ŞANLIURFA HALK EDEBİYATINDA TEKERLEMELER
Tekerleme, daha çok çocuk geleneklerinde yer alan bir halk kültürü ürünüdür. Kelime ve ses benzeşmesi ile kalıplaşmış halk ağızında söylenen sözlerdir. Anonim olup kimin tekerlemeyi dizdiği bilinmez. Tekerlemelerde abartmaya, ders vermeye, şaşırtmaya ve eğlendirmeye yönelik söz kalıpları vardır. Bazı tekerlemelerde dil sürçmesine neden olabilecek kelimeler bulunur. O kelimeleri herkes hızlı ve art arda söyleyemez. Son yıllarda seslerin, sözcüklerin, vurguların, anlam ve coşku duraklarının hakkını vererek söyleyebilmek amacıyla verilen diksiyon eğitimlerinde bu tekerlemelerden istifade edilmektedir.
Tekerlemelerin konularında ve yapılarında çocuksu tavırlar görülür. Tekerlemenin özelliklerinden biri, belli başlı bir konuyu anlatmamasıdır. Tekerleme, baş uyaklar ve uyaklarla elde edilen ses oyunları ile bu çağrışımlarla biri birine bağlanmış, belirli bir şiir düzenine uydurulmuş, birbirini tutmaz birtakım hayallerle düşüncelerin sıralanmasından meydana gelmiştir.
Tekerlemenin söyleniş yerlerine göre; kelime oyunu tekerlemeleri, çocuk oyunu tekerlemeleri, bebeği eğlendirmek, avutmak için söylenen tekerlemeler, bilmece tekerlemeleri, tören ve özel günler için söylenen tekerleme gibi çeşitleri vardır. Bunun yanında kimi türkülerde, atasözlerinde, masallarda büyüklerin de söyledikleri tekerlemelere de rastlanır. “Tekerleme söyleniş yerine göre “döşeme”, “sayıştırma” adlarını da alır. Bu saydığımız tekerleme örneklerinin hemen hepsine Şanlıurfa halk kültüründe rastlanılmaktadır.
ŞANLIURFA’DAN ÇEŞİTLİ TEKERLEMELER
Sekiz on yaşlarında çocukların ekseriyetle yalnız, bazen de beraber söyledikleri ve Ziya Gökalp’in “Ala Geyik” tekerlemesini andıran Şanlıurfa’dan bir tekerleme örneği:
Üşüdüm üşüdüm
Yola küncü taşıdım
Küncüyü elimden aldılar
Beni yola saldılar
Yolda bir elma buldum
Elmayı Tat’a(1) verdim
Tat bana darı verdi
Darıyı kuşa verdim
Kuş bana kanat verdi
Kanatlandım uçmağa
Hak kapısını açmağa
Hak hak hak taşı
Altın bilezik taşı
Senin baban bey ise
Benim babam subaşı
Subaşının kızları
Eteğinde kozları
Kırdım yedim kozunu
Öptüm ela gözünü
Öpe öpe küstürdüm
Bir çalıda kıstırdım
Bir çalı senin olsun
Bir çalı benim olsun
Ahmet Paşa leyleği
Geymiş keten gömleği
Keten gömlek dizinde
Gözü vezir kızında
Kızını kucakladım
Vezir kızına ne gerek,
Altın hamaylı gerek
Bir ucu yerde gerek
Bir ucu gökte gerek
…
Şanlıurfa’dan diğer bir tekerleme:
Belimi büke büke girdim hana,
Hancı dedi “siz de bize, biz de size.
Elimi attım en küçük kızın çenesine,
Nene’si tokmağı aldı düştü ensesine.
Altına kilim serin nem çekmesin,
Üstüne çadır kurun gün vurmasın,
Altına kilim serin nem çekmesin,
İtine kemik verin havlamasın.
Tepe başı gülpazar,
İçinde kolan gezer.
Kolan beni korkuttu,
Korkumdan kuyuya düştüm,
Tospağaya yapıştım
Tospağa beg imiş.
(Tospağa: Kaplumbağa)
…
Havané, cavané, meħlede suĥra savané.
