HALK MİMARİSİ GELENEKSEL ŞANLIURFA EVLERİNDE SÜSLEME VE KİTABELERDE EDEBİ UNSURLAR
Yavuz Sultan Selim zamanında 1517 yılında Osmanlı topraklarına katılan ve Cumhuriyet dönemine kadar Osmanlı hakimiyeti devam eden Şanlıurfa’daki halk mimarisi ürünü geleneksel evlerin tamamı Osmanlı döneminden kalmadır. Ortaçağ’dan kalma şehir surlarının içindeki mimari dokuya bugün de bakıldığında geleneksel evlerin yoğunlukta olduğu görülür (Fotoğraf 1,2)


Osmanlı dönemine ait anıtsal eserlerde az da olsa geometrik süsleme kullanılmış olmasına rağmen evlerde yerel üslupta yapılmış bitkisel süslemeler hakimdir. Ancak evlerdeki rozetler üzerinde yer alan geometrik süslemeler bir araya toplandığında zengin bir repertuvar oluştururlar.
Urfa evlerinden kitabeli olanların en eskisi günümüzde Mutfak Müzesi olarak kullanılan Haciban sokaktaki H.1085/M.1675 tarihli Hacibanlar Evi’dir. (Fotoğraf 3). (Akkoyunlu, 1989, s. 14). Harun Bey Yokuşu’ndaki 39 numaralı ev 1171/1753 tarihi ile ikinci sırayı almaktadır. Diğer evlerin önemli bir kısmı XIX. yüzyıla ve XX. yüzyıl başlarına aittir.


I. GELENEKSEL ŞANLIURFA EVLERİNDE TAŞ SÜSLEME
Şanlıurfa İslam mimarisi duvar ve tonoz örgülerinde ana malzeme olarak kalker taşı kullanılmıştır. Çok yumuşak olduğundan kolay işlenen ve ocaktan çıktıktan bir süre sonra sertleşen bu kireçli taş çeşidi Urfa yapılarının her devrinde rahatlıkla kullanılmış ve üzerine zengin süslemeler yapılmıştır. Halk arasında “havara daşı” olarak adlandırılan bu taşın, kentin güney batısındaki dağlık bölgeden getirildiği bu bölgeye yayılmış çok sayıdaki antik taş ocağından anlaşılmaktadır. (Kürkçüoğlu, 1998).
ŞANLIURFA TAŞ SÜSLEME SANATINDA TEKNİKLER
Kabartma Tekniği
Bu teknikte taş üzerine çizilen motifler yüksekte bırakılarak aralardaki boşluklar oyulup çökertilerek ana motif kabartma olarak öne çıkarılır. Şanlıurfa evlerindeki taş süslemenin büyük çoğunluğu kabartma tekniğinde yapılmıştır. Mihrap çevrelerinde, mukarnaslarda, duvar süslemelerinde, sütun başlıklarında ve rozetlerde çok yaygın olarak kullanılan bu teknikte motiflerin yüksekliği 1 cm’yi geçmemektedir. Ancak son Osmanlı döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında inşa edilen bazı binaların pencere alınlıklarındaki motifler üç boyuta varacak derecede yüksek kabartma olarak işlenmiştir (Fotoğraf 5).

Taş üzerine çizilen motiflerin aralarındaki boşlukların kafes şeklinde oyulduğu bu tekniğe Şanlıurfa evlerindeki eyvanların kilit taşlarında yer verilmiştir. Kilit taşlarının aşağıya sarkan bölümüne oyulan bitkisel süslemeler kompozisyon ve motif bakımından zengin bir repertuvara sahiptir. Ayrıca odaların avluya bakan üst kısımlarındaki küçük havalandırma pencerelerinde bu teknikle yapılmış taş kafesler kullanılmış, böylece hem dekoratif bir görüntü elde edilmiş hem de kuşların bu küçük pencerelerde yuvalanmaları önlenmiştir (Fotoğraf 6).

Bu teknikte iki veya daha fazla renkli taşların kesilerek yan yana kullanılmasıyla oluşturulan geometrik motifler ağırlıktadır. Mahmut Nedim Efendi Konağı’nın alt kat eyvanı döşemesindeki renkli mermer panolar bu tekniğin sivil mimarideki tek örneğidir (Fotoğraf: 7).
ŞANLIURFA EVLERİNDE TAŞ SÜSLEMENİN YER ALDIĞI MİMARİ ELEMANLAR
Şanlıurfa evlerindeki taş süslemeler; döşemelerde (renkli mermerlerden mozaik kakma olarak), duvarlarda, sütun ve sütun başlıklarında, köşe sütunçelerinde, tonozlarda, kemerlerde, kemer üzengilerinde, kilit taşlarında, lentolarda, kapı ve pencere alınlıklarında, havalandırma pencerelerinde, konsollarda, saçaklarda, kitabe çerçevelerinde kullanılmıştır.
Döşemeler
Mahmut Nedim Efendi Konağının zemin kat eyvanı döşemesinde, uç kısımları sivriltilmiş haç motiflerinin yan yana ve alt alta sıralanarak uçlarından birleşmesiyle aralarda sekiz kollu yıldızların oluştuğu renkli mermerden kakma tekniğinde yapılmış süslemeler yer almaktadır (Fotoğraf 7)


Urfa evlerinin avluya bakan duvarlarındaki süslemelerin önemli bir bölümünü rozetler ve hayat ağacı motifi oluşturmaktadır.
Sütunlar-Köşe Sütunçeleri
Son Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi başlarına ait bazı konak ve evlerin sütunlarında iyon ve kompozit türünde başlıklar dikkati çekmektedir. Hekim Dede Çeşmesinin, Ferahiye Sokak’taki Kılıçlar Evi’nin, Kubbe Mescid Sokağı’nın 12 Eylül Caddesi tarafındaki köşelerinin, Selahaddin Eyyûbî Camii kuzey avlusunun sokağa bakan köşesinin, Akyüzler Evi sokak kapısının köşe sütunçeleri Urfa’daki çok sayıda köşe sütunçelerinin önemli örnekleridir (Fotoğraf 8).
Tonozlar
Rızvaniye Medresesi dershane mescidi bitişiğindeki eyvan tonozunda boydan boya uzanan süsleme birçok Urfa Evi’nin eyvanına da örnek olmuş bazı Urfa evlerindeki eyvanların beşik tonozlarının orta kısmı boydan boya geometrik motiflerle süslenmiştir. Karanlık kapı sokaktaki Şeftalioğulları Evi’nin eyvan tonozunun orta kısmında boydan boya uzanan geometrik süsleme bunların en güzel örnekleri arasındadır. (Fotoğraf 9).

Urfa evlerinde; sokak kapılarının, oda kapılarının, oda pencerelerinin, oda ve avludaki nişlerin ve eyvanların kemer süslemeleri önemli grup oluşturmaktadır. Eyvanların kemerleri ve kilit taşları genellikle aşağıya sarkar vaziyette palmet dizileri ile süslenmiştir. Mahkeme Sokak’taki Köroğluzade Evi’nin sokağa bakan cephesindeki eyvanın kemeri hilal motifleriyle çevrelenmiştir. Eyvan kemerlerinin oturdukları üzengi taşları da bitkisel ve mukarnas süslemelidir.
Kilit Taşları
Urfa İslam mimarisindeki taş süslemenin önemli bir grubunu kilit taşları oluşturmaktadır. Eyvan kemerlerindeki kilit taşları genellikle şebekeli oyma bitkisel süslemeli olarak aşağıya sarkar vaziyettedir. Bazı kilit taşları da kabartma palmet motifleri ile süslenmiştir (Fotoğraf 10). Evlerin tonoz kilit taşları yıldız ve küresel biçimde aşağıya sarkar biçimde olup bunların üzerinde şebekeli oyma tekniğinde geometrik süslemeler bulunmaktadır.

Urfa evlerinin sokak kapıları alınlıklarındaki mukarnas firizleri, palmet bordürleri, rozetler, kabaralar ve kitabe kartuşları zengin bir motif repertuvarına sahiptir (Fotoğraf 11).

Urfa evlerinde odaların avluya bakan pencerelerinin üst kısımlarına küçük ölçüde havalandırma pencereleri (havalandırma takası) açılmıştır. İçerideki kirli havanın dışarıya atılabilmesi ve aynı zamanda kuşların da içeriye girmesini önlemek amacıyla bu pencerelere bitkisel ve geometrik süslemeli şebekeler yerleştirilmiştir. (Fotoğraf: 6).
Konsollar
Evlerin sokağa taşan köşklerinin üzerine oturduğu konsollarda, avlunun iki tarafındaki odaların damlarını birbirine bağlayan “gezenek”lerin konsollarında ve bu konsolların aralarına atılmış kemerciklerde zengin taş süslemeye yer verilmiştir. Küresel süslemeler, yıldız rozetler, kemerciklerden aşağıya sarkar vaziyetteki palmet dizileri konsollarda süsleme unsuru olarak kullanılmıştır (Fotoğraf 12).

Merdivenlerin, gezenek ve damların kenarlarında yer alan korkulukların Urfa İslam mimarisi taş dekorasyonu içerisinde önemli bir yeri vardır. Ayrıca birçok Urfa Evi’nin damını çevreleyen ve şekilleri yönünden “taraklı”, “lokmalı”, “dilimli” ve “kum saatli” olarak sınıflandırılan korkuluklar dekoratif fonksiyonu olan mimari elemanlardır (Akkoyunlu, 1989,s.157-159) (Şekil 1).

Bazı Urfa evlerinde kitabeler basit mukarnaslarla çevrelenmiştir.
ŞANLIURFA EVLERİ TAŞ SÜSLEME SANATINDA MOTİF TÜRLERİ
Şanlıurfa taş süslemeciliğinde, İslam süsleme sanatlarının bitkisel süsleme, geometrik süsleme, figürlü konular, sembolik formlar, yazı ve karma/birleşik kullanım gibi ana gruplarına yer verilmiştir. Bu ana gruplar içerisinde yer alan motifler zengin bir repertuvara sahiptir. Öyle ki, İslam süsleme sanatlarında yer alan ve Urfa taş süslemeciliğinde bulunmayan motif hemen hemen yok gibidir.
Urfa evlerinde en çok bitkisel süslemeye, daha sonra sırasıyla geometrik süsleme, figürlü süsleme, yazı, sembolik formlar ve bitkisel-geometrik karışımı (karma/birleşik) kompozisyonlarına yer verilmiştir.
BİTKİSEL MOTİFLİ SÜSLEMELER
ÜREYEN (AÇIK) BİTKİSEL SÜSLEME
Bu gruptaki süslemelerde rumi, palmet ve lotus gibi bitkisel motifler zincirleme bir şekilde birbirlerini takip ederek sonsuza kadar üreyip gitmektedir. Sevilerek kullanılan palmet dizisinden oluşan bordürlere evlerin sokak kapıları kemerlerinde, sokak kapısı alınlıklarında ve cumbalarında yer verilmiştir.
Lotus-palmet ve rumili bordürler
Evlerin sokağa taşan cumbalarındaki pencere altlarında ve konsol kemerleri üzerinde de palmet dizisinin geç dönem örneklerine bolca yer verilmiştir (Şekil 2).

Evlerin sokak kapılarının kemerlerinde de bu şekil palmet dizilerinin değişik varyantları yer almaktadır. Kıbrıs Sokak’ta yer alan ve yakın zamanda yıktırılarak yerine pasaj inşa edilen dört numaralı evin sokak kapısı kemerinde büyük palmetler yan kollarından birbirleriyle birleşerek aşağıya sarkık vaziyette ikinci bir palmet motifini, alt kısımlarından kıvrılarak karınlarında üçüncü bir palmet motifini ve iki büyük palmetin arasındaki boşlukta ters vaziyette dördüncü bir palmet motifini oluşturmuşlardır (Fotoğraf 13).

