ŞANLIURFA HALK KÜLTÜRÜNDE AVCILIK
İnsanoğlunun varoluşundan bu yana devam eden bir etkinlik olan avcılık, başlangıçta temel beslenme ihtiyaçlarını karşılamak için yapılmıştır. Ancak zamanla, bazı yabani hayvanların evcilleştirilmesi ve toprağın işlenmesiyle birlikte avcılık, yerini tarım ve hayvancılığa bırakmıştır. Ancak daha sonraları avcılık, yalnızca hayatta kalma aracı olmanın ötesine geçerek bir spor ve tutku haline gelmiştir. Avcılar, avcılığı sefahatin en masum ve keyifli biçimi olarak tanımlarlar. Bunun yanı sıra, avcılık sosyal bir aktivite olup, güçlü bir arkadaşlık ve dayanışma gerektirir. Diğer birçok meslekte olduğu gibi avcılıkta da ustalık ve çıraklık ilişkisi önemli bir yer tutar.
Eski zamanlarda avcılık hem bir spor hem de savaş tekniklerini geliştirmek için bir yöntemdi. Avcılık, at üzerinde ya da yaya olarak yapılır; bu süreçte köpekler ve alıcı kuşlar, özellikle şahinler, kullanılırdı. Ayrıca, avlanmada ok, kılıç ve mızrak gibi silahlar da önemli bir yer tutardı. Zamanla gelişen teknikle birlikte, avlanmada kullanılan aletler de önemli bir dönüşüm geçirmiştir. İlk dönemlerde taş, sopa, taştan yapılmış balta ve kama gibi basit araçlar kullanılırken, ilerleyen zamanlarda ok, kılıç, mızrak ve hançer gibi silahlar geliştirilmiştir. Bunun yanı sıra, elek, olta, ağ, tuzak ve sapan gibi avlanma yöntemlerini kolaylaştıran araçlar da zamanla avcılığın bir parçası olmuştur. Genelde her av hayvanı için ayrı bir avlanma tekniği ve yöntemi vardır.
“Barut, tüfek ve diğer ateşli silahların bulunmasından sonra avlanma kolaylaşmıştır. Bunun yanında kuluçka ve yavrulama zamanı hesaplanmadan yapılan avlanmalar bazı av hayvanı neslinin tükenmesine neden olmuştur. Sorumsuz avcıların yapmış olduğu avlanmalar, memleketimizin cennet kadar güzel tabiatına zarar vermektedir. Son yıllarda çıkarılan avlanma yasaları ile alınan tedbirler kısmen de olsa bu sorumsuz avlanmanın önüne geçme çabalarını arttırmıştır” (Kürkçüoğlu, 2002, 354).

1) Haleplibahçe’de Roma Dönemi’ne tarihlenen mozaiklerde Keklik figürü
ŞANLIURFA’DA AVCILIK VE YÖREDEKİ AV HAYVANLARI
Şanlıurfa’da geçmişte, doğal yaşamın bir parçası olarak Kınalı Keklik ve Kum Kekliği gibi keklik türleri, bıldırcın, turaç, göl ördekleri, toy (bed), çöl tavuğu, bağırtlak, kıkırlık (kıtık), toygar (beraşe), kız kuşu (patez), üveyik, karabatak, yeşilbaş, tavşan ve ceylan gibi birçok hayvan avlanıyordu. Ancak günümüzde, bu hayvan türlerinin popülasyonları ciddi şekilde azalmış ve neredeyse yok olma noktasına gelmiştir (K.K.1).
Bıldırcın ekinlerin içinde olur. Mayıs bıldırcınına yeşil ekinlerin içinde, eylül bıldırcınına ise pamukta, kendirde ve küncüde rastlanır. Avcıların söylediklerine göre bıldırcın dünyanın en lezzetli etidir.
