anlamında.

Meḥkemey ḳalabalıḫ olır: O kadar çok insana haksızlık yaptın ki onların hakkını ödemeye kalkarsan ödeyemezsin, bu yüzden ahretteki helalleşmen epey zaman alacak, onlarla çok uğraşmak zorunda kalacaksın anlamında.

Meḥle şenigi: Mahalle halkından olan, aynı mahallede oturanların her biri anlamında.

Méligin Eyvanı kimin: Rüzgâr alan yerler için.

Meḫsedı ḥemamda çimmaḫ degil, dellegi dögmaḫ: Asıl amacını gizleyerek kötü niyetini uygulamaya çalışan ve bu uygulama için sudan bahaneler üretenler için.

Mesebi (Mezhebi) géniş: Ahlaki konulara, namusa veya toplumun inanç değerlerine, geleneklerine duyarsız kalan kişiler için.

Metelige ḳırḫ taḳla atmaḫ: En küçük bir çıkar için aklınıza gelecek her türlü şaklabanlığı yapan kişiliksiz biridir anlamında.

Metḫelıl’de dilenir, Ḥesanpaşa’da zekât vérir: Yaptıkları birbirini tutmadığı için insanları şaşırtan veya başkasının parasıyla geçindiği halde etrafa cömert görünmeye çalışan kişiler için.

Méti ḳaḫmaḫ: Ölmek, cenazesi kalkmak.

Mığal almaḫ: Semeresini görmek, yetiştirdiği bağ bahçenin meyvasını yemek, gelirinden geçinmek, büyütüp beslediği evladın hayrını görmek anlamlarında.

Mılla ‘Eli Tetırbesi’nden yol çıḫmaz: Bu işin çıkar yolu bu yol değil, farkında olmadan işi çıkmaza sürüklüyorsunuz anlamında bir uyarı sözü olduğu gibi bu işi çözecek adam bu adam değil anlamında da kullanılar.

Mırad’a gétsem, Mırat ḳurır: Kişinin kendi şanssızlığını belirtmek için.

Mıraz véren ḫüda: Allah’ın muradı olursa olmaz dediğimiz şeyler de olur. Yeter ki iyi niyetle iste anlamında kullanıldığı gibi oğlan çocuğu uzun süre olmayan, olması için her çareye başvuran ailelerin oğlan çocuklarının doğup büyüdükten sonra hayırsız olması durumunda birilerinin “Allah elbette kullarının muratlarını yerine getirir, kula düşen görev hayırlısını istemektir. İstediler ama hayırlısı olsun demediler” anlamında da kullanılır.

Mıraz vérmiyen ziyarat: Hem yeteneksiz hem de iş görmekten kaçınan, dolayısıyla çevresine faydası olmayan kişiler için.

Münüs mütüḥ olmaḫ: Cana yakınlığıyla ve gelin gittiği evdeki kurallara gösterdiği uyumla kendini ve çevresini mutlu etmek anlamında.

Mürdı mülevves olmaḫ: Beceriksizlik veya kasıt yüzünden bir işin veya yemeğin düzeltilemeyecek ölçüde berbat olması anlamında.

Müsırmana gâvur eziyeti: İnsanlara yapamayacakları işleri yüklemek ve yapamadıkları için zulmetmek.

Mütüḥ olmaḫ: Gelin gittiği evdeki kurallara uyarak uyumlu bir yaşam sürdürmek, kendini ve çevresini mutlu etmek anlamında.

Naḫırçı ekmegi kimin: Her kapıdan toplanmış, çeşit çeşit anlamında.

Naḳış taḫtası: Teneşir tahtası anlamında.

Nalına mıḫına vurmaḫ: Kimseyi kızdırmamak, itici olmamak için konuyu yuvarlak laflarla geçiştirmek anlamında.

Naliy mıḫiy Germıç Dağı’nda ḳala: Benden uzak ol, başına her türlü bela gelsin de ölün, dirin kaybolsun anlamında bir beddua.

Nallı ḳatır: Ayakkabısında nalçalar veya takunyaları nedeniyle yürürken fazla gürültü yapan kişiler için.

Nammıs taḳası: Urfa’nın Gaziantep eski yolundaki Akabe Boğazı mevkiinde bulunan küçük kaya oyuğu olup gençler arasında gurbete gidenlerin namuslarını bıraktıkları, memlekete dönüşte de geri aldıkları yer.

Nammısa boğılmaḫ: Utandığı için ses çıkarmamak, itiraz etmemek.

Nammısı olana çoḫ bile: Kanaat eden kişi için bu kadarının yeterli olduğunu ama kanaat etmeyen kişiye ise ne kadar olsa yetmeyeceğini anlatmak için.

Nana müḥtaç: Ekmeğe muhtaç, yoksul anlamında.

Nar dér, nardan démez: Çok inatçıdır, dediği sözden geri adım atmaz anlamında.

Ne aşındayıḫ ne işinde (ekmeginde): Kimsenin ekmeğiyle, işiyle uğraşmak bize düşmez anlamında.

Ne atiy nallamış péşimize düşmüşsen: Bizden ne istiyorsun, bize ne garezin var ki peşimizi bırakmıyor ve hep bizimle uğraşıyorsun anlamında.

Ne baliy ne belay: Senin bana yapacağın iyilik, senin bana vereceğin kötülüğün yanında çok küçük kalır, benden uzak dur anlamında.

Ne biye ne siye: Ne sen yararlan ne de ben yararlanayım anlamında.

Ne defé ne zurné: Hiçbir hayra, hiçbir şerre yanaşmayan kişiler için.

Ne ‘İsa’ya yaradıḫ, ne Musa’ya: Bir iş yaptık ama kimseye yaranamadık anlamında.

Ne istiysen baciydan, baciy öliy acından: Sen ondan bir şeyler bekliyorsun ama onun sana verecek bir şeyi yok ki, onun durumu senden beter anlamında.

Ne ḳeder ḫoşsan, adam seni dürmigine ḳoya: Kendi çıkarı için başkasını kandırmaya çalışan insanlara söylenir.

Ne kül ḳoyım başıma: Olumsuz bir durum karşısında çaresizliği belirtmek için.

Ne’neli mal: Çabuk alınan, küsen kişiler için.

Ne nenni ne hoppı, ḳaldır ḳaldır yére vur: Ne dinlenmekten ne eğlenmekten ne de gezmeden anlayan biri ancak dayak harcıdır anlamında.

Ne siye ne biye: Ne sana kalsın ne bana anlamında.

Ne üçte alacağım var ne béşte, sen vérecağiy vér: Bana olan borcun için vade vermeye kalkışma, borcunun ne kadar olduğu da benim için önemli değil, ne kadar paran varsa çıkar ver, o kadarına da razıyım anlamında.

Ne ‘üm déyi ne güm déyi: Olanlara, söylenenlere karşı evet demiyen, öfkelenip kavga etmeyen, tepkisiz kalan kişiler için.

Nérde tumbıltı, orda bulıntı: Nerde bir düğün, eğlence, ziyafet varsa çağrılmasa bile orada hazır bulunan kişiler için.

Neyim varsa avcuma ḳoy: Ne suçum varsa çekinmeden söyle anlamında.

Neyimiz ḫaḫa benziy: Kendi ailesinin veya arkadaşlarının davranış veya durumlarından yakınan kişiler tarafından söylenir.