Aşağıya Sarkar vaziyetteki palmet dizileri evlerin sokağa taşkın cumbalarının konsollarında ve pencere çevrelerinde, sokak kapılarının alınlıklarında, oda kapıları üzerindeki taş sundurmalarda ve eyvan kemerlerinde aşağıya sarkar durumda, bolca kullanılmıştır.
KAPALI BİTKİSEL SÜSLEME
Rumi, palmet ve lotus gibi bitkisel motiflerin oluşturduğu kompozisyonlar dairesel, elips ya da çokgen bir çerçeve içerisine rozet şeklinde sığdırılarak sınırları belirlenmiş olduğundan bunları üretmek mümkün değildir.
Rumi ve Palmet Motifli Kapalı Kompozisyonlar
Şanlıurfa İslam Mimarisi’nde görülen kapalı bitkisel süslemeler içerisinde Rumi ve palmet zengin bir çeşitliliğe sahiptir. Rumi ve palmetli kapalı süslemelere bazı evlerdeki sütunların ve köşe sütunçelerinin başlıklarında da yer verilmiştir. (Fotoğraf 8). Evlerin avluya bakan cephelerindeki rozetlerin iki yanlarında sıkça kullanılan üç yapraklı palmet motiflerinde yerel bir üslup hakimdir.
Rozet ve Kabaralardaki Kapalı Bitkisel Süslemeler
Kapalı bitkisel süslemelerin en fazla kullanıldığı alan rozet ve kabaralardır. Nebih Efendi Tekkesi Sokağı’ndaki 7 numaralı evin sokak kapısı alınlığında bulunan sekizgen rozet üzerinde, sekizgenin her köşesinden merkeze doğru çıkan sekiz adet palmet motifi yer almaktadır (Şekil 3).


Urfa Evleri’nin avluya bakan cephelerinde de rozet süslemeye bolca yer verilmiştir. Bu rozetlerin önemli bir grubunu dört yapraklısından on sekiz yapraklısına kadar değişik çeşitleri olan “Gülçe”ler oluşturmaktadır (Fotoğraf 14). Karaçizmeliler Evi’ndeki on sekiz yapraklı gülçe motifinin göbek kısmına on yapraklı ikinci bir gülçe işlenmiştir.


Hayat Ağacı
Şanlıurfa İslam Mimarisi’nde hayat ağacı motifi en yoğun olarak evlerde görülmektedir. Bu motif sokak kapılarının kilit taşları ve alınlıklarından başlamak üzere evlerin avluya bakan tüm cephelerinde yüzlerce değişik örnek halinde sevilerek kullanılmıştır.
Hayat ağacı motifine, bazı evlerin havalandırma pencerelerinde şebekeli oyma olarak da yer verilmiştir. Hilal şeklindeki bir vazodan çıkan bu motif, sokak kapılarından başlamak üzere evlerin eyvanlarında, pencere alınlıklarında ve avluya bakan cephelerinde çeşitli varyantları ile sevilerek ve bolca kullanılmıştır. (Fotoğraf 16). Şaman inançlarında kutsal yer ve gökyüzünün direği olan ağaç motifi, Türkler İslamiyet’i kabul etikten sonra “Cennet Ağacı” olarak algılanmıştır. Bu motifin Urfa evlerinde çok fazla yer almasının bir nedeni, dünya hayatının geçtiği evi cennetten bir köşe olarak huzur, sağlık ve mutluluk içerisinde yaşanılır kılma düşüncesi olmalıdır.

ÜREYEN (AÇIK) GEOMETRİK MOTİFLİ SÜSLEMELER
Üreyen bitkisel süslemede olduğu gibi burada da meander, örgü, inci dizisi, daire, üçgen ve çeşitli çokgen geometrik şekiller birbirlerine zincirleme bağlanıp sonsuza kadar üreyip giderler. Kullanma yoğunluğu açısından bitkisel süslemeden sonra gelen geometrik süslemelerin üreyen grubu içerisinde meanderler, örgüler, düğümler, inci dizileri, daire, üçgen, altıgen, sekizgen ve kırık çizgilerden üreyen süslemeler önemli bir yer tutmaktadır.
Dairelerden Üreyen Süslemeler
Bu grubun en basit örneği; yan yana dizilmiş dairelerin oluşturduğu bordür, Akarbaşı mevkiindeki Malatyalı Halil Evi’nin odalarından birinin tonoz kilit taşında kabartma olarak, Yorgancı Sokak’taki Yorgancılar Evi’nin ile Güllüoğlu Sokak’taki Melikler Evi’nin havalandırma pencerelerindeki kafeslerde yan yana ve üst üste sıralar halinde dizilmiş daireler şebekeli oyma olarak uygulanmıştır. Dairelerin kesişmesiyle altıgenler ve altı yapraklı çiçeklerin meydana geldiği kompozisyon, Reji Kilisesi’ndeki papazlar Evi’nin payesinde gelişmiş bir örnek olarak görülmektedir (Şekil 5).

Yorgancı Sokak’taki Çubukçular Evi’nin eyvan girişindeki paye üzerinde, kesişen altıgenler aralarında altı kollu yıldız ve baklava dilimi şekillerini oluşturmuştur (Şekil 6).
Aynı Boydaki Tam ve Yarım Sekizgenlerin Kesişmesinden Üreyen Süslemeler
Anıtsal eserlerde daha çok kullanılmış olan bu süsleme Urfa evlerinde Küçük Hacı Mustafa Hacıkamiloğlu Konağı mutfağının güney cephesindeki kapı lentosunda karşımıza çıkmaktadır.

Melikler Evi, Abdülkadir Hakkâri Evi, Kutbeddin Sokak’taki 8 nolu ev ve Mahkeme Sokak kabaltısı (sokak tonozu) üzerindeki evin sokağa bakan penceresinde uygulanmıştır. Bu motife, evlerin havalandırma pencerelerinde de sıkça yer verilmiştir (Şekil 7). Bu süsleme, Abdülkadir Hakkâri Evi havalandırma pencerelerinden birindeki şebekeli oyma kare kafes içerisinde karenin köşelerine gelen kısımlar sivriltilerek birleştirilmiş ve farklı bir kompozisyon elde edilmiştir.


Bu süslemenin kare bir pano içerisinde sınırlanmış bir örneği Güllüoğlu Sokak’taki Mehmet Demirkol Evi avlusunun güney cephesindeki duvar üzerinde yer almaktadır. Burada ortadaki büyük bir sekizgenin çevresinde birbirini keserek dolaşan sekiz adet küçük sekizgen, ortada sekiz kollu bir yıldız ve karenin her kenarında ikişer adet yarım sekiz kollu yıldız meydana getirmiştir (Şekil 8).
KIRIK ÇİZGİLERDEN ÜREYEN SÜSLEMELER
Çapraz eksenlere göre kesişen kırık çizgilerin iki farklı konumda kırılıp kesişmesiyle x gamalı haç ve ok ucu şekillerinin meydana geldiği kompozisyon, Şanlıurfa İslam mimarisinde ilk defa Hasan Padişah Camii minberinin yanlarında şebekeli oyma olarak ortaya çıkmış (Şekil 9), Daha sonra Hacı Nuri Uslusoy Evi, Akçarlar Evi ve Molla Ali Sokağı’ndaki Bağdadi Ev başta olmak üzere Urfa evlerindeki odaların avluya bakan havalandırma pencerelerinde şebekeli oyma olarak kullanılmaya devam etmiştir.

(Şekil 10), görülmektedir.

KAPALI GEOMETRİK MOTİFLİ SÜSLEMELER
Kapalı geometrik süslemeler; dairesel, çark-ı felek ve yıldız süslemeler olmak üzere başlıca üç ana gruba ayrılır. Burada çeşitli geometrik şekiller sınırları belirtilmiş dairesel, elips ya da çokgen bir çerçeve içerisinde kompozisyon oluşturacak biçimde düzenlenirler.
Dairesel Süslemeler
Şanlıurfa İslam mimarisi taş süslemeciliğinde dairesel süslemeler Haciban Sokak’ta iş hanı olarak kullanılan eski bir evin eyvanı üzerindeki daire rozette, kesişen yarım daireler altı yapraklı bir çiçek meydana getirmiş, bu çiçeğin yaprak araları uç kısımlarından başka bir yaprakla birleştirilerek çevrede altıgen bir şekil elde edilmiştir. Hacibanlar Evi’nin selamlık bölümü tuvaletinin havalandırma penceresine, bir çember etrafında dönen sekiz adet dairenin merkeze doğru damla şeklinde uzayarak birleşmesinden meydana gelen şebekeli oyma bir kompozisyon işlenmiştir.
Dairesel bir eksen etrafında kesişerek dönen çemberlerin ortada sekiz kollu bir yıldız meydana getirdiği kompozisyonun gelişmiş bir örneği, Güllüoğlu Sokak’taki Melikler Evi’nin oda kapısı üzerindeki küresel rozette şebekeli oyma olarak işlenmiştir (Fotoğraf 17). Sekiz kollu bir yıldızın çevresinde kesişen yarım dairelerden oluşan benzer bir süsleme, Yetkin Sokak’taki Şekerci Halil Evi’nin odalarından birinin tonozunun küresel kilit taşında şebekeli oyma olarak yer almıştır.
Hacı Paşa Sokak’ta bulunan ve 1983 yılında yıktırılan Muharrem Zebun Evi’nin odalarından birinin çapraz tonozu üzerinde, kollarından kıvrılarak birleşen iki haç motifi merkezleri aynı kalmak üzere kaydırılarak sekiz kollu bir yıldız meydana getirmiş ve ortadaki boşluğa birbirine zincirleme geçerek dönen sekiz adet çemberin oluşturduğu başka bir süsleme işlenmiştir.
Hacı Bekir Pabuççu Evi’nin 1979 yılında yıkılmış olan selamlık kapısı alınlığında birbirine bağlanarak dönen beşer yarım daireli iki ayrı kompozisyon merkezleri aynı kalmak üzere kaydırılarak on yarım daireli bir rozet oluşmuş ve bu rozetin ortasına on kollu bir yıldız işlenerek dairesel süslemelerin farklı bir örneği elde edilmiştir (Şekil 11).


Çark-ı felek motifinin Şanlıurfa İslam mimarisindeki en eski örneği, Urfa şehir surlarının Harran Kapısı kuzey cephesi üzerinde yer alan güneş kursu şeklindeki 18 kollu dairesel çark-ı felek rozetidir.
Su Meydanı Sokak’ta 1983 yılında yıktırılan Mahmut Karalök Evi’nin pencere alınlığında sekiz kollu çark-ı felek motifi sekiz köşeli yıldıza dönüştürülmüştür. Sekizgen rozet içerisindeki bu kompozisyonun ortasına sekiz yapraklı bir çiçek motifi yerleştirilmiştir. Bu kompozisyonun çiçeksiz şekli aynı evin sokak kapısı alınlığında kabartma rozet olarak, Hızanoğlu Camii kuzeyindeki bir evin sokak kapısı alınlığında şebekeli oyma rozet olarak yer almıştır. (Şekil:12).
Mustafa Akyüz evinin sokak kapısı alınlığındaki sekizgen rozette merkezden çıkan sekiz palmet motifi çark-ı felek kompozisyonu oluşturmuştur (Fotoğraf 15).
Yıldız Süslemeler
Yıldız motifi, beş kolludan başlayarak on sekiz kolluya kadar rozetler halinde Şanlıurfa İslami devir mimarisi taş süslemeciliğinde sevilerek kullanılmıştır. Genellikle rozetler halinde görülen yıldız motiflerinin daha önce görüldüğü üzere kırık çizgilerin kesişmesinden oluşan şekilleri de sıkça kullanılmıştır.
Sekiz Kollu Yıldızlar
Bu motifin değişik varyantları Mahmut Karalök Evi’nde, Akçarlar Evi’nde, Hacibanlar Evi’nde, Türk Meydanı’ndaki sekiz numaralı evin sokak kapısı alınlığında, İsa Beden Evi’nin sokak kapısı alınlığında, Hekim Dede Mahallesi Kıvrıntılı Sokak 35 numaralı evde ve Karanlık Kapı Sokağı çıkmazındaki üç numaralı evin sokak kapısı alınlığında görülmektedir. Aynı motif, Güllüoğlu Sokak’taki Melikler Evi’nin güney odalarından birinin tonozundaki küresel kilit taşında ve bugün yıkılmış olan Hacı Nuri Uslusoy Evi’nin havalandırma penceresinde daire rozet içerisine şebekeli oyma olarak işlenmiştir.
Alparslan İlkokulu karşısındaki 7 numaralı evin oda cephesindeki, merkezleri aynı iki haç motifinden birinin dik, diğerinin çapraz biçimde üst üste oturtularak kesişmesinden meydana gelen sekiz kollu yıldız motifi, farklı büyüklükteki karelerin birinin düz, diğerinin sivri ucu aşağıya gelecek şekilde sıralanmasından meydana gelen kompozisyon esas alınarak oluşturulmuştur.
Merkezleri aynı, biri dik, diğeri çapraz iki haç motifinin kesişerek oluşturduğu sekiz kollu yıldız motifinin değişik örnekleri, İsa Beden Evi’nde, Bekaroğlu Osman Evi’nde, Vali Fuat Caddesi Güllüoğlu Sokak’taki Güllüler Evi’nde, Hızanoğlu Camii karşısındaki sokakta yer alan 18 numaralı evin sokak kapısı alınlığında, Hacı Paşa Sokak’ta bugün yıkılmış olan Mustafa Akyüz Evi’nde (Şekil 13) yer almıştır.