(Cavan: Ahşap havan)
…
Cincıhlı Hemam(2)
Ķubbesi tamam
Bi gelin aldıĥ
Babası imam
İnce yimeni
İncitme beni
Çıĥtım çardağa
Endirtme beni
(Çardah: Urfa evlerinde avludan yüksekte olan oda)
…
Hesit ħencer, kôr pencer.
(Hesit: Hasut, kıskanç)
…
Balbal deve
Girmez eve
Kes başını
Girsin eve
…
Mantığa aykırı söz söyleyenlere söylenen alaycı tekerleme:
Ayran, ben siye ħéyran
…
Cevabı “diş” olan bilmece tekerlemesi:
Biz biz idik, biz idik
Otuz iki kız idik
Ezildik büzüldük
Bir araya dizildik
…
Ata sözlerinde tekerleme:
Sen ağa, ben ağa; kim inekleri sağa
…
Haftanın günleri ile ilgili bir tekerleme:
Şanlıurfa’da eskiden haftanın günleri İsnayn(3) (Pazartesi), Telata (Salı), Erbe’e (Çarşamba), Hemis (Perşembe), Cüm’e (Cuma), Sep (Cumartesi), Bazar (Pazar) şeklinde Arapçadan gelen kelimelerle söylenirdi.
İsnayn islik
Telata taltik
Erbe’e örtik
Hemis han
Cüm’e can
Sep düşman
Bazar ķan
Ramazan’da iftarın başlama saatinde Ulu Cami’den atılan top ile ilgili tekerleme:
Béş deķķe ķaldı, topçı fitili aldı.
Mılla ‘Eli Tetirbesi(4) ķavrulmış aya kiftesi
(Aya kiftesi: Urfa’da, bulgur ve et yoğrularak, avuç içinde yapılan bir çeşit köfte)
…
Yemek ve sofra ile ilgili tekerleme:
Biz eksilttıh, Allah arttırsın, sırfiy ķuran ķaldırsın.
Acı işletme, toku tepretme
(Tepretme: Yerinden oynatma)
…
Bayramla ilgili tekerleme:
Bugün bayram
Bi kaşık ayran
Siye de yeter
Biye de yeter
…
Avare, parasız için söylenen bir tekerleme:
Esen dalazdır
Aşı lolazdır
Bı‘emmim oğlı
Valla tolazdır
(Dalaz: Rüzgârda oluşan toz bulutu, Lolaz: Börülce, Tolaz: Avare ve parasız)
…
Adil Saraç’ın, “Tanıklarıyla Urfaca Urfalıca” adlı kitabından tekerleme örnekleri:
İnce yimeni
İncitme beni
Çıhtım çardağa
Endirtme beni
…
Babam yoğırt getirdi
Pisik bırnını batırdı
Pisik bırniy kesile
Minaradan asıla.
Minara pıçah pıçah
İçinde demir ocah
Demir ocağın kilidi
Ķapıya gelen kim idi
Emmim oğlı Musacıh
Ķolı budı ķıssacıh
Hindi gelir görirsen
Güle güle ölirsen
(Minara: Minare; Hindi: Şimdi)
…..
Bı ķapının kilidi nerde?
İnek içti
İnek nerde?
Dağa ķaçtı
Dağ nerde?
Yandı kül oldı…
MASAL TEKERLEMELERİ
Masal tekerlemeleri çoğu kez “Bir varmış bir yokmuş, zaman zaman içinde, kalbur saman içinde; cinler cirit oynarken eski hamam içinde…” diye başlayarak devam eder. Şanlıurfa’da masalların girişinde, masalcının dinleyenlerin dikkatini toplamak için söylediği döşeme de denen tekerlemeye bir örnek:
Zaman zaman içinde
Kalbur saman içinde
Develer dellal iken,
Eski hamam içinde.
Eski Paşa Hamamı’nın(5) ortası yok,
Anamın hatun bohçası yok,
Babamın ağa akçası yok,
Çarşıda bi tazı geziy,
Tazının haltası yok
Haltacı halta yapar mısan?
Beşyüz altın kapar mısan?