Nikeḥiye mı zerar gelir: Sana ne zararı olacak ki, yapsan ölür müsün, bu iyiliği yap anlamında.

Nikkil vurmaḫ: Başkaları için yaptığı işten pay koparmaya, yaşamını para vermeden sürdürmeye, yaptığı alışverişte fazladan bir şeyler koparmaya çalışmak.

Nişe bulamacı kimin: Halsizliği ve yorgunluğu anlatmak için.

Niye ḳar yağa ki niye elim üşiye: Niye ben bu hallere düştüm de niye bu değersiz, kıymet ve vefa bilmeyen insanlara muhtaç oldum, anlamında

Niyeti ḥemamda çimmaḫ degil dellegi dögmaḫ: Asıl amacını gizleyerek kötü niyetini uygulamaya çalışan ve bu uygulama için sudan bahaneler üretenler için.

Niyeti éyyi, ‘emeli pozıḫ: Bütün iyi niyetine karşın yaptığı işi beceremeyen, ters yapan, suçlu duruma düşen kişiler için.

Nızanım, reḥet canım: Bilmiyorum, diyerek bir işi yapmaktan kurtulmaya, kaytarmaya çalışan kişiler tarafından söylenir.

Nügi daşı kimin: Hem yenen yemeğin boğazda kaldığını anlatmak için hem de söylenen sözün ağırlığını ve bıraktığı etkiyi, yaptığı yıkımı anlatmak için kullanılır.

O madarın bégiri degilsen ki: Sen bu işi becerebilecek, bu sorumluluğu üstlenecek biri değilsin ki sana güvenelim anlamında.

O zaman siye bi ḥuḳḳa ḳına gönderrem: Dediklerin gerçekleşir de ben o durumlara düşersem sen de o zaman göndereceğim kınayı büyük bir sevinçle istediğin yerine sürersin anlamında.

Odınını çininde götırmaḫ: Bilerek veya bilmeyerek günah işlemek ve cehennem ateşinde yanmaya mahkûm olmak.

Odır bıdır: O günden beri, o olaydan sonra anlamında.

Olmamış uşağa tuman tikiy: Hayal kurmakla meşgul anlamında.

Orta paḳlası: Kendi kendini göstermek için sürekli ortalıkta dolaşan kişiler için.

Ortiya atılmaḫ: Cesaret ederek ortaya çıkmak, gönüllü olmak anlamına geldiği gibi bir konunun açılması anlamında da kullanılır.

Otırır şadı kimin, émréder ḳadı kimin: Konumunu, haddini bilmeyerek sağa sola emretmeye kalkışmak, herkesi hizmetinde sanmak.

Ottız iki dişe saz çaldırmaḫ: Çok soğuk bir içecek nedeniyle dişleri sızlamak.

Ottız iki dişini göstertmaḫ: Sevindiğini gizlememek anlamında.

‘Öb seḥebi tirintaz: Her türlü oyunu oynamaya, her numarayı çevirmeye yatkın kişiler için.

‘Öcik çıḫatmaḫ: Bahane uydurmak, işi yapmamak veya işin bitmesini engellemek için mazeret üretmek anlamında.

‘Öcine girmaḫ: Bahse tutuşmak, iddiaya girmek anlamında.

Ögden ḳapiy, arḫadan tepiy: Eşek benzetmesi üzerine kurulmuş bir deyimdir. Ağzıyla yerken, arka ayağıyla sağı solu tekmeleriyle, kötülükleriyle rahatsız eden kişiler için.

Ögıdını anadan almış: Kendini akıllı sanan, kimseden akıl almaya yanaşmayan kişiler için.

Öginde durmaḫ: Talip olduğu gelinlik çağa gelmiş bir kızın başkalarına verilmesini engellemek, kızın ve taliplinin ailesini tehdit etmek.

Ögine pabıcı tikti: Öyle şeyler söyledi, öyle şeyler yaptı ki karşısındakini şaşkına çevirdi, onun ümitlerini bitirdi anlamında.

Ögiy tetirbe mı çıḫtı: Ne oldu, niye vazgeçtin; yanlış yola saptın, saptığının yeni mi farkına vardın anlamında.

Ölen benmişem: Sonunda asıl zarar görenin kendisi olduğunu söylemek veya itiraf etmek.

Ölıler zannédiy, diriler her gün ḥevla yi: Tok kişi aç kişinin halinden anlamaz da aç kişiler de tok kişilerin her zaman refah içinde yaşadıklarını sanırlar anlamında.

Öliyı yiye yiye diriye başlamaḫ: Yaptığı kötülüklerin cezasını çekmediği, cezalandırılmadığı için kötülüğün boyutlarını kötülük yapmaması gereken yakınlarına kadar genişletmek.

Ölme éşşeğim yaz geliy, çarşiya pivaz geliy: Beklemekten bıkan veya ümidini kesen kişiler tarafından söylendiği gibi beklemekten vazgeçmeyen kişilere de söylenir.

Ölmış éşşek geziy ki nalını çeke: Eli darda olan kişilerin mallarını ucuza kapatmak için fırsat kollayan kişiler için kullanıldığı gibi her felaketten bir çıkar arayan kişiler için de kullanılır.

Ölmişem ağliyanım yoḫ: Başına nelerin geldiğini sonradan fark eden kişiler tarafından söylenir.

Pabıcının teki bırda ḳalmış zankim: Bir yere sürekli gelen ve oradakilerin bu yüzden hoşuna gitmeyen kişilerin durumlarını anlatmak için.

Pabıcı ögine tikmaḫ: Çaresiz ve ümitsiz bırakmak anlamında.

Paḳla kesadı: İş alanlarının az olması nedeniyle işsizliğin çok olduğu zamanlar ve yerler için.

Paḳlava kimin ḳonışmış: Benim işime gelen, hoşuma giden biçimde konuşmuş anlamında bir benzetme.

Pampal pişo: Beyaz ve tombul çocuklar için.

Para vérmaḫ, can vérmaḫ: Para vermektense canını vermeyi yeğlemek anlamında.

Paramı él aliy, dumanımı yél aliy: O kadar uğraşmama rağmen elimde kalan bir şey yok; ne kâr ettiğim belli ne zarar ettiğim belli anlamında.

Parça göstertmaḫ: Yapacağı kötülükleri, uygulayacağı planları hissettiren hareketler yapmak, sözler söylemek anlamında.

Parça pırtik olmaḫ: Küçücük ve düzensiz parçalara ayrılmak anlamında.

Parpara ḳubbesi: Süslü, takılı, iyi giyimli ve kurumlu kişiler için.

Patpat kimin açılmış: Vücudu kaplayan yara berenin veya çok iyi pişmiş kıyma kebabın durumunu anlatmak için.

Pehle ḳurmaḫ: Dengi olmayan biriyle mücadele etmek anlamında.

Pel pel baḫmaḫ: Boş ve manasız gözlerle bakmak.

Pepe ḥemmi, yuḫı nenni: Yemeğimi verin de uyuyayım anlamında olup tembel insanlar için kullanılır.

Perk basmaḫ: Dediğinde ve tutumunda ısrar etmek anlamında.

Péste beklemaḫ: İyi bir zamanlama yaparak fırsat kollamak.