Melikler Evi’ndeki, sekizgen bir rozette iç içe iki çemberin içerisinde bulunan birer adet şebekeli oyma sekiz kollu yıldız bu grubun değişik bir örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.


İsa Beden Evi ile Hacı Nuri Uslusoy Evi’ni ayıran ve bugün yıkılmış olan duvar üzerindeki bir dizi şebekeli oyma daire rozetten birinde, kesişerek dönen kırık çizgiler iç içe üç adet sekiz köşeli yıldız meydana getirmiştir (Şekil 16).

Farklı boylardaki karelerin birinin düz kenarı, diğerinin sivri köşesi aşağıya gelecek şekilde sıralanmasıyla aralarda sekiz kollu yıldızların meydana geldiği süsleme, Reji Kilisesi’nin XIX. yüzyıl başlarında inşa edilen müştemilatının pencere korkuluklarında, Akçarlar Evi’nin üst katındaki havalandırma penceresinde ve Güllüoğlu Sokak’taki 6 numaralı evin havalandırma penceresindeki kare panoda şebekeli oyma olarak işlenmiştir. Aynı süslemeye, kabartma olarak Alparslan İlkokulu karşısındaki 7 numaralı evin oda cephesindeki sekizgen rozet üzerinde ve 1986 yılında yıktırılmış olan Hacı Nuri Uslusoy Evi’nin kuzey odalarından birisinin kuzeye bakan cephesindeki kare bir rozet içerisinde yer verilmiştir (Şekil 17).


On iki Kollu Yıldızlar
On iki kollu yıldız grubunun evlerdeki bir örneği, Örtük Sokak’taki 29 numaralı evde daire bir rozet üzerinde görülmektedir.

Sekiz kollu yıldızın kollarının arasının köşeli bir biçimde birleştirilmesiyle oluşturulan 16 köşeli yıldız biçimlerinin değişik varyantları her üçü de yıkılmış olan Karalökler Evi’nde, Hacı Nuri Uslusoy Evi’nde ve İsa Beden Evi’nin sokak kapısı alınlığında (Fotoğraf: 19) rozetler halinde görülmektedir. İsa Beden Evi’nin sokak kapısındaki motifin benzerine Kıvrıntılı Sokak’taki 35 numaralı evde de yer verilmiştir.
BİTKİSEL VE GEOMETRİK MOTİFLERİN KARIŞIMI (KARMA) SÜSLEMELER
Bitkisel-geometrik karışımı (karma) kompozisyonlar kendi arasında üreyen (açık) ve kapalı olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
ÜREYEN (AÇIK) KARMA SÜSLEMELER
Bir sıra halinde kesişen yarım daire bordürleri ve birbirlerine alt kısımlarından bağlanarak dizi halinde devam eden yarım daire bordürlerinin palmet ve çiçek gibi bitkisel motiflerle süslendiği kompozisyonun değişik örnekleri Urfa evlerinin sokak kapısı kemerlerinde ve niş çevrelerinde görülmektedir (Fotoğraf 20).
KAPALI KARMA SÜSLEMELER
Aziz Petrus ve Aziz Paulus Kilisesi’nin güney avlusunda yer alan ve kilisenin müştemilatından olan evin kuzeye bakan duvarında, ikişerli iki sıra halinde birbirine teğet dört çemberin dış teğet boşlukları palmet motifleri ile doldurulmuştur (Şekil 18).

FİGÜRLÜ SÜSLEMELER
İslam’da canlıların resmedilmemesi hoş karşılanmamasına rağmen bilhassa Anadolu Selçuklu Sanatı’nda yerini bulan figürlü süsleme Urfa evlerinde kuş, aslan ve yılan figürleri ile üzüm salkımı tutan el olarak az sayıda kullanılmıştır.
Kuş Figürü
On bir Nisan Sokağı’ndaki 7 numaralı Müftü Mahmut Kâmil Evi‘nin sokak kapısı alınlığındaki kitabe çevresinin sağında ve solunda yer alan birer kuş figürü Urfa İslam Mimarisi’ndeki tek örnektir (Fotoğraf 21).

Akarbaşı mevkiinde yer alan, bir dönem ŞURKAV Kültür Merkezi ve halen turizm amaçlı olarak kullanılan Mehmet Bağmancı Evi’nde iki arslan kabartması yer almaktadır. Evin çardak kısmının kuzeye bakan cephesindeki “kuş takası” nın (kuş evi) iki yanında karşılıklı ve simetrik olarak tasvir edilmiş olan bu arslanların baş ve gövdeleri profilden tasvir edilmiş, boyunlarından zincirle yere bağlanmışlardır. Boyunlarındaki zincirleri, ön ayaklarından birisini yukarıya doğru kaldırmaları ve kuyruklarının gövde üzerine kıvrılmış olması yönleriyle bu arslanlar “Arslanlı Han” arslanlarını hatırlatmaktadır. Bu evin Arslanlı Han’a çok yakın olması ustanın oradan etkilendiği izlenimini vermektedir. Ancak burada aşırı bir stilizasyona gidilerek figür naif bir üslup kazanmıştır. Sağa bakan figürün yüzü profilden verilmiş olmasına rağmen gözler cepheden görünür şekilde çift olarak tasvir edilmiş, her iki figürün yüz hatları arslandan oldukça uzaklaşarak karikatürize edilmiştir (Fotoğraf 22).

Yılan Figürü
Çakeri Camii karşısındaki 1275/1885 tarihli Haydar Ağa Çeşmesi’ne ait olan Köroğluzade Haydar Ağa Evi’nin güney eyvanı döşemesindeki su yolu, spiral şekilde iç içe geçmiş iki yılan figüründen oluşmuştur. Eyvanın ortasındaki bir şadırvandan gelen (şadırvan bugün yoktur) su, eyvan döşemesindeki ince bir kanaldan geçtikten sonra iki yılanın dairesel şeklinde iç içe geçmesinden oluşan kanalı (Çöpür Taşı) dolaşarak avluya akmaktadır. Tepeden tasvir edilen yılanların sivri burunları ve gözleri işlenmiştir (Fotoğraf 23). Aynı kompozisyon Harran Üniversitesi Uygulama Oteli olarak kullanılan Akçarlar Evi’nin batıya bakan eyvanının zeminine de işlenmiştir.

İslam’da figür tasvirinin hoş görülmediği için Urfalı taş süsleme sanatçıları bazı yapılarda rumi ve palmet gibi bitkisel motifler ile stilize insan, ejder ve çift başlı kartal figürü oluşturmuşlardır.

Bitkisel motiflerden oluşan stilize insan figürlü bir kompozisyon Şanlıurfa Karaköprü ilçesine bağlı Apaydın (Hekice) köyünde Mehmet Çakmak’a (Mehemede Mahme) ait Rumi 1332 (M.1916) tarihli evin pencere alınlığında dikkati çekmektedir. Buradaki yüksek kabartma simetrik çatallı rumi motifinin üzerine yine yüksek kabartma olarak işlenmiş iki yanında simetrik palmetler yer alan, başı güneş haleli stilize insan gövdesi kompozisyonu Soğmatar Kutsal Tepe’deki Güneş Tanrısı Şamaş’ın stilize edilmiş şeklini akla getirmektedir (Fotoğraf 24).
Stilize Ejder Figürü
Kazancı Pazarı yakınında yer alan ve Alpan ailesine ait bir ev olduğu bilinen; ancak sonraları keçeci esnafı tarafından kullanıldığı için halk arasında “Keçeci Hanı” olarak bilinen 1815 tarihli yapının üst katındaki odalarından birisinin güneye bakan cephesindeki daire rozet üzerinde kıvrılarak dönen sekiz adet -S- motifinin her biri ejder figürünü sembolize etmektedir. Burada dairesel bir eksen etrafında dönen ejderlerden birisinin ağız kısmı, diğerinin kuyruğunu oluşturmaktadır. Ejderler ortada sekizgen bir şekil meydana getirmişlerdir (Fotoğraf 19). Selahaddin Eyyûbî Camii’nin kuzey avlusunda yer alan XIX. yüzyıl sonlarına ait evin alt katındaki pencere alınlıklarındaki kabartma stilize rumiler ejder figürünü sembolize etmektedir (Şekil 20).



Stilze Çift Başlı Kartal Figürü
Aziz Petrus ve Aziz Paulus Kilisesi’nin güney doğu köşesinde bulunan ve kilisenin müştemilatından olan evin batıya bakan duvarı üzerinde, tamamen rumi ve palmetlerden hareket edilerek oluşturulan iki adet stilize çift başlı kartal figürü yer almaktadır (Şekil 21).

Karaçizmeliler Evi’nin avluya bakan kuzey cephesindeki pencerelerin alınlıklarına işlenmiş olan stilize koç başı kabartmaları bu grubun Urfa’daki tek örneğidir (Şekil 22).

Urfa İslam mimarisinde insan figürlü süslemeye sadece Han-el Ba’rür Kervansarayı’ndan Urfa Müzesi’ne getirilen blok bir taş üzerinde ve şehir surlarından Harran Kapısı’nın kuzey cephesinde yer verilmiş olmasına rağmen Urfa evlerinde sadece üzüm salkımı tutan insan eli figürüne yer verilmiştir. Bunlar Ellisekiz Meydanı yanındaki Köroğluzadeler Evi’nin sokağa bakan eyvanının kilit taşında, Yorgancı Sokak çıkmazındaki evin eyvanının kilit taşında ve Damat Süleyman Paşa Camii doğusundaki evin güney cephesindeki eyvanının kilit taşında yer almaktadır (Fotoğraf 26).

Celi Sülüs Yazılar
Hat sanatı bazı Urfa evlerinin sokak kapılarında ve evin avluya bakan odalarının kapılarında hem kitabe hem de dekorasyon unsuru olarak kullanılmıştır. Çerkez Sokaktaki 20 numaralı evin ikinci kata çıkan merdivenleri üzerinde taşa oyularak çerçeve içerisine alınmış iki kitabeden birincisinde, üstte celi sülüs hattı ile “Maşallahu Teala” yazısı, bunun altında ta’lik hattı ile iki satırlık bir beyit bulunmaktadır. Üstteki “Maşaallah” yazısı simetrik olarak bitkisel motifle çevrelenmiştir (Fotoğraf 27). İkinci kitabede, üç köşesinde palmet motifi bulunan bir çerçeve içerisinde müsenna tarzında celi sülüs hattı ile “Ya Hafız” yazısı yer almıştır (Şekil 23).