Eskiden ceylana en çok Ceylanpınar Ovası’nda ve ovanın etrafındaki dağlarda rastlanırmış ve binlerce olurmuş. Bazı avcılar ceylanı araçla kovalayıp vururlarmış. Temmuz ayında havalar çok sıcak olduğunda ise öğlen sıcağında ceylan kaya gölgesine saklandığından avcılar sessizce yaklaşıp avlamaya çalışırlarmış. Avlanmadaki bilinçsizlik sonucu son yıllarda Urfa Dağları’nda ve Urfa Ovaları’nda karagözlü ceylanları görmek mümkün değildir. Bir kısım ceylanın da göç etmiş olabileceği söylenmektedir. Son yıllarda Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği ile Kızılkuyu mevkiindeki üretme istasyonlarında Urfa Ceylan’ı üretilmektedir.

2) Urfa Ceylanı
ŞANLIURFA’DA AVLANMA BÖLGELERİ
Şanlıurfa’nın avlanma bölgeleri, doğal zenginliklerin bir parçası olarak dikkat çekmektedir. Şehrin batısında yer alan Kırkmağara bölgesi ve Direkli tepeleri; Harran Ovası’nın doğusunda bulunan Tektek Dağları; Tektek Dağları’nın kuzeybatısındaki Susuz Dağları; il merkezinin kuzeydoğusundaki Germüş Dağları; Urfa ile Suruç arasındaki Şebeke Dağları ve Cudi Dağları; Bozova çevresindeki dağlık alanlar; Viranşehir’deki Curcup Deresi (Duali) ve etrafındaki dağlar; Siverek civarındaki Karacadağ ve Fırat Vadisi avlanma bölgelerinin başlıcalarıdır.
ŞANLIURFA’DA AVLANMA TÜRLERİ
1. Tazı ile avlanma: Bu avlanma sadece tazı ile yapıldığından “tazı avcılığı” adıyla anılır. Tüfek kullanılmadan yapılan bu avlanma metodu daha çok tavşan avcılığında uygulanır.
2. Tüfekle avlanma: Bu avlanmada hem tavşan hem de keklik avcılığı yapılır. Ayrıca kekliğin düşmanı olan tilki de zararsız hale getirilmek üzere avlanır.
3. Keklik ve tuzak kullanılarak yapılan avlanma: Bu metotla sadece keklik avcılığı yapılır.
Bunlardan başka Urfa’da; keklik, bıldırcın, turaç ve sülün gibi kuşların tüfekle avcılığına “Uçar avcılığı” denilmektedir.
AVCILARIN KULLANDIKLARI MALZEMELER
Avcıların saçma atan tüfeklerinin yanı sıra “raht” denilen fişeklikleri de vardır. Fişekliğin üstünde ise beline avını astığı (keklik ve bıldırcının asıldığı) ipler veya meşinden yapılmış “susik” denen halkalar bulunur. Vurulan keklik ve bıldırcınlar bu halkalara asılır.
Tuzak ile Keklik yakalayan avcılar, eskiden at kılından yapılmış 100-200 göz küçük kementler kullanırlarmış. Bugün ise bu kementler sentetik ince sicimlerle yapılmaktadır. Tuzak kementleri bu işi bilen ustalarca yapılmaktadır. Araştırmalarımızda Bozova ilçesinin Köseşahin Köyü’nde Bozan Usta’nın bu işi en güzel şekilde yaptığını Yaylaklı keklik avcısı Seydi Çoban’dan öğrendik (K.K.2).
Keklik avcısının yanında tuzak için götürülen kekliğin konulduğu kafes ile tuzağa yakalanan kekliğin konduğu 40×50 cm ebadında bir de bez torba bulunur.
URFA DAĞ KEKLİĞİNİN ÖZELLİKLERİ VE BULUNDUĞU YERLER
Keklik ülkemizde özellikle Fırat ve Dicle yöresinde, Güney Toroslar’da ve Güneybatı Anadolu’da çok bulunur. Ülkemizde; Boz Keklik, Kırmızı Keklik (Taş Kekliği). Kınalı Keklik (Dağ Kekliği), Çil Keklik, Beyaz Keklik, Kum Kekliği ve Şam Kekliği gibi türleri bulunmaktadır.
