Açık Mod
Koyu Mod
page-title

 GELENEKSEL ŞANLIURFA EVLERİNİN HALK MİMARİSİ ÖGELERİ VE KÜLTÜREL MİRASIN MEKÂNSAL ETKİLERİ

GİRİŞ

Antropolojik anlamda ilk kültür tanımını, 1871’de, aynı zamanda ilk antropolog olarak da kabul edilen Edward B. Tylor; ”bilgi, inanç, sanat, yasa, ahlak, adetler ve bir topluluğun bireyi olarak insanın bütün öteki yetenekleri ve alışkanlıkları” olarak yapmıştır. Rapoport ”Kültür, Mimarlık, Tasarım” isimli kitabında: ”Dikkat edilecek ilk nokta ‘kültür’ün bir ‘nesne’ olmadığı; ama bir fikir, bir kavram, bir yapı; insanların düşündüğü, inandığı, yaptığı birçok şey için bir etiket olduğudur. Ve insanların bunu nasıl yaptığı da önemlidir.” der (Rapoport, 2004).

Kültürün en geniş tanımlarından birini yapan Scupin, paylaşılan yaşam biçimi olduğunu belirtmektedir. En temel iki bileşeni ”maddi” ve ”maddi olmayan” kültür olarak ikiye ayrılmaktadır. Maddi kültür, insanlığın fiziksel ürünlerinden oluşmaktadır. Bunlar, üretilen ve üretilmiş olan tüm fiziksel ürünlerdir; araç-gereçler, sokaklar, binalar, üretim araçları gibi nesneler örneklerindendir. Maddi olmayan kültür ise; kolektif davranışlar, değer yargılar, ahlak kuralları, sosyal normlar gibi toplum içindeki eylem ve düşünce sistemlerini yansıtan, değerler ve inançlar bütünüdür (Kalak, 2018).

Kültür, toplumların birbirleri ve çevresiyle etkileşimleri sonucu oluşan değerleri içermektedir, bu sebeple de mimarlıkla da birebir iletişim halindedir. Louis Kahn, mekânların hiyerarşik ilişkilerini kuran mimarlığın sadece mekânların toplamı olmadığını, aynı zamanda sosyolojik ilişkileri, kültürel yansımaları fiziksel olarak yapılandırdığını belirtir (Kalak, 2018).

Lefebvre’ye göre (toplumsal) mekân, (toplumsal) bir üründür ve kısa sürede gerçekleşecek bir durum değildir, bir süreçtir. Bu ürünün üretim sürecinde tarih, din, gelenekler, toplumsal değerler üretilen ve yeniden üretilen mekân için belirleyici olur. Mekânın üretimi farklı kültürel değerlerde, farklı zamanlarda farklı biçimlere dönüşmektedir (Lefebvre, 2014).

Kültür kavramı mekân ve zamandan bağımsız düşünülemez. Mekân ve zaman kültürün bağlamını oluşturur da diyebiliriz. Kültür kendisini oluşturan faktörlerle sürekli etkileşim içinde olan, yaşayan bir organizma gibidir ve zaman içinde değişen koşullar, teknoloji, toplumsal normlar ve değerler ile sürekli değişir.

Urfa’nın geleneksel sivil mimarisi, döneminin insanlarının yaşam tarzı ve dünya görüşlerini belirleyen iklim, topografya ve yerel malzemeler gibi çevresel etkenlerin yanında; sosyoloji, din, dil, ahlak, ideoloji, sanat, ekonomi, teknoloji, vb ögelerden oluşan kültür olgusu ile şekillenmiştir.

Yüzyılların deneyimi ve bilgi birikimi ile oluşan Urfa merkezindeki tarihi kent dokusu, sivil mimari örnekleri, somut ve somut olmayan kültür miras olarak bu çalışmada incelenmiştir.

ŞANLIURFA’DA ÇEVRESEL ÖZELLİKLER VE KÜLTÜR

Coğrafya, iklim, flora, fauna ve mevcut doğal malzemeler gibi bölgeye ait çevresel özellikler öncelikle insan psikolojisini ve davranışını etkiler. İnsan davranışlarıyla şekillenen kültür de bütün bu özelliklerden etkilenir. Soğuk ve gün ışığının az olduğu iklim bölgelerinde yaşayan insanların ruh halleri ve davranışları, sıcak ve bol ışıklı iklim bölgesinde yaşayanlardan farklıdır. Aynı şekilde dağlarda platolarda hayat mücadelesi verenler ile ovalarda yaşamını sürdüren insanlar farklı davranış rutinlerine sahiptirler. Bölgedeki flora ve fauna ise yeme alışkanlıklarından süsleme motiflerine kadar insan hayatına ve onun oluşturduğu yaşam kültürüne tesir eder. Göbeklitepe’nin dikili taşları, hayvan figürleri (ceylan, akrep, yaban domuzu gibi) ile süslenmişken; yörenin göz alıcı bitkisel motifleri (asma yaprakları ve üzüm salkımları gibi) ile işlenmiş tarihi Harran Ulu Cami’nin sütunları bugün Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Çevre faktörü geleneksel konut mimarisindeki en önemli etkenlerden biridir. İklim ve yer koşulları üzerine yüzyıllarca süren gözlem ve deneyim sonucunda yapım teknikleri geliştirilmiştir (Kıstır ve Kurtoğlu, 2018).

ŞANLIURFA’DA KÜLTÜREL ÖGELERİN MİMARİ MEKÂNA YANSIMASI

Farklı medeniyetlerin üst üste gelerek oluşturduğu kültürel birikim, bölgenin mimarisini ve mekânsal yapısını etkilemiştir. Örneğin; evlerde kullanılan avlu ve eyvan mekânları Ortadoğu, Orta Asya ve İran etkilerini taşımaktadır. Göbeklitepe’den bu yana 12.000 yıllık bir geçmişe sahip olan taş ustalığı da bu bölgede hüküm süren medeniyetlerin mirasıdır.

Anadolu konut mimarisi içinde ayrı bir yeri olan Şanlıurfa evleri yüzyıllardan beri bölgede süregelen bir geleneğe bağlıdır. Bu gelenek yazları gölgede 40oC-45oC sıcaklıkta yaşanan iklimin, İslam Dini’ne bağlı toplumun, Kuzey Mezopotamya yapı süsleme tekniklerinin yöresel yapı malzemesiyle şekillenmesinden oluşmuştur (Şenocak, 1990).