Küçük Hacı Mustafa Hacıkamiloğlu evi kuyusunun taşındaki “Ali” yazısı sadece “ayn” ve “lam” harfleri ile oluşturulmuş; ancak burada da yazı ters olarak taşa işlenmiştir. Aynı taşın ortasında, kare çerçeve içerisindeki dört defa “Elhamdülillah” yazısı da ustanın bilinçsizliği neticesinde ters olarak işlenmiştir. Burada kompozisyonun ortasına işlenen büyük bir sekizgen ve çevresindeki sekiz adet küçük sekizgenin kesişmesiyle geometrik bir örgü oluşturulmuştur (Fotoğraf 29).
MOTİFLERİN KAYNAKLARI VE İKONOLOJİSİ (İKONOGRAFİ)
Motiflerin kültürel, sosyal ve tarihsel arka planında vermek istediği mesajla ilgilenen bilim dalına İkonoloji/İkonografi denilmektedir. Bu bilim dalı ayrıca dinî bir konunun sanata aktarılması sonucu ortaya çıkarılan simgeleri incelediğinden simgebilim olarak da adlandırılmaktadır.
Şanlıurfa İslam Mimarisi Taş Süsleme Sanatı’nda kullanılan bitkisel, geometrik ve figüratif motiflerin taşıdıkları anlam ile vermek istedikleri mesaj, yani ikonografileri tarih boyunca çeşitli kültürlerin etkisi ile oluşmuştur.
BİTKİSEL SÜSLEME İKONOGRAFİSİ
Bitkilerin Eskiçağ’dan beri süsleme amaçlı olarak sanat ürünlerine girmesi onların özünde bulunan şifa verici özelliklerinden gelmektedir. Eski Çağ’da hastalıkları tedavi edici bütün ilaçlar bitkilerden yapıldığından bitki motifleri süs aracı olarak değil, bir koruyucu nesne olarak işlenmiştir (Eyüboğlu, 1981, s. 199-203).
İslam Sanatı’ndaki bitkisel süslemelerde karmaşık; fakat ölçülü, akılcı ve titiz bir yerleştirme düzeni hakimdir. Birbirine dolanmış arabesk kıvrımlar, şekilleri tek tek algılamak için değil, evrenin bütünlüğünü ve uyumunu düşündürmek içindir (Mülayim, 1993, s. 201).
Rumi Motifi İkonografisi
İslam sanatçıları tarafından sevilerek kullanılan rumi motifi Şanlıurfa mimarisinde başta Emevilerin Harran Ulu Camii olmak üzere Osmanlılara kadar taş süslemeciliğinde yoğun olarak kullanılmıştır.
Polonyalı sanat tarihçisi Josef Strzygowski (1862-1941) rumi motifinin kökenini hayvan figürlerine dayandıranların öncülerinden ve en inançlı savunucularındandır. Bu görüş, Celal Esad Arseven (1875-1971) ve daha sonraki sanat tarihçileri kuşağına kadar benimsenmiştir. Yakın tarihli buluntuların ışığında köklerinin çok eskiye dayandığı anlaşılan bu motifin hayvan figürlerinden mi yoksa bitki motiflerinden mi kaynaklandığı tartışma konusudur (Mülayim, 1993-94, s. 234). Ancak yine de başta Anadolu Selçukluları olmak üzere İslam Sanatı’nda oldukça sık kullanılan bu motifin bir boyutuyla Orta Asya hayvan üslubuna dayandığını gösteren pek çok kanıt vardır (Mülayim, 1993-1994, s. 189). MÖ. V.-IV. yüzyıllara ait Avrasya buluntularıyla başlayan hayvan figürlerinin rumileşme süreci Türklerin İslamiyeti kabul etmesiyle hızlanmış ve fantastik hayvan figürleri bitkisel formlara dönüşmeye başlamıştır. Göçebe halklar artık kentli olmuş, totem inancı yerini tek tanrı inancına bırakmıştır. Ancak bu dönüşüm bir anda olup bitmemiş, hayvan figürleri rumi bitki formlarının arasına gizlenerek bir süre daha yaşamaya devam etmişlerdir (Mülayim, 1993-94, s. 235).
Rumi motifi, genellikle palmet motifi ile birlikte kullanılmıştır. Doğulu bir motif olarak ortaya çıkan ve Eski Dünya’nın çeşitli yörelerinde sevilerek kullanılan her iki motif, kullanım zenginliği bakımından mimari bezemenin en önemli kolunu meydana getirmiştir (Gündoğdu, 1993, s. 197).
Palmet Motifi İkonografisi
Milattan sonraki dönemlerde, özellikle İslami çevrelerde giderek yaygınlık kazanan palmet motifi, milattan önceki bin yıllık devrede Orta Asya Türk Sanatı çevrelerinde ortaya çıkarak kullanılmaya başlanmıştır (Gündoğdu, 1993, s. 204). Hunlara ait M. Ö. VI. ve V. yüzyıllara tarihlenen I. Pazırık Kurganı’nda ortaya çıkartılan bir at koşum takımı parçasındaki palmetler bu motifin Türk Sanatı’ndaki öncüleri sayılmaktadır (Gündoğdu, 1993, s. 199).
Palmet motifi, Orta Asya’da “özek” motifi olarak anılmaktadır. Özek deyimi Çağatay Türkçesi’nde “bir şeyin içi, çekirdek, göbek” anlamındadır. Kazan Türkleri ile Başkırtlar’da aynı anlamdan başka “öz, özek, ağacın özü, ilik, iç, kalb, merkez” anlamında da kullanılmaktadır. Ayrıca “alem” motifi de “üzek” olarak bilinmektedir. Bu nedenle “özek” adı Arapça’dan gelen “alem” ile birlikte kullanılmaktadır (Kırzıoğlu, 1995, s. 132).
Lotus Motifi İkonografisi
Süsleme sanatları içerisinde tarih boyunca önemli bir yeri olduğu görülen rumi ve palmet motiflerinin yanında lotus motifi de sıkça kullanılmıştır. Eski Mısır’da kutsal olan lotus çiçeği bu özelliğinden dolayı bütün tapınaklarda, heykellerde, çanak çömleklerde, kaya kabartmalarında süsleme ögesi olarak kullanılmıştır. (Eyüboğlu, 1981, s. 205-215). Lotus motifi palmet ile birlikte Roma mimari bezemeleri arasında her dönemde yaygın olarak işlenen örgelerin en sevilenidir (Başaran, 1995, s.11).
Üzüm Motifi İkonografisi
Şanlıurfa İslami dönem taş süslemeciliğindeki bitkisel grup içerisinde asma dalı ve üzüm salkımlı motiflerin en önemli örnekleri Harran Ulu Camii’nin Emeviler döneminden kalma (744-750) sütunlarında görülmektedir.
Anadolu sanatında daha çok duvar kabartmalarında, kimi çanak çömlek süslemelerinde görülen üzüm motifinin en belirgin özelliği Hititlerde Bereket Tanrısı’nın sakalı olarak görünüşüdür. Bir elinde buğday başağı, diğer elinde üzüm salkımı tutan Hitit Tanrısı Anadolu’da üzümün ne denli saygıdeğer tanrısal bir bitki olduğunu vurgulamaktadır. Yunan-Roma uygarlığında üzüm bolluğun değil, sevincin, doyasıya eğlenmenin, kendinden geçişin ve içkinin kaynağıdır. Üzüm, Yunan dünyasında içki tanrısı Dionysos’un, Roma dünyasında Bacchus’un bitkisidir. Üzüm Hiristiyan dininde de önem kazanmış ve şarap kutsal olarak tanınmıştır (Eyüboğlu, 1981, s. 205-215).
Hayat Ağacı Motifi İkonografisi
Bitkisel süsleme içerisinde başlıbaşına bir yer tutan ağaç motifi (hayat ağacı) Şanlıurfa İslam mimarisi taş süslemeciliğinde bilhassa evlerde değişik biçimlerde görülmektedir. Orta Asya Şaman inancına göre hayat ağacı dünyanın merkezi olarak kabul edilir ve aynı zamanda Şaman’a yeraltı veya gökyüzü seyahatinde merdiven görevi üstlenir (Öney, 1968, s. 34). Orta Asya inançlarına göre kâinat, hayat ağacı, yer, gök ve gezegenlerle temsil edilir. Gök ile yeri bağlayan hayat ağacıdır (Öney, 1968, s.119). Türbe, mezar taşı gibi eserlerde yer alan hayat ağacı tasvirleri Orta Asya inançlarının bir devamı olarak ölü ruhlarının öbür dünyaya yükselmesini anlatır.
GEOMETRİK SÜSLEME İKONOGRAFİSİ
İnsanlık tarihinin herhangi bir zaman diliminde ve yeryüzünün herhangi bir yöresinde geometrik şekilleri kullanmamış hiçbir topluluk yoktur. Geometrik şekillerin neden tercih edildiği, hangi mantıkla geliştiği gibi konularda çeşitli araştırmacılar değişik yorumlar yaparak ayrıntılı çözümlere girmişlerdir. Geometrik kompozisyonların tercih ediliş sebepleri üzerinde düşünenler arasında, bireysel psikoloji kuramlarıyla açıklamada bulunanlar, din ve siyasi yapıya bağlayanlar olduğu gibi sembolizm, totem, büyü gibi sistemlerin rolü üzerinde durarak bu şekillerin bir takım özel güçler taşıdığını ileri sürenler de vardır (Mülayim, 1993, s. 154).
Çeşitli Geometrik Şekillerin İkonografisi
İslam süslemeciliğinde geometrik kompozisyonların tercih edilme nedeni çoğunlukla “tasvir yasağı”na bağlanmıştır. İnsan ve hayvan şekillerinden alıkonan sanatçılar geometrik şekillere yönelmişlerdir. (Mülayim, 1993-94, s. 231). Daire, üçgen, altıgen, sekizgen gibi temel geometrik şekillerin çağlar boyunca yüklendiği anlamlar vardır. Gerilere gidildiğinde Platon’un temel geometrik figürleri ile karşılaşılır. Timaeus Diyaloğu’nda Platon kozmik yasalardan bahsetmekte, geometrik biçimlerin temsil ettiği evre unsurlarını saptamaktadır: Küp=yer, piramit=ateş, üçgen prizma=hava, 12 yüzlü prizma=kosmos, 20 yüzlü prizma=su demektir (Ögel, 1994, s. 95).
Daire, simgeler arasında sonsuzun ifadesi olarak en güçlü olanıdır. Kaynağı ve sonu içerdiği için evren düzeninin, evrendeki birlik ve bütünlüğün canlı ve cansız başlıca ifadesidir (Ögel, 1994, s. 96). Dairenin veya ortası noktalı dairenin güneşi veya astral cisimleri simgelediği düşünülmektedir.
Temel geometrik şekiller olan üçgen, altıgen ve kare, bir temel daire ve onun etrafında kesişen dairelerden kurulabilir. Daireden hareketle “sonsuz” motifler üretilebilir. Bütün İslam Sanatı’nın başlıca ifade aracı olan geometrik düzenlerdeki devamlı tekrar etme prensibi buna dayanır. İnsan bilincini simgeleyen üçgen, gök sembolü olan altıgen, yeryüzünü ve maddeyi ifade eden kare, daireden elde edilebilen temel geometrik figürlerdir. Karenin dört köşe sayısı, yani dördü temsil etmesi ile yeri özeldir. Phythagoras, her şeyi sayılarla özleştirdiğinde, 4’ü en mükemmel oran temsilcisi, adaleti temsil eden sayı diye göstermiştir. Bütün doğada 4 ritmi egemendir: 4 ana yön, 4 unsur (ateş, hava, su, yer), doğanın dört fiziksel niteliği (sıcak, soğuk, kuru, nemli), 4 rüzgâr, doğanın dört ürünü (insan, hayvan, bitki, metal). Dairenin bölünmesi ile elde edilen 6 ve 12 sayıları, güneşin çizdiği çemberle ilişkili kozmik sayılar olup güneşin bir yılda geçtiği 12 gezegen-zodiak sistemi ile bağlantılıdır. Altı, dünyanın yaratıldığı gün sayısıdır. Merkez noktası ile 7’yi bulur, 7 gök katını anlatır. Güneş, ay ve yerin hareket ritimleri kozmik sayıların anahtarıdır. Bu üçlü ilişki, 3 sayısına ağırlık verdirir. Sayılar arasındaki bağlantılar da önem kazanmaktadır. 3, 6’ya götürür (üç büyük dinde dünyanın yaratıldığı gün sayısı 6’dır). 6, 12’ye çıkar ki, 12’de 3 ve 4’ü birleştiren sayıdır (İslam’da 12 imam, Hristiyanlıkta 12 Havari) (Ögel, 1994, s. 96).
İç içe daireler imgesi, dünya etrafında dönen gezegenlerin çizdiği konsantrik çemberlere benzemektedir. Mısırlı Ptolemaios’un astronomisinde ortaya koyduğundan beri yüzyıllarca geçerliliğini koruyan bu kozmik şemanın yıldız sistemleri dediğimiz geometrik düzenlerle çarpıcı bir yakınlığı vardır (Ögel, 1994, s. 97).
Çark-ı Felek, Yıldız İkonografisi
İslam Sanatı’nda, yıldızlar ve çark-ı felek adı verilen dönen şekiller tekke ve tarikatlarla ilgili görülmekte, şekillerin köşe ve kenar sayıları 12 imam, 4 mezhep gibi bazı özel anlamlarla açıklanmaktadır. Süsleme sanatlarında yıldız motifi dört köşeliden başlamak üzere 16 köşeliye kadar tasvir edilmiştir. Altı köşeli yıldız en eski geometrik şekillerden olup iki eşkenar üçgenin merkezleri aynı kalmak ve köşeleri çakışmayacak şekilde üst üste konmasıyla elde edilmiştir. Hz. Süleyman’ın mührü veya Yahudi yıldızı olarak bilinen bu şekil, İslam Sanatı’nda da kullanılmıştır (Mülayim, 1993-1994, s. 230).
Türkçe’de “Hatem-i Süleyman” (Mührü Süleyman) terimiyle de geçen altı kollu yıldız motifinin Yahudiliğin sembolü haline gelmesi XIX. yüzyıla rastlamaktadır. Bu motif daha tunç devrinde Mezopotamya’dan İngiltere’ye kadar olan geniş bir alanda kullanılagelmiştir. Ayrıca Hindistan’da ve İber Yarımadası’nda demir devrinde kullanıldığı da bilinmektedir. Bu motif Roma ve Bizans Sanatı’nda da süsleme unsuru olarak kullanılmıştır (Çam, 1993, s. 208).
Altı kollu yıldız, İslam öncesi 12 hayvanlı Türk takviminde burç sembolü olarak görülmektedir (Ögel, 1984, s. 194). Mühr-ü Süleyman motifi, günümüze ulaşabilen en eski İslam yapısı olan ve 691 yılında Emevi Halifesi Abdülmelik tarafından yaptırılan Kudüs Kubbetüssahra mabedinde, düzgün hatlı altı kollu yıldız şeklinde kullanılmış, bundan sonra Osmanlılara kadar İslam Süsleme Sanatı’nın bütün devrelerinde bu motife sıkça yer verilmiştir. İslam devletlerinden Eyyûbîlerin sikkelerinde görülen bu motif, Selahaddin Eyyûbî tarafından da kullanılmıştır. Şanlıurfa taş süsleme sanatına girişi de Eyyûbîler kanalıyla olmuştur.
Haç Motifi İkonografisi
Geometrik süsleme grubunda kullanılan diğer bir motif de haç motifidir. Hristiyanlığın simgesi sayılan bu motif tarih öncesine kadar inen bir geçmişe sahiptir. Dik eksenlerdeki iki çizgiden oluşan bu şekil dört yönü göstermekte, İsa Peygamber’in çarmıha gerildiği sahnede, insan vücudunun simetrik yapısı ile haç formu çakışmaktadır. Haç formu zaman içinde, kolları farklı uzunlukta ve farklı şekildeki diğer haç türlerinin de ortaya çıkmasıyla çeşitlenmiştir.
FİGÜRLÜ SÜSLEME İKONOGRAFİSİ
Kartal / Kuş Figürü İkonografisi
Kartal; Hitit, Urartu ve Mezopotamya uluslarında çok işlenmiş bir figürdür. Kartalın en eski Hitit kabartmalarında görünmesi onun birdenbire ortaya çıkmadığını, Hitit öncesi dönemlerde de yaygın bir inanç konusu olduğunu göstermektedir (Eyüboğlu, 1981, s. 168).
Tek ve çift başlı kartal, çok girift çeşitli sembolik amaçlarla kullanılmıştır. Orta Asya’da çok yaygın olan kartal kültünde tek veya çift başlı kartal koruyucu, nazarlık, tılsım, aydınlık, güneş sembolü, havayı tayin eden unsur olarak görülür. Yakutlar ölümden sonra ruhların kuş şeklinde (bu kuş kartal da olabilir) göğe yükseldiğine inanırlardı. Orhun kitabelerinde de ölen kimsenin kuş şeklinde uçtuğundan bahsedilmektedir. İslamiyetin kabulünden sonra da Türkler’de bu inancın şuur altında devam ettiği, ölen kimse için “aramızdan kuş gibi uçup gitti” sözünden anlaşılmaktadır (Öney, 1967, s. 152-153).
Kartal, yırtıcı kuşların en güçlüsü olduğundan tarih boyunca birçok ulus tarafından sembol olarak kullanılmıştır. Fazlalaşmış ikili kuvveti simgeleyen çift başlı kartal Selçuklu sultanlarının arması olmuştur. İbni Bibi’ye göre, Anadolu Selçuklu sultanları savaşarak hakim oldukları yere tepesinde kartal bulunan çetrlerini (bir nevi çadır) kurarlardı (Öney, 1967, s. 7). Eyyûbî Devleti’nin amblemi de çift başlı kartaldır (Şeşen, 1987, s. 204-205). Eyyûbîler dönemine ait Urfa Harran Kapısı’nın kuzey cephesindeki çift başlı kartal devlet sembolü olarak işlenmiştir.
Arslan Figürü İkonografisi
Arslan prehistorik devirlerden itibaren Anadolu’da, daha sonra Eski Şark’ta, Antik Sanat’ta çeşitli sembollerle kullanılmış en yaygın hayvan tasvirlerindendir. Çeşitli devirlerde ve kültürlerde daima kuvvet ve kudret sembolü olarak görülmüştür. Bu nedenle, sarayları, tahtı, şehri, kaleyi veya yapıyı kötülükten, düşmandan koruyan bir unsur gibi kullanılmıştır.
İslam tarikatlarından Bektaşiliğe giren Arslan Anadolu Selçuklu Sanatı’nda bolca tasvir edilmiştir. Hz. Ali “Allah’ın Arslanı” olarak sembolize edilmiştir. Anadolu’da yaygın bir inanışa göre, Arslan ağzından akan sularla abdest alınır ve bu su şifa niyetine içilir. Arslan başlı çörtenler ve çeşmeler bu inanışın ürünüdür.
İnsan Figürü İkonografisi
Anadolu Selçuklu Sanatı’nda yaklaşık 200 yıl, Türk Sanatı’nın bütününde ise bin yıl kadar devam etmiş olan insan figürü, gerek Göktürk çağı balballarında, gerekse daha sonraki devrelerin alçı kabartma, metal işleri, taş süsleme ve minyatürlerinde hemen tanınan kimlik ve görünüş özelliklerini daima korumuştur. Daha çok “Uygur insanı” denilen kimlik ve görünüşe göre tasvir edilen insan tipi Osmanlı minyatürlerine kadar tekrarlanmıştır (Mülayim, 1989, s. 92).
Şanlıurfa İslam Mimarisi taş süslemeciliğinde insan figürü, Han-el Ba’rür Kervansarayı’ndan Urfa Müzesi’ne getirilen blok taş ve şehir surlarının Harran Kapısı kuzey cephesinde görülmektedir. Ancak Urfa’da Köroğluzadeler Evi’nin, Yorgancı Sokak çıkmazındaki evin ve Damat Süleyman Ağa Camii doğusundaki evin eyvanlarının kilit taşlarına üzüm salkımı tutan el kompozisyonu işlenmiştir. El motifi İslam sanatında, Hz. Ali’nin Eli (Pençe-i Ali) olarak bilinir. Ayrıca miladi 680 tarihinde Kerbela’da bir elini kaybeden, Hz. Ali’nin oğullarından İmam Hüseyin’in elini, Kuzey Afrika İslam sanatında da “Fatma’nın Eli”ni sembolize etmektedir.
Yılan-Ejder Figürü İkonografisi
Yılan motifinin Anadolu’da taşa işlenmiş en eski örneklerine Şanlıurfa’daki Paleolitik Çağ sonları Neolitik Çağ başlarına ait Nevaliçori, Göbeklitepe ve Karahantepe kazılarında rastlanılmıştır.
Antik Çağ’da yılan, şifa tanrısına (Asklepios) bağlı bir hayvandır ve “önlem”, “ihtiyat” sembolüdür. Yılan, zehirinden şifa beklendiği için tıbbın sembolü olmuş ve insan ömrünü uzatmak için alamet sayılmıştır. Yılan, aynı zamanda tıbbi deontoloji açısından bir sembol olmaktadır. Hekim yılan gibi dilsiz olacak ve hastaların sırlarını başkalarına aktarmayacaktır (Cantay, 1992, s. 58).
Kainatın ve dünyanın yaratılışında efsanevi bir faktör olan yılan, insan hayalinde gelişerek ejder ya da ejderha adıyla efsanevi bir varlık haline gelmiştir. Masal ve efsanelerde çoğu zaman yedi başlı bir canavar olup ağzından ateş püskürür, ayaklı ya da kanatlı şekle bürünür. Uzun dili, keskin dişleri ve öldürücü zehriyle kötülüğü, insan oğluna düşmanca davranışı temsil eder veya tam aksine ejder kılığına girmiş bir melek olarak kötü ruhları ve düşmanları kovucu, insanların koruyucusudur. Ölümsüzlük, uzun ömür, mutlu yaşantı onun simgesi olmuştur. Bulunduğu yere mutluluk ve bereket getirir, yağmuru yağdırır, karanlıkları aydınlığa çıkarır, güçsüzlerin yardımına koşar. Bu yüzden uzun ömür; şifa, mutluluk, bolluk, bereket, kötü nazarlardan, düşmanlardan koruyucu melek sembolüdür. On iki hayvanlı Türk takviminde ejder yılında çok yağmur yağar, o yıl bereket ve bolluk yılıdır. Kervansaray, han, kale ve şehir kapılarındaki ejder kabartmalarının buralardaki insanları koruyan bir tılsım olduğuna, darda kalan insanların imdadına koşan Hızır’ı temsil ettiğine inanılmaktadır (Önder, 1976, s.13-16).
Ejderlerin (yılan) kötülükleri, hastalıkları yutarak iyilik ve şifa dağıttıklarına inanılmaktadır. Bu nedenle Darüşşifalara Anadolu’da yılanlı bina anlamına gelen “maristan” denilmektedir.
II. ŞANLIURFA EVLERİNDE AHŞAP SÜSLEME SANATI
Kitabın “Şanlıurfa El Sanatları” bölümünde detaylı anlatıldığından bu konuya özet olarak yer verilmeye çalışılmıştır.
Ahşap İşleme Sanatı’nın Urfa’daki en eski örneği Rızvaniye Camii’nin 1721-1722 tarihli inşa tarihinden kalma harim kapısıdır. Bunun dışında 1781-1782 tarihli Nakibzade İbrahim Efendi Medresesi’nin kütüphane kapısı da medresenin inşa tarihinden kalmadır. 15. Yüzyıl Akkoyunlular dönemine ait Hasan Padişah Camii’nin çift kanatlı ve süslemeli ahşap kapısının caminin inşasından çok sonra yapıldığı tahmin edilmektedir.
Urfa evlerindeki ahşap işleme sanatı; kapı ve pencere kanatları dışında odaların duvar kaplamalarında, tavanlarında, camhane tabir edilen nişlerinde, çeyiz sandıklarında ve boy aynası çerçevelerinde yer almaktaydı. Üzerlerindeki kitabelerden bunların 1835, 1854, 1859, 1868 ve 1875 tarihlerinde yapıldıkları, Neccar Mehmet, Yeşilneccarzade Bekir, Hac Hüseyin ve Ahmet Hamdi adlı yerli ustalar tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu eserlerde ellinin üzerinde farklı süsleme kompozisyonuna yer verilmiştir. Bir vazodan çıkan dallara bağlı palmetler, tam ve yarım dairelerin kesişmesinden oluşan kompozisyonlar, dairesel bir eksen çevresinde birbirini kesen çemberlerin oluşturduğu rozetler, bir çiçek rozeti etrafında çarkıfelek şeklinde dönen dallara bağlı çok dilimli palmetler, rumi ve palmetlerden oluşan bordürler Urfa’daki ahşap eserlerde en çok rastlanan kompozisyonlardır. Bu eserlerde oyma, geçme (kündekâri), kafes, muşarabiye ve kakma teknikleri uygulanmıştır.
Oda kapılarının kitabelerinde , “Maşaallah”, “Ya müfettihal ebvab/İftahlena hayrül bab”, “Allahu veliyül Tevfik/Nimel Mevla ve nimel refik”, “İlahi ta felek daim ki arşü ferş ola kaim/Sana ömrü ebed versin Hüdai Baki daim” ve “Açıldıkça kapansın çeşmi âda/Bi Hakki surei İnna Fetahna” yazıları dikkati çeker.
Bu eserlerin önemli bir kısmı 1980’li yılların başlarına kadar duruyordu. O yıllarda 12 Eylül Caddesi’nin açılması sırasında yıkılan evlerle birlikte bunların önemli bir kısmı maalesef yok oldu. Bir kısmı bilinçli vatandaşlar tarafından 1970-1980’li yıllarda Urfa Müzesi’ne teslim edildi. Bir kısmı antikacılar tarafından satın alınarak büyük şehirlere götürülmüştür.
III. ŞANLIURFA HALK MİMARİSİNDE KİTABELER VE EDEBİ UNSURLAR
Şanlıurfa evlerinin birçoğunda gerek taşa yazılmış gerekse oda kapılarının ahşap kanatlarına yazılmış kitabelerde; “Ey kapıları açan, bize hayırlı bir kapı aç” anlamında; “Ya mifattah el-ebvab, İftahlena hayre’l-bab” duası dikkati çeker.
Bazı köşk ve evlerde şair adlarının da yazılı olduğu manzumelere yer verilmiştir. Bunların günümüze ulaşanlar olduğu gibi, günümüze ulaşamayanlar da kaynaklarda geçmektedir. Vali Mustafa Paşa ve Vali Süleyman Paşa’nın Halilü’r-Rahman gölü yakınına yaptırdığı ve günümüze ulaşmayan köşkleri için Urfalı Divan Şairi Nabi’nin yazdığı iki manzumeyi Nabi’nin divanından öğrenmekteyiz (Karakaş, 2012, s. 324-328). Aşağıda verilen örneklerden görüleceği üzere bazı kitabelerde Sakıp, Admi ve Rıf’ad gibi şair isimlerine yer verilmiştir.
Ünlü divan şairlerimizden Nabi’nin asıl adı Yusuf olup “Nabi” adını mahlas olarak kullanmıştır. Urfa’da Hacıgaffarzadeler olarak bilinen aileye mensup Mustafa Efendi’nin oğludur. Urfa’nın Camii Kebir Mahallesi’nde 1642 yılında doğmuştur. Yirmi dört yaşında Urfa’dan ayrılarak İstanbul’a gitmiş, yazdığı şiirleriyle kısa sürede tanınmış ve ünü saraya ulaşmıştır. Türkçe, Farsça şiirlerini ve “Hayriye” adlı eserini kapsayan Divan’ı 1837 senesinde Mısır’da basılmıştır. Hayrabad, Tuhfet’ül Harameyn, Tuhfe-i Dilkeş-i Nabi, Münşeat, Gazaname yazdığı eserlerinden bazılarıdır. 1712 senesinde İstanbul’da vefat etmiş ve Karacaahmet mezarlığına defnedilmiştir (Alpay, 1986, s. 146-153).
Şair Nabi’nin Urfa Valisi Mustafa Paşa’nın Halilü’r-Rahman semtinde yaptırdığı köşküne yazdığı kitabe şöyledir:
Mustafa Paşa-yı ‘alişan vezir-i bi-nezir
Kim Ruha şehrin kudumı cennet abad eyledi
Olduğunda devletiyle hatt-ı pira-yı Ruha
Merhametle hatır-ı sükkanını şad eyledi
Oldu halka sayesi sermaye-i emen ü aman
Feth-i bab-ı ‘adl-i sarf-ı cevher-dad eyledi
Bahtı alidir Ruhanın kim gelüb böyle vezir
Gıbtageh-i Rum ü Şam ü Mısır ü Bağdat eyledi
Resm-i ahkam-ı vezaret tarz-ı adab-ı umur
Zatına mahsus guya kendi icad eyledi
Ab-ı İbrahim veş ğark etdi halkı nimete
Nassı ihsanı ile kul etdi azad eyledi
Koydu ceddi’l-enbiyanın asitanında eser
Bu müzeyyen kasr-ı rengin sakfı abad eyledi
Habbeza kasr-ı cihan – araki hüsn-i dilkeşi
Köhne çarhın cünbiş-i şevkine imdad eyledi
Öyle hazıkdır binay-ı dilkeşi kim her sabah
Seyrine mehr-i cihan ara-yı mutad eyledi
İhtira’-ı tab’ı mi‘mariyle icad eyleyüb
Yemen ta‘limiyle üstadını üstad eyledi
Seyr-i mahi edeni mahi ile hem çeşm edüb
Alemi bu kasr yerden göge dek şad eyledi
Revnak-ı kasr-ı bihiştin kalmadı gitdi deyu
Rişkden rızvan der-i cennetde feryad eyledi
Sayesinde feyz alub ab-ı revanbahş Halil
Çeşme-i ma’i’l-hayvanı vardı irşad eyledi
Köhnesin kim yad eder kasr-ı Süleyman olsa da
Nam ü şanın bu binayı taze berbad eyledi
Abveş-i revmal edub NABİ dedi tarihin
Mustafa Paşa ne ziba kasr bünyad eyledi
“Fâilâtün-fâilâtün-fâilâtün-fâilün” vezninde yazılmış olan manzumenin son mısrada H. 1117/M.1705 tarihi düşürülmüştür.
Kitâbede günümüz Türkçesiyle; “Eşsiz vezir şanı büyük Mustafa Paşa Urfa’ya gelmesiyle, Urfa’yı cennet gibi ma’mur eyledi. Onun varlığıyla Urfa çevresi güzelleşti. Merhametiyle sakinlerinin gönlünü şad eyledi, sevindirdi. Onun gölgesi, halka, güven ve emniyet kaynağı oldu. Adalet kapısını açarak, adalet cevheri dağıttı. Böyle bir vezir geldiği için Urfa mutludur. Çünkü Rum, Şam, Mısır ve Bağdat gibi şehirler Urfa’yı ğıbta ettiler. Onun vezirlik hükümlerinin resmiyeti, emirlik adabının tarzı usulü, kendi şahsına mahsusmuş gibi idi.
Mustafa Paşa, Hz. İbrahim (a.s)’in suyu gibi halkı nimete garketti. İhsan ve hediyeleri ile halkı önce kendine kul etti, sonra da azad eyledi. Peygamberlerin atası Hz. İbrahim (a.s)’in dergahında bir eser bırakmak için bu süslü güzel ve renkli tavanlı köşkü yaptırdı. Cihanı süsleyen, güzelliğiyle gönülleri çeken bu köşk ne güzeldir, ki bu eskimiş dünyanın hareket etme arzusuna yardım etti.
Bu gönül alıcı bina o kadar naziktir ki, her sabah dünyayı süsleyen güneş, onu seyretmeyi alışkanlık haline getirdi. Misli görülmemiş bir usulde imar ederek ustasını yemen usulü bir öğretme ile usta etti. Balıkları seyredenleri, balıklarla birlikte gözetleyerek, bu köşk alemi yerden göğe kadar sevindirdi.
Cennet köşkünün parlaklığı kalmadı diye, Cennetin kapıcısı Rıdvan, cennetin kapısında kıskançlığından feryat eyledi. Hz. Halil’in, akıcılığı bahşeden suyu, onun sayesinde feyz alarak vardı ab-ı hayat’ın çeşmesini irşad eyledi. Süleyman peygamberin köşkü olsa dahi eskimiş olanı kim hatırlar? Onun adını sanını bu yeni yapılan köşk yok etti. Su gibi yüzüne sürüp Nabi bu köşkün tarihini söyledi ki, Mustafa Paşa ne güzel bir köşk yaptırdı” anlamı ifade edilmiştir (Karakaş, 2012, s. 324-326).
Şair Nabi’nin Urfa Valisi Süleyman Paşa’nın Yaptırdığı Köşke Yazdığı Kitabe:
Habbeza kasr-ı huşayende bu taze bina
Ki temaşası verir ruha gıda çeşme ziya
Kasr-i cennet gibi dünyada naziri nayab e
Misli maksure-i Firdevs gibi na peyda
Buna manend olamaz kasr-ı züccaci-i felek
Ab’de aksi olur ancak olursa peyda
Hak budur ki eser-i pak cihan aradır
Etmedi kimse dahi böyle mahallinde bina
Budur ol cilvegeh-i mucize-i berd u selam
Mehbit-i vahy-i Hüda mazhar-ı ayat-ı Hüda
Budur ol ma hasıl nehr-i rakik tesmim
Budur ol kıta-i gülzar na‘im-i ma’va
Budur ol ab-ı safabahş-i revan perver kim
Eyledi feyz-i ezel pay-i Halile icra
Hüsnünün vasfına emvacı südur-i tahrir
Tarhinin medhine mahisi zeban güya
Kendi ruhsarını ayinede seyretmek için
Verdi rüşenger-i bad ayine-i aba cila
Edecek himmetle (Nabi) bu kasri ibda
Çeşmden daire-i ayn-i Ruha buldu reha
Ceryan-ı leb-abiyle dedim tarihin
Yapdı bu tarh-i dil-aşubu Süleyman Paşa
Sene: 1100
Nabi, köşkü yaptıran Süleyman Paşa’yı övdüğü bu manzumesini “Failatün-failatün-failatün-failün (feul)” vezninde yazmış ve son mısrasında H.1100 (M.1688) tarihini düşürmüştür.
Kitâbede: Yeni yapılan bu bina ne güzeldir. Onu seyretmek bile ruha gıda ve göze de ziya vermektedir. Dünyada eşi bulunmaz bir cennet köşkü ve cennet kadınları gibi benzersizdir. Feleğin camdan yapılmış köşkü bunun benzeri olamaz.
Ancak böyle bir şey görünürse, onun sudaki aksi görünür. Gerçekten bu güzel ve temiz eser dünya çapındadır. Kimse böyle yerli yerinde bir bina yapmamıştır. “Berd u selam” mucizesinin meydana geldiği yer burasıdır. Burası Cenab-ı Hakk’ın vahyinin indiği yer, hidayet ayetlerine kavuştuğu yerdir. Burası ince, zarif cennet ırmağının meydana çıktığı yerdir.
Yine Naim cennetinin gül bahçelerinin memleketi, burasıdır. Burası, safa bahşeden suyun akarak beslediği yerdir ki buranın ezeli feyzi Hz. İbrahim Halil’in ayaklarına su akıtmış, dalgaları onun güzelliğinin vasfını anlatmak için satırlarca yazı yazmıştır.
Onun tertibinin methi için balıklar dile gelmiştir. Kendi yüzünü aynada seyredebilmek için aynayı cilalayarak parlatmıştır. Bu köşkü himmetiyle yaptırmakla Urfa’nın gözü olan bu semti gözden kurtuldu. Ben de dudaktan dökülen su ile tarihini şöyle dedim ki, gönle kargaşalık veren bu binayı Süleyman Paşa yaptı” anlamı ifade edilmiştir (Karakaş, 2012, s. 327-328).
Sakıb Efendi’nin Halepli Bahçesi Köşkü’nde Yazdığı Kaside
Birecikli şair, hattat ve mutasavvıf Sakıb Efendi’nin asıl adı Muhammed Emin’dir. Birecik’e bağlı Serisad köyünde doğmuş olup babasının adı Mustafa’dır. Vatani görevini yaptığı Urfa’yı çok sevdiğinden Urfa’ya yerleşmiştir. Ziraat ve ticaretle uğraşarak zenginleşmiştir. Köşk, mektep, mescit, cami, tekke gibi hayır eserleri yapmış, H.1286 (miladi 1869) tarihinde vakıfta bulunmuştur. 1873 yılında misafir olarak gittiği Birecik’te oğlu Mustafa Lami’nin evinde vefat etmiş, vasiyeti üzerine cenazesi Urfa’ya getirilerek Hasan Padişah Camii karşısında yaptırdığı Sakıbiye Tekkesi’ne defnedilmiştir (Alpay, 1986, s. 192-194).
Sakıp Efendi, Halilü’r-Rahman Gölü yakınındaki Halepli Bahçesi’ne H.1263 (M.1845) tarihinde yaptırdığı köşkün üst katının doğu tarafındaki odanın iç duvarlarını tek satır halinde dolaşan her duvarda dört beyit olmak üzere mavi zeminli tahta şerit üzerine beyaz boyayla ta’lik hattıyla yazdığı kaside:
Batı duvarı:
Huş ca-yı safa idi bu ma‘mure-i dünya
Olsaydı esasında bekadan eser amma
Nev kasr-ı mu‘allada ferahbahş eyledi aram
Encamı eğer hufre-i kabr olmasa neva
Dilbeste-i neva bünye-i dehr-i fenaya
İbret mi değil tak-ı revak-ı Cem u Kisra
İkbaline ‘imarına aldanma cihanın
Sanma ki sebat üzre kala hiçbiri haşa
Güney duvarı:
Kâm almadı hiç kimse bu dünya-yı deniden
Sad hasretiyle oldular hep ‘azim-ı ukba
Bu ziynet u zibası bütün nakş u hayaldir
Arif buna hiç bend-i meyan eylemez asla
Hep bilmiş iken bunları hasb el-beşeriyye
Sakıb yine bu kasr-ı nevi eyledim inşa
Devretse de kâm üzre felek bir nice müddet
Bir aksi dönüp aher eder cümlesin ifna
Doğu duvarı:
Tutmuş nideyim dide-i agahımı gaflet
Bu çeşm-i ‘alilim meğer Allah ede bina
Tevfiki İlahiye olub (yaver) u rehber
Dilden ede bu hübb-i siva nakşını imha
Ukba evi ma‘mur gerek yoksa fenada
Bi-faidedir olsa da sad kasr-i mu‘alla
Ancak bu niyazım ki gidüb dar-i fenadan
Bu mesken-i arı olacak ahere sükna
Kuzey duvarı:
Banisini bir fatiha ile edeler yad
Şayed ki ola bir sebeb rahmet-i Mevla
Bu kasr-ı ferahbahşide etdikce ikamet
Şad eyleyeler ruhumu bir rahmetle ihya
Neva bu ümmidile edüb bunları abad
Tarihini bu levhaya eyler iken imla
Tebrikine bir ahbab gelub söyledi tarih
Mesud ola her anda bu kasr-ı ferah efza 1263 (Fotoğraf: 30)