Burnunda altın hızma,
Ayağında sarı cızma,
Cebine ince hoşafı dökmüş,
Çatırdadı kos kimin,
Pilav yağaydı başıma,
Dolma değeydi dişime,
(Halta: Tasma, Cızma: Çizme)
…
Şanlıurfa’da masalların girişinde, masalcının dinleyenlerin dikkatini toplamak için söylediği iç içe olayların anlatıldığı “döşeme” de denen tekerleme örneği: (K.K.4)
Zaman zaman içinde
Kalbur saman içinde
Cinler cirit(6) oynarken,
Eski hamam içinde.
Hamamının tası yok.
Anamın bohçası yok,
Gezer çarşılarda,
Tazının haltası yok.
O yanı yalan.
Bu yanı yalan.
Fili yuttu bir yılan.
Eşeğe binmiş,
Deveyi önüne alan.
Eredi üredi.
Bu memlekette bir üvez türedi.
O üvezi avladık.
Etinden kurdu kuşu doyurduk.
Gemiginden saray kurup,
Hindistan’da oturduk.
Biz biz idik.
Otuz iki kız idik.
Ezildik büzüldük
Bir aya dizildik.
Eşittik ki öteki dünyada bir bacımız olmuş.
Gittik ebenin bahşişini verdik de döndük.
Gel zaman get zaman,
Bir karıdan bir koca,
Geldiler dümbelek çalmağa.
Tosbağa ayağını kaldırdı,
Denizi aşmağa.
Bir kerı gördüm terlegi var.
Terleginin terleği var.
Bir yandan seyreyledim,
Üç yüz mermer direği var.
Bir karpuz aldım, pıçağı vurdum,
Baktım ki İstanbul’un orta göbeğindeyim.
Beni bir zabit gördü,
Aman çocuk necisin?
Aman efendim garibem.
Aldı, öptü, sevdi, kucakladı,
Götürdü Sultan Hanıma.
Dedi “Ey Sultan Hanım”
“Ne ettik ne yaptık?
Bir erkek çocuk kazandık.”
Attılar onu sanat mektebine,
Bir yandan okuyup yazmaya başladı,
Bir yandan çocuk gibi,
Her yeri tepmeye başladı.
Hal takat kalmadı.
Vakti geldi zabit baktı,
Dedi “Ey Sultan Hanım,
bu çocuğun eli ayağı büyümüş, evlenmek istiyor.”
Haber verildi saraya
Başkatipler geldi,
Ortaya peç tahtalar atıldı,
Kırk gece mum yakıldı.
Say bre, say bre
Bir buçuk mangır para çıktı
Gelen dedi: adi ne?
Çıktım baktım damına
Mahmut oğlu azabı
Allah’ın Kahr-ı azabı,
Urfa’nın Karakoyun’una gömüldü
Sabahtan kalktım kaça kaça
Neler gele midem aça
Altmış kazan kelle paça
Yiyim yidim doymadım
Kendir, tut ucundan yere endir,
Seksen kazan bayat pendir,
Yidim yidim doymadım.
Çüh cığazım doymadı
Üz cığazım gülmedi.
Küller anayın başına
Bi cühü mü doydu
Bi yüzü mü güldü.
Kırk yıl yattım yatmadım
Ulu Cami’yi mimbar ettim,
Kaf dağını pilav ettim,
Seksen iki kaşıktan,
Yedim yedim doymadım,
Çüh cığazım doymadı,
Üz cığazım gülmedi.
Küller anayın başına,
Bi çühü mü doydu,
Bi Üzümü mü güldü.
Üç günde çocuk oldu
Baktı eni boyu bir oldu.
Susuz kaldı dağlarda
Yıllar geçti toy oldu.
Torunumun torunu,
Bütün yuttu koyunu.
Çıka geldi bir velet,
Bozdu bütün oyunu.
Durdu durdu dedi:
“Ane, söyle kaç kocaya vardın”
“Tu oğlum küller anayın başına,
Dördü İsa, Dördü Musa
Dördü sekelli, Dördü köse”
Anay bi gün mü gördü
Bi mıraz mı aldı.
(Üz: Yüz; Keri: Yaşlı kadın; Üvez: Küçük sinek; Gemik: Kemik; Keri: Yaşlı kadın; Karakoyun: Urfa’da şehrin içinden geçen dere; Sekelli: Sakallı)
…
Masalların başında söylenen bir tekerleme: (K.K.3)
Var varanın söz sürenin,
Destursuz bağa girenin,
Hesapsız zopa yemesi vardır.