Urfa’nın büyük merkezlere uzaklığı ve kökeni çok eskilere dayanan toprak mülkiyeti, yaşama biçimini önemli ölçüde etkilemiştir (Akkoyunlu,1988). Geleneksel Türk aile özelliği ”geniş aile” tipindedir. İki, üç kuşağın bir arada yaşadığı ataerkil aileler haneyi teşkil eder.

Geleneksel Urfa Evleri’nin tasarımında etken olan öncelikli faktörler: İklim, toprağa bağlı aile yapısı, mahremiyetin ön plana çıktığı sosyal hayat ve yörede yaygın bulunan taş malzemedir. Bu faktörlerin bir araya gelmesi ile çevresel ve sosyal değerlerle uyumlu ideal plan şeması oluşmuştur (Turan, 2009).

Geleneksel Urfa Evleri bir, iki, nadiren de olsa üç avlu ve avlu etrafına dizilmiş mekânlardan oluşmuştur. Avlu etrafındaki mekânlar bir ya da iki katlı olmaktadırlar. Yarım kotlardan faydalanılarak mekânsal ve işlevsel zenginlik yakalanmıştır. (Fotoğraf 1)

1) Elçi Konağı Urfa Evi Örneği (Şanlıurfa KVKBK Arşivi).
Yığma yapım tekniği kullanılan yapılarda duvarlar; çift cidarlı yığma nahit, yöreden çıkan kalker taş örgüdür. Duvarlar 60 ile 120 cm arası kalınlıkta örülmüş, böylece yapının ısı depolama kapasitesi arttırılmıştır. Zemin katlarda mekânlar tonoz örgü ile örtülmüştür. Üst katlar ise ahşap mertekli çatı ve çoğunlukla düz dam oluşturularak kapatılmıştır. Kiremit örtülü ahşap kırma çatı, metal kaplamalı ahşap kırma çatı örneklere de rastlanmaktadır.

Mahremiyet ve Mekân Hiyerarşisi

Mahremiyet kavramı geleneksel Urfa kent dokusunun ve evlerinin şekillenmesinde çok önemli bir kavram olmuştur. Tarihi Urfa kent dokusunu ve bu doku içinde yer alan geleneksel Urfa evlerinin mekânlarını hiyerarşik düzen içerisinde; Kamusal Alan (herkesin kullanımında olan cami, hamam, han gibi yapılar ile bunlara ulaşımı sağlayan sokak ve meydanlar), Yarı Kamusal Alan (genelde tek aile ya da akraba ailelerin kullanımında olan çıkmaz sokaklar), Yarı Özel Alanlar (yapı içinde birlikte yaşayan geniş ailenin ortak kullanımında olan avlu, eyvan, mutfak, dam, zerzembeler) ve Özel Alanlar (çekirdek ailenin kullanımında olan odalar) şeklinde sınıflandırabiliriz.

Günümüze kadar ulaşan geleneksel kent dokusunun ve mimarinin üretildiği döneme ait kültürel özellikleri oluşturan tüm çevresel faktörler ve toplumsal değerler geleneksel kentsel ve mimari mekânların şekillenmesinde belirleyici olmuştur.

ŞANLIURFA KENT DOKUSU

Konum

Kent, tarihi boyunca Anadolu ile Arap ülkeleri arasındaki geçiş bölgesinde Müslümanlar ile Hıristiyanlar için Hac yolları ve İpek Yolu üzerinde bulunması nedeniyle önemli bir konuma sahip olmuştur. Dünya kültür medeniyet tarihinin önemli bir merkezi sayılan ve arkeolojik literatürde ”bereketli hilal” olarak adlandırılan bölge üzerinde yer almaktadır (Turan, 2009).

Ticaret ve din sosyal hayata yön veren en önemli iki faktör olarak şehir kuruluşunda birinci derecede etkili olmuş ve bu nedenle yerleşmelerin çekirdeğinde eski ticari merkezi ve Ulu Cami yer almıştır (Akkoyunlu,1988). (Fotoğraf 2)

İslam dini ve iklim şartları kentin fiziksel oluşumunda önemli rol oynar. Kadınlar ve erkeklerin sıkça karşılaşmalarını önlemek için ikamet ve ticaret mıntıkaları ayrı ayrı bölgelerde geliştirilerek mahremiyet korunmuştur. Yüksek duvarlı dar sokaklar, kapalı çarşılar, çeşmeler ve açık su kanalları iklim özelliklerinin etkisini göstermektedir (Şenocak, 1990).

2) Urfa Ulu Cami ve çevresi1980’ler (A. Cihat Kürkçüoğlu).
İslami yaşamda, kadın içeriye yönelik erkek ise dışarıya yönelik yanı temsil etmektedir. Bu, kent yapısına da yansımış, eski kent dokusu içinde konut bölümleri ticaret bölümlerinden ayrı olarak planlanmıştır (Akkoyunlu,1988).

Mahalle Kavramı

Aile düzeni, dolayısıyla ev, kent dokusunun hücresi olarak kentin sosyal ve fiziksel görüntüsünün yaratıcısı olmuştur. Fiziksel ve sosyal yönden İslam Kenti’nin en büyük özelliği onun mahallelere bölünmesidir. Toplumdaki etnik ve dini ayrılıklar bu bölünmeyi belki de zorunlu kılmaktadır. Osmanlı Dönemi’nde Tarihi Urfa Kenti; Musevi, Hristiyan (Süryani ve Ermeni) ile Müslüman mahallelerinden oluşmaktadır.

Meydanlar

Birçok mahallede ufak meydanlar vardır. Bunlar beş altı sokağın kavşak noktası durumundadır. İçinde gölgesinden yararlanmak için dikilmiş meyvesiz ağaçlar, su çeşmesi, istirahat etmek için taş sekiler bulunur. Bazılarında mescit niteliğinde bir küçük cami ve bir iki de dükkân vardır.