Pıçaḫ gétti, ustıra geldi: Eskiden zaten sinirli ve hırçındı, oradan geldiğinde daha sinirli, daha hırçın hale geldiğini gördük anlamında.

Pıçaḫ sapı kimin elde ḳaldı: Suçu kendisi işlemediği halde suç üzerinde kalan kişiler için.

Picı babasına ḳeder sormaḫ: Akla gelmeyecek sorularla karşısındakini canından bezdirmek.

Pırçiklı kimin yérden çıḫmadı ya: Elbette bu adamın da bir anası, babası, bir sahibi var anlamında.

Pisigin boynına ciger asiy: Bir malın emanet edilmemesi gereken kişilere emanet edildiğini anlatmak için.

Pisik ‘erzeleden düştı, dédi bee’: Mekâna, zamana, toplumda bulunanlara aldırış etmeden patavatsızca konuşanlar için.

Pişo pişo étmaḫ: Birini hoş tutarak, birine iltifat ederek kandırmaya çalışmak.

Postalını çütlemaḫ: İçinden misafirinin bir an önce gitmesini geçirmek veya misafire aksi davranarak, aksi sözler söyleyerek bir an önce misafirin gitmesine neden olmak anlamında.

Postı deldirmaḫ: Yaralanarak ölmek anlamında kullanıldığı gibi adı kötüye çıkmak anlamında da kullanılır.

Postı sermaḫ: Müsait gördüğü bir yerde konaklamak ve orada sürekli olarak orada kalmaya karar vermek anlamında.

Puç tutmaḫ: Yok saymak.

Rafa seḥen mı düzecaḫsan: Belli bir yaşa geldikten sonra dünya malına meyil veren, para kazanma hırsı taşıyan kişilere söylenir.

Rayına bıraḫmaḫ: Bir seçimi kişinin özgür iradesine bırakmak.

Re’bil almaḫ: Kaparo almak anlamında.

Reḥet battı gendine: Rahat durmayan, macera arayanlar için.

Renk étmaḫ: Şamata çıkarmak anlamında.

Rezzilliḫ ‘eba ‘eba: Gereğinden fazla rezil duruma düştük anlamında.

Rik bağlamaḫ: Düşmanlık beslemek, kin gütmek anlamında.

Rostar çekmaḫ: Dayak atmak anlamında.

Saca gét gel, idara ét: Birilerini oyalamak için herhangi bir sonuca varmadan durumu idare etme anlamında bir tavsiye.

Saç öpımı: Evlenme ritüellerinden biridir. Oğlan tarafı kızı ister, kız tarafı bu isteğe rıza gösterir. Şartlarda anlaşılır. Bunun üzerine oğlan tarafının kadınları, kızları çok yakın akraba ve komşularla birlikte kız evini hediyelerle ziyaret eder. Kız evi de kendi olanakları ölçüsünde ikramlarda bulunur. Amaç iki tarafın yakınlaşması ve kaynaşmasıdır.

Saçı uzın, ‘eḳlı ḳıssa: Yüzyılların getirdiği bir anlayışla mantık tarafı zayıf, duygusal tarafı güçlü kadın cinsiyetli anlamında.

Saçlı şıḫa mürit olmış: Evlenmiş, evine bağlanmış, hanımının isteklerini yerine getiren, sağda solda dolaşmak yerine evine gitmeyi tercih eden kişilere bekârlık arkadaşlarının yaptığı yakıştırma.

Sada neşe: Her sözü, her hareketi hoşa giden, güldüren kişilere yapılan yakıştırma.

Saḳḳavı olmaḫ: Böbrekleri üşüterek sık sık abdeste çıkmak anlamında.

Saḳḳızı uzın: Sözü bitmeyen, hep konuşan kişiler için.

Sal ḳeyirmez: Umursamaz, olanlardan etkilenmez, kimsenin derdiyle dertlenmez, gamsız gibi anlamları vardır.

Sallaḫana mı bıra: Toplumu veya kişiyi rahatsız eden kişilere söylenir. “Sallaḫana” hayvan kesme ve yüzme yeridir. Bu yüzden orada köpek bol olur. Bu sözü söyleyen kişi, kendisini veya çevresini rahatsız eden kişiye “Burada köpeklerin işi yok, köpeklik etme” anlamında hem hakarette hem de uyarıda bulunmaktadır.

Saman seniy degilse samanIIḫ da mı seniy degil: Onların başına gelen felaket veya felaketlere sakın sevinme, farkında değilsin ama asıl zararı sen görüyorsun anlamında.

Sanda banda: Bir yörenin kaba saba, görgüsüz insanları için.

Sarı ‘ekrap: Etrafına şer ve tehlike saçan, her an kötülük yapmak için fırsat kollayan kişiler için.

Savuḫ nesne: Sevimsiz kişiler, soğuk nükte yapanlar için.

Sebbeḥın zottiği: Günün en erken saatleri anlamında.

Sebep olan kebap ola: Başımıza bu işi getirenler ateşlerde yansın anlamında.

Seḥen aştan sıccaḫ degil: Onlar kendi dertlerine yanmıyorlarsa bizim o dert için yanmamızın, onlardan fazla çabalamamızın ne anlamı var, bize ne oluyor anlamında.

Seḥeniy dolı gidip boş mı geldi: Bana bir iyilik yaptın mı şimdiye kadar, yaptığın iyilik varsa hangisinin karşılığını vermedim, bedelini ödemedim anlamında.

Seḳḳel öpımı: Evlenme ritüellerinden biridir. Oğlan evi kızı ister, kız evi bu isteği kabul eder. Şartlarda anlaşma sağlanır. Haftanın herhangi bir günü yatsı namazından sonra oğlan tarafının erkekleri hediyelerle kız evinin erkeklerini ziyarete gider. Kız evi misafirlere çiğ köfte, tatlı, meyva ikram eder. Çaylar, kahveler içilir. Amaç iki tarafın erkeklerinin tanışması, yakınlaşması ve kaynaşmasıdır.

Seḳḳelden ḳopadıp buyığa yapıştıriyıḫ: Ayıplarımızı, eksiklerimizi kendi çabamız ve kendi imkânlarımız ölçüsünde gidermeye çalışıyoruz anlamında.

Seḳḳele göre daraḫ vurmaḫ: Her konuştuğu kişiyle o kişinin özelliklerini bilerek onun hoşuna giden sözler söylemek anlamında.

Seḳḳeli ele vérmaḫ: Karar verme erkini başkasına kaptırmak anlamında.

Seḳḳelimıze soğan dorğiy: Usulen veya alay etmek, küçğmsemek için yardım veya iş teklifinde bulunmak.

Seḳḳelli yétim (öksız): Bakıma muhtaç yaşlılar için.

Selamını egri mı aliy: Sana karşı ne kusuru oldu ki anlamında.

Selamiy egri vér de gör: Sen iyi olduğun, iyi davrandığın için onlar da sana iyi davranıyor. Hele bir küçük hata yap da onların senin başına neler getireceğini görürsün.

Selası oḫınmaḫ: Ölmek anlamında.

Selede bi ekmek; yisem ḳurtılır, yimesem ḳarnım aç ḳalır: Maddi sıkıntı çeken kişilerin açlıkla yokluk arasındaki çaresizliğini anlatmak için.

Sellum selamat: İki ayağından, iki kolundan tutarak fırlatmak anlamında.