Karıncaya vurdum palan,
Üç yüz altmış altı yerden çektim kolan
Deveye binip fili ögümüze alan
Bu sözümüz de mi yalan.
Hamamın tası yok,
Peştemalın ortası yok,
Babam ağa, akçası yok,
Anam hatın, bohçası yok,
Çarşıda bi tazı gördüm,
Burnunda haltası yok.
Haltacı halta yapar mısan?
Beş yüz altın kapar mısan?
Burnunda altın hızma
Ayağında sarı cızma
Cebine incaz hoşaf dökmüş
Çatırdatır koz kimin.
Anay gün mü gördü
Mıraz mı aldı
Devran mı sürdü.
Dördü karnında dördü kucağında,
Dördü otıri dördü yeri dördü gezi
Dördü Helep’te dördü Şam’da
Dördü Musul’da.
En son anaydan
Sen oldi yavrum.
(İncaz: Kuru erik)
ÇOCUK OYUNLARI TEKERLEMELERİ
Çocuk oyunu ve çocuğu avutmak için söylenen tekerleme:
Kutu kutu pense
Elmayı yese
Arkadaşım Ayşe
Arkasını dönse
Oğlum oğlum o getir
Otur Salavat getir
Anası pilav pişirmiş
Get arkadaşını getir
…
Çocuk eğlendirmek, avutmak için söylenen tekerleme:
Tırnini birninni, pisik (kedi) yimiş nirninni(K.K.1).
…
Çocuk eğlendirmek amacıyla söylenen tekerleme:
Hu hu hu derviş
Derviş bir gelin almış
O da öpmeden ölmüş
Çıngıllı püsküllü… Ahmet’e.. kalmış..(K.K.2)
…
Yarışta sonda kalan çocukla alay etmek için çocukların söyledikleri tekerleme:
Ayağımın altı pekmez, yala yala bitmez.
…
Çocuk oyunlarında yer alan tekerleme örnekleri: (K.K.5)
Alkuç Balkuç oyununda, iki avucunun arasında ufak bir şeyi gizli tutan ebe, karşısında yan yana yarım daire şeklinde duran çocukların kapalı ve kendisine doğru uzanmış kapalı iki avucunun arasından elini geçirirken aşağıdaki tekerlemeyi tekrarlar:
“Alkuç Balkuç, al da bunu Haleb’e uç”
…
Açıl kilidim açıl oyununda, çocuklar oturmuş vaziyette ellerini yumruk yaparak üst üste koyarlar. Biri şahadet yapmağı ile yumrukların üst tarafına dokunarak (Açıl kilidim açıl.) diyerek teker teker elleri açar. En alttakinin açılmadığını görünce elin sahibine sualleri sorar ve karşılarındaki cevapları alır:
Hanı bunun kilidi?
Kuyuya düştü.
Kuyu nicoldu?
İnek içti.
İnek nicoldu?
Dağa kaçtı.
Dağ nicoldu?
Yandı.
Külü nereye savruldu?
Havaya.
…
İnne Minne Kirazı, oynanacak oyunların ebesini seçmek için başvurulan bir tekerlemedir. Çocuklar yan yana dizilir, içlerinden biri elini ağzına götürerek “Oooo…oooooo” der ve daha sonra elini tek tek oyunculara vurarak aşağıdaki tekerlemeyi söyler. Son kelimeyi söylerken elini kime vurmuşsa o kişi ebe olur. Tekerleme şöyledir:
İnne minne kirazı
Şemşit kuttik bi tazı
İt ossırdı bit ossırdı
Yuvarlandı yere düştü
Tam tas dümbelek fıss.