Sokaklar

Gece ile gündüz, kış ile yaz arasındaki büyük sıcaklık farkları ve yaklaşık altı ay süren yaz mevsimi nedenleriyle sokaklar dar tutulmuş, yanlarındaki avlu ve binaların duvarları yüksek yapılarak sokakların gölge ve serin olması sağlanmıştır. Günümüze kadar dokusunu korumuş başlıca sokaklar; Yorgancı Sokak, Hacıban Sokak ve Zincirli Sokak’tır. (Fotoğraf 3)

3) Urfa sokaklarından bir görünüş (F.Ş. Kuloğlu Yüksel).
Mahremiyet kavramının çok önemli olduğu Urfa kültüründe yaklaşık 2,5-3,5 m genişliğinde olan sokaklarda bitişik ve sürekli devam eden yapı ve avlu duvarlarının zemin katlarında evlerin avlu kapıları dışında pencere açıklığı yoktur. Sokak zeminde siyah bazalt taşlardan Arnavut kaldırımı ve düşeyde Urfa taşından avlu duvarları ile sürekli bir formdadır.

Kavşaklarda binaların köşeleri yumuşatılmıştır. 3-4 m boyunda 20-25 cm çapında üstü süslü köşe sütunçeleri ve pahlar vardır. Sokaklarda kapı girişlerinde bulunan soluk taşları, sıcakta yorulanların ya da dışarıda birini bekleyenlerin oturması için tasarlanmıştır (Şenocak, 1990). Günümüze kadar dokusunu korumuş sokaklar; Kubbe Mescit Sokak, Atpazarı Sokak, Hekimdede Sokak olarak sayılabilir.

Çıkmaz Sokaklar

Kent dokusuna bakıldığına konutlara ulaşımda mahremiyetin sağlanması amacıyla çıkmaz sokakların kullanıldığı görülür. Bunlara yörede ”tetirbe” denmektedir. Parselasyonun planlı ve düzgün olmayışından da bazı evlerin ulaşımı çıkmaz sokaklarla sağlanmıştır. Tetirbeler kabaltılı olabilir. Boyları 3-4 metreden 13-15 metreye kadar değişir. Şanlıurfa’da tetirbelere sıklıkla rastlanır. Kürkçüoğlu Tetirbesi, Saraç Tetirbesi gibi (Şenocak, 1990). Bu çıkmaz sokaklara mahallenin ana yolundan ayrılarak evlere uzanan özel yollar olarak da bakılabilir. Tetirbeler evin sokak kapısı ile son bulurlar (Akkoyunlu,1988). Eve giriş çıkışlarda aile mahremiyetini sağladığı için özellikle tetirbeli evleri tercih eden kullanıcılar olmuştur.

Kabaltılar

Bazı sokakların üzeri tonozlarla örtülmüştür. Yerli halk dilinde tonoza ”kab” denilmektedir. Üstü kapalı sokaklar ”kabaltı” diye adlandırılırlar (Büyükkırcalı, 2019). Kabaltılar sokakların en serin yerleridir. Beşik tonoz veya çapraz tonoz ya da karışık olarak tertip edilmişlerdir. Genellikle üzerlerinde yapı bulunur. Yaptıran kişilerin isimleriyle anılırlar (Hacı Abo Kabaltısı gibi) (Fotoğraf4).

4) Kabaltı örneği (M. Büyükkırcalı).

GELENEKSEL ŞANLIURFA EVLERİ

Avlu Kapıları: Kamusal alan olan sokak ile ailenin özel alanı olan ev arasında geçişi sağlayan eleman kapılardır. Ailenin iç dünyasını dışarıdan ayıran kapı oldukça görkemlidir (Akkoyunlu,1988). Han kapısını andıran geniş ve görkemli kapı örnekleri vardır.

Kapılar kanatlarına göre çeşitlere ayrılırlar.

Tek Kanatlı Kapılar: 1 veya 1,25 m genişliğinde olan kapılardır. Ekonomik durumu çok iyi olmayan ailelerin evlerinin kapıları böyledir. Bu kapılardan büyük yüklerin ve develerin geçme imkânı yoktur.

Çenetli Kapılar: Çift kanatlı kapılar: 1,5 ya da 2 m genişliğinde olan kapılardır. İki tane kapı kanadı vardır. Yörede çenetli kapı olarak isimlendirilirler. İhtiyaca göre bazen bir kanadı bazen iki kanadı birden açılabilir (Şenocak, 1990).

Enikli Kapılar: Üzerinde ayrı bir göz bulunan kapılardır. Yaklaşık 150×60 cm ebatlarındaki bu göz bağımsız olarak açılabilir. Şanlıurfa ağzında ”enikli kapı” olarak kullanılır. Yavrulu kapılar da denilir. Tek kanatlı kapıların da eniklisine rastlanmakla birlikte genellikle çenetli kapılarda sıklıkla karşımıza çıkmaktadır (Şenocak, 1990) (Fotoğraf 5).

5) Enikli kapı örneği (Şanlıurfa KVKBK Arşivi).
Kapı tokmaklarına kapı döveceği de denilir. Kapıyı tutmaya ve çekmeye yarayan işçiliği çok olmayan demir halka da vardır. Kapı tokmaklarının asıl amacı kapıya gelen kişi olduğunu bildirmek için içeriye ses duyurmaktır. Döküm demir veya pirinçten, ya da dövme demirden çok zarif biçimde hanımeli, kuş, bitki, çiçek figürleri olarak yapılmışlardır.

Hacca gidenlerin evlerinin kapılarına bunu simgeleyen resimler yaptırmaları veya hazır yapılmış tabelalar asmaları da cephelere ve sokağa renk katan ögelerdir (Akkoyunlu,1988).

Çıkmalar (Cumbalar): Halk arasında “çıkma” olarak adlandırılan cumbalar, Urfa evlerinin sokağa bakan yalın cephelerini süsleyen en önemli kısımları ve Urfa sokaklarının en belirgin mimari elemanlarıdır.

Çıkmalar, Urfa evlerinde üst kattaki mekânlardan biri olan ve eyvanın yanında yer alan başodanın sokağa uzantısıdır. Çıkmalar, evin plan özelliğini sokağa yansıtırlar (Akkoyunlu,1988).