Kekliğin gaga ve ayakları kırmızı, göğsünün alt kısmı ve karnı pas sarısı ile gri ve boz kahverengidir. Kuyruk, kırmızı-kahverengi arası, kuyruk altındaki 3-5 tüy kül rengindedir. Büyüklüğü 35 cm uzunluğunda olup, kanatları 17 cm civarındadır. Gözünden başlayarak gerdan kısmını kaplayan beyaz bir mahyayı çevreleyen şeride sahiptir. Keklik, daima iki eş (erkek-dişi) bir arada yaşar. Dişisi erkeğinden biraz daha küçüktür.
Şanlıurfa’da bulunan keklik, diğer yörelere göre küçük ve açık tonlarda olup “bişri” ismi verilmektedir. Dişisine ise “mari” denmektedir. Siverek yöresinde ise kekliğe “keví gozel” denilmektedir. Dağ Kekliği adı da verilen Kınalı Kekliğin sırtı gri kahverengi, gerdanı beyaz, gerdan çevresi siyah ve şeritli alın çizgisi, gaga ile göz arası siyah, gaga ve ayakları kırmızıdır.
Aynı kuluçkadan çıkan ve bir arada yaşayan keklik topluluğuna keklik sürüsü veya “zürbe” denilir. Bunlar gezgin sürüler halinde dolaşırlar. Keklik yavrusuna genellikle keklik palazı denilir. Urfa’da ise “Ferik” veya “Enik” denilmektedir.
Şanlıurfa’da avlanma bölgelerinin çoğunda kekliğe rastlanır. Keklik, çok iyi işiten, çok hızlı koşan ve uçarken kanatlarının çıkardığı sesten dolayı gürültü bırakan bir kuştur. Urfa’nın avlanma yapılan çeşitli dağlarında çayır ve süpürge otları arasında, çıplak taşlık ve kayalık yerlerde yaşar. Üreme mevsimi dışında birçok keklik ailesi sürüler halinde bir arada bulunur.
ŞANLIURFA’DA KEKLİK AVI USÜLLERİ
Ülkemizde avlanma faaliyetleri, yürürlükteki av kanunları çerçevesinde düzenlenmiş olup, av mevsimi ağustos başında başlayıp mart sonunda sona ermektedir. Şanlıurfa’da avcılık kültürünün temel prensibi, avlanmanın belirlenen zamanda yapılmasıdır.
Urfa’da genelde cumartesi günü akşam ava gidilir. Uzak mesafeli yerlere jiple, yakın mesafeli yerlere yaya olarak gidilir. Sonbaharda mevsim güzel ise gece dağda yatılır. Sabah erkenden keklik avı başlar. Keklik iyi saklandığı için avda köpek de kullanılır. Özellikle “puanter” ve “setter” cinsi köpekler keklik avları için yetiştirilir. Urfa’da ise “Seğel” ve “Tazı” denilen bir köpekle ava gidilir.
Keklik her mevsim dağlarda görülür ama avlanma belirli mevsimlerde yapılır. Genellikle sonbaharda eylülde başlayıp ekim, kasım ve aralık ayının sonuna kadar devam eder. Bu aylarda yavru keklikler büyümüş olur, uçmaya başlarlar. Avlanmada kekliğin yaşını doldurmuş olanları makbul sayılır.
Keklik, sürü halinde dağda gezer. Avcı her sıkıştırdığında kalkar ve uçar. Çok uzaklara uçmadan konarlar. Bu kovalamaca 1-2 km sürer. Üçüncü defasında keklik sürüsü kalkmaz, saklanır, buna “pustu” denir. Sonra hızlı bir şekilde küme halinde kalkarken insanı korkutan bir gürültü çıkarırlar. “Uçar avcıları” keklik havada iken vurmaya çalışırlar. Keklik sıkıştırılınca dikine kalktığı için buna “kandilleme” denir. Vurulması çok zor değildir. Keklik avlarında yazın 7-8, kışın 5-6 numara saçma kullanılır.