…
Çömçe Gelin, yağmurun az yağdığı senelerde çocuklar tarafından oynanan bir oyundur. Çocuklar ellerine tahtadan çapraz şekilde yapılmış bir oyuncak alırlar ve bu tahtadan “Çömçe Gelini” kapı kapı dolaştırırlar. Gittikleri kapılar bulgur veya ekmek verirken Çömçe gelinin üzerine su döker, bir miktar suyu da çocukların üzerine serper, çocuklar bulgurun bir kısmını yemek yapıp yerler bir kısmını da Halilürrahman Gölü’ne (Balıklıgöl) götürüp balıklara yem olarak atarlar çocuklar ev ev dolaştırdıklarında kapıyı açana şu tekerlemeyi söylerler:
Çömçe gelin nar ister
Allah’tan rahmet ister
Koç koyun kurban ister
Balıklara yem ister
Ver Allah’ım ver
Bı yağmırdan bi sel…
…
Çocukların sırt sırta biri birini kaldırarak oynadıkları oyunda;
-Yerde ne vaar? Yer boncuk
-Gökte ne vaar? Gök boncuk
-Dalda ne vaar? Elmacık
-Ananın adı ne? Fatmacık
-Kaldır beni hoppacık
…
Bir başka çocuk oyunundaki tekerleme;
Dolapta pekmez
Yala yala bitmez
Ayşecik cik cik
Sen bu oyundan çık
SON NOTLAR:
(1) Tat: Türk Dil Kurumu sözlüğünde, “Tat” kelimesi, tatlılık. Hoşa giden durum yanında, Hazar Denizi kıyısında, İran Azerbaycanı sınırında yaşayan, İran soyundan olan bir topluluğun adı olarak geçmektedir. Urfa’da, İran’dan gelen insanların yerleştiği mahalleye, “Tatlık Mahallesi” (Beykapısı ile Ellisekiz Meydanı arasında kalan bölge) adı verilmiştir. Bozova ilçesine bağlı “Tatburcu Köyü”nün ve bu köyde yetiştirilen ünlü “Tat Karpuzu”nun adının bu halktan gelip gelmediği araştırılmaya değer bir konudur. İran’dan Urfa’ya olan göçlerin bilhassa 18. yüzyılın ilk çeyreğinden 19. yüzyılın ilk çeyreğine kadar devam eden çeşitli savaşlar neticesinde meydana geldiği düşünülmektedir. Urfa’da o bölgeden gelen ailelere de “Acemler” denilmiştir. Urfa’da Harrankapı Mahallesi’nde “Acemler Mescidi” adında mescit olduğu kaynaklarda geçmektedir (K.K.6). Urfa’da söylenen tekerlemedeki “Elmayı Tat’a verdim” cümlesindeki “Tat” kelimesi elmayı bir İranlıya (Aceme) verdim şeklinde olduğu anlaşılmaktadır.
(2) Cicıhlı Hemam: (Cıncıklı Hamam) Şanlıurfa’da Karaburç Mahallesi’nde (Hızanoğlu Cami doğusunda) bulunan Evliya Çelebi “Seyahatname”sinde ismi geçen bir hamamdır. Evliya Çelebi “Seyahatname”sinde bu hamamdan bahsetmektedir. Böylece yapının 17. yüzyılda var olduğu anlaşılmaktadır. Bu hamamın dış avlusundan girişte Şıh Mehmet isminde birinin kabri olduğu söylenen yeşil boyalı bir yapı mevcuttur. Bu nedenle bu hamamda yıkanan, kırklanan kişilerin işi rast gideceğine inanılır (K.K.7, K.K.8). Şanlıurfa’da cam’a, “cıncıh” denir. Hamamın kubbesinde, hamamı aydınlatmaya yarayan yuvarlak küçük pencereler camdandır (cıncıh); bundan dolayı bu hamama “Cıncıklı Hamam” denilmiştir (K.K.6).
(3) İsnayn: (İsneyn) İki demektir. Arapça’da pazartesi günü demektir. İsneyin, Urfa ağızında İslahin (K.K.9) olarak da telaffuz edilir.
(4) Mılla ‘Eli Tetirbesi: Halilürrahman Gölü’nün kuzey yamacında yer alan çıkmaz sokak. 1960’lı yıllarda yapılan bilinçsiz istimlaklerde Bağdat Kapısı’yla beraber yerle bir edilmiştir. Molla Ali, Urfa ağzında “Mılla ‘Eli” olarak söylenir.