 

6) Sokağa bakan çıkmalı yapı örneği. Mahmut Şenocak Evi. (M.Şenocak)
7) Sokağa bakan çıkmalı yapı örneği. Akyüzler Evi. (Şanlıurfa KVKBK Arşivi)
Başoda: ”Çardak” da denilen üst katta bulunan çıkmalı (cumbalı) odalardır. Çıkmaların sokağa taşan kısımları taş konsolların üzerine oturtulmuştur. Konsollar birbirinin üzerinden 25 cm taşırılarak bindirilir. Bu bindirme işlemi bazen 4’e kadar olabilir. Konsolların uçları yuvarlatılarak süslemeler yapılmıştır. Konsollar arasına bazen düz bazen kemerli, tonozlu olarak açıklıklar geçilmiştir (Şenocak, 1990). (Fotoğraf 5)

Zemin katlarda pencere bulunmazken üst katlarda ve çardak denilen çıkmalı başodalarda pencere vardır.

Komşuların birbirine saygısından ötürü pencereler karşılıklı konulmamıştır. Çıkma pencerelerinde bazen tam bazen yarım ahşap kafes bulunur. Birinci kat duvarlarının sade olmasına karşılık çıkmalarda zengin süslemeler vardır (Şenocak, 1990). (Fotoğraf6).

8) Sokak, kabaltı ve cumbalı evler (M. Büyükkırcalı).
Çıkmalar sokağa paralel olduğu gibi bazen de odanın gönyesini düzeltmek maksadıyla sokak tarafından açılı da olabilir (Fotoğraf 7). Örnek: Hüseyinpaşa Sokak, Zincirli Sokak-Mahmut Şenocak Evi, Topakçılar Sokak.

Pencereler

Normal Pencereler: Aydınlatma, havalandırma dışarıyı seyretme gibi gayeler düşünülerek inşa edilen pencerelerdir. Bunlar bir duvarda yan yana olmak üzere 3 veya 4 tanedirler. İç taraftan ahşap kapaklı dıştan camlı ve demir korkuluklu olurlar. Dışarıdan içerinin görünme ihtimali varsa ahşap kafeslerle korunurlar. Üst tarafı ”sakallı kemer” denilen kemerlerle süslenmiştir (Şenocak, 1990).

Işık Takaları: Şanlıurfa’daki odalar güneşten kaçmak için çok derin ve yüksek tavanlı olduğundan normal pencereler aydınlatmaya yeterli gelmemektedir. Bunu telafi etmek için normal pencerelerin üzerinde tavana yakın yerlerde dikdörtgen veya daire şeklinde aydınlatma pencereleri yapılmıştır. Işık takaları ile aynı zamanda havalandırma da yapılır. Çünkü geleneksel Urfa odalarında baca bulunmamaktadır. Halk kış mevsiminde mangallarla ısınmaktadır. Kuşlar girmesin diye bazıları taş kafeslerle kapatılmıştır (Şenocak, 1990) (Fotoğraf 9).

9) Hacı Bekir Pabuççu Pencerelere örnek (Şanlıurfa KVKBK Arşivi)
Gözetleme Pencereleri: Sokak kapılarının üzerinde kapının dışını görebilecek bir yerde gözetleme pencereleri bulunur. Bunlara halk arasında ”Kim o takası” denilir.

Mutfak Pencereleri: Mutfakların normal pencerelerine kapak, cam ve korkuluk takılmaz. Bunların üzerinde ise çok sayıda yerel dilde ”göz göz” denilen ufak pencereler bulunur. Mutfak bacasının çekmediği duman, is ve yemek kokularının dışarı çıkmasını sağlar.

Kuş Takaları: Şanlıurfalıların çok sevdiği hayvan olan evcil güvercinler için ise ”ışık takalarına” benzer pencereler ve nişler yapılmıştır. Bunlara da ”kuş takası” denilmektedir. Kuş takaları ya bir çift güvercin için ufak veya gurup güvercinler için genişçe yapılmıştır (Şenocak, 1990).

Güneş alan cephelerde pencere boşlukları mümkün olduğunca düşük boyuttadır ve birçok evde pencereler ahşap güneşlikler ile korunmuştur (Karaçizmeli, 2011).

HAREMLİK SELÂMLIK’LI EVLER

Urfa evlerinde, göze çarpan plan karakteri toplumda görülen cinsler arasındaki ayırımdan kaynaklanmaktadır (Akkoyunlu,1988).

Şanlıurfa evleri genellikle ”Haremlik ve Selâmlık” denilen iki bölümden oluşurlar. Yerel halk arasında ”İçeri Hayat ve Çıkarı Hayat” olarak adlandırılan bu iki bölümün sokağa ayrı ayrı kapıları olduğu için iki ayrı ev görünümü verdikleri gibi, bazen de tek kapıyla girilen birkaç odalı ve küçük avlulu selamlıktan ikinci bir kapıyla haremliğe geçilen bir plan gösterirler (Şekil 1).

Şekil 24) Hacı Hafızlar Evi Zemin Kat Plan Şeması (Şanlıurfa KVKBK Arşivi).
Selâmlık Bölümü

Erkek misafirlerin ağırlandığı kısımdır. Toprak mülkiyeti ve dönemin ekonomik düzeninde toprak sahibi olan evin erkeklerinin erkek misafir ağırladıkları, görüşme yaptıkları çalışma odalarıdır aynı zamanda. Sokaktan yapının selâmlık kısmının avlusuna, misafirleri taşıyan binek hayvanlarının da geçebileceği geniş kapılarla önce “kapı arası” denilen tonoz örtülü mekândan geçerek girilir.

Selâmlık bölümünde avlu, eyvan, bir iki oda, hayvanların konulacağı ahır(develik) ve tuvalet bulunur.

Selâmlığa ikinci kat yapılmaz. İstisna olarak yapılanlarda ise bu katın geçişi haremlikten verilmiştir. Selâmlıktan çıkmak mümkün değildir. Haremlik bölümü selâmlığa nazaran daha genişçe ve teşkilatlıdır. (Şenocak, 1990)

Dönme Dolap: selâmlık ve haremlik arasındaki duvara kadınlarla erkeklerin birbirini görmeksizin haremden yemek almaya erkek hizmetçilere iş sipariş etmeye ve eşya alıp vermeye yarayan dikine mil üzerinde dönen bir tarafı açık, raflı silindir dönme dolap yerleştirilmiştir (Şenocak, 1990).