Manzumede: Bu bayındır dünya, safalı hoş bir yerdir. Amma bu dünyada insan devamlı kalabilseydi. Eğer sonuçta kabir çukurunun varlığı söylenilmese bu ferahlık veren yeni yapılmış yüksek köşkte rahat edecekti. Bu geçici dünya binasının sesine gönül bağlayanlara, Cem ve Kisra’nın kemerleri ve eyvanları ibret değil midir? Cihanın bayındırlığına, imaratına ve ikbaline sakın aldanma, bunların aynı şekilde kalacaklarını mı sanıyorsun?
Eğer bu dünyanın böyle ebedi kalıcı olduğunu sanıyorsan bil ki, hiç kimse bu alçak dünyadan arzusunu alamadı, arzuladığını bulamadı. Hepsi büyük hasretlerle ahirete göç ettiler. Dünyanın bu süsü ve güzelliği sadece bir nakıştır, hayaldir. Arif olan kimse, bütün bunlara hiç gönül bağlamaz, bütün bunları insanlık cihetiyle bildiğin halde, ey Sakıb, yine de bu yeni köşkü inşa eyledin!
Ne edeyim, ğaflet benim basiretimi bağlamış; ancak bu hasta gözümü Allah görür hale getirsin, iyileştirsin. Ancak Allah yardımıyla, gönlümdeki bu beraberlik nakşını, dünya sevgisini yok etsin. Dünyada insan yüz tane bile yüksek köşkler yaptırsa, ahiretini ma’mur ve bayındır etmedikçe hiçbir faydası olmaz.
Ancak benim isteğim budur ki, ben dünyadan göç ettikten sonra bu mesken de benden başkasının malı olacak. İşte o zaman, Cenab-ı Hakk’ın rahmetine sebep olsun diye bu köşkün banisine bir Fatiha okuyup hatırlasınlar. Bu ferah verici köşkte oturdukları müddetçe bir rahmetle ruhumu şad eylesinler, ihya etsinler.
Bu ümitle bütün bunları yaptıktan sonra tarihini de bu levhaya yazarken, tebrik için bir dost gelerek bu tarihi söyledi. Bu ferahlığı arttırıcı köşk ve burada oturanlar her zaman mesut ve bahtiyar olsunlar” denilmektedir (Karakaş, 2012, s. 329-332).
Sakıb Efendi’nin Akarbaşı Semtindeki Evinin Şanlıurfa Müzesi’ndeki Kitâbesi
Akarbaşı semtinde olan bu ev yıkılmış olup kitâbesinde hicri 1268 (miladi 1852) tarihinde yapıldığı belirtilmektedir. Son mısrada, harflerin toplamından bir çıkarılınca yapılış tarihi hicri 1268’i vermektedir.
Dört beyitlik manzumenin dördüncü beyitinin ilk mısrasından manzumenin Şair Admi tarafından yazıldığı belirtilmiştir. Admi mahlaslı bu şairin esas adı Muhammed olup 1818 tarihinde Urfa’da doğmuştur. Kurucabey aşiretine mensuptur. Tahsilini Urfa’da tamamlamış, 1853 yılında Urfa İdare Meclisi kâtipliğine atanmış, 1856 yılında akrabası olan şair Muhammed Salih Sami’nin vefatı üzerine onun yerine Urfa Tahrirat Müdürü olmuştur. 1873 yılından başlayarak Misis, Kozan, Adana, Silifke, Payas tahrirat müdürlüklerine tayin edilmiş, 1886 yılında emekli olduktan sonra yerleştiği Adana’da 1900 yılında vefat etmiştir. Yayınlanmış manzum Şükûfename’si vardır (Alpay, 1986, s. 17-20).
Müzedeki kitabenin metni şöyledir:
Cenab-ı Sakıb Efendiye her du ‘alemde
Behişt eyleye tevfikini refik Huda
Şu hanelerle şu eyvan-ı revnak efzanın
Bu tarz-ı nevle müceddid kamusun etdi bina
Safa ile otura kendisi hem evladı
İçinde görmeyeler hiç gam ve keder asla
Görünce fatır-ı ‘Admi’ye düşdü bir tarih
Heman bu haneyi ma‘mur eyleye mevlâ
Sene 1268” (M.1852)
Kitâbe, “Allah, Sakıb Efendi’ye her iki alemde yardımını arkadaş ede ve yerini cennet eyleye. Bu evlerle bu güzel, zarif eyvanı yeni bir tarzda yeniledi. Kendisi ve evlatları içinde safa ile otursunlar. Allah kendilerine hiç gam ve keder vermesin. Şair Admi, şiirde zayıflık görünce bir düşerek tarihini söyledi ki hemen Allah bu evi ma’mur ve bayındır eylesin” anlamındadır (Karakaş, 2012, s. 334,335).
Sakıb Efendi’nin Ev Kitâbesi:
Sakıp Efendi’nin Halepli Bahçede’ki köşkünün bahçesinde sergilenen ve şair Rıf’at tarafından yazılan bu kitabenin köşkün yıkılmış bir müştemilatına ait olduğu tahmin edilmektedir. Kitabenin yazıldığı H.1274 /M.1857-58 tarihinde Rıf’ad adlı Urfalı bir şair bulunmamaktadır. Bu şairin, 1798 yılında Adıyaman’da doğan, 1864’de Adıyaman’da vefat eden ve “Tükendi nakd-i ömrüm dilde sermayem bir ah kaldı” adlı gazeli, Urfalı gazelhanlar tarafından sevilerek okunan ve Sakıp Efendi ile de dostluğu olduğunu tahmin ettiğimiz Rıfat Efendi’nin vefatından önce Sakıp Efendi’yi Urfa’da ziyaret edişinde yazmış olabileceği tahmin edilmektedir.
Kitabe metni şöyledir:
Oldu bu arsa çün be-avn-ı Hüdâ
Hemen hali harab iken âbâd
Habbeza bais binası bunun
Alır feyz u şeref mübarek bâd
Dedi Rif’at se cevher tarihi
Etdi Sakıb efendi nev bünyâd
Sene 1274 (Fotoğraf: 31).
H.1274/M.1857-1858 tarihi düşürülen kitabede, boş bir arsanın içine bir ev yapılarak ma’mur edildiği anlatılmaktadır. (Karakaş, 2012, s. 335-336).
Sayganlar Evi Kitabesi:
Halilü’r-Rahman Gölünün kuzey yakınında, Sayganlar ailesi tarafından kullanılan bu ev Dergâh-Balıklıgöl Projesi kapsamında 1992 yılında ŞURKAV tarafından satın alınıp restore edilerek 1994 yılında Taziye Evi olarak hizmet vermeye başlamıştır. 2011-2016 arası Geleneksel El Sanatları Müzesi olan yapı daha sonra Butik Otel’e dönüştürülmüştür. Avlunun doğusundaki odaya giriş kapısı üzerindeki tarihsiz kitabe:

(Hayrile daim) babın küşâd eyle
Bi-hakkı sure-i inna fetahnâ
Bu hane sahibin ya Rab iki ‘alemde şâd eyle”
“Kapı açıldıkça düşmanın gözü kapansın. Înna fetahna suresinin hakkı için, bu hane sahibini iki cihanda mutlu eyle”.
Urfa Müzesinde Bir Ev Kitâbesi ,:
Şairi belli olmayan ve hattının Hattat Lobut Ahmed Efendi tarafından yazıldığı söylenilen H.1348/M.1929) bu kitâbede, evde oturanlar için duada bulunulmuştur. Kitabe şöyledir:
“Bu hane öyle bir hane her usulü ba-safa
İçinde sakin olanlar çekmeye asla cefa
Bir gelen bir dahi gelsin demesinler bî vefa
Sahibine kıl şefa‘at ya Muhammed Mustafa”
1348 (Karakaş, 2012, s. 341).
Şeftalioğulları Evi Kitabesi
Karanlık Kapı sokağındaki çıkmazda bulunan Şeftalioğulları evinin eyvanının doğusuna bitişik odanın kapısı üzerinde yer alan ve “Yarabbi yüce iyiliğinle cömertlik kapını aç. Bu evin sahibini iki cihanda mutlu kıl ya Rabbi” anlamındaki tarihsiz kitabe şöyledir:
“İlahi fazl-ı lütfünle kerem
Babın küşad eyle
Bu hane sahibin ya Rab
İki ‘alemde şâd eyle”
Hafız İbrahim Halil Efendi Evi Kitâbesi
Kürkçüzade Seyyid Halil Efendi’nin oğlu Hacı Osman Ağa’nın çocuklarından Abdurrahman’ın oğludur. Devrinin Nakşibendî tarikatı halifesi ve hâfızlarındandır. Annesi Arabizadelerden Hatice Hanım’dır. Doğum tarihini bilemediğimiz Halil Hafız 5 Ekim 1921 tarihinde Urfa’da vefat etmiş ve Ulu Cami haziresine defnedilmiştir (Karakaş, 1996, s. 56).
Halil Hafız Efendi’nin Sumeydanı Sokak’ta (Günümüzde Demokrasi Caddesi) yaptırdığı ve günümüzde “Pınarbaşı Konuk Evi’ olarak kullanılmakta olan evinin kitabesi şöyledir:
“Haza min fazli Rabbî
Bir tarih-i güher darim olur elbet şevki efzûn
Şu me’va’da ikamet eyleyen memnun u şâd olsun
Sene 1320”
Kitâbe, “Bu Rabbimin fazlındandır. Bir cevher tarihim vardır. Elbette onun şevki, arzusu çok fazladır. Bu evde oturanlar memnun ve mutlu olsunlar. Sene 1320” (miladi 1902) anlamındadır. Kitâbede cevher tarih düşürmüş olduğundan alt satırdaki noktalı harflerin toplamı 1320 hicri (miladi 1902) tarihini vermektedir (Karakaş, 2012, s. 346).
Çerkez Sokakta Bir Ev Kitabesi:
Kitâbede, Maşaallahu Ta’ala, sene 1306’dan sonra “Bu yüce güzel köşk ne gönül çekicidir” anlamındaki iki satırlık kitabede H.1306/M.1888-1889 tarihi düşürülmüştür.
Kitabe şöyledir:
“Maşaallahu Ta’ala
Sene 1306
Çıkub biriler dedi tarih-i cevher
Acib dilkeş şu kasr-i hub a‘la”
Kurtuluş Mahallesi Mısır Sokaktaki Bir Evin Eyvan Kitabeleri: (Karakaş, 2012, s. 348-352).
Eyvan doğu duvarındaki Farsça kitabe
“Ey kullar benim azabımdan korkun. Kullar için benden başka tapacak yoktur” anlamındaki kitabe şöyledir:
“Sene 1302
Bitersid ez azab-i men halayık
Halayıkra be cüz men nist ma‘bud” (Fotoğraf 32).