Keklik, ülkemizde genellikle “sürek” ve “arama” denen usullerle avlanır. Sürek avında, avcılar toplu hareket ederek keklik sürülerini çevirip bir noktada toplar ve bir ateş çemberine alarak avlarlar. “Arama”da ise, keklik sürüsü sindirilir; muhtar adı verilen ekip başı, bir kekliği vurarak sürüyü çevreye dağıtır, sonra ava girişilir. Sürü dağılınca tek tek sinen keklikler köpeklerin fermanları ile belirir ve teker teker avlanır.
Vurulmuş keklik temizlenmeden önce 1-2 gün asılı olarak bekletilir. Daha sonra pişirilmek üzere hazırlanır. Keklik eti çok lezzetli olup ızgarası ve kavurması yapılır. Göğsünden çok iyi çiğköftelik et de elde edilir.

3) Keklik avında kullanılan kementler
Normal avlamanın dışında, keklik, ilkel ve avcılığa uymayan usuller olan; “güme usulü” “erkek keklikle avlama”, “tuzak kurma” gibi yöntemlerle de avlanır. Bu üç yöntemin avcılık yasaları ile ilgisi yoktur. Güme denilen yöntem, su içmeye gelen kekliklere, su başlarında gizlenerek yakın mesafeden ateş edilerek yapılan avlanmadır. Keklikler suya sürüler halinde giderler. Önce suyun 50-100 metre yakınlarına uçarlar, etrafı iyice kolaçan edip bir tehlike olmadığına inandıkları zaman suya yaklaşırlar. Bir araya sıkışarak ve tavuklar gibi gagalarını suya daldırıp sonra başlarını yukarıya kaldırarak suyu içerler.
TUZAK İLE KEKLİK AVLAMA (YAKALAMA)
Bu avlama (canlı yakalama) özellikle doğu ve güney bölgelerinde uygulanır. Bu iş genellikle şafak vakti başlar ve saat 7-8 arası tamamlanmış olur. Mahalli tabirle “gün közü” içinde yapılır. Kekliğin kafes içinde saklandığı yere “köz” veya “kurak” denir. Günün ikinci avlanması ise öğleden sonra ikindide yapılır. Tuzak kuran avcı, kafese konulmuş erkek kekliği kayaların arasında bir yere sadece başı görünecek şekilde saklar, dal veya taşlarla örter. Buna kekliğin “köze konulması” denir. Közdeki keklik öttüğünde, bu bir meydan okuma ve bir aşk olayıdır. Dişisiyle gezen erkek keklik kavgaya ve dövüşmeye dişi keklikler ise sevişmeye gelirler. Buna mahalli dilde “hengeme” denilir. At kılından veya sentetik sicimden yapılmış 100-200 göz küçük kement kafesin etrafına konulur ve gelen keklikler gezinirken kendi ayakları ile bu kementlere yakalanır.
Tuzak ne kadar fazla olursa avın yakalanması o derece kolaylaşır. Tuzağın içine yem serpilmesi kekliği aldatma sayıldığından avcılar arasında hoş sayılmaz ve uygulanmaz. Tuzağı kuranlar 20-25 metre öteye kayaların arkasına saklanarak beklerler. Bu saklanma yerine “Evsim” denilir. Avcıların saatlerce kıpırdamadan avı bekledikleri ve av mahallinde günlerce kaldıkları görülmüştür. Tuzakla yakalanan keklik küçük bir torbaya konur. Birkaç gün bu torbada kalır, sonra kafese konulur.