Sen sağ, ben selamat: Senin canın sağ olsun, benim de başım selamette olsun, bundan böyle herkes kendi işine baksın, kendi yoluna gitsin anlamında.

Sen siye gel: Kendine hakim ol, kendine gel anlamlarında.

Senden iraḫ, ḳezadan beladan iraḫ: Seninle birlikte olduğum zamanlar başım kazadan, beladan kurtulmuyor, bu yüzden senden uzak durmakta yarar var anlamında.

Seninki sende, benimki bende (kalsın): Şu andan itibaren seninle olan her türlü ilişkimi kesiyorum anlamında.

Seniy derdiy çeken ne ḳerir ne ḳocalır: Senin kahır çektirdiğin kişiler senin kahrından genç yaşta öleceği için o zavallılar asla yaşlanmazlar anlamında.

Serçe nola, budı (eti budı) nola: Kapasitesiz kişilerden bir hayır umanlara, maddi durumu fazla iyi olmayanlardan bir yardım bekleyenlere söylenir.

Serf géçmaḫ: Dalgınlıkla bir konuyu atlamak anlamında.

Sermiyesine kurış mı saydiy: Bu işte ne hiç emeğin veya paran yok, bu kadar hırs niye anlamında.

Sesi ḳarnına düştı: Sesi soluğu kesildi anlamında.

Sıccaḫ aḫır, sallama yém: Yatacak sıcak bir ortam, hazır yiyecek anlamında olup çalışmayı sevmeyen kişilere söylenir.

Sıçan deligi aramaḫ: Haksızlığı ortaya çıkınca korkusundan veya utancından gizlenecek bir yer bulamamak anlamında.

Sıfat sallamaḫ: Somurtmak, suratını asmak anlamında.

Sıfatı meḥkeme divarı: Yüzü sürekli asık olan, hiç gülmeyen kişiler için.

Sıtarası yaramış: Bir defa şansı yürümüş, adı iyiye çıkmış, göze girmiş kişiler için.

Sıyrıḫ üzlı: Utanma duygusu olmayan kişiler için.

Sildim sıpırdım, ḥüttı geldi otırdı: Evi tertemiz yaptım, birileri gelip oturunca bütün emeklerim boşa gitti anlamında bir deyim olup yine Urfa’da cevabı ”mangal” olan bir bilmecedir.

Sine sine geziy, sinegin barğını eziy: Kendinden bir şey umulmadığı halde gizliden çok şey beceren kişiler için.

Sinek Yaylası mibarek: Oturduğu evin küçüklüğüyle alay eden kişiler tarafından söylenir.

Sinekten söz aliy: Dedikoduya meraklı, kulağı dedikoduya açık kişiler için.

Sini sürmaḫ: Evlenme ve sünnet törenlerinde töreni düzenleyen kişilere onun yükünü azaltacak hediyeler vermek anlamında.

Sirı perk: Sırrını kimseyle paylaşmayan kişiler için.

Siye bişmişse biye savumış: Bu iş seni doğrudan ilgilendirdiği halde işin seni ilgilendirmediğini söylüyorsan beni hiç mi hiç ilgilendirmez.

Siye selam déyen ‘eleykimi zerar éder: Seninle oturup kalkan, alışveriş eden kişi her zaman zarardadır, senden uzak durmak gerekir anlamında.

Sız emrédın, ben ceviz ḳabığına girim: Siz yeter ki isteyin, sizin için her şeyi yaparım anlamında olup kendisinden zor bir iş yapması istenen kişinin iş buyuran kişi veya kişilerle alay etmek için kullandığı bir deyimdir.

Sizde yiyaḫ içaḫ, bizde gülaḫ oyniyaḫ: Ben masrafa gelemem, masrafı sen yap, masrafsız olan kısmı ben yaparım anlamında.

Sizden iraḫ; ḳedadan, beladan iraḫ: Sizinle beraber olduğumda beladan yakamı kurtaramıyorum, sizden uzak durursam kötülüklerden yakamı kurtarırım anlamında.

Sonını saymaḫ: Sonunda olacakların hesabını yaparak hareket etmek anlamında.

Soran anamızı soriy, babamızı soran yoḫ: İşi her düşen bize gelip iş buyuruyor, bir işi yapma görevi yüklüyor, getir biz senin işini yapalım, senin için biz yorulalım diyen yok anlamında.

Soydan soytarı çıḫtı: Çok asil bir ailenin yaptığı her hareketle, söylediği her sözle gülünç duruma düşen çocuğunu anlatmak için.

Soyḫay ḳala: Ölesin, şahsi eşyaların kapanın elinde kala anlamındaki bir beddua.

Sögit kölgesi: Bedavadan vakit geçirilen yer anlamında.

Söle söle bi söz, yuvala yuvala bi ḳoz: Günlerdir, aylardır aynı konuda aynı sözleri söyleyip duruyoruz, artık bıkkınlık geldi anlamında.

Sölesem faş olıram, sölemesem daş olıram: Söylesem rezil olurum, söylemesem içime sığmaz, çaresizim anlamında.

Söliyen gétti: Madem sözümü tutmuyorsunuz, ısrarla yanlış anlıyor ve bana tepki gösteriyorsunuz, kendimi bunları söylememiş sayıyor, bu düşünceden vazgeçiyorum anlamında.

Sözı ḳoz aynamaḫ: Sözü bilerek veya bilmeyerek yanlış anlamak anlamında.

Sözımıze söz, elimize ḳoz: Her konuştukça, bize cevap vermeye kalkıştıkça batıyor, farkında olmadan bize koz veriyor anlamında.

Su aḫiy, deli baḫiy: Eline geçen imkân ve fırsatları değerlendirmeyi aklına bile getirmeyen kişiler için.

Su Bedir’in, ekmek Ḫıdır’ın, yiyin ḳudırın: Yiyeceği, içeceği ve diğer masrafları başkası tarafından sağlanan ve keyfince yaşayan kişilere söylenir.

Subat ḳerisi: Çocukları korkutmak için uydurulan hayali ve çirkin yaratık.

Suḫra savmaḫ: Baştan savma iş yapmak anlamında.

Sulaḫ yérde böyimiş: Uzun ve oldukça gelişmiş bir cüsseye sahip olanlar için.

Süd yangını: Cüsse olarak gelişmemiş, cılız kalmış çocuklar ve gençler için.

Südı sümigi mırdar: Her an, her yerde kendisinden kötülük beklenen kişiler için.

Südlı çanağı kimin düzılmaḫ: Yan yana sıralanmış kişileri betimlemek için.

Sümigi sürme olmış: Ölümünün üzerinden çok zaman geçmiş anlamında.

Sümiginin içinde iligi mırdar: Zarar verme, onun bütün vücuduna hatta iliklerine kadar işlemiş bir özelliktir anlamında.

Sümiginin içinde iliğini somırmaḫ: Bir kişinin bütün varlığını, servetini ele geçirmek.

Sürme çekim dérken gözımızı çıḫadacaḫ: İyilik yapmak, yardım etmek niyetiyle yaklaşıp daha önceki bir hesabın intikamını almaya çalışan kişiler için.

Şah budağın bağı var; üzımı yoḫ, yarpağı var: Gösterişi olan fakat bir verimi, bir faydası olmayan işler ve kişiler için.