Develikler

Selâmlık bölümünde yer alan develik yani ahır mekânında ev sahiplerinin ve misafirlerin binek hayvanları olan at ve develer bulunur. Hayvan bağlama ve yemlikler için alt kotlarda nişler yapılmıştır. Şanlıurfa geleneksel evlerinde baş hayvan veya kümes hayvanı beslenmez.

Helalar

Hela çözümünde farklı uygulamalara gidilmiş. Genellikle avlu girişinde kapı arası denilen mekânda çözüldüğü çokça görülmektedir. Bazı evlerde ise merdiven altlarında, ya da avlunun uzak bir köşesinde avluya açılacak şekilde çözülmüştür. Hela taşı evlerde doğu-batı yönündedir, bunun nedeni kıblenin güney yönünde olmasıdır.

Eyvanlar

Üç tarafı ve üstü kapalı, önü açık, üstü tonoz ya da düz dam olabilen yarı açık mekândır. Mimarlık tarihinde eyvana ilk kez Mezopotamya ve İran mimarlıklarında karşılaşılır (Eraslan, 2012).

Eyvanlar iklim şartlarından dolayı üretilmiş, yarı açık mekânlardır. Geleneksel Urfa Evlerinde zemin katta veya üst katta yer alabilir. Bir, iki, üç, dört eyvanlı evler olabilmektedir. Eyvan iki oda arasında bulunan avluya açılan bir mekândır. Her iki yanında bulunan odalara giriş olanağı sağladığı örnekler vardır (Fotoğraf 10).

Harem avlusunun kuzey tarafında cephesi güneye bakan ve ”Kış Oturacağı” denilen bir eyvan ve yanlarında birer oda, güney tarafta ise onun simetriği durumunda cephesi kuzeye bakan ”Yaz Oturacağı” bulunur (Şenocak, 1990).

Eyvan ve odalar kış oturacağında avludan 25-30 cm yüksekte, yaz oturacağında ise en az 1,5-2 m yüksekte bulunur (Şenocak, 1990).

Eyvanın iç duvarlarında nişler ve süslemeler vardır. Eyvanların cepheleri özellikle kemer kenarları taş işlemelerle süslenmiştir.

10) Hacı Bekir Pabuççu Evi eyvan ve iki yanında odalar (A. C. Kürkçüoğlu).
Yanlardaki ufak nişlerinin birisinin veya bazen ikisinin üst kısmı dama kadar bir baca ile açılır. Rüzgâr yakalayan bu bacalara ”Badgir” denilir (Melikoğlu ve Bekleyen, 2021). Damda bacanın kenarına mihrap şeklinde bir duvar yapılmıştır. Bu duvar eğer bir tane ise yüzü batıya bakar. İki tane ise biri batıya diğeri kuzeye bakar. Urfa’da hâkim rüzgârlar Karayel ve Günbatısıdır. Böylece yukarıdaki rüzgârların bu duvarlara çarparak bacadan geçip eyvanın içinde esmesi sağlanmış olur (Şenocak, 1990).

Bu bacalar, yönleri dolayısı ile, ayrıca yazın damda namaz kılmak için mihrap olarak da kullanılmaktadır. Bu sistem, yazlık kullanım için yapılmış olup kuzeye yönlendirilmiş eyvanlarda bulunmaktadır (Akkoyunlu,1988).

Avlular

Şanlıurfa evleri dikdörtgen veya kare şeklindeki açık avlu etrafına birimlerin yerleşmesinden oluşmuştur. Evin sokakla bağlantısını sağlayan avlu kapısı, kare dikdörtgen veya L şeklinde planlı üzeri çapraz veya sivri tonoz örtülü ”kapı arası” denilen bir mekânla avluya açılmaktadır.

Yılın yedi sekiz ayı boyunca yaşanılan avlular, evin kapalı mekânları ve gezenekleriyle kullanım bütünlüğü içindedir. Avlu hem biçimsel hem de işlevsel açıdan, plan oluşumundaki temel ögelerden biridir (Akkoyunlu,1988). (Fotoğraf 11)

11) Avludan görünüş, havuz ve çiçeklik (A. C. Kürkçüoğlu).
Yerel halkın ”hayat” olarak adlandırdığı avlu mekânı gündelik hayatın da merkezi olmuştur.

Avlularda, oturma, çocukların oyun oynaması, kışlık hazırlanması, düğün, nişan, kına gecesi gibi eğlencelerde toplanma eylemi gerçekleştirilmektedir (Turan, 2009).

1960’lı yıllara kadar düğün salonu olmayan şehirde düğünler hayatlarda yapılmıştır. Hayatlar süslenmiş, misafirler için toplu yemekler hazırlanmış, kapılar sonuna kadar açılmıştır. Düğün törenlerinde hayatlar mutlulukların paylaşarak çoğaldığı mekânlar olmuştur (Okutan Akalın, 2019).

Avlular düzgün kesme taş döşelidir. Harem avlusunun ortasında vazgeçilmez unsur olan mermer veya taş bir havuz ile kuyu bulunur (Şenocak, 1990).

Havuzlar ve Çiçeklikler

Havuzlar; kare, dikdörtgen, altıgen, sekizgen, dilimli ve elips formlu olabilmektedir (Akkoyunlu,1988). Avluda ayrıca incir, dut, nar, asma, limon, ceviz, zeytin gibi ağaçlardan biri veya birkaçının bulunduğu çiçeklik vardır. Çiçeklik çöpe atılması günah olan ekmek kırıntılarının ve taneli gıdaların silkelendiği bir yer olduğu için her evde kesinlikle vardır (Şenocak, 1990). Kuş takalarında yaşayan güvercinler buradan beslenirler.

Avlularda dolaştırılan, serinleme amaçlı oluk şeklinde yapılmış, süs havuzunun etrafında dönen, bazen sarmal şeklinde geometrilerde olan ”su yolları” bulunur.

Avluların ortasında bulunan süs havuzları, karşılıklı ticaret mekânlarının arasındaki yolların altından dolaşan ve kimi yerlerde küçük havuzlar oluşturan su kanalları nem dengesini kurmak için oluşturulmuştur (Karaçizmeli, 2011).