Bazı usta keklikler “Far vermez” yani yakalandığını belli etmez. Gizlice tuzaktan kurtulmaya çalışır. Bazı yabani keklikler ise çok usta olup közün üzerine gelip kafeste öten kekliği yorarak sesten düşürür ve tuzağa düşmez. Kafesteki bu tip kekliklere “zeğel keklik” denir. Yaban kekliğin kafese yaklaşmasıyla bazen kafesteki kekliğin başını çekerek saklandığı görülür. Bu kekliklere de “kaçkın keklik” veya “zeğel keklik” denir. Kekliğin kafeste başını çekmesi avcılar arasında hoş sayılmaz. Bu keklik makbul olmayıp korkak sayılır. Bunlara “ürkek keklik” de denilir. İyi bir köz kekliği 6-7 yıl av yapabilir. Kekliğin iyisi dağa götürüldüğünde dişisinin yanında ötebilendir. Bazen dişi kekliğin (mari) erkeğinden ayrı olarak bir kafeste köze konulduğu da görülür. Buradaki amaç erkek kekliğin ötmesini sağlamaktır. Bazen dişi kekliklerle (mari), Mart-Nisan aylarında tuzak kurulduğu görülür. Bu genellikle çiftleşme aylarında olur. Dişi kekliklerle kurulan tuzakta avlanılan keklikler genellikle erkek kekliklerdir. Bu ava “dişi atımı avı” adı verilir (K.K.3).
Erkek keklikle avlama usulünde ise yetiştirilmiş ve kafese konulmuş bir erkek keklik tuzak olarak kullanılır. Onun ötüşü ile erkek keklikler dövüşmeğe, dişi keklikler ise sevişmeğe gelir. Bu sırada vurulur (K.K.5).
Kekliğin yaşadığı dağlarda 1-2 tilki oldu mu, kekliğin yavrularını ve yumurtalarını toplar. Avcılar bu sebeple kekliğe zarar veren tilkiyi de rastladıklarında vururlar.

4) Keklik Kafesleri
KEKLİK PAZARI VE KEKLİK KAFESLERİ:
Canlı olarak yakalanan keklikler kuş pazarında, besleyenler arasında veya kuşçu kahvesinde satılır. Erkek keklikler daha pahalıdır. İyi bir erkek av kekliği (köz kekliği) daha da pahalıdır.
Canlı olarak beslenecek keklikler özel olarak yapılmış kafeslerde beslenir. Kafesler tek gözlü veya iki gözlüdür. Keklik kafeste beslendiğinde erkeği ayrı, dişisi ayrı kafeste olur. Kafesin üzerine kafes örtüsü geçirilir. Bir yere götürüleceği zaman ise bohçaya sarılarak götürülür.
Keklik kafesleri, Bozova’nın Saf Köyü’nde Mahmûde Nuro, Adıyaman’ın Şirazi Köyü’nde Şeyho İvişoğlu ustalar tarafından yapılmaktadır. Ayrıca Gazbek Köyü’nde ve Urfa’nın merkezinde bazı ustalar tarafından imal edilmektedir.
ŞANLIURFA HALK KÜLTÜRÜNDE KEKLİK MOTİFİ
Tabiatın canlı ve cansız güzel varlıkları Halk kültürümüzün çeşitli ürünlerinde motif olarak kullanılmaktadır. Bu motifler varlıkların tanımlanması ve tarihe ışık tutması açısından birer kültür hazinesidirler. Diğer varlıklar gibi keklik de Şanlıurfa halk kültürü ürünlerinde motif olarak yerini almıştır. Birçok türküde, manide, şiirde, hikâyede, öyküde, atasözünde, deyimde ve efsanede keklik bahsine rastlanmaktadır. Kekliğin bir özelliği de sekerek yürümesidir. Edebiyatımızda güzellerin yürüyüşü kekliğe benzetilmiştir. Kekliğin kınalı ayakları ve kınalı gagaları hep güzellik sembolü olarak anlatılmıştır.
ŞANLIURFA’DA YAŞANMIŞ BİR KEKLİK AVI ÖYKÜSÜ
Takriben günümüzden 50 yıl önce Tektek Dağları’nda şöyle bir olay yaşanır:
Meşhur avcılardan Urfalı Osman Bey’in öncülüğünde bir grup avcı Tektekler’e keklik avına giderler. Avcılığın gerektirdiği bütün hazırlıklar yapılır. Ve avcılar “evsim” yerinde (Saklanma yeri), keklikleri ise kafesin içinde közde bulunmaktadır. Usta ve tecrübeli keklikleri közde şakır şakır ötmeye başlamıştır. Avcılar ise avlarını gözlemektedirler.