Şapşaḫ (Şamşaḫ) atmaḫ: Bir işi yapması için birilerinin ağzına bir parmak bal çalmak, vaatlerde bulunmak anlamında.

Şaş şaş déyecağıya kôr dé, bitsin: Diyeceğin sözü eğip büğüp bize oyun oynama, dümdüz söyle sözü; hem bizi hem kendini kurtar anlamında.

Şatır olmış: Ustalaşan kişiler için kullanıldığı gibi yapılan şakalara alışarak karşılık vermeye başlayan, şakalara eskisi gibi kızmayan kişiler için de kullanılır.

Şer satıyam, aliy mısan: Birilerini kendisiyle kavga etmesi için kışkırtmak.

Şertine girmaḫ: Bahse girmek, iddialaşmak.

Şeşi beş görmaḫ: Girdiği şok nedeniyle görüntüyü yanlış algılamak.

Şéytana pabıç tikiy: Aşırı derecede zeki olduğu halde zekâsını sürekli kötü işlerle yoran kişiler için.

Şıḫlığa düşmaḫ: Trans hale gelerek, kendinden geçerek bağırıp çağırarak bayılmak.

Şırlop yimaḫ: Bir eşyayı, bir mekânı, bir miktar parayı, bir yiyeceği karşılığını vermeden almak anlamında.

Şom ağızlı: Uğursuz sözler söyleyen, kötü hayallerini dile getiren kişiler için.

Şöriğini aḫıtmaḫ: İştahından ötürü salyalarını akıtmak.

Şumbılo şirketi: Girdisi, çıktısı; gireni çıkanı belli olmayan işyerleri için, ne iş yaptığı belli olmayan insanların oluşturdukları topluluklar için, uydurma ortaklıklar için, bazı insanların birileriyle yaptığı ortaklıkla alay etmek için.

Taḫta çuvaldız, ne itiren mereḳ éder ne bulan sevinir: Değersiz ve işe yaramayan insanların ortalıkta görünmemesi durumunda söylenir.

Taḫta ḳanat ḳalmaḫ: Bütün yakınlarını, koruyucularını kaybederek sahipsiz kalmak anlamında.

Taḫtası mıḫ götırdı: Nihayet aklına yattı, ona mantıklı görünmeye başladı , işin inceliğini yeni yeni kavramaya başladı, aklı başına geldi anlamlarında bir rahatlama sözüdür.

Taḳḳıl ḥenek: Şakacı kişiler için.

Tapı ḳılmaḫ: Oturduğu yerde uyuklamak.

Tarıf bırınlı: Kanatları geniş bir burna sahip olan kişilerle alay etmek için.

Tası sehene vurmaḫ: Evlenmek istediği için baba evinde huzursuzluk çıkarmak anlamında.

Tatı tatı yérimaḫ: Bir bebek gibi yavaş yavaş yürümek anlamında kullanıldığı gibi ağır aksak yürüyen, randıman tutmayan işlerin durumunu anlatmak için de kullanılır.

Tavığı çüt yımırtlamaḫ: Her zaman şanslı olmak.

Tavığı germeçte ḳuzlamaḫ: Bir anlamıyla şanslı, bir anlamıyla şanssız olmak.

Tay olmaḫ: Boy ölçüşmek, rekabete girmek, yarışmak anlamında.

Teḥsı neḫs olmaḫ: Bir hastalık nedeniyle aşırı zayıflamak, yüz renginde değişim yaşamak anlamında.

Tél tay étmaḫ: Toparlamak.

Téline toḫanmaḫ: En kızdığı, en üzüldüğü, en alındığı konudan söz etmek anlamında.

Tengi terezı, lıḳlıḳı mazı: Her şeyin bir zamanı var, olanlar mazide kaldı, geçmişte olanlarla yaşanmaz, artık geleceğe bakmak lazım anlamında.

Teppesine binmaḫ: Cezasını vermek, dövmek, işkence yapmak anlamlarında.

Teppesine çıḫmaḫ: Aldığı tavizler sonucu eziyetini arttırarak karşısındakini canından bezdirmek anlamında.

Terezı, oldı birezı: Yazın doğduğuna inanılan bir yıldız kümesi olup doğduğunda kavun, karpuz, incir, üzüm, nar gibi yaz meyvaların olgunlaşmaya başladığı söylenir. Deyim olarak bitmeye yüz tutan, sonuç alınmaya yakın işler için kullanılır.

Teşḳele yapmaḫ: Kandırmak amacıyla plan hazırlamak anlamında.

Teşri’am olmaḫ: Yaptığı bir yanlışla, söylediği bir sözle dile düşerek topluma rezil olmak anlamında.

Tezze cab, tezze naḫır: Başarısız sonuçlanan bir işi unutarak yeni şartlarla yeni bir yerde başka bir girişimde bulunan kişiler ve işler için.

Tıḳı çıḫmadı: Hiç itiraz etmedi anlamında.

Tırro da bı tırro, Ḥeçkâmullardan ḳız ıstiy: Masrafa gelemediği halde masraflı işlere kalkan kişiler için.

Tızzige ḳaḫmaḫ: Öfkelenmek anlamında.

Tığı teber, şah-ı merdan: Yiğit, civanmert anlamına geldiği gibi kanlı bıçaklı olanların hepsinin birbirinden yaman olduğunu belirtmek için kullanılır. Bir defalığına şık giyinen, takıp takıştıran kişilerin görünümünü betimlemek için de kullanıldığına rastlanmıştır.

Tilki gendi sığdı, ḳuyrığındaḫki tenke ḳaldı: Kendisi rica minnet, zor şartlarla bir yere kabul edilen bir kişinin o yere arkasındaki birini de sokmaya çalışan ve açıkgöz geçinen kişiler için.

Tilkiye démişler, tavuḫ yayimisan; ne dédiyiz de yapmadım, démış: Bazı kişiler kendilerine ömür boyu kurdukları hayalin gerçekleşmesine ilişkin bir teklif geldiğinde şoka girer; sevinçten sadece ben her zaman emrinize hazırım demekle yetinir.

Toḫımlıḫ mı bésliyıḫ: Ekmeğimizi yediği, sırtımızdan geçindiği halde bize hiçbir katkısı, emeği olmayan kişilere duyulan öfkeyi anlatmak için.

Toppal ḳarınçanın kôr ḳavumı çıḫtı: Özürlü birine, başka bir özürlünün arka çıkması durumunu anlatır.

Tortop olmaḫ: Üşüme veya korkma sonucu ayaklarını karna çekerek, başı göğse indirerek pozisyon almak anlamında.

Tospağa, ḳurbağa gelirse ḳorḫma ha: İkiniz de aynı özellikleri taşıdığınıza göre ikinizin de birbirinize söyleyecek lafınız olmamalı anlamında.

Toydım şaştım, kôrdım düştım: Gençtim, acemiydim, şaşkınlıktan ne yaptığımı bilemedim; gözüm sanki kördü o zaman tehlikenin farkına varmadım, olan oldu anlamında.

Tut kelin kekilinden: Söylediği sözlerde herhangi bir mantıksal taraf bulunmayan kişilerin sözleri için kullanıldığı gibi içinden çıkılamayan karmaşık işler için de kullanılır.

Tüḥpe çiçeği: Kendi kendini bir şeyler sayarak ağıra satmaya çalışan, hakkı olmadığı şeyleri isteyen kişilerle alay etmek için.