Kuyular

Geleneksel Urfa evlerinde su sorununa getirilen bir çözüm olankuyu avluda veya mutfakta olur. Bazı evlerde ”Kuyu ortaklığı” ile komşular içtikleri suyu paylaşmıştır. Kuyu ortaklığı o dönem komşuluk ilişkilerinde paylaşımın boyutlarını gösteren en güzel örneklerden biridir (Okutan Akalın, 2019). Çeşmeler de taş süslemeleriyle avluda ya da birinci katta olan mimari unsurlardan biridir.

Zerzembeler

Yarım kot yukarıda yapılan eyvan ve odaların altında genellikle yarım kotu zemine gömülen zerzembe (zir-i zemin) olarak adlandırılan kiler mekânları bulunur. Genellikle dikdörtgen planlı ve çapraz tonoz örtülü olan bu mekânın serin olması, mümkün olduğunca derine inilerek sağlanmaktadır. Buralar yazın da serin olduklarından yiyecekler bozulmaması için burada depolanır.

Gezenekler

Haremlik kısmı iki katlı olan evlerde ikinci katın odalarının önünde avluya bakan ”gezenek” adı verilen balkonlar vardır. Bunlar taş konsol şeklinde tasarlanırlar ancak bazen revaklı taşıyıcının üstüne oturtularak tasarlandıkları da görülmektedir. Genelde 80-100 cm genişliğinde olurlar. Üst kattaki odalara giriş gezenekten ya da üst kattaki eyvandan yapılır.

Odalar

Oda; oturma, yemek yeme, çalışma, yatma gibi eylemlerin gerçekleştiği bir birimdir. Odaların sayısı ev sahibinin sosyo-ekonomik durumuyla bağlantılıdır. Urfa evlerinde odalar kare veya dikdörtgen planlıdır (Akkoyunlu,1988). Alt katlarda yer alan odalar çapraz tonoz, üst katlarda yer alan odalar ahşap mertekli, ahşap çıtalı veya nadir de olsa kumaş kaplamalı tavan örtüsüne sahiptir.

Başodalarda “bağdadi tekniği”nde yapılmış kare, dikdörtgen veya elips şeklinde üzeri kalem işi bezemeli tekne tavanlar da görülmektedir (Akkoyunlu,1988). (Fotoğraf 12)

12) Hacı Bekir Pabuççu Evi Ahşap Çıtalı Tavan Kaplaması (A. C. Kürkçüoğlu).
Odaya giriş uzun duvarın kenarından yapılır, ilk girilen kısım ”gedemeç” adını alır. Odanın dar kenarı boyunca uzanan, ayakkabıların çıkarıldığı, taş döşemeli kısımdır. Kışın soba ya da mangal buraya konulur. Yıkanma ihtiyacı zaman zaman burada karşılanır. Duvarında yer alan nişlerin alt sırasına ayakkabılar koyulur. Üst sırasına ise su testileri konulur. Gedemeçten 20 cm kadar yüksekte bazen cilalı sıva ile oda zemini yapılmıştır. Gedemeç ve oda zemini ahşap korkuluklarla ayrılmıştır (Fotoğraf 13).
13) Odada gedemeç, camhane ve nişler (A. C. Kürkçüoğlu).
Her bir oda bir ailenin yaşam alanıdır. Mahremiyeti sağlamak için oda pencereleri kapatıldığında yüksek tavanlı mekânda doğal aydınlatma sağlamak için ışık takaları da kullanılmıştır.

Odaların içerisinde camhaneler, kapaklı ve kapaksız dolap nişleri bulunur. Kapaksız olanlar yatay ve düşey olarak ahşap raflarla bölünmüştür. Camlı olanları vitrin görevi yaparlar (Şenocak, 1990).

Tandırlık (Mutfak)

Misafirperverlik ve zengin yemek kültürü geniş mutfakları oluşturmuştur.

Mutfak ”tandırlık” evin haremlik bölümünde yer alır ve doğrudan avluya açılır. Burada yemeklerin pişeceği ocaklar ve mutfak eşyaları için nişler yer alır. Ocakların dama kadar çıkan bacalarına ”pherik” denir. Mutfağın avluya bakan cephesi kemerlidir. Çapraz tonoz örtülü birimlerin avlu cephesindeki kemerleri kapatılmakta; ancak bacaların çekmemesi halinde havalandırmayı sağlamak amacı ile kemerin üzengi hizasından sonraki bölümü içindeki duvarda, taş sırası içinde boşluklar bırakılmaktadır. ”Gözgöz” denilen bu boşlukların boyutları 25×10, 25×15 veya 25×25 cm arasında değişmektedir (Akkoyunlu,1988). (Fotoğraf 14)

14) Hacı B. Pabuççu Evi baş oda, avlu ve tandırlık (A. C. Kürkçüoğlu).
Hamamlar

Mutfağa bitişik hamam çözümüne büyük Urfa evlerinde rastlanmaktadır. Hamam olmayan evlerde odalara açılan gusülhaneler bulunmaktadır. Gusülhanenin de olmadığı evlerde günlük temizliğin odalardaki gedemeçlerde; detaylı yıkanmanın ise her mahallede bulunan hamamlarda yapıldığı bilinmektedir.

Damlar

Geleneksel Urfa evlerinde, çatı örtüsü olan düz toprak damlar, avludan sonra en büyük açık alanlardır (Turan, 2009). Sıkıştırılmış kille örtülen damlar, kışın ”log” denilen taş merdanelerle sık sık loglanmaktadır. Loğlama işlemi; toprağı sıkıştırarak içeriye yağmur sularının sızmasını önlemek için yapılmaktadır. Yazlık evlerde yatmak için kullanılan damlar kesme taş ”nahit” ile kaplanmaktadır.

Daha yeni evlerde çatı alaturka kiremitle kaplıdır. Eski evlerin bir kısmında da çatının sonradan değiştirilerek alaturka kiremit veya çinko levha ”tutya” ile kaplandığı görülmektedir (Akkoyunlu,1988).