Bir ara karşılarındaki tepeden gür sesli, keskin ötüşlü bir kekliğin sesi işitilir. Bu keklik dağa taşa, bütün kekliklere meydan okumaktadır. Sanki kendini tanıtmaya çalışmaktadır. Güneş henüz doğmak üzeredir. Bütün dağ taş bu yabani kekliğin sesi ile inlemekte, sanki bütün tabiat onu dinlemektedir. Avcıların kekliklerinin sanki “nutku kurumuş” sus-pus olmuş, sesi kesilmiştir. Gerçekten de kafesteki keklik korkudan ötmemekte ve kafesin içinde saklanmaktadır.
Avcıları bir telaş alır ve beklemeye koyulurlar. Kekliklerinin öteceği yoktur. Bunun üzerine avcılar başka bir yamaçta tekrar bir “köz” kurarlar. Aynı olay tekrar başlarına gelir. Keklikleri tekrar susmuştur. Bu olaya sebebiyet veren yine aynı kekliğin sesidir. Bu keklik kara ve mahmuzları büyük, parlak tüylü, erkek bir kekliktir. Avcı Osman ve arkadaşları tarafından görülmüştür. Bunun üzerine Tektek Dağları’nda artık keklik avcılığı yapamayacaklarını anlarlar ve kekliklerinin korkaklık göstermesine kızarlar. Ava son verip aldıkları bir kararla kekliklerini keserek yerler.
Olay kendilerinde bir mahcubiyet ve bir eziklik duygusu yaratmıştır. Kendilerine göre bu olay şanlarına züldür. Toplanırlar ve atlarına binerek Urfa’ya gelirler. Konu kısa zamanda avcılar içerisinde yayılır. Artık Osman Bey ve arkadaşları usta ve cesur bir keklik bulma peşindedirler.
Sonuçta, Suruç’ta Avcı Mahmut Efendi’nin çok yaman ve yiğit bir kekliğinin varlığından haberdar olunur. Suruç’a giderler. Mahmut Efendi’yi bulurlar. Mahçup bir şekilde Kara Keklik olayını anlatarak kendisinden yardım isterler. Mahmut Efendi’nin kekliği çok kıymetlidir. O yörede nam salmıştır.
Mahmut Bey, Osman Bey ve arkadaşlarına: “Bu keklik benim en kıymetli varlığımdır. Ben onu çocuklarım gibi severim. Fakat buraya kadar gelmekle zahmet buyurdunuz. Konu bütün keklik avcılarını ilgilendiren bir meseledir. Canınız sağ olsun, kekliğim size fedadır. Onu alıp götürebilirsiniz.” der. O gece Osman Bey ve arkadaşlarını bırakmaz, misafir eder. Kuzu keser, temiz yataklarda ağırlar, gerekli izzet ve ikramı yapar. Osman Bey ve arkadaşlarını uğurlarken başka bir emirlerinin olup olmadığını nezaketle sorar. Osman Bey ve arkadaşları kekliği alarak vedalaşıp Urfa’ya dönerler.