Tükrige boğmaḫ: Herkesin nefretini bir kişiye yöneltmek anlamında.

Tükrik ḳurıtmaḫ: Karşısındakilerin ustalığı veya kendisinin haksızlığı nedeniyle yutkunup durmak, konuşmaya cesaret edememek.

Türlı oyın baz seḥebi: Her zaman ayrı bir hile yaparak insanları kandırmayı başaran, bu yüzden toplumca makbul olmayan kişiler için.

Ucı degmaḫ: Bu işin bir tarafı bize de ulaşıyor, o adam uzaktan da olsa akrabam olduğu için onun hakkında söylenenler beni de etkiliyor, bu alışverişten uğranacak zarar beni de etkiliyor anlamlarında.

Ucı toḫanmaḫ: Bu işin bir tarafı bize de ulaşıyor, o adam uzaktan da olsa akrabam olduğu için onun hakkında söylenenler beni de etkiliyor, bu alışverişten uğranacak zarar beni de etkiliyor anlamlarında.

Ucında bi kertik daha var: Elindekilerle yetinmeyip daha fazlasını isteyenlere, “Daha yok mu?” diyenlerle alay etmek için.

‘Uda boğılmaḫ: Bir işi istemeye istemeye sadece birilerinden utandığı için yapmak.

Umdıḫ, umdıḫ; muma döndıḫ: Bekleye bekleye ömrümüzü tükettik ama yine de bir sonuç alamadık.

Umı küsi çıḫatmaḫ: Sudan bahanelerle küsmek.

Unımı eledim, elegimi divara astım: Yapmam gerekenlerin hepsini yaptım ve bitirilmesini gereken işlerimi bitirdim. Bu yaştan sonra da yeni bir işe başlama isteğim yok, anlamında.

Urğına düşmaḥ: Birine önderlik, rehberlik, sahiplik etmek.

Urıp efe: Yiğitlik taslayanlar için.

Ustıbına getırmaḫ: Olması veya yapılması gerekeni düzenli bir biçimde anlatarak itiraza yer bırakmadan anlatmak, ikna etmek.

Ustıfıl olmaḫ: Anlaşmaya varmak anlamında.

Uşaḫların anası: Geleneklerde hanımının adını ağzına alıp alay konusu olmamak için erkeğin kendi hanımını anmak için yaptığı bir adlandırma.

Uyar oğlı: Başı yumuşak kişiler için.

Uydırıp yiyene ḥelal olsın: O kadar sıkı tedbirler uygulandığı, o kadar kişinin gözünün önünde olduğu halde rüşvet yiyenlerin akıllarına hayran olmamak elde değil anlamında.

Uzaḫ ola: Bize bulaşmasın, bizi etkilemesin , bizden uzak dursun anlamında.

Üç degil, béş degil, bı ḥalımız ḫoş degil: Yinelenen bu olumsuzluklar iyi yolda olduğumuzu gösteremediğinden bizi mutlu etmiyor anlamında.

Üçe béşe baḫmamaḫ: Ederinin ne olduğuna aldırış etmeden satmak veya almak.

‘Ülüm seḥebi: Her türlü oyunu, hileyi, yanlışı, kötülüğü bilen ve çevresindekileri tahrik edip yoldan çıkaran kişiler için.

Üregi ağzında: Korkak ve ürkek kişiler için.

Üregi bayılmaḫ: Çok acıkmak, içi ezilmek, canı tuzlu bir yiyecek istemek anlamlarında kullanıldığı gibi sıkıcı bir konuşmadan bıkkınlık duymak anlamında da kullanılır.

Üregi telesmaḫ: Heyecan duymak.

Üstı ḳabaltı çardaḫ: Altının boş olduğu bilinen abartılı sözler, yalanlar, vaatler için.

Üstine ağlamaḫ: Ölen biri için ağlamak anlamında.

Üstine ḳeridi: Birden fazla kişi tarafından işlenen bir suçun o topluluk içinde bir kişiye yüklenmesi anlamında kullanıldığı gibi kötü veya arızalı bir malın son alıcısı olması anlamında da kullanılır.

Üstine kül elenmış: Bir yerin veya kişinin yaşama coşkusunu kaybettiğini anlatmak için.

Üstten gelmaḫ: Bilmezmiş, habersizmiş gibi davranmak.

Üz vérsey astar ister: Bulduğundan veya aldığından fazlasını isteyen şımarık kişiler için.

Üzbar olmaḫ: Yüzleşmek.

Üzden ḫoş, ḳelbı ḫayın: İçi dışı bir olmayan, dost göründüğü halde içinde düşmanlık besleyen, kin tutan kişiler için.

Üze gelmaḫ: Sabrı taşarak isteklerini veya şikâyetlerini yüzüne söylemek anlamında.

Üzı hedik suyınnan yaḫanmış: Utanma gibi bir meziyeti olmayan kişiler için.

Üzı perk: Israrlara direnç gösteren, çabuk gevşemeyen kişiler için kullanıldığı gibi hatır gönül tanımayan, utanmayan kişiler için de kullanılır.

Üzı yumşaḫ: Israrlara direnç gösteremeyen, çabuk gevşeyen kişiler için kullanıldığı gibi hatırdan geçemeyen, utanan kişiler için de kullanılır.

Üzıne gelmaḫ: Birinin hakkında düşündüklerini düşüncede kalmasından vazgeçerek o kişinin yüzüne söylemek.

Üzıne gözıne dursun: Ona yaptığım iyilikler ve üzerinde olan hakkım ona haram olsun, Allah onun cezasını versin anlamında.

Üzını çırnaḫlamaḫ: İstekleri yerine gelmediği için istediği kişiye zarar vermeye başlamak.

Üzinin kirinden bi it doyar: Üstü başı, yüzü gözü kirli kişiler için.

Üziy ağ ola: Yaptığı bir hata bir ceza vermeyi gerektirirken ceza vermek yerine kullanılan ve asıl anlamı “Yüzün kara olsun, bu utanç sana yeter” olan kinayeli sözdür ama dua anlamında da kullanıldığı duyulur.

Üziye gül suyı: Müstehcen veya necis bir söz söylemeye giriş sözüdür. Karşısındakileri iğrendirmemek için kullanılır.

Üzlı bézli: Suçlu olduğu halde suçu üstlenmeyen kendini üste çıkarmaya çalışmak.

Vavı ince başından oḫıdır: O kadar ustadır ki karşısındakini şaşırtarak onun işe ters başlamasına bile neden olur anlamında.

Veḥveḥ çiçegi kimin açılmaḫ: Çevresine, yetiştiği ortama ters düşen davranışlar göstererek çirkin bir görüntü çizmek anlamının yanı sıra kısa zamanda açık saçık çizgiler içeren frapan renklerde giyinmek anlamında da kullanılır.

Vérin, yiyim; örtın, yatım: Bana karışmayın, iş yaptırmayın; beni besleyin, barındırın yeter anlamında.

Viş herıf, göziy kôr mıdı?: Eve eli boş giren adamın karısı tarafından baştan beri var olan kusurlarının yüzüne vurulmasını anlatır.

Vursay öliy, vurmazsay ekmegiy eliyden aliy: Ona zarar vermeyi, onu ortadan kaldırmayı pek de istemiyoruz ama onun varlığı bize zarar veriyor ve ekmeğimize mani oluyor anlamında çaresizliliği anlatan bir deyimdir.