(5) Paşa Hamamı: Şanlıurfa’da Divanyolu Caddesi’ndeki Yıldız Meydanı’nda eskiden “Paşa Hamamı” adında bir hamam bulunmakta idi. Bu hamam halk arasında “Yıldız Hamamı” olarak da bilirdi. Bu hamam, 1958 yılında Urfa Valisi Kadri Eroğan tarafından yol genişletme çalışmaları sırasında yıktırılmıştır. Hamamın yıkıldığı yerde oluşan alana hamamın isminden dolayı “Yıldız Meyanı” denilmektedir (K.K.6).
(6) Cirit Oyunu: İki takım halinde at üzerinde, sopa atıp yakalama şeklinde oynanan bir oyun. Geçmiş yıllarda Şanlıurfa’da cirit oyununun oynandığı bilinmektedir. “Cirit Meydanı” denen bir yer vardır. Şanlıurfa ağzında sağa sola koşuşturmak anlamına gelen “Cirit atmak” deyimi kullanılır. Yerel Tarih Araştırmacısı Selahattin Güler; Osmanlı ordusunda görev alacağı Nizip Savaşı öncesinde 27 Ocak 1839 tarihinde Urfa’ya gelen Alman Mareşal Helmut von Moltke, Urfa’da gördüğü bir cirit oyunundan bahsettiğini nakletmiştir. Edebiyatçı-Araştırmacı-Yazar Yaşar Duru, Urfa’da 1970’ten önce günümüze kadar 3 farklı Cirit Meydanı inşa edildiğini söylemektedir.
KAYNAKÇA:
Akbıyık, Abuzer. (1995). Şanlıurfa Folklorunda Tekerlemeler, Milli Folklor Dergisi, Sayı: 27, ss. 77-78.
Akbıyık, Abuzer. (1997). Şanlıurfa Folklorunda Tekerlemeler, Her Yönüyle Şanlıurfa 1997 İl Yıllığı, Sayfa: 183, Güneydoğu Matbaası.
Akbıyık, Abuzer. (2002). Şanlıurfa Halk Edebiyatında Tekerlemeler, Şanlıurfa Uygarlığın Doğduğu Şehir, ŞURKAV Yayınları: 26, Sayfa: 269, Tisamat Matbaası.
Kürkçüoğlu A. Cihat. (1993). Şanlıurfa Su Mimarisi, Kültür Bakanlığı Yayınları.
Saraç, Adil. (2018). Tanıklarıyla Urfaca Urfalıca. Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi Kütüphane Yayınları, Miran Matbaacılık.
Uluışık, Yaprak Pelin. (2017). Şanlıurfa Heket Söyleme Geleneği, Makale, V. Uluslararası Halk Kültürü ve Sanat Etkinlikleri Sempozyumu, Ankara, 1. cilt, Sayfa: 508-514.
Kaynak Kişiler:
K.K.1: Babam Rahmetli Müslüm Akbıyık, çocukları çok severdi, 1-2 yaşındaki çocuk, ayakta dururken, çocuğun iki kolundan tutar sağa sola ahenkli bir şekilde sallardı. Sallarken de “Tırninni bırninni, pisik (kedi) yemiş bırninni” diye tekerlemeyi ezgisi ile söylerdi. Çocuk da güler eğlenirdi.
K.K.2: Musa Kaldı (Çocukları eğlendirmek üzere söylenen bu tekerlemeyle, annesi veya ninesi, yürüme aşamasında olan çocuğu, iki elinden tutar kaldırır ve çocuğu sağa sola ahenkli şekilde sallarken bu terlemeyi ezgi ile söylermiş. Çocuğun adı ne ise son satırda onu ekleyerek tekerlemeyi tekrarlarmış.)
K.K.3: Sait Karagöz
K.K.4: Ömer Akçimen, 1970’li yıllarda okul arkadaşım bu tekerlemeyi yaşlı bir kadından öğrendiğini nakletmişti. Aynı tekerlemenin bir kısmına MİFAD Araştırmacısı Güner Sernikli’nin, Kaynak Kişi Tenekeci Mahmut Güzelgöz’den derlediği masalların girişinde de rastlamaktayız. (MİFAD Arşiv No Y. B. 88.0264).
K.K.5: Osman Güzelgöz
K.K.6: A. Cihat Kürkçüoğlu
K.K.7: Fethi Göktepe
K.K.8: Mehmet Sadık Alican
K.K.9: Hatice Akbıyık (Rahmetli Annem)