Damlarda sıcak gecelerde yatma işlevi için ”taht” adı verilen dört direkli, yerden 80-100 cm yükseklikte, korkuluklu ahşap veya demirden yapılmış bir taht bulunmaktadır. Bazı damlarda döşekler için özel odalar ve geceleri kullanmak için helalar planlanmıştır. Damlar, sıcak gecelerde yatma eylemi dışında gündüzlerinde de servis mekânına dönüşerek kışlık hazırlanması, salça yapımı, sebze kurutulması için kullanılmaktadır. Nişan, düğün, taziye gibi özel günlerde seyir mekânı olarak insanların toplandığı alanlar haline gelmektedirler (Turan, 2009). Damlarda bunlar dışında özellikle kadınlar için evler arasında sokağa çıkmadan geçiş eylemleri gerçekleştirilmektedir (Akkoyunlu,1988). (Fotoğraf 15)

Çörtenler

Düz damların üzerine gelen yağmur sularının avluya veya sokağa kontrollü akmasını sağlayan konik biçiminde taştan yapılmış yağmur olukları “çörten”ler sokağa estetik değer katarlar.

Merdivenler

Avlunun en önemli unsurlarından biri olan merdivenler genellikle profilli taştan yapılmıştır. Ancak yığma tekniği ile yapılanlara da rastlanmıştır. Profilli merdivenler, önceden hazırlanmış taş basamakların bir ucunun duvara gömülerek, konsollar şeklinde birbiri üzerine bindirilmesi, alt ve üstte de döşemelere basması ile oluşturulmaktadır. Merdivenlerin genişlikleri 80-110 cm arasındadır (Akkoyunlu,1988) (Fotoğraf 16).

Basamaklar oldukça yüksek planlanmıştır. Boyutları 25×25 cm, 25×28 cm arasında değişmektedir. Avlu içlerinde sayıları 1 ile 6 arasında değişen merdiven bulunmaktadır. Bu merdivenlerin altları ölü mekânlar olarak bırakılmamış, çeşitli biçimlerde değerlendirilmiştir. Bazı evlerin merdiven altlarında, günlük yaşamda çeşitli eşyanın konması için yapılmış sivri veya yarım kemerli nişler, bazılarında ise hela veya kuyu bulunmaktadır. Ayrıca merdiven sahanlığının altının kilere geçiş alanı olarak kullanıldığı örneklere de rastlanılmıştır (Akkoyunlu,1988).

15) Urfa Sezerler evi damları (Şanlıurfa KVKBK Arşivi).
16) Sezerler Evi Merdiven örneği (Şanlıurfa KVKBK Arşivi).
Süslemeler

İslam coğrafyalarında görülen zengin gözlem yeteneği ve hayal gücünün ürünü olan süsleme ve bezemeler düşsel bir imge yaratarak yapıya ait strüktürel zorunlulukları unutturur (Kuban, 1989).

Taş, ahşap ve metal süslemeler Urfa evlerinde yer almaktadır. Taş süslemeler özellikle dikkat çeker. Yapının dışında fazla süsleme bulunmaz. Süslemeler çoğunlukla avluya bakan cephelerde yapılmıştır.

Taş üzeri işlenmiş çeşitli bitkisel motifler, rozetler, mukarnaslar, yıldızların avlu cephesinde bulunması Urfa’ya hastır. Cephede yer alan üst pencereler (havalandırma takaları) bile taş oyma kafesli yapılmıştır (Turan, 2009).

Urfa evleri, düz damlı olduğu için saçak yoktur. Duvarların üst hizasında kornişler vardır.

Bazı kapıların üzerinde kapı genişliğinde genellikle çift sıralı mukarnaslı korniş, korniş ile kapı kemeri arasında kitabe ve rozetler bulunmaktadır. Bazı kapılarda ise ”Allah, Muhammed” gibi dini yazıların yer aldığı görülmektedir (Akkoyunlu,1988). (Fotoğraf 17)

17) Taş süsleme örneği (M. Şenocak).
18) Ay yıldız motifi ve bitkisel taş süsleme örneği (M. Şenocak).
Avluya bakan eyvanın kemerinde ”ay-yıldızlı rozet”ler, havalandırma pencerelerinin arasında ”yıldızlı rozet”ler görülür (Fotoğraf 18).

Dilimli stilize çiçek motifinden meydana gelen ”rozas”lar avluya bakan cephede oda duvarlarında görülür.

Çeşitli bitkisel motiflerin olduğu ”palmet”, ”kabarra” gibi madalyon şeklinde de olabilen taş süslemeler gerek cephelere gerek süs havuzlarında gerek kuyularda görülmektedir. Ayrıca geometrik desenlerle oluşturulmuş taş süslemeleri de mevcuttur.

19) Taş kitabe ve süsleme örneği (Şanlıurfa KVKBK Arşivi).

SONUÇLAR

Geleneksel Urfa evlerinin plan şemalarını etkileyen pek çok değişken vardır. İklimsel etkiler, topografya, demografik yapı, kültürel yaşam, geçim kaynakları (ekonomik etkiler), güvenlik ve yapı malzemeleri bu faktörlerin başında gelir (Karaçizmeli, 2011). Bunları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

İklim: Sıcak-kuru iklim koşulları eyvan, revak gibi yarı-açık, avlu, dam gibi açık mekânların kullanımını getirmiştir. Sokakta yürüyenler için gölge oluşturacak yüksek ve ısı tutuculuk kapasitesini arttıran kalın yapı duvarları yine iklimsel verilerle oluşmuştur. Kuru havaya nem vermesi için de kullanılan avlulardaki havuz ve su yolları, eyvan ve odalara damdaki rüzgârı yakalayıp getiren rüzgâr yakalayıcılar (badgirler) iklim koşullarından dolayı tasarlanmıştır.

Yerel malzeme: Yöreden çıkarılan doğal kireç taşının yapılarda kullanımı ile mevcut topografya ile uyumlu bölgeye has mimari doku oluşmuştur.

Konum ve Güvenlik: Yörenin jeopolitik konumu ve sosyo-kültürel özellikleri ile geleneksel toplum yapısı birkaç kuşağın bir arada aynı konut içinde yaşadığı geniş aileden oluşan toplumsal düzenin oluşmasına sebep olmuştur. Yapılarda da korunma amaçlı yüksek yapı duvarları, sokağa bakan dış cephelerde içerisi hakkında pek fazla bilgi vermeyen penceresi ve süslemesi az duvar yüzeylerine yöneltmiştir.