Ya ḳırılır ḳazzıḫ ya çıḫar çigdem: Bu iş mutlaka olmalı, gereken her türlü risk alınmıştır, vazgeçmek söz konusu değildir anlamında.

Ya sen ya ḳara ḫeberiy: Gönderildiği yerden gelmeyen ya da geç gelen kişiler için.

Yağ içmış: Çevresinde olup biten olaylara, yapılan haksızlıklara duyarsız kalan kişiler için.

Yağdan ḳıl çeker kimin: Sessiz ve ustalıkla yapılan iş anlamında.

Yağ mı yuğırttan çıḫar, yuğırt mı yağdan: Neyin nereden geldiği, kaynağının ne olduğu, öncelik sırasının hangisinde olduğu bir türlü çözülemeyen soru veya sorunlar için.

Yağ yoḫ, yımırta yoḫ, vay tava, vay tava: Evde yağ yok, yumurta yoksa tava ne yapsın, tavanın tek başına bir anlamı olmaz ki anlamına geldiği gibi elde imkân yokken bir şeyler yapabilmenin de imkânı yoktur anlamına da gelir.

Yağdan baldan yinmez: Geçimsiz kişiler için.

Yağını, yuğırdını yidı; gene dédi ḫırpo: Yedirdik, içirdik, yine de iyiliğe geçmedi, bizi enayi yerine koydu anlamında.

Yağlı üzlı: Malzemesi bol, hazırlanması, tadı, tuzu yerinde olan yemekler için.

Yağmassa da gürler: Pek bir faydası olmasa da, pek bir hayrı dokunmasa da konuşması, bağırıp çağırması, reklamı çoktur anlamında.

Yağsız kelle: Kendisinden bir şeyler koparılması imkânsız kişiler için.

Yaḫa yırtmaḫ: Bıkmak, illallah demek, sabrı taşmak, dayanamaz hale gelmek, çaresiz kalmak gibi anlamlarda.

Yaḫasından düşmaḫ: Birisine tebelleş olmaktan vazgeçmek anlamında.

Yaḳuttan ‘engut olsa temeḥım ḳalmadı: Bana hesaba kitaba sığmayan bir gelir de getirse, bana çok faydası da olsa ben artık bu işte yokum anlamında.

Yalan yértene: Hiç yoktan, gereksiz yere anlamında.

Yanı yére gelmaḫ: Yaşlanmak veya hastalanmak; acınacak ve bakıma muhtaç hale gelmek anlamında.

Yarıya vérmaḫ: Tarla veya bağ sahibinin masrafları yükleniciye ait olmak üzere brüt gelirinin yarısına başkasına kiralamak.

Yat ḳaḫ burğıl aşı: Her gün aynı, her şey aynı, her gün konuşulanlar aynı, artık bıktık anlamında.

Yatıya bıraḫmaḫ: Sürekli ertelemek anlamında.

Yattı, yattı, yarmaladı; ḳaḫtı, yéri dırmaladı: Bir olayın vehametini, kendine verdiği zararı zamanı geçtikten sonra anlayan ve işi lehine çevirmek için telaşlanan kişiler için.

Yazzığı gelmaḫ: Acımak anlamında.

Yazzıḫ siye giden ḥöllige: Sana verilen emeği, sana yapılan masrafı bir tarafa bırak, küçükken senin altına serilen ve kirlettiğin için sık sık değiştirilen elenmiş pis toprağa bile yazık anlamında bir hakarettir.

Yéddi göbek: Yedi kuşak, yaklaşık 200-250 yıl anlamında.

Yéddi köynek çıḫarı: Çok uzak akraba anlamında.

Yéddiveren mı oldı: Bu ne bitmez bir sözmüş, sohbetmiş; bu ne bitmez bir işmiş anlamında.

Yekli yaḫalı géydırmaḫ: Bire bir karşılığı kollu, yakalı giydirmek anlamına gelen bu deyim; birisine onun yaşamına uygun ve pek de mantıksız olmadığı için akla yatkın iftira atmak.

Yél essin, ḳoḫısı gelsin: Evladı tarafından pek de fazla aranmayan, ihtiyaçları karşılanmayan ana ve babalar tarafından söylenir; evladımızın yaşadığı haberi bize ulaşsın, bu bizim için yeterlidir anlamındadır.

Yél gelen deligi tanır: Çıkarının nereden ve kimden ve hangi yolla geleceğini bilen insanlar için.

Yél olsa ḫarmanın ḫetırı üçın esmez: İşe yaradığını anlayıp yardımını esirgemeyi huy edinen kişiler için.

Yél üfırdı, su götırdı: Nerede ve neden kaybolduğu bilinmeyen eşyalar için.

Yére baḫan, ürek yaḫan: Boynunu büktüğüne, fukara göründüğüne bakma çok yaman bir adamdır anlamına geldiği gibi, taliplerine yumuşak başlı ve terbiyeli olduğunu göstermeye çalışan yaman genç kızlar için de kullanılır.

Yéri yuḫa: Fazla ısrar etme, onda para yok, yoksul bir adam, kıt kanaat geçiniyor anlamında bir uyarma sözüdür.

Yérik yérimaḫ: Aşermek, hamile olduğunda canı bir şeyler istemek.

Yérin altında mı, dağın ardında mı: Sevdiklerinden nasıl olsa bir gün ayrılacaksın, bu yüzden ya onun ayrılık acısına katlanacaksın ya da ölümüne ağlayacaksın; birinden birini tercih et anlamında.

Yérini yapmaḫ: Uygun bir ortam hazırlamak, yapacağı işin mantığını savunarak çevredekileri bu işe razı etmek anlamında.

Yérişip yétmiyesicce, gögerip bitmiyesicce: Gençlik ve olgunluk dönemlerine erişemeden ölesin anlamında bir beddua.

Yériy ḳenne ḳırığı ola: Rahat yüzü görmeyesin, bulunduğun ortam hep canını acıtsın anlamında.

Yérli yérince: Anlatımda bütün ayrıntılarını söyleyerek inandırıcı bir yol izleyen kişilerin tarzı anlamında.

Yıḫılacaḫ ḳapı aramaḫ: Bir kurnazlık yaparak yemek yiyeceği veya kalıp geceleyebileceği bir yer aramak anlamında.

Yıl ağır: Geçimin zor, piyasanın dar, kazancın kıt; masrafların ise altından kalkılamaz olduğu yıl anlamında.

Yıl uğırsızın, vérgi Allah’ın: Allah’ın insanlara neyi, ne zaman kısmet edeceği belli olmaz ama piyasada kazanan ve sözü geçen kişiler harama, helale, kul hakkına riayet etmeyen kişiler anlamında.

Yımırta ḳapıya geldı: Hep ertelenen bir işin, bir vaadin yerine getirilmesi için zaman sıkıştı, kalmadı anlamında.

Yidıḫ, içtıḫ, gözden düştıḫ: Gittiği yemekli ziyafetten ayrılma zamanı gelmiş kişiler tarafından söylenen bu söz, aynı zamanda her türlü ikramı gördük, artık başka ikram olmadığına göre kalkabiliriz anlamına gelen bir şaka olarak kullanılır.