“Bütün varlıkları besleyen ve yetiştiren benim. Senin isteğini benden başka kimse karşılayamaz” anlamındaki kitabe şöyledir:
“Maşaallah
Menem perverdigar-i cümle mevcud
Türa cüz-i men nebaşed hiç maksud”
Yukarıdaki her iki kitabe de Urfa yapılarındaki tek Farsça kitabe olması bakımından önem taşımaktadır.
Eyvan kemerinin kilit taşındaki kitabe:
Besmele ile başlayan bu kitabede Kur’an-ı Kerim Falak suresinin birinci ve ikinci ayetleri yazılmıştır.
“Bismillahirrahmanirrahim
Kul e‘uzu bi Rabbi’l-felak min şerri ma halak.”
Eyvan içi batı oda kapısı üzerindeki Arapça kitabe:
Beş şeyin veba ateşini söndürdüğü, bunların Mustafa (Peygamber Efendimiz), Murtaza (Hz. Ali) ve iki oğlu (Hasan ve Hüseyin) ve Fatime olduğu anlamındaki kitabe şöyledir:
“Li hamsetün edfa‘ biha
Harre el-vebai’l-hatime
El-Mustafa ve’l-Murtaza
Ve’bna hüma ve’l-Fatima”
Eyvan içi doğu oda kapısı üzerindeki kitabe:
“Ya men latifü lem yezel
Ültüf bina fima nezel
Ente’l-kaviyyü neccina
Min kahrike yevme’l-halel”
Eyvan kible duvarındaki kitabe:
“Kale ‘Aliyyün kerremallahu vechehu
Bismillahirrahmanirrahim
Allahümme’ğfir zümürati’l-ittihaz ve sekatatı’l-elfaz
Ve şehevati’l-cinan ve hefevati’l-lisan”.
Kürkçüzade Ahmet Bican Ağa Evi Ahşap Oda Kapıları Kitabeleri:
Camii Kebir Mahallesi Hacıban sokakta bulunan Kürkçüzade Hacı Osman oğlu Ahmet Bican Efendi tarafından yaptırılan, sonradan oğlu Ali Rıza Efendi’ye, daha sonra Erenler ailesine intikal eden bu evin son sahibi halk arasında “Doktor İmam” olarak bilinen İmam Demirkol olmuştur. Bu nedenle ev günümüzde “Doktor İmam Evi” olarak da tanınmaktadır.
Günümüzde Konuk Evi olarak kullanılmakta olan evin avlusunun güneyindeki revaklı bölümde yer alan iki kapıdan birinde sağdaki panoda; “Menba’-ı ihvân-ı kasr-ı dil-güşâ” soldaki panoda, “Nâm-ı târihaş cedid hayrü’l-büyût” (Karakaş, 2012, s. 353) “Bu ferah verici bina dostların toplandığı yerdir. Yapılış tarihi de ‘cedid hayrü’l- büyût (yeni hayırlı ev)’dur. H.1270/M.1853”. Diğer kapının sağdaki panosunda; “Açıldıkça Kapansın çeşm-i a’da Maşaallah”, soldaki panosunda; “Bi hakkı sure-i inna fetehna, 1269 (M.1853)” yazılıdır (Akkoyunlu, 1989, s. 36).
Balakzâde Hacı Hafızlar Evi Sokak Kapısı Kitabesi:
Yusuf Paşa Mahallesi, Sarayönü Postanesi güneyine bitişik, harem ve selamlık bölümlü bu ev Urfa Kolağası Hacı Hafız Ahmet Efendi (Balak) tarafından H.1306/M.1888 tarihinde yaptırılmış, daha sonra Hacı Abdurrahman Ağan ve Hacı Mahmut İzgördü ailesine geçmiştir. Kültür Bakanlığı’nca son sahibinden kamulaştırılmış olup günümüzde Şanlıurfa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü olarak kullanılmaktadır. Selâmlığın güneye bakan sokak kapısı üzerindeki kitabede “Ey kapıları açan Allah’ım, bize hayırlı kapılar aç” anlamında:
“Ya Hafiz
Maşaallahu kâne
Allahümme Ya Müfattah el-ebvab
İftah lena hayr el-bab
Sene 1306” (M.1888) yazılıdır.
Azabistanağasızade Ömer Alpan Evi (Keçeci Hanı) Kitâbesi:
Gümüş Kuşak Mahallesi Alpan Sokakta Azabistanağasızade Ömer Efendi olarak tanınan şahsa ait bu evin avlusunun güneyinden sokağa açılan; ancak son zamanda kapatılan kapının avluya bakan kuzey cephesideki bu kitabede “İlahi, bu ulu kapını lütüf ve fazlınla aç. Bu ev sahibini iki cihanda mutlu eyle” anlamı ifade edilmiştir. Kitabe metni şöyledir:
Üst sağda: “Maşallah”, Üst solda: “Şehri Şa‘ban sene 1230” (M.1815),