Tarihsel gelişim sürecinde kentin konumu: Neolitik çağdan günümüze kadar kesintisiz sürekli bir yaşantının olması, üst üste kültür katmanlarının bulunması mimari mekân, yapım tekniği ve süsleme-bezeme zenginliğini getirmiştir. Özellikle Orta Asya, Kuzey Afrika, Mezopotamya, İran’ın mimari gelenek etkileri yapılarda görülmektedir. Ayrıca kent geçmişten günümüze hem ticaret (İpek, Baharat Yolu) hem de her üç semavi din için hac yolları üzerinde yer almaktadır. Kent kültüründe mistik duygular, mitler ve efsaneler önemli bir yer tutmaktadır.

Geçim Kaynakları ve Mülkiyet: Geleneksel kent dokusunun oluştuğu dönemde geçim kaynakları ticaret, zanaat ve sanatla beraber tarımdır. Tarımsal üretim civar köylerde geniş toprak mülkiyetlerinde yapılırken Urfa merkezdeki evler, ana ikamet yeri olarak seçilmiştir. Köylerden gelen zahirelik ürünler, evlerdeki geniş ve serin zerzembelerde depolanmıştır. Evlerin selâmlık kısımlarında toprak sahipleri misafirlerini ağırlamış, develiklerde de misafirlerin binek hayvanlarının bakımı yapılmıştır.

Din: Toplumsal hayatı şekillendiren ana unsur, din olmuştur. Toplumu oluşturan kadın-erkek ve çocuk ilişkileri din ile tanımlanmıştır. Geleneksel evlerdeki “içeri hayat” ve “dışarı hayat” kavramları bu olgu ile oluşmuştur. Haremlikli ve selâmlıklı yapı tiplerini çıkmaz sokakları şekillendirmiş; kadının ve erkeğin kamusal, yarı kamusal, yarı özel ve özel alanlardaki yerlerini keskin bir şekilde tanımlamıştır.

Mimari dokuda mahremiyetin etkisi ağır bir şekilde hissedilmektedir. Evler kendi iç dünyalarını oluşturarak bilinçli bir şekilde dış dünyadan soyutlanmış gibidir.

Misafirperverlik: Kentin sahiplendiği kimliğinin bir parçası haline getirdiği dini figür olan İbrahim Peygamber’in misafirperverlik özelliği tüm kent halkı tarafından benimsenmiştir. Günümüzde de Urfalılar misafirperverlikleri ile gurur duyarlar. Tarım ürünlerini kışlık ve yıllık olarak hazırlama, sofralarının hep açık olması arzularından daha önemsenerek yapılır. Düz damlar, geniş tandırlıklar, çok sayıda ocaklar ev ahalisini besleyip gelen misafirleri de en güzel şekilde ağırlamak içindir.

Komşuluk: Komşunun haklarına ve mahremiyetine saygı, yapılan yemeklerden komşuya ikram çok önemli kabul edilen toplumsal değerlerdendir. Komşunun avlusuna, cephesine bakan pencere açılmaz, komşunun damına bakan tarafa erkekler çıkmaz gibi. Komşu yapılarda kadınların sokağa çıkmadan birbirinin evine geçebileceği kapılar yapılmıştır. Kadınlar imece usulü yapılan büyük işlerde (salça yapımı, biber yapımı vb) birbirine yardım etmiştir.

Günümüz kültürünü şekillendiren somut ögeler: Fiziksel çevre ve soyut ögeler, davranışlar, toplumsal normlardır. Geçmiş kültürümüzün şekillendirdiği, mimari mirasımızı oluşturan geleneksel kent dokuları ve mimari yapılar gelecek kuşaklara aktarmak için korunması, anlaşılması ve yeniden yorumlanması gereken çok kıymetli bir bilgi ve deneyim birikimidir.

KAYNAKLAR

Akkoyunlu, Z. (1988). Geleneksel Urfa Evlerinin Mimari Özellikleri. [Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi].

Büyükkırcalı, M. (2019). Şanlıurfa Kent Merkezinde Kabaltılar Üzerine Tipolojik Bir Değerlendirme. [Yüksek Lisans Tezi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi].

Kalak, M. (2018). Siverek Geleneksel Yerleşimini Biçimlendiren Mekânsal Ögeler. [Yüksek Lisans Tezi, Anadolu Üniversitesi].

Karaçizmeli, M. (2011). Urfa İli Geleneksel Konut Yapılarının Malzeme ve Plan Tipi Farklılıklarının İklimsel Performans Açısından Değerlendirilmesi. [Yüksek Lisans Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi].

Kıstır, M.R. ve Kurtoğlu D. (2018). Geleneksel Konut Mimarisinin Sürdürülebilirlik Bağlamında İncelenmesi: Ayvalık ve Oxford Evleri Örneği. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi 9 (1): 83-90. https://doi.org/10.29048/makufebed.382966

Kuban, D. (1989) Mimarlık Kavramları. Yapı Endüstri Merkezi Yayınevi.

Kükçüoğlu, A. C. vd. (2002). Şanlıurfa Uygarlığın Doğduğu Şehir. Şanlıurfa İli Kültür Eğitim Sanat Araştırma Vakfı Yayınları.

Lefebvre, H. (2014). Mekânın Üretimi. Sel Yayınları.

Melikoğlu, Y. ve Bekleyen, A. (2021). Şanlıurfa’nın Geleneksel Rüzgâr Yakalayıcıları. El-Cezeri Fen ve Mühendislik Dergisi 8, (1) (268-286). DOI:10.31202/ecjse.835131

Okutan Akalın, E. (2019). Küreselleşme Bağlamında Yerel Televizyonlarda Kültürün Temsili: Şanlıurfa. [Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi].

Rapoport, A. (2004). Kültür, Mimarlık, Tasarım. Yapı Yayın.

Şenocak, M. İ. (1990). Şanlıurfa’da Geleneksel Mimarimiz. [Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi].

Turan, G. (2009). Yeniden İşlev Verilen Urfa Evlerinde Koruma Sorunları. [Yüksek Lisans Tezi, Dicle Üniversitesi].

Sitede Ara