Yimedıḫ aşından, kôr oldıḫ yaşından: Bize şimdiye kadar hiçbir çıkarı dokunmadığı, bize hiçbir faydası olmadığı halde, ettiği şikâyetlerden, yakınmalarından bıktık anlamında.

Yirre giresen: Ölesin dileğinde bulunan bir beddua.

Yımırtadan çıḫmış, ḳabığını begenmiy: Kendisini donanımlı olarak belirli bir yaşa getiren insanları ve kendi ailesine hor bakıp beğenmeyenlerin durumunu anlatmak için.

Yirre girmaḫ: Ölmek anlamında.

Yol pacı vérmaḫ: Bir yerden geçmek için birilerine hakkı olmadığı halde yol geçiş parası ödemek. Yörede sadece gelin alayının geçmesi sırasında verilir.

Yola (yolıma) yuğırt mı aḫıttiy: Bir işe hiç masraf yapmadığı veya az masraf yaptığı halde çok zarar ettiğini savunan kişilerle alay etmek için.

Yolına gelmaḫ: Kendi yaptığı kötülüklerle bir zaman sonra karşı karşıya gelmek.

Yolıḫ atmaḫ: Birilerini kandırmak için ona vaatlerde bulunmak, bir şeyler vereceğini vaat etmek hatta ağzına bir parmak bal çalmak.

Yolını bilmaḫ: İşini çok bilmek anlamına geldiği gibi bir işin yapılması için izlenmesi gereken yolu bilmek anlamına da gelir.

Yolını bulmaḫ: Kendisini uzaktan yakından ilgilendirmeyen bir işten gereken çıkarı sağlayarak yaşamını sürdürmek anlamında.

Yuğırttan ağzımız yanmış: Yaşadıklarımızla en ummadığımız zamanlarda, en ummadığımız kişilerden darbe yedik anlamında.

Yulvarı boynında: Ailesi veya sorumluları tarafından kontrol altında tutulmayan, her yere girip çıkan, aklına her geleni yapan kişiler için.

Yulvarını boynına dolamışlar: Ailesi veya sorumluları tarafından kontrol altında tutulmayan, her yere girip çıkan, aklına her geleni yapan kişiler için.

Yükim ḫıttı, işim bitti: Benim bı andan itibaren veya bu yaştan itibaren ne sizin için ne kendim için yapacak bir şeyim yok, siz kendi başınızın çaresine bakarsınız artık anlamında.

Yükini, pacını tuttı: Kazanması gereken paraları hatta daha fazlasını kazandı anlamında.

Zağ vérmaḫ: Birini teşvik için ona bir takım vaatlerde bulunmak, destek vermek, cesaret aşılamak, dolduruşa getirmek gibi birbirine hem yakın hem uzak anlamlarda kullanılır.

Zalım cengine düşmaḫ: Acımasız insanların eline düşerek her türlü zulme uğramak.

Zanzalaḫ ağacı: Hiç kimseye, hatta kendine hiçbir biçimde yararı olmayan kişiler için.

Zardan mı, zordan mı: Bu iş şansla mı olur, zor kullanarak mı gerçekleşir anlamına geldiği gibi “zar”, ağlamak anlamında kullanılırsa ağlayıp sızlayarak, acındırarak mı yoksa zor kullanarak mı yaptırılır anlamına da gelir.

Zarı yatmaḫ: Şansı kötüye dönmek anlamında.

Zaya gétmah: Boşuna geçmek, değerlendiremeden kaybetmek , kaybolmak, kaybolmasına neden olmak anlamlarında.

Zay olmaḫ: Kaybolmak, telef olmak, boşa gitmek anlamlarında.

Zéhér elayın yiyesen: “Elayın” sözcüğünün anlamı belirgin olmasa da bu deyim en etkili zehiri yiyesin anlamındadır. Kolay kolay yemek beğenmeyen kişilere söylenir.

Zéhér zıḳnabut yiyesen: “Zıknabut” sözcüğünün anlamı belirgin olmasa da bu deyim zehirin her türlüsünü yiyesin anlamındadır. Yemek beğenmeyen kişilere söylenir.

Zemheri çiçegi: Güzel olduğunu ve eşi bulunmadığını sanan kişiler için kullanıldığı gibi zamansız olarak ortaya çıkan, davranışlarıyla fazla yaşayacağa da benzemeyen kişiler için de kullanılır.

Zemheri sinegi: Sürekli konuştuğu halde sözleri duyulmadığı için anlaşılmayan kişiler için.

Zét içmiş: Çevresinde olup bitenlere duyarsız kalan, yapması gereken hiçbir işi yapmayan, çekinmeden savsaklayan kişiler için.

Zibil dağıtmaḫ: Yanlış konuşarak veya yanlış hareket ederek tepkileri üzerine toplamak, ayıp etmek.

Zingil datlısı kimin ezdi: Konuşması dinleyenlerin üzerinde iyi etki bırakmayan, dinleyenlerin uykusunu getiren kişiler için kullanılır.

Zingilli ziyarat: Bulduğu renk renk, çeşit çeşit giysileri birbirine uymasa bile giymekte sakınca görmeyen kadınlar için.

Zuḳḳım yi, güneşe ḳarşı yat: Yemek beğenmeyen kişilere söylenen bu deyimde zıkkım ye, zehirlenerek bir daha da uyanma, öl anlamı vardır.

Zülif vérmaḫ: İşin yapılmasına razı görünerek işi yapacak olana taviz vermek, müsaade etmek hatta onu kışkırtmak, teşvik etmek.

KAYNAKÇA

Ergin, M. Emin. (1982). Urfa Ağzı Sözlüğü. Harran Yayınları, Urfa.

HARRAN Kültür ve Forklor Dergisi, Koleksiyonları. 1979-1993.

Kürkçüoğlu, Kemal Edip. (1945). Urfa Ağzı. 1. Baskı, TDK Yayınları, Ankara.

Kürkçüoğlu, S. Sabri. (2002). “Urfa Halk Edebiyatı Ürünleri”, Uygarlıklar Kapısı Urfa, Yapı Kredi Yayınları, ss. 179-203.

Kürkçüoğlu, S. Sabri. (2012). “Şanlıurfa Halk Kültüründe Ölçü Tartı ve Hesap Kavramları”, Şanlıurfa Kültür Sanat Tarih ve Turizm Dergisi, Sayı 14, Şanlıurfa.

Oymak, Mehmet. Şanlıurfa’dan Derlenen Atasözleri Deyimler. Şanlıurfa Belediyesi Kültür ve  Eğitim Müdürlüğü Yayınları, Bila tarih, Şanlıurfa.

Özçelik; Sadettin. (1997). Urfa Merkez Ağzı. TDK Yayınları, Ankara.

Saraç, Adil (1987). Şanlıurfa Atasözleri ve Deyimleri Sözlüğü. Dal Yayıncılık, Şanlıurfa.

Saraç, Adil. (2002). “Şanlıurfa’da Mani ve Hoyrat Geleneği ile Atasözleri Deyimler Bilmeceler”, Şanlıurfa Uygarlığın Doğduğu Şehir, ŞURKAV Yayınları, s. 338-343, Şanlıurfa.

Saraç, M. Adil. (2018). Urfaca Urfalıca. Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi Yayınları.

                                                Rızvaniye Camii ve Halilürrahman Gölü (S. Kürkçüoğlu)

Sitede Ara