“İlâhî fazl-ı lütfünle
Kerem babın küşâd eyle
Bu hane sahibinin
Ya rab iki ‘alemde şâd eyle” (Fotoğraf: 33).
Bu ev günümüzde Keçeci esnafı tarafından kullanıldığından Keçeci Hanı olarak tanınmaktadır.
KAYNAKÇA:
Akkoyunlu, Z. (1989). Geleneksel Urfa Evlerinin Mimari Özellikleri, Kültür Bakanlığı yayını.
Alpay, B. (1986). Şanlıurfa Şairleri I, Dal Yayıncılık, Şanlıurfa.
Başaran, C. (1995). Anadolu Mimari Bezemeleri Roma Çağı Lotus-Palmet Örgesi.
Cantay, G. (1992). Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Darüşşifaları, Ankara.
Çam, N. (1993). Türk ve İslam Sanatlarında Altı Kollu Yıldız (Mührü Süleyman), Yılmaz Önge Armağanı, Konya.
Eyyüboğlu, İ. Z. (1981). Anadolu Uygarlığı.
Gündoğdu, H. (1993). İkonografik Açıdan Türk Sanatında Rumiler ve Palmetler, Sanat Tarihinde İkonografik Araştırmalar-Güner İnal’a Armağan.
Karakaş, M. (1992). Şanlıurfa ve İlçelerinde Kitabeler, Şanlıurfa Valiliği, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yayını.
Karakaş, M. (1996). Şanlıurfa Evliya ve Alimleri, Şanlıurfa Belediyesi Yayını.
Kırzıoğlu, N. G. (1995). Altaylardan Tunaboyu’na Türk Dünyasında Ortak Motifler.
Kürkçüoğlu, A. C., (1998). Şanlıurfa İslam Mimarisinde Taş Süsleme, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Selçuk Üniversitesi.
Mülayim, S. (1989). Selçuklu Sanatında İnsan Figürünün İkonografik Kaynağı, Antalya III. Selçuklu Semineri Bildirileri. İstanbul.
Mülayim, S. (1993). Selçuklu Sanatında Geometrik Kompozisyonlar, I.-II. Milli Selçuklu Kültür ve Medeniyeti Semineri Bildirileri, Konya.
Mülayim, S. (1993-1994). İslam Süslemeleri-Arabesk, Thema Larousse-Tematik Ansiklopedi.
Mülayim, S. (1993-1994). Rumi Motifi, Thema Larousse-Tematik Ansiklopedi.
Mülayim, S. (1993-1994). Rumi Motifinin Öncüleri, Thema Larousse-Tematik Ansiklopedi.
Mülayim, S. (1993-1994). Simge Olarak Geometrik Şekiller, Thema Larousse-Tematik Ansiklopedi. C. 6.
Ögel, B. (1984). Türk Kültür Tarihine Giriş, C. 6, Ankara.
Ögel, S. (1994). Anadolu’nun Selçuklu Çehresi, İstanbul.
Öney, G. (1967). Niğde Hüdavent Hatun Türbesi Figürlü Kabartmaları, Belleten, C.XXXI, Sayı 122, Ankara.
Öney, G. (1968). Anadolu Selçuklu Sanatında Hayat Ağacı Motifi, Belleten. C.XXXII, Sayı 125.
Öney, G. (1968). Artuklu Devrinden Bir Hayat Ağacı Kabartması, Vakıflar Dergisi, Sayı VII’den Ayrı Basım.
Önder, M. (1976). Yeni Bulunan Selçuklu Devri Ejder Figürleri, Kültür ve Sanat, Sayı 4, İstanbul.
Şeşen, R. (1987), Selahaddin Eyyûbi ve Devlet, İstanbul.