Urfa’da tekrar ava gitme hazırlıkları yapılır ve Tektek Dağları’na giderler. Bu defa yapacakları iş, söz konusu olan “Kara Keklik”i avlamaktır. Dağda tuzaklar kurulur. Mahmut Bey’in kekliği köze konulur. Kendileri de evsimlerine çekilerek beklemeye koyulurlar. Mahmut Bey’in kekliği şakır şakır ötmeye başlar. Bu arada yine o Kara Keklik olanca hırsı ile ötmeye başlamıştır. Kara Keklik köze yaklaşır. Mahmut Bey’in kekliği de ondan geri kalan değildir. O da kekliğe meydan okumaktadır. Bu arada Kara Keklik hışımla köze saldırır ve bir “hengeme” başlar. Avcılar olayı nefes almadan izlemektedirler. Közün önü sanki bir meydan savaşına dönmüştür. Kara Keklik kartal gibi saldırmakta ve pençesini savurmaktadır. Bu arada közden 3-5 taş da düşmüştür. Artık kafes, Osman Bey ve arkadaşları tarafından da görülmektedir. Bu işin sonunun neye varacağı merakla beklenmektedir. Heyecan alabildiğine had safhasına gelmiştir. Vuruşma devam etmektedir. Bir ara Kara Keklik, olduğu yerde sessizce durur. Avcılar merak içindedir. Acaba keklik neden durmuş ve ne düşünmektedir? Yoksa yakalanmış da “Far” mı vermiyor? Bir de ne görsünler, Kara Keklik tuzağa düşmüştür. Avcılar saklandıkları yerlerden sevinçle fırlayarak bir zafer kazanmışçasına tuzağa doğru koşarlar. Bu arada Kara Keklik yakalanmış ama belli etmemektedir. Artık kendisi için kurtuluş yoktur.
Osman Efendi Kara Kekliği tuzaktan çıkarır. Avucunda tutar. Arkadaşları merak içinde izlemektedirler. Osman Efendi onu okşamak ister, fakat Kara Keklik çırpınmaktadır. Tuzağa düşürülme olayını hazmedememektedir. Osman Efendi Kara Kekliği çantasına koyarak kapatır. Artık istenilen av gerçekleşmiştir. Kendilerine göre artık avcılık gururlarını kurtarmışlardır. Urfa’ya dönme zamanı gelmiştir. Bu zaferin müjdesi Mahmut Bey’e de verilecektir. Yola koyulurlar. Bir ara mola verilir. Avcılar, kara kekliği tekrar görmek isterler. Osman Bey özenle çantasını açarak elini uzatır ve kekliği avuçlar. Ancak hayretle donakalır. Bir de ne görsün, Kara Keklik ölmüştür. Avcılar birbirlerinin yüzüne bakarlar ve hayretler içerisinde yollarına devam ederler (K.K.4).
DEĞERLENDİRME
Avcılık, halk kültürümüzde önemli bir yere sahiptir. Ancak çevre koruma bilincinin gelişmesiyle birlikte, bazı av hayvanlarının korunması için gerekli adımlar atılmalıdır. Aksi halde, bazı türlerin azalması ve hatta yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliriz. Bu doğrultuda, özellikle avcıların, avlanmanın yasak olduğu dönemlerde bu kurallara uymaları konusunda bilinçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Gerekirse, belirli dönemlerde bazı avlanma faaliyetleri tamamen yasaklanarak doğal denge korunmalıdır.
KAYNAKÇA
Bozyiğit, Ali Esat. (1995). Halk Kültürümüzde Keklik Motifi ve Çukurova’dan Örnekler, Bizde Adet Böyledir Halk Kültürü Yazıları, Ürün Yayınları, Ankara.
Kürkçüoğlu, S. Sabri. (2002). “Şanlıurfa Halk Kültüründe Avcılık ve Keklik”, Şanlıurfa Uygarlığın Doğduğu Şehir, 2. Basım, Hazırlayanlar: A. Cihat Kürkçüoğlu, Müslüm C. Akalın, S. Sabri Kürkçüoğlu, Selahattin Güler, Şanlıurfa, Şanlıurfa Valiliği, s. 354-361.
Kaynak Kişiler
K.K.1: Ahmet Gözühoş (1925 doğumlu) ile Şanlıurfa Tülmen Köyü’nde 17.12.200 tarihinde yapılan görüşme.
K.K.2: Seydi Çoban (1940 doğumlu) ile Şanlıurfa Yaylak Köyü’nde 10.07.2001 tarihinde yapılan görüşme.
K.K.3: Hüseyin Baykuş ile Şanlıurfa Merkezde 2001 yılında görüşme.
K.K.4: Abdülkadir Algın, ile 1983 yılında yapılan derlemeden.
K.K.5: Reşat Çelik (1950 doğumlu) Şanlıurfa Koçviran Köyü’nde Haziran 1999’da yapılan görüşme.